Perşembe, Mayıs 07, 2009

yaradılışın kökenlerinin araştırılmasından 1

Geçenlerde dem ya da denge tv de matrixin birini izledim. Bir yerde “beni burada bu şekilde konuşturan, geleceği bilmem değil, beni bu güne getiren yoldur, bugüne dek geçirdiğim süreçtir” türünden birşey söylendi.
Nisa suresinin sanırım 45. Ayetinde “sizlerden sarhoş,hasta yada kendini bilmeyecek durumda olanlar, ne söylediğini bilene dek namaza durmasın..” diyerek başlar.
Tapınak şövalyelerinde de /konuyla ilgili bilgilenmeye çalışıyorum, kitaplar alıyorum/ küçük çocukların tapınağa kabul edilmemesini, büyüyüp kendilerini bilene dek beklenmeleri gerektiği; ve bir kuşla başka bir kuşu avlamaya çalışanların arkadaş olarak kabul edilmemeleri, ilkelerinden bazıları.
Geçen gün meryemana evine gittiğimde, italyanlar için bir ayin yapılıyordu, katılmak istemiştim ama, benle yaptığım resimlerle ilgili olarak konuşan genç papaz, ayinlerinin yalnızca katolik ya da hıristiyanları kapsadığını söyledi. Onların ilkeleri öyleymiş.
Yani bir sürü inançta, bilinçli istekli tercih kabul ediliyor. Kendilerini bilinçle inanarak istekle seçenler kabullü. Gerçekte şeriat, tarikat, hakikat, marifette bu böyle. Hakkel yakin.
Tabi inançların biçimlenişinden değişik din inanç ve tarikatlar olarak görüntüsünden başka, kişisel bakış açıları da var. Kişilerin yaşam tavrını oluşturuyor. Herkesin kendi bilinç ve istekleriyle oluşan inanç biçimlerini, tercihlerini tartışıp eleştirebilirsiniz. sözgelimi kendilerini zincirlerle döven bazı tarikat üyelerini kabullenmek güç gelebilir. Onlar için hasan ve hüseyinin acılarını paylaşmadır. Bilerek yaptıkları birşey.
Kültür ve sanat derslerimden birinde müzik konusunda caz ve blues türü zenci müziklerini inceleyen bir öğrencim, bu müziklerin kökeninde afrikadan amerikaya esir olarak götürülen zencilerin bağlandıkları zincirleri birbirine vurarak oluşturdukları ritmlerin olduğunu belirtmişti. O çok zor koşullarda bile yaşamsal birşeyler üretmişlerdi.
insan düşünce ve davranışlarının ne kadarının kendi kontrollerinde olduğu da bir tartışma konusudur. İçinde bulundukları ortam ve şartlarda, fiziksel ve psikolojik donanımlarıyla yaşamlara katılırlar. Yaşam oluştururlar diyemiyorum. Yaşam oluşturmak için çok şey gerekli, bilgi, bilinç, teknoloji, birikim, paylaşım, bilim, sanat, sezgi, araştırma, sorgulama, değişim, yenilik, üretim, yorum, ..
“neden seni seçtiklerini anlıyorum” bu sözü kendime yönelik duyduğum zamanlar oldu. Hıdırdan, hz hızırdan, londrada ve atinada. Çok fazla anlamasam da manevi alemle bağlarım oldu, zaman zaman. Her insanda bir mesaj varmış, benimki çok geciktirilmiş olsa da açılıyormuş. Bir de, bana beni uyutmayacaklarını söylediler. Burda iyice uyuyup dinlenmemi. Bu konu kafamı kurcalıyor. Anlaşılan bana öte tarafta da dinlenme yok. Asıl ordaki sawaşa hazırlanıyorum galiba. Bu tarafta yaşadıklarıma dinlenme filan derlerse sonrası ne olacak bunun. Budanın nirvanaya ulaştığı ağacı bulmak için hindistan bahreyn taraflarına gitmeyi düşünürken, öte tarafta kaçılacak ne tür yerler olabilir diye düşünmeye başladım ciddi ciddi. Yıllardır, çeşitli şekillerde el altından öldürülmeye çalışıtğımı farkediyorum. Küçük tuzaklar hastalıklar, intihar psikolojisi oluşturmaya çalışmalar vs vs. Neden ölmeye karşı o kadar direnç gösterdiğimi de anlamaya başladım sanırım. Ordaki sawaş daha büyük. Kaçıyorum herhalde. Ve manevi alem beni iyon sütun başlıklı bir geçişle kabul ediyor. Üzerinde hz muhammedin de ismi kocaman bir şekilde yazılmıştı. Uzun bir süre görünmüştü. Önce başka yazılar da geçmişti. Başkalarının değerlendirmeleri beni ilgilendirmiyor. Onlar kendileri ve bilinçli muhataplarıyla cebelleşsin, benim üzerimde hiç bir yetkileri yoktur. Herkes kendi inanç aynasında yaşasın. Yaptıkları zaten kendi inançlarını temsil eder. Beni değil. Aldatarak, bilinç yitimi yaparak, hasta edip, güçsüz ve zor durumlarda bırakarak, en yakınındakileri aileyi kullanarak elde ettikleri herşey kendi inanç kalitelerinin yapısını gösterir ve bu şekilde elde edilen hiçbirşey hiçkimseye hayırlı gelmesin. Hakkım hiç helal etmiyorum.
Hayatımın hiç bir döneminde askeri, politik ya da sivil faşizmle ilişkim olmadı. Yani içinde bulunduğumuz ortamlarda faşizmden etkilendik, acılarını çektik. Öyle ilişkimiz oldu. Belki yaşadığımız şartlar nedeniyle şiddet ve faşizan davranışlar içinde yer almışızdır. Sorgulanır bu durum da. Ancak, ideolojik olarak faşizmle ve uzantılarıyla, faşist bir partiyle ve üyeleriyle katılımcı ve destekçi olarak hiç bir ilişkim olmadı.
annem acıpayamda ilkokul 1e giderken boşanmıştı; biz, annem ablam ben denizlide dedemlerdeyken evin bütün eşyalarını alıp gitmişmiş. Hiçbirşeysiz kalakalmıştık. baba kavramını hiç yaşamadım diyebilirim. Bizim ev babasız evlerdendi. İşte dedem vardı. İlkokula giderken bazen gelirdi olay olurdu, annemi dedemi kötüleyerek beni götürmek istediğini söylerdi. Çığlık çığlığa kaybolmak isterdim, okulda öğretmen yanımda olmadan o adamla konuşamazdım. Yıllar sonra muğlada yatılı lisedeyken de öyle oldu, asuman öğretmenle birkaç arkadaşımla birlikte konuşabilmiştim. Bana kendisini aramam için yırtıp buruşturduğum bir kart bırakıp gitmişti. mhp kale ilçe başkanı olmuşmuş, hiç aramadım tabi. Hala öldümü ölmedimi bilmem, merakım da yok. Annem çocukken bize nafaka almak için icralık davalar filanla uğraşmıştı, hatırlıyorum.
Çeşitli manevi ortamlarda söylemiştim. Londrada da söylemiştim. “benim için kan bağlarının bir önemi yok” diye. Öyle. Maneviyat da beni öyle kabul ediyor. Maddi manevi öyle bir ihtiyacım yok. Sentetik kan da üretildiği için gelecekte de ihtiyacım olacağını sanmıyorum. Annemin çalışarak bizlere sahip çıkarak, yaşatmaya okutmaya çalışmasına olan saygım kan bağlarının çok ötesinde birşeydir. Bir takım mahlukat bunu kendilerine yakışır bir şekilde çok güzel kullandılar.
Bir şekilde maneviyatla bağım oldu, ruhaniler iktidarlara ve hırslara alet edilmiş paçavraya dönüştürülmüş inançların temizlenmesini istiyorlar. 91 yılından bu yana tam olarak neler olduklarını bile anlamadığım şeyler yaşatıldımk. Karşılaştığım inançla ilgili çıkar için kullanma manevralarıydı sanırım. Haberim olmadan, bilmeden, aldatarak kullanmaya çalışılmışım hep. Ne tür ilaçlar kimyasallar kullandılar, hasta edip, yalnız bırakıp kendi istedikleri yola sokmak için. İnsanların zihinsel gücünü yok ederek elde edecekleri şeyler ne bunların. İnanç saygısı değil bu. Benden bu kadar korkmalarına neden olacak şey neydi acaba. Kendi halinde hayvanlar, çiçekler sanat manat solcu molcu bişeydim. Biraz fazla kedi düşkünlüğüm vardı o kadar.
Aslında olay uluslararası boyutta olup biten bir sürü şeylerle ilgili. Gizli gizli yaptıkları anlaşmalar vs türünden şeyler var. Ve kötü olan şey, bunlarla alakalı bir maneviyat olayı da var, işte benle ilgili olan işin o boyutu. Bir bu takım mahlukatın lanse ettiği şeyler var. Yaptıkları şeyler filan. Mardindeki mazıdağı bilge köyü katliamı gibi şeyler. Bir takım muktedirlerin hazırladığı şeylerden biri bu olay da. Kendi iktidarları için yaptırıldı. Bir yandan koruculuk sisteminin de sorgulanmasıyla yeni bir açılım yaratmayı da düşündüler sanırım. Olayın kuşadasındaki bazı kişilerle bağlantısı olduğunu düşünüyorum.
Yıllarönce bosna-tuzla da yaşananların da sorumlusu ve savaş suçluları yalnızca sırbistanda değillerdi. O zaman demirali selamet hocayla ilgili ekiplerin de olaylarla bağlarının olduğunu farkettim.
Çok kötü durumlara düşürüldüm. Kendi isteğiniz ve bilinciniz olmadan bir takım şahıslar sizi çeşitli adiliklerde kullanıyorlar, ve siz düşünsel, fiziksel ve psikolojik olarak elinden bütün yaşamsal olanakları alınmış halde, neydi o olup bitenler diye bakıyorsunuz. Bütün suçunuz da inançlı saf kimseye bir kötülüğü olmamış bir insan olmanız, bir de kimsenin adamı olmayışınız. Kendi sanatınızla uğraşmanız v s. İnancınızı, insanlara saygınızı, ailenizi, mesleğinizi, arkadaşlarınızı, konşularınızı, öğrencilerinizi hertürlü adilikle kullandıklarını farkediyorsunuz. Bunların örgütleyicileri sorumluları bulunmalıdır. İnançlara saygısı olanların beklentisi bu.
bir de bu takım şahıslar allaha filan da inanıyorlar (!) dillerinden düşmüyor. Allah ve din adına başka inançların içinde yer alıp, hem onları aşağılayıp hem de kendi kutsal iktidarları için çıkarlar sağlıyorlar, arada bazı iyi çocuklarına cinayetler filan işletiyorlar. Korkunç şeyler. Siz insan kalmak için debelenirken de değişik ülkelerden türkiye içinde ya da dışında bir sürü olayla bağlantılı olanlar da, düşüp kendilerine muhtaç kalmanız için beklemede kalıyorlar. Olan sizin hayatınıza oluyor. Dehşet şeyler tabi. İnanca saygılı adamlar bunlar ne de olsa(!). inançsız, devleti herşeyin üstünde gören bir güruh daha var.
Gerçek inanç sahibi olarak adiliklere, haysiyetsizliklere tenezzül etmeyenleri bunların dışında tutmak gerekli tabi.
Hiç bir devlete karşı maddi manevi bağlılık hissetmiyorum. Devlet halklara insanlığa doğaya, inançlara saygılı yapılandırmalar oluşturursa saygı görsün, var olsun, yoksa bir devlet gitsin başka devletler olsun, yada daha yaşamsal yapılanmalar olsun. Olacaksa varlıklara inançlara yakışır yapılanmalar olsun. Hertürden inancın varlığın temsil edildiği yapılanmalar olmalı.
aslında geçirdiğim yalnız yıllarım bu yazılarımı hazırladı. Bir de gerçekten maneviyatın kendi gerçekliğiyle kendim karşılaştım. “kendi bahçesinde dal olamayanın biri, girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor” der ya şair, inanç adına inançları aşağılayanların benimle ilgili olarak söz söyleyebilecek hiç bir manevi güçleri yok. Bir takım çıkar ilişkileriyle var oluyorlar ve dünyadaki kötü olan çok şeyden sorumlular. Hiç bir yetkileri olmadığı halde nasıl öğrendilerse manevi bağımı kullanmaya çalıştılar. Mertlikleri onurları şerefleri o kadar bir mahlukat düzeni işte. Dünya bunların iktidar yetkileriyle her zaman daha kötü olacak. Herkes için.
Ben faşistlerden uzak durmaya çalışıyorum ya, saygısız şahıslar, her türlü sıvışıklıkla yanaşmaya yol arıyorlar. Eskiden beri diyordum, hatta selmanın evinde kiracıyken chp- ödp diye yanıma gelip giden, ve faşistlerle ergenekoncu derin devletçilerle işbirliği içinde olan (sonradan iyice açığa çıktılar) hülya ya bile söylemiştim, “mhpci ülkücü faşistler ben ölürken bir damla su verirlerse lanetlensinler” diye. hatta hülya da dahil olmak üzere çok kişiye, ülkücülerin faşistlerin sofrası bana haram olsun, benimki ülkücülere faşistlere haram olsun dedim. hülya ailesinin babasının chp, genç parti vs olurken kendinin ödp ye yakın olduğunu söylerdi, hatta bana ödpye üye olmayı önermişti. sonradan kızkardeşi deryanın kocası bülentin bahçelinin adamı olduğunu buca mhp başkanı mı ne olduğunu söylemişti de bozuk olmuştuk. ben gelmesini istememiştim artık, bir kere kapıyı çalmıştı da ben "ben gel desemde sen gelme" demiştim, o girmişti ve arkadaşlık da bitmişti. ben ordan taşınmak için uğraşmıştım sonra zaten. Kendi bilgi bilinç ve isteğimle faşistlerin ne evlerine gitmişimdir, ne sofralarına oturmuşumdur, ne onlardan birşey almışımdır, ne de vermek istemişimdir. Çevremde yalanla dolanla tuzaklarla dolaştıklarını farkettiğimde de hemen uzaklaşmışımdır. Ya onlar yüzünden türklüğümden iğrendim, hala uğraşıyorlar, daha ne istiyorlar bilmem. Haysiyetsizliğin bu boyutu da aşşağılık birşey. Eşimi, annemi, ablamı çevremdeki bir sürü kişiyi rezil kepaze ettiler, ben de aile diye birşey bırakmadılar, kediciklerimin ölümünden sorumlular , yalnız pıtırcık değil diğerlerinin de ölümünden sorumlular. gerçekten hakkım helal olmasın. Ve böyle elde ettikleri hiçbir şeyin hayrını görmesinler. Hiçkimse hayır görmesin inşallah. Yeter artık yaw.
Önceki salıydı sanırım pazara girdim, arada bir giriyorum. Çıkarken havuç alacaktım, baktım bir yerde biraz kötü, yandakinde ise daha iyiler vardı, 500 lira fazlaydı, ordan alayım dedim, havuçların yarısını seçtim, baktım satıcı genç birisi boynunda ayın içinde uluyan kurt kolyesi var. Bıraktım, “almıyorum vazgeçtim” dedim. Öbür satıcının kötü havuçlarından seçtim. Başka türlü içim rahat etmezdi. Hayatımın hiç bir döneminde bu mahlukatın dükkanlarına bilerek girmedim, alışveriş etmedim, dostluğu bırakın yani. Hep yalanlarla tuzağa düşürmeye çalışırlar, farkedince gitmem. Kişisel tercihim olmadılar hiç bir zaman.
Kuşadasında da çok fazla kişi tanımam fazla gidip geldiğim yok, kendi halimde yaşayıp gidiyorum. Gene çevremde komşuları filan kullanarak uğraşmaya çalışıyorlar, sonra onlardan da bahsederim. Çoklukla alışveriş ettiğim bir eczanede bile sormuşumdur. Bir sürü bayrak vardı da, buradaki kişiler ne tür siyasi görüşte diye. Yani bayrağı vs faşizan amaçlarla kullanan bir yerlere de girmek istemem diye. Demokrat atatürkçü faşizmle alakası olmayan kişiler olduklarını filan söylemişlerdi. O civarda bir kedi yavrusuyla tuzak yapmışlar bana. Magic emlak tur vs. Bir yer. Ali beyle tanışmıştık, mardinliymiş diye konuşmuştu. Mardin süryani kürt vs konuşmuştuk. Kediyle karslı ortağı ilgileniyormuşmuş, biraz kediyi severken konuşmuştuk, hatta seçimler zamanı, oy vercek bir parti de olmadığından oy vermeyeceğini söylemişti ali bey. Ben demokratik platforma oy vereceğimi söylemiştim. Açıkça sormuştum siyasi görüşlerini filan da, öyle fazla parti vs ilişkilerinin olmadığını, herkesi kabullendiklerini vs söylemişlerdi. Mary adında ingiliz bir bayan da çalışıyordu orda. Çevrede de faşizan birşey farketmedim. Tarçın adını verdikleri kediyi seviyordum geçerken, yavruları oldu, ilgileniyorduk, bazen çocuklar filan da oluyordu, başkaları da oluyordu ama ilgilenmedim, kediyle ilgili iletişimim oluyordu. Kedinin yavrularının hepsinin kendisininmi olduğunu sormuştum birkeresinde, çünkü cins farklılığı gibi birşeyler vardı. Hatta birini almayı filan düşünüyordum, mardindeki katliam olduktan sonra ali bey mhpci filan düşünceleri olduğunu, özellikle ortağının ve herkesin düşüncelerine saygı göstermek gerektiğini söyledi. Ben de benim onlara benim düşüncelerime saygı göstermedikleri için kabulümün olmadığını söyledim, oraya o olmadan bir daha girmeyeceğimi, kedi filan almak da istemediğimi söyledim. Hoşçakalın deyip çıktım. Ortağı bir bayanla konuşuyordu. Sonra o çevredeki kişilerle konuşurken onların hepsinin mhpci filan olduklarını, alinin de sefil serseri bişey olduğunu söylediler. “Onlarda pkk ile aynı” gibi birşeyler söylediler. Ben de “pkk mhpden iyidir, tercih etmem gerekse pkkyi tercih ederim hiç olmazsa dağa çıkma hakkım olur” dedim. Olup bitenlere tepem attı, daha önce de sormuştum oralardaki kişilere, kedi sevdiğim yeri ve kişileri tanıyıp tanımadıklarına faşist kişilerin olduğu yerlere girmek istemediğimi filan. Bilmiyoruz filan demişlerdi. Alenen tuzağa düşürüldüm. Çok uğraşmışlardı demekki. Hatta hep alışveriş ettiğim eczaneye bile girmedim başka eczaneden ilaç aldım. Onlara da sormuştum, birşey dememişlerdi. Tepem atık bir sürü küfür ettim. Yani örgütlü şahıslar bunlar benden haberleri olan kişiler ve beni oraya çekmekle neler elde ettiler acaba. Yani benim ailemi, çevremi bozup, kedilerime zarar veren zihniyetin elemanları; oraya kediler filan koyarak, mardinli birinin ardına sığınarak tuzak kurmuşlar. Şerefsizlik işte.
Sonra orda burda söylenirken, o kedi yavrularını da köpeklere yedirmelerini onlara başka şeyin yakışmayacağını söyledim. Çünkü çevremde, yolda orda burda kaç kere kedi yavrularını köpeklere yedirip canımızı sıkmışlardı. Bir kere tombiş toraman arka bahçedeki köpek kedi yavrularını yeyince panik atakla başparmağımın tırnağını bile ısırıp delmişti de pansuman filan yapılmıştı. Cici görünmek için ne çok uğraşmışlar. Ne elde ettilerse işleri bitince maskelerini çıkardılar belliki. Temel zihniyetleri vahşet yaratmak olan güruhun hayvan sevgisi imaj yaratmaktan başka birşey değildir. 6-7 yıl kadar oldu sanırım. Bir güruh afganistan dağlarından yakaladıkları bir ayıyı aç bırakıp, tırnaklarını ve dişlerini sökerek, aç bırakılmış köpeklere parçalattırmışmış, gazetelerden okuyup dehşete kapılmıştım. Ayıyı amerika yerine koymuşlarmış. Afganistan dağlarının bir gariban ayısını.
Belli ki bu faşist güruh benim sahip olduğum maneviyatla ilgili bazı kişilerle anlaşmalar yaptılar, benim için yetkileri yok, anlaşma yaptıkları kişilerle muhatap olsunlar beni rahat bıraksınlar artık. Bu takım mahlukatın benim üzerimde söz sahibi olabilecek hiç bir manevi değeri yoktur. İnançlara saygısı olmayanların ne tür ambalajlar kulanırlarsa kullansınlar bizim tarafımızdan kabulleri yoktur. Bizden görebilecekleri şey bize yaptıkları kadardır. Başka birşey beklemesinler. Hiç kimse beklemesin
Ben bunlar yüzünden başka ülkelere amerikaya filan gitmek istiyorum. Hayatıma yaşam hakkıma kastediyorlar. Artık kaldıramiyorum. Hayatımda burada kalmamı gerektirecek birşey bırakmıyorlar.
İşte yaşadığım bir sürü şey, geçirdiğim onca yol ve yapayalnız zor yıllarım ve inanca olan saygım, beni, inanca saygısı olmayan güruhlara karşı isyan edenlere, allaha inancı olmasa bile haysiyetsizliğe karşı olanlara, başkalarının hayatını harcamak yerine sorumlularla hesaplaşma yoluna gidenlere, gerekirse bir apartman dairesine silahlarını yığıp ölene dek savaşanlara minnettar bırakıyor.
Benim yaşadığım maneviyatla ilgili olarak, 91 yılından bu yana kimlerin nelerin karşılığında neler aldıklarının, kimlere neleri yaptırdıklarının açıklanmasını istiyorum.
mukadder (aybey) caglar

Salı, Mayıs 05, 2009

"sendeki mesaj açılıyormuş"

"haberin olsun, çok daha önceleri açılması gerekliymiş, neden geciktirildiği ve... tartışılıyor, konuşuyorlar..."