Pazartesi, Kasım 29, 2010

günce-leş l

29.11.2010 05.30 monday
her şey "julian" takvimine bağlanmış gibi oldu.
ne güzel şeyler yapıyorlar, daha güzelleri olur inşallah, bizimle ilgili belgeler ne zaman açıklanacak, lütfen çok uzamasın. kimler neler yapıp yaptırarak neler kazandı vs.
hayatlarımızla onursuzca oynayarak maneviyatları ruhanileri; katliamcı, uyuşturucu, fuhuşçu düzenlere alet ederek bunlardan kazanç sağlanmasına peşkeş çekenlerin de açıklanma zamanı geldi geçiyor bile.
hele bu aşşağılık kepaze sürülerinin efendilerini destekleyenler de sonsuza dek kendi manevi bağlarını kaybetsinler
................
çevremizde olup bitenler;
geçen hafta kadınlar denizine gitmiştim, hava çok güzeldi, denize girenler güneşlenenler vardı.
2 bayanla tanışmıştık, birinin adı fatma/fatoştu. bekar, özel bir hastaneden emekli olmuş, demokrat insanların işlettiği bir yermişmiş. artık kuşadasına yerleşmış.
ondan 2-3 gün sonra gece 2 sularında kapım çalındı, ben çalışıyordum.
komşu fatoş adındaki genç bayan, enes isminde küçük bir çocuğu var. 2-3 ev yukarda oturuyorlar, "telefonuna ihtiyacım var" diye çabuk kapıyı açmamı istedi, çocuğuna birşey oldu sandım önce.
kapıyı açarken kocası da geldi, adı yusuf tu sanırım, itiş kakışa başladılar, sakinleşmelerini söyleyerek ayırmaya çalıştım, adamın kızkardeşi de geldi, beraber ayırdık, sakinleşince eşini alabileceğini söyledim ona. kadını dövmüş filan, vücudundaki izleri gösteriyordu sonra
polis çağırmamızı istedi fatoş. aradık. 2 kere hemde 20-30 dakkayı geçmişti gelmeleri
beklerken kocası geldi gene benim evin içine girip holde saldırdı fatoşa, dışarı çıkarmak için. benim evimde yapmamalarını söyleyerek dışarı çıkmasını istedim, sürekli sakinleşmeleri gerektiğini söylüyordu. vurup öldürmekten laf ediyordu, bana da söylendi, karışmayacakmışım bana da bişeyler gelirmiş bak karışmazmış sonra. kızdım ona, kapısına gelen birine kendisi ne yapardı dedim. çocukları vardı bir de doğru dürüst düşünsünler diye. sakinleşince karısı evine gidecekti nasılsa, evde bıçakla kovalamış karısını, kadın da kaçmış. ona bir çay yaptım.
bir kere daha geldi, pencereden karısıyla konuşuyorlardı, kızdım beni niye sorunlarına karıştırıyorlar diye, geçinemiyorlarsa ayrılsınlar, dövmek ne oluyormuş. sonra gitti.
sonra sokak karanlık olduğu için el fenerleriyle polisler geldi 2 kişi, kapıdan fatoşu alıp evine gittiler. polisler varken de vurdu sanırım adam çünkü bir ara evden çığlık sesleri geliyordu. sonra karakola gittiler, 4-5 gibi filan ikisi dönüyorlardı, pencereden konuştuk biraz, onlara çocukları da olduğu için sorunlarını konuşarak çözmelerini söyledim. bana da sorun yaptıkları için özür dileyip gittiler. sonraki gün fatoşa ikisiyle birlikte çay içip konuşmayı önerdim, istemeden sorunlarına girmiştim konuşmam gerektiğini düşünüyordum. olmadı. 3-4 gün geçti aradan, biraz evel fatoş geçerken konuştuk, boşanacaklarını söyledi, kocasının kız kardeşleri yüzünden geçinemiyorlarmış. ona kendileri için hayırlı olmasını söyledim. üzücü birşey kendileri tanışıp evlenmişlermiş. sürekli kötü muameleyle de evli kalınmaz ki, çözmektense ayırmayı kötü davranışları kışkırtanlar varsa bir de
sonra sibirya kurtlarının/2 ve sokak kedilerinin annesi bir arkadaşla konuştuk ayaküstü, onun da kızının sorunları vardı, damadı el kaldırıyormuş diye sorunları varmışşmış, ama ikisi de ayrılmayı düşünmüyorlarmışmış. bu durumu engellemek için çözüm arıyorlarmış.
con-tay-ten in motosikletli bir sevgilisi var galiba arada gelip gidiyor evine. biz konuşurken sanırım o adam geldi gene. daha önce hacı hörü hanım bahsetmişti evli birisi varmış da bu reddetmişmiş diye. çocukları varmış diye ayrılamamış, kumacılık mı oynuyorlar ne.
önceleri daha çok adamlar gelip gidiyorlardı, tamirciler, kardeşleri vs diye konuşuyordu o zaman
artık kim neyse zamanla açığa çıkar
24 kasımda kütüphaneden aldığım kitapların süresi doluyordu, sabahlamıştım, uyumadan kalkıp erkenden gittim, 2 tanesini verdim birini uzattım bir tane daha aldım, wilbur smith
11. tablet, kütüphaneye bedia mı ne bir bayan geldi ardımdan, kütüphaneciyle konuşmaya başladı, mustafa balbay, vs ergenekon diye bir kötü örgüt yokmuş, o iyi bişeymiş. ben de orda kitap değişimi yapıyorum, biraz konuştuk tabi. hukukçuymuş, ben, yargısız infazlar yapanların, bir sürü insanın hayatıyla oynayanların masum olamayacağını söyledim. bozuldu, balbayın zulumnamesi varmış, okumalıymışız, biz okumadan biliyoruz bazı şeylerin ne olduğunu bizlere de çok şey yaşatıldı deyince, ne yapılmışmış bana, hapise mi atmışlar, işkence mi yapmışlarmış, ergenekon adı altında millete ne zulümler oluyormuş. pınar selekten bahsetti. ben de pınar selek in balbay dan çok daha temiz birisi olduğunu söyledim. ve, örgütte yer alan herkes için aynı suçlamanın olamayacağını ama, yargısız infazların sorumlularıyla, yaşamlarımızla harcayanlara hoşgörü olamayacağını belirttim. bozulup gitti hukukçu bayan, söylene söylene. bu aralar özellikle bu tipleri peşime takıyorlar. aile çevremizde anneme filan da uğraşıyorlar. dün onun günüydü 28 kasım, medine onda kalacakmışmış gece, biraz söylendim. ne kadar masum ki. bir adamla düşüp kalkacak diye hrantın öldürülmesinde yer alanlarla ilişkisi olan birinden herşey beklenir. gece birini içeri almaya filan kalkar vs. şüphelenirim tabi. oğluna diye gitmiş sonra. derin devlet sürekli türk ırkından (çevremde dolaştırılan bazı tipleri anımsadım, bbpci turancı tipler, eski tarih kitaplarında türk diye belirtilenlere benziyorlar. bizle ilgili asıl gizlilikleri onlara yaptırıyorlar herhalde, diğerleri figüranca oynatılıyor.) olmayan herkezi kepazeye çevirme gayreti içinde. öyle ezip yoketmeye çalışıyor. tehditlerle ekonumik durumlarıyla hırslar zaaflar yaratıp kendine uşak etmeye bakıyor. bu tür insanların sanat ve edebiyata dair birşeyler üretmesini de önlemeye çalışıyorlar ki psikolojileri düzelmesin. kendilerinin belirlediği şeylerin dışına çıkılamasın. batı kültürü çalıntısı ezberler onların çok işine yarar zaten. o kültürü anlama yorumlama kabiliyetleri olmadığı için ezilirler sürekli. ezik ezik diş bilerler hep. kendi insanlarının üretme kaygılarını çocuklarla sınırlayan bir zihniyetten ne beklenebilir ki başka.
geçtiğimiz yıllarda hertürlü haysiyetsizlikle yaşamlarımıza inançlarımıza kepazelik yapan, bir sürü insanın yargısız infazlarla yokedilmesinde yer alan kadroların bizler tarafından masum ilan edilmesine çalışılıyor aslında. şerefsizler, yaptıklarının sorumluluğunu almaktan aciz bir aşağılık konumdalar. 5 paralık, 1 dolarlık, 3 euroluk, 1 liralık kaliteleri yok, pezevenklerden orospulardan aciz kepaze sürüsünün. liyakatları bu haysiyetsizlerin. ırkçı faşist ideolojiyle gerçekleştirdikleri herşeyi, devrimci geçinenlerin acıma duygularını sömürerek ve emperyalizm karşıtlığından yararlanıp temize çıkarmaya çalışıyorlar. solculardan enternasyonel değil, vatansever milliyetçiler ulusalcılar yaratmaya çalışıyorlar. bu şerefsiz kadrolarının hesap sorulmadan tekavüde ayrılıp toplumda iyi laik dindar vatandaşlarmış gibi yaşatılmalarıyla da yerlerini alacak yeni kadroların yapacakları herşeyden hesap sorulmayacağı güvencesiyle çok daha pervasız davranmalarının baştan onaylanmasına çalışıyorlar aslında.
ben onaylamıyorum, herkes bilsin. wikileaks gibi yeni oluşumlarla herşeyin açıklanmasını istiyorum. herkes neleri yapıp yaptırdıysa yüzleşmesini bilsin.
faşizmle başka türlü mücadele edilemez. faşist kadroları deşifre etmeden yerlerini alacakların yapacaklarına dur denilemez.
30.11.2010 tuesday