Çarşamba, Aralık 29, 2010

günlük ağacı/ 29.12.2010// karakolluk olduk

sonunda görüken köye kılavuz karga oldu. böyle birşeyden kimler ne elde etti? daha önce yazmıştım, 2-3 ay önce yandaki eve taşınan con-tay-ten lakaplı komşuyu. bir süredir sataşma ve tacizleri oluyordu. geçenlerde fotolarını çekip koymuştum picasaya. gene motorsikletlerini koydukları bir gün de benim pencerenin önüne doğru plastik bir tabanca atılmıştı, tekmeyi basıp duvarın oraya yollamıştım, sonra da gidip fotosunu çekmiştim. ertesi gün alınmışmış ve beyaz diablo bir araç gelip benim penceremin önüne kurulmuştu. arabadan inen bir adam elinde 2 tornavidayla girmişti eve ve silah kafası değiştirmekle ilgili laflar etmişti, yukarda pencereden duyuluyordu.
daha önce de evden bişeyler alıp satıyor gibi bir durumlarında penceremi kapatmak istediğimde kapatamamıştım. araçlarını o kadar yanaştırıyorlar. karşı duvarın önüne doğru, hatta ortaya doğru bile koysalar bu sorun olmayacak, kendi evlerinin önünü daraltmak istemeseler bile. o gün penceremi açıp kapatmama engel oldukları için araçlarını bir daha başka yerlere, karşıya, kendi evlerinin önüne ya da sokak girişine koymalarını söyledim. 10 dakkalık işleri varmış da kötü biriymişim. laflaştık tabi ve fotoğraflar görünebilir. kendilerine de hörü hanıma da söylemiştim, bu şekilde sorun yaratmaya devam ederlerse polise haber vereceğimi hukuki sonuçları olacağını, verirsen ver diye efeleniyorlardı hep. hacı hörü hanım komşular iyi geçinmeli filan diyordu. avukatımla da görüşmüştüm savcılığa bu kişilerle ilgili dilekçe vermeyi. o olaydan sonra intihar, cinayet ya da kazayla, evinde arabasında ölü bulunan birileriyle ilgili haberler filan görmüştüm. bu tür şeylerde silah kafalarının değiştirilmesiyle ne gibi şeyler olabilir, farklılıklar filan, kriminaloji bilgim pek yok.
motorsikletlerini koymaya başladılar birkaç gün önceden beri. birşeyi tamir ediyormuş gibi ellerinde tornavidalar uğraşıyorlar bişeyler yapıyorlar, bu arada laflar, imalar, sataşmalar, benim evin kepenklerine çarpmalar, evime pencereme kıyısına yanaştıkları için de yürürken gelir geçerken nerdeyse kapımın önünden geçiyorlar filan. zaten daha önceden sorun olduğu için tatsız bir durum yani. değişik adamlar, telefonlarla konuşuyorlar, tuhaf şeyler söylüyorlar, karı alıp satmayla ilgili bişeyler bile duyurdular. geçen tamir ediyor yaygarasıyla yaptılar bunları. ilgilenmedim. bugün gene penceremin önüne dayamışlar bir tane daha motorsiklet yaygara yapıyorlar, araçlarını ordan almalarını söyledim. laubalice işleri bitince alacaklarını söylediler. pencereyi açıp süpürge sapıyla araçlarını ittim, bir taraftan bağırışıyoruz tabi. kovdum onları. evimin önünden gitmelerini polis çağıracağımı söyledim. açtılar telefonu "burda bir kadın var saldırıyor" diye polise telefon ettiler. "mukadder çağlar" diye bağırdım.
sonra yukarda beklerken polisler geldi, aşağıdan kimliğimle gelmemi söylediler, "niye zamanında gelmiyorsunuz" dedim.
indim, kimliklerle gelmemizi söylediler. bana ters davranıyorlardı o sırada biraz, mağdure con-tay-ten le konuşmuşlar. "karakola gel" dediler. bizi almaya gelmişlermiş. annemin ahmet abilerden geliyor olduğunu dün izmirden ilk defa bu evimize geldiğini ve anahtarının olmadığını hemen gelemeyeceğimi söyledim. birşeyler söylediler. "terörist mi götürüyorsunuz ya" diye bağırdım. "ben teröristmiyim, bir yere mi kaçıyorum" ben bağırırsam onlar da bağırırlarmış. zaten tepem atık, onlara penceremin önüne araçlarını koyarak beni taciz ettiklerini söyledim. o zaman bana bakışları biraz değişti. aleni görünüyor. çevrede motorsikletlerini koyabilecekleri yerler var. kimliğimi aldılar, annem gelince merkez karakola gelmemi söylediler, karakolda anlatılacağını, kendilerinin yalnızca götürme ekibi olduklarını söylediler.
epey bekledim, annemi aradım, gelemedi diye, ahmet abi gelince oyalanmış biraz. ona karakola gittiğimi kendisinin hemen gelmemesini orada beklemesini söyledim. anlattım olayı. daha önceden sorunlardan haberleri vardı zaten. hacı hörü hanımın "kızım gelecek" diye kiracılarını çıkarıp sonra bu kişilere kiraladığını konu etmiştik. rahatsızlıklarımı biliyorlar. sonra karakola gittim.
arkası yarın.. olsun.karakolda olanları yarın yazayım
giderken birkaç kere kamile ulaşmaya çalıştım. evden çıkarken ulaşamayınca face den kısa bir duyuru yazmıştım da. bir yandan da söyleniyorum, yaw assalar en son bunların haberi olacak diye. tam karakola girerken çıktı neyse. konuşarak karakola girdim, ergenokonvari davranışları, kasıtlı süreklilik taşıyan tacizleri nedeniyle soruşturma isteğimi filan. karakol önünde konuştuk biraz. annemle de konuştum. kapıda polisler vardı. evden neredeyse zor bulunan kaçırılmayacak terörist gibi götüreceklerdi ama sırt çantamdaki c4 leri aramadan beni içeri yolladılar. bakınıp kimseyi göremeyince kapı önünde bekledim. birilerine polismi diye sorunca, sivas takımındanmışlar, sivaslı (sünni) kömşunun ekibinin çok olduğunu ama benim yalnız kimsesiz geldiğimi söyledim. bana çağrı yapan polis benim de arkamda koskoca türk polisinin devletinin olduğunu söyledi. iyi amerikan polisi yoktu. dedim de. koskoca devlet polis vs penceremin kapımın önüne komşunun erkek koleksiyonu dizgisini durduramıyor/mu yalnız.
bir de "burda bir kadın var saldırıyor, hakaret ediyor" diye sözde şikayet edilen, kim olduğu bilinen birini ne olup bitti deme gereği duymadan "kimliğinizi alın karakola gideceğiz" diyebiliyor. ama con-tay-ten'in polislerle muhabbeti güçlü adamları vardı. con-tay-ten i nöbetçi amir odasında oturtmuşlardı, küçük tv bile izliyorlardı. kapıdan baktım. iki büyük amir masası vardı. polisler bazen bilgisayarda çalışıyorlardı, bazen iskambil, zıplayan top bişeyler oynuyorlardı, 2 odada bazen görünüyordu. eğitimde de sekreterler özellikle çok oynardı bu tür şeyleri. bütün devlet dairelerinde oynanıyor sanırım. ben de zorunlu toplantılarda "mayın tarlası" oynardım. asistanken. ben dolandım karakolda biraz. duvarlarda okunacak birşey yok. söyledim. neden halk güvenliğiyle ilgili bilgilenilebilecek afiş filan olmadığını, beklerken okuyup bilgilenilebilirdi. emniyet genel müdürlüğünden nasıl gelirse öyle yapılırmış. içerde kocaman "insan hakları evrensel beyannamesi" olduğunu söyledi birisi. bakındım bulamadım. bir memur, avukat görüşme odasında oturabileceğimi söyledi. iyi çay da fokurduyordu sürekli, biraz oturdum, yalnız başıma. duvarda çerçevede beyannameyi anca gördüm. tepede ve zar zor okunuyordu, zaten yakın gözlüğü de kullanmaya başladığım için uğraşmadım. sıkıldım biraz sonra, çay da içemedik, kalktım dolaşıyordum gene. kapı arkasında portmanto gibi bir yerde aynaları bile vardı. karakol bahçesinin yanında parkta top vardı, uzakta taşlar filan. o topun tarihi bir değeri olup olmadığını sordum. nöbet tutan memura. bilmediğini söyledi. girişte karakol amirinin odasıymış duvarda büyük harita gibi bir şey vardı. nasıl birşey olduğunu pek anlamadım, kapıdan görünüyordu. kuşadası haritasıymış ama farklıydı biraz, lavi havası vardı. arada dolaşırken kapı açık oldukça ona da baktım. birkaç gelen filan oldu. ben geldiğimde kapıda bir bayan vardı, onun sorununun benimkinden çok ağır olduğunu söyledilerdi, önce onla ilgili ifadeler alındı. bir polis poşetle çay şeker paketleri getirdi. bize çay mı içireceklerini sordum. su alınmamış diye olmamış. çeşmelerinden akan su içilmiyormuş galiba, damacanayla su alınması gerekiyormuş. sabaha pişecekmiş çay. orada sabahlanılacakmı diye sordum. ifade sıramız gelince alıp yollayacaklarını söylediler. ben girişte bunların amacının beni amerikaya yollamak, yada amerikan uşağı yapmak gayretlerinin mi olduğunu söylenirken. kapımın penceremin önüne gelip sataşmalarının yaşamımıza çevreyle olan iletişimimizi kopartma gayretlerinin nedenini filan, nöbetçi memur; bana kameraların olduğunu savcı incelerse gerek duyduklarını içeri atarmış, dedi. "yok canım, olmaz öyle birşey" dedim. benim kimsenin evine özel yaşamına bişey yaptığım yok ki. kendi yaşam hakkımı savunuyorum. onun mücadelesindeyim.
3 gibi evden çıkmıştım. hava kararmaya başladı, ışıklar yandı, kuşlar uçuyordu, ordaki bir memura ne güzel yerde görev yaptıklarını söyledim, deniz kenarında. aman aman diye yaka silkiyordu. beklerken 1 saat kadar geçmişti, o sırada nöbette olan memura beklerken sıkıntıdan içi bayılanlar için sağlıkçılarının olması gerektiğini de söyledim, sağlık ocağı yakın olduğu için gerek kalmıyormuş. kocası batman da olan bir kadın ve oğlu vardı, okuma yazması yokmuş diye onun ifadesiyle ilgili bişeyler konuşuyorlardı, koridorda. nihayet 5 gibi, beni ifade odasına aldılar. annemin dün geldiğini ve akrabamıza gittiği için anahtarı olmadığından evi bırakamadığımı söyledim, o nedenle sonradan geldiğimi belirttim. teşekkür ettim.
masa kenasına sıralar konmuş, ifade verirken dizleriniz kenarlara değiyor, kollarınızı masaya dayıyorsunuz, biraz bükülüyorsunuz ve ifade alan memurun koltuğu biraz daha yüksekte duruyor. işimi, eğitim durumumu, adımı soyadımı, evimi arabamı vs, beni ayten sandı sanırım önce, mukadder olduğumu söyledim. onlara daha öncede söylemiştim, benim polis çağıracağım diye söylediğimi, sonra onların polis çağırdığını. kimim çağırdığının önemi olmazmış. bakmakla yükümlü olduklarımı, kedilerle annem, dedim. temmuz ayında annemle satın alıp taşındığım
evin yandaki komşunun, kızı gelecek diye kiracılarını çıkardığını, sonra bu kişiye kiraladığını, ve 2-3 aydan beri sürekli çevreyle iletişimime zarar verecek şekilde tacizlerinin olduğunu anlattım, tartışma olduğunu, ev sahiplerine de bildirdiğimi, bu şekilde olursa polise bildirmek zorunda kalacağımızı, avukatımla savcılığa süreklilik taşıyan örgütsel tacizleri nedeniyle ergenokonvari ilişkileri nedeniyle soruşturma dilekçesi konusunu konuştuğumu. daha önce şikayet konusunu sordulardı. penceremin önünü kepenkleri açıp kapatmama engel olacakları şekilde araçlarını koyduklarını, araba ve motorsiklet, kendilerine söylediğim halde, işleri bitince gideceklerini söylenip lakayt davrandıklarını, sorun çıkarmak mı istediklerini sorduğumu, çevrede kendi evlerinin önünde araçlarını koyabilecek yerleri olduğunu söylediğimi, süreklilik taşıyan bir şekilde lafla, imalarla, pencere kepeneklerime çarparak filan taciz edildiğimi söyledim. geçen günlerde motorsikletlerini koyup gittiklerinde plastik bir tabanca atıldığını, sonraki gün gelen birnin aracını penceremin önüne koyarak elinde biriki tornavidayla tabanca kafası değiştirmekle ilgili birşeyler söylendiğini. bu tar imalar ve konuşmalarının süreklilik taşıdığını. son birkaç gündür de motorsiklet koyup, konuşmalar, telefonlar, kendi aralarında konuşmalar, karı alıp satmayla ilgili konuşmalar bile yaptıklarını ve orda pezevenklikmi yapılıyor diye sinirlendiğimi söyledim. o günde onları penceremden kovduğumu söyledim. 2-3 erkek oluyor genelde. oralarda tamir vs diye dolaşıyorlar. benim kepenklere filan çarpıyorlar vs vs. hep aynı kişiler de değiller zaten. con-tay-ten in erkek koleksiyonu çok zengin. kendini güvene almak için günün çeşitli saatlerinde gerek duydukça birileri gelip gidebiliyor.
bazı yaşıtı komşular annemi soruyorlardı bazen, gelince onlarla oturalım diye konuşmuştuk. tabi iletişimlerimizi bozucu organizasyonları var insanların. bornovada pancurcu metin olaylarıyla da hedefledikleri şeyler aynı zaten. çevreyle iletişimi koparmak. istihbaratın polisin askerin bilgisi dışında şeyler yaptıklarını düşünmüyorum zaten. bağlı oldukları birimleri bize düşmanca davrananların birimidir yalnızca o kadar. kendilerinden ergenekonvari bir yapılanmayla ilişkileri nedeniyle savcılık soruşturması istediğimi söyledim. daha önce çocuk sahibi olmak için çok uğraşma nedeniyle depresyon geçiren bir kadının sinirlenerek yaptığı bağımsız davranışlar olmadığını, akşam yatarken dışardan gürültüler geldiğini annemin sorduğunu yandaki kadının yaptığını söylediğimi, bu tür pancurları kapıları vurup çarpıp birşeyler atarak birşeyler yaptığının olduğunu, ama evine gelen birilerinin özellikle evimin penceremin açılmayacak şekilde önüne konuşlanıp laflarla imalarla sorun yarattıklarından şikayetçi olduğumu söyledim.
memur ergenekonvari diye belirtmek için yeniden çıktı aldı, öncekini yırttı. ifademi imzalattı. bana bir örnek verilecekmi diye sorunca, savcılığa yollanacağını söyledi, bir karakol tutanağı, bir de haklarımızla ilgili imzalattı. çıktım. kapıdaki nöbetçi polise sürekli dolaştığımdan bana gösterdikleri sabır için teşekkür edip iyi günler dileğimle çıktım.
ahmet abi annemi getirdi sonra eve, ertesi gün (dün) annemi izmire yolcu ettim. akşam gülsüm harita çizecekmiş diye geldi gitti. 2 tane hafif diktörtgen kareyi yanyana getirip, içlerine + işaretiyle önündeki haritadan bakarak çizmesini öğrettim.
bugün con-tay-ten in evinin önünde duran bir motorsikletle uğraştılar, karşısına başka bir motorsiklet daha koyup, yarım saate yakın benzin verip verip çalıştırdılar, bir ara benim kapının önündeki taşları takurdatıyorlardı, orda saksı örmek için beyaz taşlar vardı da, gittiler sonra, bir de hörü hanım için kocaman kamyonet geldi,
aslında toplumun faşizan şekilde yapılanmış, devlet mafyasıyla kontragerilla, gladio türü yapılanmaların içinde sivilliğini yitirtmelerinin görünmesi açısından korkunç bir olay. insanlar genelde, kılık kıyafet ve mal mülk, yiyip içtiklerinin dışında bir yere gidemeyecek haldeler. sakat kalmışlar, bağımsız düşünce üretecek halleri yok. con-tay-ten in zengin erkek koleksiyonundan sözederken, daha önce konuşurken bacalarıyla ilgili filan, hemen erkek bulup soralım, en iyi erkekler bilir, biz anlamayız vs vs gibi şeyler söylüyorlardı. hacı hörü hanım la. ben de en iyi mühendislerin kadınlardan çıktığını, kadınlardan da çok iyi mühendislerin olduğunu söylemiştim. kendi bacamı kaç saat uğraşıp kendim yapmıştım zaten. herşeyde erkeklere gerek olmadığını söyledim. çok meslekte kadınlar yapabiliyor, allah herkese beyin vermiş düşünsünler diye.
neyse, cemaat bağlantılı bir örgütlenmenin içinde oldukları kesin. sahil kenarlarında kendi adamlarının iş sahibi olmalarını da garantiliyorlardır bir yandan. yalnız onlar yok zaten civarda gözlemlediğim yaşadığım başka şeyler de oluyor. bunlar çok pervasız yalnız, arkaları çok sağlam galiba, amerikanın faşistleri besleyerek iş yaptığı çeçenistanda vs destekleri var sanırım.
bir de o silah başlarını değiştirerek devletin içinde bunların örgütlenmelerinden bağımsız olabilecek kişileri intihar, faili meçhul adları altında yokedilmesi olayları içinde bulunduklarını düşünüyorum. subaylardan, askerlerden, polislerden, değişik mesleklerden kişileri tabancayla intihar etti, arabasında vurulmuş bulundu filan diye haberlerden şüpheliyimdir zaten.
bu kontrgerilla mafyasında, satanist bir yapı hakim, daha önce yazmıştım, kedileri av yaptırarak bir de uyuşturucu kullandırarak münevver karabulut olayları gibi, gaz kaçaklarından ölümler gibi, insanları düşmanlaştırarak yiyecekleri içecekleriyle zarar verici şeyler verdirecek hale getirecek psikolojiler yaratıyorlar. bağımsız düşünme güçleri olmuyor. onlara uygun görülen cemaatlarla denetleniyorlar. ve kendilerine ne denilirse onları yapıyorlar. çok itaatkar sündük yapılarını da kendileri gibi olmayanlara düşman yaptırarak onlara verdirdikleri zararlarla tatmin edici yapı oluşturuyorlar.
kontrgerilla yapılanması da kendine ne şekilde olursa olsun, mecburiyetten, çıkardan, tehditten kaynaklı, sadık eleman sahibi olmuş oluyor. bunların istenilen yerlere, istenilen zamanlarda, istenilen şekilde davrandırılmaları da o yapının bir çalışması zaten.
farklı, aykırı, bağımsız yapıdaki kişiler, ırk ve sünniyet olarak kendilerinden değilse, ve kendi çıkarları için kullanılamayacak durumdaysa da onları yokediyorlar. kazalarla, hastalıklarla, cinayetlerle, intihar süslemeleriyle
bir tür oyun oynuyorlar sanırım
gerçek cesetlerle süslenen ekiplerin oyunları
demokratik bir gelişim yokedilmiş oluyor.
halkın sivilliğinin içine edilmiş oluyor.
itaatkar, kraldan çok kralcı, bağımsız düşünme gücünden yoksun kitleler oluşturuluyor
ve dünyayı idare eden istihbaretik oligarşik yapılar işte böylelerinden oluşuyor.
o silah başlarının değiştirilmeleri, o tür şeyler imalar edilirken telefonların edildiği yerler önemli bence. bunlara göz yumanlar, toplumdaki demokratik yapıları ve farklılıklarıyla gelişime yeniliğe açık kişilerin yokedilmesinde suç altındadırlar. hukuki olarak da bunları soruşturmayanlar suçludur. kimliği belli bir kişiye örgütlenip evinde sorun yaratarak, "burda bir kadın var saldırıyor" diye polisi yanıltmaya çalışmaları da suç.
bu kişiler, geçtiğimiz yıllardan beri, devletin içindeki bazılarına uygun olmadıkları için, intiharlar ve cinayetler adı altında yok ettirilen kişilerin vebalini taşıyan "ergenokonvari" bir yapılanmayla bağlantılılar; iletişimde bulundukları kişilerle birlikte soruşturulmaları ve incelenmeleri demokrasi açısından hayırlı olacaktır. eğer onu yapabilecek kişiler varsa tabii.
bir an için italya da yapılanlar aklıma geldi de