Cumartesi, Aralık 27, 2008

bazıları ucuzlatılmış hayatların fotoromanlarıyla yaşıyor

üniversitede çalıştığım süre içinde 1 kere soruşturma yapma görevi verildi.
nerdeyse 20 yıla yakın bir sürede. ilginç bir olay, evrakları karıştırırken, daha doğrusu evimin tapusunu ararken o belgeleri buldum. kasım 2000 de, okay dayan isimli öğrencinin soruşturmasını bana vermişler, hocası turan enginoğlunun isteği olmuştu hatırlıyorum. öğrencinin çok iyi olduğunu fazla zarar görmesini istememiş. idareye bildirmiş. o sırada doğudaki görevinden izmire uğraşarak gelen, veteriner hüseyin beylerin bir arkadaşı fakülte sekreteri olmuştu. adını anımsayınca yazarım. ben görevi iade etmeyi düşünürken, turan bey de sekreterde benle konuşup görevi vermişlerdi, hatta nasıl yapacağımı sekreter arkadaş kağıdın üzerinde göstermişti. sonradan emekli olunca kuşadasında bir okula yönetici olarak atandığını öğrenmiştim ama hiç karşılaşmadık. ilginç olaylar silsilesi içinde birşeylerdi işte.
turan beyin sanırım bacanağı ya da öyle ilişkili bir yakını askeriyedeydi, son yıllarda yükseldiği önemli görevleri olduğu duyuluyordu, bölüm başkanlık odasında konuşulmuştu. okay dayan olayı sırasında duymadım, sonradan duyduk, kendileriyle pek konuşmuyordum zaten son yıllarda.
yalnız okayın babası astsubaymış duyarsa, bir subayı çocuğu nasıl böyle yapar diye çok kötü şeyler yapabilirmiş diye konuşmalar hatırlıyorum. turan beyden de, öğrencinin kendinden de duymuştum. öğrenci ağlamayı beğenemiyordu. ben de öğrencilerle dost bir hocaydım. bin bir rica ile görevlendirildik. kağıtları picasada evrakların içinde kaydettim. görülebilirler.
şimdi olayın gerçek değil bir tuzak olduğunu görüyorum. görüntü olarak gerçek ama arka planı farklı bir olay. o kağıtların arasında en son kağıdın arkasına yazdığım güvenlikçi isimleri.

bu kişiler buca eğitimde araştırma görevlileri için olan daha sonra genişletilen ilk ingilizce kurslarına da bizlerle katılmışlardı. bazen aynı sınıfta derslere sınavlara giriliyordu. feryal filan ders veriyordu bize. hatta o kurslar sırasında "ingiltereden geldiği pakistanlı -ingiliz karışımı ailesi olduğu söylenen, "ahmed" isimli çocuk gelmişti" tipik ingilize benziyordu. benim odama da getirilmişti. yanında kimya fen bölümlerinden birileri oluyordu genelde. orda hoca oldu ikisi. bir konuşma sırasında çok tuhaf birşeyler olmuştu, çocuk birşeyleri anlayıp paniklemişti, sonra benim yanıma getirmemişlerdi bir dah görmemiştim. yalnız bir süre sonra, santralde imdat vardı, o bana, birinin yabancı dilde bana telefon ettiğini bana bağlamaya çalışırken telefonda bir itiş kakış seslerle pat küt ve telefonun kapandığını söylemişti. ilişkili olabilir gibi geldi birden.
o kişiler, aynı güvenlikçiler, okulda memur olarak çalışan aliyenin oğlu öldüğünde, şüpheli bir intihar, ilk bulan kişilermiş. anlatırkenki hallerini anımsıyorum. hatta aliyeye göstermemişler. o sırada ona çok yardımcı oldular diye güvenlikçilere çok dua ediyordu. aliye şizofren hastası diye ilaçlar kullandırılan, eşinden ayrılmış, yaşamı için güvenlikçilere filan dayanan bir kadındı. 2 oğlu vardı, biri çok akıllı çok okuyacak deniyordu, bir kaç kere karşılaştığımızı biliyorum. konuşmuştuk, bir kere okulun bahçesinde yolda karşılaşmıştık, üçümüz, benim annemin de işçi olduğunu ama bunun okumama engel olmadığı üzerinde konuşmuştuk biraz. aliye çok memnun olmuştu. çocuk annesiyle ilgili sıkıntılar yaşıyordu, özellikle güvenlikçilerle ilgili filan. nasıl olduysa intiharını söylediler. bir takım ilaçları içmiş ve iç organları bile patlamış dışarı taşmışmış.

o zaman farketmedim ama, şimdi olayın başka olabileceği, hatta başka olduğunu düşünüyorum.
ve birsürü intihar ve kazanın va hastalıkların aslında o süsle kullanıldığını düşünüyorum. bir takım kişiler çok cüretkarca, sorumsuzca hayatları harcama alışkanlığındaydı. kendilerine uymayan, kendi dairelerinin dışında gelişecek olan kişileri fütürsuz harcıyorlar. bunlara dur diyecek kapasitede insanlar da yokki. kalmıyorlar zaten. susurluk kazasından önce abdullah çatlıların da buca eğitimde dolaştıklarını hatırlamıştım sonradan.
yeniden lanet okumaya başlayacam ben.
o sıralar evde sorunlar vardı, aslında heryerde vardı, şimdi görünüyor. bir akşam enver evdeki kırmızı telefon almıştım, küçük birşey, eve ilk telefon bağlanınca sevinmiştik. sıkıntılıydı, telefona açtı, ışığın benle konuşmak istediğini söyledi. biraz konuştuk, bana mehmet ağarla ilgili bir yardım istendi, ben de ilgilenmediğimi, muhataplarıyla halledilmesini filan söylemiştim sanırım. bozulduklarını anımsıyorum, konunun ne olduğunu bilmiyorum da böyle birşey işte. şimdi telefonda konuştuğum kişinin ışık olduğundan şüpheliyim. çünkü alevi olan ışık bildiğim kadarıyla olsa olsa susurlukçuların hüseyin kocadağ kısmıyla ilişkili olabilirdi. belki de birileri ellerindeki teknolojileri kullanarak sesini kullanmış, montaj yapmış olabilirler diye düşünüyorum.
ilgisi nerden çıktı
geçende adada bizim alabileceğimiz gibi 1+1 ev bakınıyorduk. değişik evlerin telefonlarından yazmıştık. çok aradım, bir kişinin dayısını mı amcasını mı ne aramışım, başka arkadaşlarının uygun olabilecek evleri olduğunu söylemişti, bir kaç kere de aradı, gidip konuşmuştuk, ünlü mevkili kişilerin geldiği restoranları vardmış ama biz yalnızca su içmiştik, konu içinde yaşamıma zarar veren ve bugüne dek herhangi bir desteklerini almadığım, kişisel iletişimimin olmadığı mhp, bbp, dyp vs gibi faşist partilerden ve diğer partilerdeki faşist kişilerden herhangi bir alışveriş yapmak istemediğimi söylemiştim. yani kişi bir kaç kere arayıp konuştuğu için gerek duymuştum buna. oy verecek parti kalmadığını söylemişti, ben shp, chp, ödp, bağımsızlar-sodep, dehap, dtp gibi partilere oy verdiğimi söylemiştim. o sırada cem uzana oymu verseymiş deyip mehmet ağara oy verdiğinden bahsedince, ben mehmet ağarı hiç sevmem "o da iğrenç birisi" demiştim, . "mehmet ağardan hesap sorulsun" imza kampanyasına da katılmıştım bu arada geçenlerde. adadan bir arkadaşla birlikte kuşadasının iyiliği için çaba gösterdiğini söyleyen o kişinin önerdiği kişilerle birki yere bakıldı, işe yarayacak değildi 2 tanesi, biri de bize uymadı. yani kafamda soru işareti işte. masumlarla uğraşabilecek kalitede olabilecek kimler olabilecek ki başka. kedimin durumu aklıma geldikçe, yani ona kadar bilinçli bir şekilde uğraşma aczi içinde olan kaç kişi olabilir. çünkü evde yalnız kalıyordu, arabada yalnız kalıyordu, dışarı bıraktığımız yoktu zaten.
1991 yılından beri hayatlarımızla oynandı, ve farkediyorum ki, benim o zamanlar karşılaştığım "tanrı eliyle" ilgili olarak da çok fazla çıkar sağladılar. bizim hayatlarımızı harcarlarken, aşağılayıp, kötü, hasta durumlara düşürmeye çalışırlarken, bir yandan da bizlere tenezül edip çeşitli çıkarlar elde ettiler. ben işte o çıkarların, kimlerin nelerin karşılığında ne paralar, neler aldığının açıklanmasını istiyorum. 1990-91den buyana hepsinin. çünkü yaşamlarımıza onursuz ve sorumsuzca saldırıp, bunların karşılığı birşeyler elde ettiler, ve ingilterede açıkça öğrendiğim kadarıyla, bunlara inançla ilgili saygısı olanlar tarafından istedikleri verildikçe, bizlerin hayatlarımızı daha kötü durumlara düşürmeye çalıştılar. o sırada duyduğum kadarıyla, şimdilerde cia mossad başta olmak üzere istihbarat örgütlerine kısaca yazmaya çalıştım, o yazıları yanıtları gelince bloga koyacağım. kimsenin benle o zaman karşılaştığım "tanrı eliyle" ilgili olarak kimseye birşey vermemesini istiyorum. çünkü bu şekilde bizim olmadığımız, yapmadığımız şeyleri bize yaptırmaya, çalışıp hem bizim yaşamlarımıza zarar veriyorlar hem de hiç hakları olmadığı halde çıkarlar elde ediyorlar. bizden çıkarlara tenezül ederken bir yandan da kendi inançları, insanları, kadınları, aileleri için layık görmedikleri şeyleri bize uygun görüyorlar. hiç hayatımızda yerleri olmayan kişiler, insanlık sömürüsüyle filan, hasta olduklarını söyleyip yardım almaya çalışarak, arabalarını bizim arabamızın ardına çıkılmayacak şekilde koyarak, balkona birşeyler düşürdüklerini söyleyerek, birşeyler sormaya kalkarak, yalanla dolanla yanaşarak, bizi tanıyan birilerinin yanında bizle görünerek vs bizimle ilişkileri varmış gibi birşeyler elde etmeye çalışıyorlar.
ben bunları istemiyorum. bu şekildeki onursuzlaştırmada elde edilen herşey herkese zarar veriyor.
verenlerin inançları insanları da paylarını alıyorlar.

sürecek.

Perşembe, Aralık 25, 2008

kimlerin neyin karşılığında ne aldığının açıklanmasını istiyorum

ben biraz evel bir arkadaşımla ekranda konuşurken söyledim.
1991 yılından bu yana benle/mukadder (aybey)caglar/, sahip olduğum o manevi yapıyla ilgili olarak kimlerin nelerin karşılığında neler aldıklarının açıklanmasını istiyorum. çünkü çok paralardan filan bahsediyorlardı. kimler neyin karşılığı neler, ne kadar paralar almış herkes öğrensin.
bunca yıldır karşılaştığım şeylerin karşılığında bunu istemek hakkımdır.
bir masum kediciğe/ kendilerine karşı koyma gücü olmadığı halde acizlik edip düşükçe yok etmeye çalışmaları gibi,
bizim çarçur edilen hayatlarımızın sunuluş tarzı gibi, bizlerin hayatlarımızın bizim tarafımızdan sergilenmesi gibi, başkalarının bizleri "benzetip" göstermeye çalıştıkları gibi,
bizle ilgili olarak elde edilen maddi manevi herşeyin sergilenmesini ve kimlerin neyi nasıl aldıklarının
sergilenmesini istiyorum.
sonsuza dek istiyorum bunu
"el hakkım" olarak istiyorum.

sürecek