Cuma, Aralık 14, 2007

görülmüş ve yaşanmış bir mektup

10.01.2006 da formatlı notebooka- sonra blackbooka kaydedildi.
GÖRÜLMÜŞ VE YAŞANMIŞ BİR MEKTUP 7.8.2001 de düzenlendi.
Birlikte baktığımız güvercinler gitti, kırlangıçlar görünmez oldu. Kendi içimizde kendimizi yitirdiğimizi gören Kanadalı tayfalar; onlar da çoktan gemilerini terk ettiler, denizleri bıraktılar.Uzun bir süredir onlardan haber alamadım ama yerleşik hayata geçmişler. Yalnız tatillerde deniz kıyılarına gidiyorlarmış. Yalnız o uçkun olan tayfa zamanı dinlemeden vakitli vakitsiz kıyılara gidip o eski özlemleri ararmış.
Gittiğin zamanı unuttum.
Yazdıklarımızı buldum. Kendi tutsaklığımın dört duvarı arasından sana bir kez daha yeniden baktım. Seni görmeden de herşeyin yerli yerinde duruyor gibi olduğunu, sokağa çıktığım vakit aynı gökyüzünü yaşadığımı..
Saksıdaki çiçek, duvardaki kedi.
Birden bire bir hüzün.
9.10.1985 buca cezaevinden yazıldı.
"5.7.1992 Pazar 21.7.1992 de cezaevi mektupları elden geçirildi-
Gidişim hasat zamanı değil, tohumun toprağa düştüğü, yeniden doğumlara gebe olduğu bir Ekim ayının ilk haftasına denk geliyor. Ve ilk mektupta da dediğim gibi, namussuzluk, hırsızlık değil bu geri dönüşlü (?) gidişin nedeni. Üstelik, tutsaklığın daha ilk satırlarında kısa ve özlü bir geri dönüş müjdesi çırılçıplak kendini açığa vuruyor. Durumu ancak sen anlayabilirsin. Sen ne yapıyorsun, kendini bırakma, bir çok zorluklarla karşılaştığını ve karşılaşacağını biliyorum. Her şeyin üstesinden gelebilecek gücün var senin. Biz beraber nelere katlanmadık ki. Nereye kadar bilmem. Ama değilmi ki bu yürek bizde var. Daha çok şeylere katlanırız/ görürüz. Beni düşündüren tek konu sensin. Sana da dediğim gibi kendine göre bir yaşam tarzı benimse şimdilik. Kendine hakim ol. Canlılığını gücünü yitirme. İnan bunun için hep dua ettim gizliden. Resim yapmayı da ihmal etme. Daha büyük birliktelikler yaşayacağız...Çarşaf, havlu, pijama, eşofman, terlik, kitap, kalem, kazak getir bana. Bir de pazar torbası. Eşya koymak için. Çanta, havlu gibi şeyler alınmıyor da. Terlikler, o basit ortopediklerden olsa da olur. Tıraş fırçası ve evdeki sabunu koymayı da unutma. Bütün bunların yanında da, seni, vefa şampiyonu ilan etmenin, bir sıcak ruh okşamanın ötesinde bir gerçeği yansıttığı da ortada. Ama, kırlangıçlar her göç mevsiminde yine ayrıldıkları diyarlara gelip eski yuvalarını ararlar. Ya da yine aynı yerlere yuva yaparlar... Hangi şaşmaz duygularla bu beceriyi gösterirler bilemiyorum.
Yetmibeş kişilik bir koğuşta sekiz kişiyiz. Sekiz baş hayvan gibi tıkıldık buraya. Ranzalar üç katlı. Cezaevi kapısından girer girmez bir sıkı arama ki! Yahu, zaten onbeş günlük bir gözetimden geliyor insanlar. İçeri tankla girecek değiller ya. Ama olsun. Jandarmalar, gardiyanlar büyük bir titizlikle yapıyorlar görevlerini. Sonra görüşyerine alınıyoruz. Bir gardiyan elinde traş makinasıyla geliyor. Hepimizin kafası sıfır numara traş ediliyor. Sakal bıyık birbirine karışmış. Ama, onlara dokunan yok. Demek ki saç daha önemli. Sonra, hepimizin önüne lacivert cezaevi elbisesi atılıyor. Ceket ve pantolan. Giymek zorunlu bunları. Zaten kimse itiraz etmiyor. Üzerimizdekileri çıkarıp, mavi işçi tulumlarını giyiyoruz. Elbiseler hiç kimsenin bedenine tam uymuyor. Hele benimkiler tam bir felaket. Pantalon ayağımdan aşağı kayıp gidecek ama, elimle tutarak bir tek donla kalmaktan koruyorum kendimi. Sonra, jandarma ve gardiyanlar eşliğinde maltanın demir kapılarını geçiyoruz. Sekiz numaralı koğuş kapısının önünde durarak yeni bir demir kapının açılmasını bekliyoruz. Bir gardiyan var gücüyle iterek açıyor kapıyı. İçeri doluşuyoruz. Uzun süredir boş olduğunu öğrendiğimiz bu koğuşun ilk konukları biz sekiz kişi oluyoruz. Karşı koğuş tıklım tıklım dolu. Bizi görür görmez demir parmaklıklı pencerelerin önüne üşüşüyorlar. Yüksek sesle geçmiş olsun dileklerini iletirken, içlerinden biri, yönelttiği soru ile hangi suçtan içeri girdiğimizi, ne tür mahkumlar olduğumuzu anlamaya çalışıyor. Karnımız aç. Demir kapıyı yumruklayarak gardiyan çağırıyoruz. Kuru ekmek getiriyorlar ve bu gecelik idare etmemiz isteniyor. Battaniye de getiriliyor bu arada. Günler sonra, elimizi yüzümüzü bolca suyla yıkama şansını yakalıyoruz. Ayaklarımızı da yıkıyoruz. Üstümüz başımız kir içinde. Kir ve terden ağır kokular yayılıyor her birimizden. Ama, hiç kimse de birbirinin kokusundan rahatsızlık duymuyor. Gözetim altında alışmışız bu pis kokuya. Kimsenin umurunda bile değil.
İnsanlar kendi aralarında gurup-laşarak durumlarını gözden geçiriyor.
Bir yandan da bu dört duvar arasında olmalarına neden olan vatandaş aleyhinde atıp tutuyor. En seçme küfürleri savuruyorlar. Benim de pek aşağı kalır yanım yok hani. Durup duruken, üstelik de tanımadığım insanlarla birlikte ve yapmadığım, işlemediğim suçlardan ötürü buradayım. Adam belki kendince haklı. O, paçasını kurtarmaya çalışıyor. Ama, bunun ille de böyle rezilce mi olması gerekirdi?
Tutukluluğun ilk gecesi doğrusu cezaevi yatak ve battaniyeleri kuş tüyündendi. İşte öylesine mis gibi rahat ve deliksiz bir uyku çektim. Sanki dünya umurumda değildi." GÖRÜLMÜŞTÜR. GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
Bütün perdeler bir bir açıldı. Sana bakarken kendimi de tekrar tekrar görüyorum. Kendi kendimi yerleştirdiğim mekana bir kez, bir kez daha bakıyorum. Ve daha çokça bakacağım. Hiç aynada kendine bakarken paniklemiş miydin. Tercihlerinin ne kadar kendine ait olduğunu. Gerçekte ipleri elinde tutanla hiç gözgöze geldin mi? Yoksa bütün sorun benim gözgöze gelmemde miydi?
Beyaz camda bir müzisyen.
Bir çalkantı, bir kaos ve alkış sesleri duyuluyor.
Kukla iplerinden yerine asıldı.

Çarşamba, Aralık 12, 2007

öğrenci arkadaşlarla eğitim-sen sempozyumuna katılımımız


üniversiteler, gençliğimiz ve toplumumuz

mukadder cağlar, özge, barış, onur, ece, taylan, adem, mkemal, diğerleri *

1980 öncesinde üniversite gençliği, bugünün teknolojik olanaklarına sahip olmamakla birlikte,
üniversal düzeyde düşünebilen, forumlarla tartışan ve yorumlarla, felsefi dönüşüm çabalarıyla dünyanın değişiminde ve yönelimlerinde etkin olabilen bir yapıda görünüyordu.
gençiğin örgütlenme yapısı da bu yaklaşımla örtüşüyordu.
68 kuşağıyla birlikte başlayan özgürlük oluşumu ve yeni bir çağın sesi olma durumu,
gündemdeki siyasi iktidarların gerektirdiği faşizan toplum yapsı ile çatıştı.
dünya halkları ne yazık ki,
yeni gençliğin dinamizmini ve özgürlük tutkusunu yaşamsal kılabilecek siyasi kaldırma gücü olan yöneticiler, hükümetler, devletler oluşturamadılar.
ve yine yönetenler kendilerinin de tutsak olduğu faşizan kulelerden kullarını yönetmeyi ve kendi varlıklarını kutsamayı sürdürdüler.
bu sistemin değişmesinin gerekliliğine inanan asi gençlik çoğu toplumda düşman ilan edilerek, bozguncu diye nitelendirilerek katledildi, kırıldı, sindirildi.
dünya yeni ve heyecan verici bir yönelim şansını kaybetti.
romantizm bitti.
"bir ömür için bir ömür verilen" (can yücel) zamanlar başladı.
yeme, içme, bahçesinde hanımeli çiçekleri olan hayatlar, lüks özlemleri sewgiyi alt etti.
heyecan yitti.
katliamlar, işkenceler, aşağılamalar, baskınlar ve bozgunlarla sindirilen halkların çocukları,
kutsal devletlerinin varlıðı için yeni oluşumlar sergilemeye başladılar.
zaten kurumlar da bu yapılarla örtüştü.
korkunun kırallıðında yeni bir yaşam başlatıldı.
isyanın sesi değil,
itaatın güvencesi oluşturuldu.
kolestrol, yüksek tansiyon, mide haplarına viagralar, sıkıştırıcılar, geciktiriciler ilave edildi.
yaşamın güvencesinden haz ve mutluluk duyan bir gençliğin gereksinimi olan herşey,
duruma uygun olarak hazırlandı.
yaşlanma durumlarına uyum sağlatacak çok eşliliğin çeşitli versiyonları hazırlandı.
yeni bir toplumun oluşumunda özlemi duyulacak herşey oluşturuluyordu.
çeşitli şekillerde kürsüleri talan edilmiş hocalar (bedrettin cömert, doğan öz, bahriye üçok, turan dursun, vd)
üniversitelerden atılanlar, çoğu burnu sürtüldükten sonra yeni tarza uyum sağlayacak şekilde geri döndüler. (1402'likler)
yeni bir yenilik başladı.
bozguncu olmayan, geleneklere saygılı, kendilerine sunulan hayatı bazı dekoratif değişikliklerle tazeleyecek bir gençliğe bakıldı.
özel üniversiteler, vakıf üniversiteleri, hatta bazı alternatif denemelere yönelinildi.
gençliğin gereksinim duyabileceği sosyal etkinlikler, değişik çalışma toplulukları oluşturuldu.
krediler, harçlar, ikiliöğretim, yeni olanaklar arandı.
nitelikli vasıflı bir gençlik oluşturulmaya çalışıldı.
yani bu durumlar zaman zaman biraz şirket ilişkilerine kaymakla birlikte,
her şey isyandan daha iyiydi.
iyi bir iş, statü, rahat, konformalist tarz,
bütün toplum bir şekilde etkilendi tabiiki,
içki masalarında eskiden kalma devrimcilerin "ne olacak bu memleketin hali" tartışmalarıyla da renklilik oluyordu.
elverdiğince dünyanın hali de tartışılıp kurtarılma yöntemleri oldu tabiiki.
bunlardan etkilenen bir gençliğe de sahip olduk.
üniversitelerdeki "sol" guruplardan öğrencilerin durumu da çok zor. "potansiyel terörist" olarak ele alınıyorlar, ve
buna karşı konumlarını güçlendirebilecek teorik donanımları yok.
ne yazık ki, karşı koymaları ve başkaldırıları güncel ve yaşamsal tepkisel olaylar olarak kalıyor.
sürekli cezalardan başlarını kaldıracak halleri yok zaten.
gazete dergi masası açmaktan, afiş asmaktan, bildiri yayınlamaktan, seminer vermekten başka, tuhaf
cezalar alıyorlar. afişlere bakmak, kavgayı ayırmak, "kuşlama"yapmak, kötü kötü bakmak, harçlara karşı çıkmak, vs vs
her an onlardan birisini bir polis otosunda görebilme endişeniz olacaktır. -tutuklu, gözaltı vs olarak tabii-
her an kelli felli birilerinin çıkıp onları suçlamaları, toplum dışına itilmelerini önermesi olası -ki bazı eski solcular da buna dahil-
aynı toplumda yaşıyor olsanız da, üniversitede öğrencinleriniz olsalar da onlarla olan bütün diyaloglarınız sizi hedef yapmaya hazırdır.
ama sizin yaşadığınız en güzel şey, herkesin "hazır terörist" damgasını vurduğu bu gençler yüzünüze gözleri güleç bakarlar, ve
onların şenliklerinde yeriniz vardır.
size sundukları çay da dostluk çayıdır, kendi yedikleri içtikleridir, size zarar verecek bir şey değildir yani.
onlarla konuşmak gene de heyecan vericidir, hele itaat etirme endişeniz yoksa, fikir alışverişleriniz keyifli olur,
başka türlü pek konuşacaklarını sanmam zaten.
ilgisiz görünüp, susup
karşınızda olacaklardır.
ve "sol" ideolojiyi yaşamsal kılabilecek birikimi oluşturabilecek ne zamanları var, ne de ortamları.
böyle olunca "sol nedir, ne durumdadır" gibi sorularımız oluyor tabiiki.
bu çocuklar gerçekten zor durumda. bizlerin olduğu gibi
bu yaşanan süreçlerde gözlemlenenlerden bir şey de,
sunulan bir yaşam olarak
yine de en doğrusu,
fazla sivrileşmeden sahip oldukları şeyleri sürdürebilmeleri olanakları tanındı çoğu kişiye,
biraz uyum gerekiyordu,
"bazılarına" yapılan yargısız infazlarla, baskılarla, gözdağlarıyla, insanlıktan çıkarmalarla, F tipleriyle,
yine de en doğrusunun bu olduğuna ikna edildiK.
ewt yeni hayatın da kendine göre heyecanları olduğu açığa çıkıyordu.
örneğin,
durum tespiti
oks, öss, kpss süreçleri
yüzbinlerce insanın yaşamını etkiliyor ve neredeyse kimse gıkını çıkarmadan ailecek sınavlara, dershanelere, özel hocalara, kurslara koşuyor.
habire bir koşuşturmadır gidiyor.
tabi şansı ve olanakları olanlar.
bazı şeyler kaderdir.
öğrencileri çeşitli seçenekler bekliyor:
kapısı herkese açık "genel liseler",
en "başarılı" öğrencilerin kazanabildiği "fen,sosyal bilgiler,anadolu, anadolu öğretmen liseleri",
ve onlarcası bulunan "özel liseler",
meslek liseleri,
pek çok alt dalı bulunan liseler,
daha önce mezun olup sınavı kazanamayanlarla beraber,
ağırlıklı ortaöğretim başarı puanları DA dikkate alınarak,
yine yılın bir günü yapılan öss de şanslarını denemektedirler.
çeşitli örnekleri olan "fırsat eşitliği" burada da geçerlidir.
bu sınav sisteminde
sosyal ve ekonomik olarak iki ayrı uca mensup gençler geleceklerini kutucuklar aracılığıyla yaratmaya çalışıyorlar.
elemelerin ardından üniversiteli olabilen şanslı aznlığı bir kaç yıl sonra da
iþe girmeyi vaadeden kpss beklemektedir.
çok çeşitli üniversitelerin mezunları yine kurs, kaynak kitap
darboğazlarından geçerek
bu kez de çalışma olanağına kavuşmaya çalışırlar.
tabi bu durumun sonucunda haddeden geçmiş bir gençliğin posaları yaşamaya devam etmektedir.
duygu, sevgi, romantizm gibi kavramlardan uzak pornografik bir topluma ulaþma süreci de denebilir belki.
bu sistemden çıkan bireyler, yaşamdaki başarıyı yalnızca sınav sonuçlarına göre algılarlar.
sürekli yüzbinlerce, az bir kısmını tanıyabildikleri, rakiple mücadele ederler.
serbest rekabet duygusunu öğreniyorlar.
bu mücadele de zamanla dayanışma duygusunu törpüler.
başarılı olmak yalnızca başkasının başarısızlığına bağlı olduğu için
bu şekilde yetişen bireyler en doğal hakların bile yalnızca seçkinler için olduğuna ikna olmuşlardır bile.
kendilerinden nasıl mutlu olacakları
neleri ve nasl yaşamları özleyecekleri belirlidir artık.
kısaca sistemin gereksinimi olan insanların yetiştirilmesinde bu sınav sistemi de önemli bir role sahiptir.
sistem bir yandan gereksinimi olan seçkin, iyi eğitim almış ama düşünmeyen bireyleri yetiştirirken,
diğer yandan da yine düşünmeyen, sorgulamayan, toplumsal yaşamda yan rollere talip bireyleri kolaylıkla devşirebilmektedir.
toplumsal uyum açısından gerekli bu.
reformlar olmakla birlikte
üniversiteyi sanayiye bilgi ve işgücü yetiştiren kurum yaklaşımı
üniversitenin asıl niteliği olan "bilimsel üretim yapan kurum" olma özelliğinin arka plana itilerek,
yan işlevi olan meslek edindirme, nitelikli işgücü yetiştirme yönünün de öne çıkmasına neden olmuştur.
herhangi bir şeyi yaratmak, üretmek için de fazla istek kalmıyor böyle olunca.
araştırmacı yapı kayboldu.
sanki herkes belirlenmiş görevler doğrultusunda üstüne düşenleri yapıyor.
çoğu üniversite öğrencisi de deneyimli hocalarının istedikleri ve söyledikleri doğrultusunda
ödevler, sınavlar, fotokopilerle uğraşmaktan,
kendilerini kantine zor atıyorlar.
çoğu genç tv dizilerine bakyor, annelerimiz, anneannelerimiz, ev kadınları, küçük çocuklar gibi, tv karşısına oturtulan
program deyince onları tartışıyorlar.
filmin kurgusunu, taşıdığı elemanları değil, filmde geçen esas oğlan esas kadınları.
ne kadar bonuslarının olduğu konusunu çok rahat arkadaşlarıyla uzun uzun konu ediyorlar.
ders kaynatmalar.
şaklabanlıklar,
başkalarının hazırladığı dosyalarla not almalar.
bunlar genelde 20-25 yaş civarlarındakiler.
herhangi bir kof ideolojinin peşinden gitmeleri olasılığı yüksek tabiiki,
birikimden bilgiden yorumdan uzak kaldıklarında herhangi bir ırkçı söylemin itaatçisi olup,
toplumun gerçek bozguncuları olarak yerlerini bulacaklardır.
belki sırtları çok sıvazlanıp
belki iş bulup ekonomik olarak rahat olma olasılıkları vardır, ama
onların hayatları da berbat tükenmiş oluyor gerçekte.
başkalarını da tüketen hatta yokedici olmaya meyilli bir yapıya sahip olmak büyük huzursuzluk verici bir şey.
gençliğin durumu gerçekten zor hani.
heryerde öğrenmede isteksizlik ve özgüvensizlik durumu hakim oluyor
böyle olunca da
kendilerine araştırma yaptırıp tartışmaya çekmek çok külfetli oluyor.
yine de ara sıra başarıyoruz.
şiir yazmak, kitap, roman, öykü, sanat, sinema, müzik, beste kalmadı sanki
zaten herşey yapılmıştı.
virtüözlük yetti.
doyumsuzluk arttı.
sanırız biz gençliği yitirdik.
bir daha nasıl buluruz, hangi koşullarda karşılaşırız bilmeyiz artık.


*
mukadder çaðlar, ressam, deü. buca eğitim fakültesi, güzel sanatlar eğitimi bölümü, resim anasanat dalı öğr.üyesi, yrd.doç.
özge özden üz, resim öğretmeni, deü. buca eğt. fak. resim bl mezunu
barış aydın, öğrenci, deü. buca eğt. fak. türkçe öğretmenliği bölümü
onur uludoğan, türkçe öğretmeni, y.l öğrencisi, deü. buca eğt. fak. türkçe öğretmenliği bl. mezunu
ece güngör akdeniz, doktora öğrencisi, amerikada (kurum bilgilerini göndermesini bekliyorum)
taylan gündoğan, öğrenci, deü. buca eğt. fak. sosyal bilgiler öğretmenliği
adem aras, öğrenci, deü. buca eğt. fak. okulöncesi öğretmenliği
mustafa kemal coşkun, aü dtcf, sosyoloji bölümü, araş. gör. dr.
diğerleri -tartıştığımız, konuştuğumuz, yeni bir şeyler öğrenip yaşamımızı yenilememize ve geliştirmemize katkıda bulunan diğer öğrenci arkadaşlarımız, dostlarımız.

Salı, Aralık 11, 2007

ingilteredeki frida sergisinde yazdığım -2005

gizemli, mistik ögeler var.
boyayı cesur,
yerel renkler kullanılmış.
yaşadığı toplumun canlılığını
__değişik tuhaf bir sessizlik
ve dinginlik
yalın
altta başka üstte başka katmanlar kullanmış.
yazılar, süsler, semboller
havada uçan bir özlem
gereksiz ayrıntı yok
figürleri sembollerle
__süslenmiş
alicia balantta gül,
____ağaçlar, gökteki iki yıldız
________bulutlar
___dalgalar, içten içe
_____hınzırca gülümsüyor sanki
bir bulut sanki hep aynı
____yerden çıkıyor
____düz, temiz boyanmış
___portrelerde kişiye özel
_____semboller kullanmış,
_______yazılar, yerli hocası
bazen portrelerin yüzü yok
____bazen geometri
__küçük çalışmaları var.
____kara kalem, suluboya
__aynı figürü çalışmış
_______kazanın ilk çizimleri
sembolik nesneler
ya da çevresindeki
nesnelerin sembolleştirilmesi var
__bazen yaldız
__çizimler, denemeler
__devrimciler, halktan
_____kişiler
öyküleme, allegorik (?) bir tavır
tahta çerçevede de boyalar
___hayalleri, düşleri
__________semboller olmuş
hemşiresini sembolize edişi
__kara yerli yüzlü
_sol memesinden süt emiyor
ağaçlar, arkada yağmur mu
______kar mı
çarpıcı, etkileyici,
__meksika halk sanatını,
__kendi, kavramlarıyla
anlamlandırıp biçimlendirmiş
______ince işlenmiş yerler var
acımasızlıklara karşı zarif
_içli bir anlamlandırma
__biçimlendirme var
her rengi ve biçimi cesurca
____kullanmış
diegoyu kocaman yanında
____kendini küçücük
_______ayaklı çizmiş
amerikan bayraklı bir
_____resmi var ama sembolik
teknolojiyle dumanlanmış
__bir bayrak
__güneş ve ay meksika
_aztek kültürünü etkiliyor
____iki zıt dünya
__elinde meksika bayrağı
__yapıştırmalar var.
bazı kalabalık figürleri
__ince ince çalışacağına
_dergi gazetelerden kesip
__yapıştırmış
amerika da amerikayı
__sembolize eden resimler
yapmış
çizimler sayfanın bazı
_yerleri dolu bazı
___yerleri boş,
küçük kağıtlara semboller
___yazı araştırmaları
portrenin kıyısında
__bir göz denemesi daha.
bazı küçük orantı bozuklukları
__deformasyonlar var
__özellikle çizimlerde
_parça halinde resimler
__var.
içinde bulunduğu durumu
__komikliklerle ifadeleri de
___var. ironi şeklinde
kendisi için önemli kişileri
___çok güzel onore etmiş
desenlerde zaman zaman
___çocuksu bir tat
bazı naturmortlar çok
__gerçekçi bazı yerlerde
__hiç takmıyor
aynalı exsantrik bir çerçeveye
__çiçek koymuş
küçük çizimler yapıp
_____ordan büyük yağlıboya
lar yapmış
boyanın sürüşünü her zaman
fazla önemsememiş
doğayla bütünleşmiş
__bazen ağaçla
__bazen hayvanla
__bütünleşmiş figürler
alimünyum, cam üzerine
___de boyamış
madalyon gibi portre yapıp
__küçük bir tuvale gömmüş
tuvalin çerçevesiyle ilişkilendi
__rilmiş küçük çalışmalar
____var. deniz kabuklu,
__aynalı portreler
sanki diegoyu çok sevmiş
__alnında diegolu başka
_____bir resminde
___yine sembolik
en iyi bildiği kişinin kendisi
__olduğu için resim yaptığını
_____söylüyor.
__sanki ölüm kıyafetinin içinde
_____resimlerini yapmış
___değişik çerçeveler
__cesur kadınmış
sanki zaman zaman
__tuvallerine zarar vermiş
__sonra yeniden elden
_______geçirmiş
organlarının sızısının sesini
___tuvallere dökmüş.
genelde gökte iki sembol ay/güneş
__aztek tapınak etkisi
___teknolojiye hakim olma
büyüsü yapıyor gibi
__kendini etkileyen figürleri
___yapmış. her dinden
_______her milliyetten aynı resimde
___alında göz
değişik nesneler
__nefertiti bile var, isa
antik heykeller sosyalistler
__buda napolyon ve
_____hitlere benzettiğim 2 portre
___yürüyüş yapan halk
__doğayla çevresindeki
nesnelerle bedensel bütünleşme
__ler yapmış.
_dramatik, dehşet verici
___çarpıcı, vahşi, içten, ince
____sezernişli, hınzır, hafif
_______alaycı
portrelerin arkasına kendile
__riyle bütünleştirdiği mekan
____oluşturmuş. çiçekler
kağıt üzerine denemeler
_____yapmış.
__sergileniş.
bazen tek yazı
__tek bir resim
dönemler, portreler
__arkadaşlar, naturmort
__resimlerin boyutları
______önemli değil
__yazılar la desteklenmiş
____duvarlarda yaşam öyküleri
sözlerinden örnekler
__sanatsal bütünlük
___salt biçimsel değil
çok yönlü

sevgili frida merhaba

eski bir anıya mektup

31.5.2004 salı

eski sewgililer; hıdır aslanı anımsadığım zaman yazdığım yazı, ona, selim martine ve kod adı şehmuz olan arkadaşlarıma ithafen.

sana yaşayabilme ve sewebilme gücü diliyorum.
zorluklara karşı direnme.
biliyorum bazı sabahlar, günler kötü gelecek, geceler sonra..
yalnız bazı sabahlar
gökyüzünün rengi ne olursa olsunyaşama sewinci ve yeni aşklara bakış. güçlü dostlar
onlarla birlikte sohbetler,
tartışmalar, birlikte yenen yemekler, içilen şaraplar
ben bir sürü şeyi bilmeden yaşadım. sezdim ama. bazen zor geldi.
kendime de dayanma gücü diliyorum.
yaşam dewam ediyor. günler geçiyor.
tıpkı bir kış manzarasında "kuşlar uçarken" de olduğu gibi.
beklerken ki gibi.
tükenirken, yenilirken gibi.
mücadele gücü diliyorum her daim.
belki insan yeniden sewebilir.
varolmak için yeni bir şey deneyebilir. bir müzik aleti bir gitar çalmak gibi.
şiir yazmak. sewilen ve sewenin olduğu bir kitabı görmek.
bir dostu sezmek yanıbaşında.
gökyüzünün mavisine bir daha bakmak. belki gece bir yıldıza tutunmak.
dünyanın herhangi bir dilinde bir melodiye sahip olmak.
herhangi bir dilde bir dost adıyla seslenilmek.
kendini ve sewdiğini dostlara emanet etmek.
belki bir parça ağlarken bile güzel olmak. güzel ağlamak.
sewilene sitem ederken bile bir hoş olmak.
belki hep bir roman yazmayı düşlemek.
birlikte yaşama düşünü yazmayı düşlemek.
bir kere daha sewmek zamanı.
bir kere daha sewmek.
tutunmak.
dost bakışlı, dost yürekli olmak.
herşeye rağmen.
sonsuz bir güçlülük sewmeye karşı.
zamanı tanıyıp, zamansızlığı görmek.
herşeye rağmen dayanma gücü diliyorum.
bazen başında kawak yelleriyle dolaşmak.
sewmek zamanı bir kediyi sewmek bazen. bir foku.
tülsü'yü sewmek- aziz nesin'deki.
yeni sewmeler olabilir miydi?
denemek- bazen güzel midir.?
____________
bazen "mihail mihalioviç"i düşlersin sözgelimi.
bir müziğin eşliğinde başka yerler gidersin.
internet üzerinden konuşma
bir havaalanında ilk karşılaşma
soğuk memleketlerin izleri