onu nasıl bulduğumu önceden yazmıştım.
yaralıydı, film çekildi, fıtık ameliyatı yaptırdım, sonra gene fıtık oldu, ama yaşamını sürdürüyordu, sokağa çıkmak isteyince bıraktım, gidip geliyordu, ben seslenince "maaww" diye seranat yapıyordu. çok aristokrat bir havası vardı. bazen üç silahşörlerden bir yansıma mı olduğunu düşündüğüm olmuştu. kuşadasında başka felix kökenli kediler vardı görüyordum, ama felixin cazibesi farklıydı. eve gelip erkek erkek dolaşıp gidiyordu, maaww deyişi çok hoştu gerçekten. bir iki aydan beri zararlı şeylerle karşılaştığı gibi izlenimlerim oluyordu. ama sokağa gitmeyi de istiyordu, kısırlaştırmak da istemedim. 1 ay kadar oluyor kulağında enfeksiyon oldu, ilaçlarla antibiyotikle tedavi etmeye çalıştım. iltihabını çıkarmak istedim yapamadım. işitmesinde filan sorun yoktu, sonra söke de film çektirdiğimiz mert vet e götürdük annemle, figen hanım iltihabını alıp antibiyotik tedavisi yaptı. haplar verdi. sorun yoktu, kulakta küçülme olsada enfeksiyon etkisi kalmıyordu. son bir kaç gündür güçsüzdü. 2 gün eve gelmemişti. sonra gelip gitti. 1 gün yoktu. gece çıktı geldi, nerdeyse sürüne sürüne gelmiş, merdivenlerde kusmuş, eve girince yere attı kendini, zehirli bir maddeyle karşılaştığını düşünüp herhangi bir ilaç vermedim. halsizdi çok ve gözbebekleri kocamandı, nerdeyse bütün gözünü kaplıyacak kadar. daha önce pıtırcık tedavi olurken tuvaletini yapabilmesi için vet hüseyin bey bazı ilaçlar vurmuştu, buscopan filan, o zaman onun gözleri de öyle olmuştu, hatta vetten çıkıp hüseyinin parantez kafeye uğramıştık, o kucağımdaydı, oradaki bazı arkadaşlar gözlerini farketmişlerdi, felixosun gözleride öyleydi. karnı taş gibiydi, tuvaletini yapamıyordu o da. barsaklarında felç yapıcı bir madde gibi bir şey. vücudunu silip ara ara yağsız süt ve su içti, gece sökeden figen hanımı aradım, eşi çıktı, klinik arkadaşları halil beyin telefonunu verdi, konuştuk 2 kere, ertesi gün pazarmış o yalnız çalışacakmış diye haberleşiriz dedi. sabah aradım, fırsat bulunca arayacağını söyledi, öğleyin klinik telefonu kapalıydı. kaldı, ara ara çok az süt ve su içiyordu
akşam üstü kötüleşince biraz sefazol 5 mg kadar yaptım, tuvaletini yapamıyordu, karnı kasılıyordu. biraz daha iğne yapmak istedim yapamadım, yarısı dışarı gitti. tedirgindim de zaten. vücuduna zarar verici madde varsa daha ağırlaştırmak istemedim. sürekli benim çevremde durmak istiyordu. ayaklarımın yanına geliyordu bazen, masum, iyileşmesini olmazsa da çok acı çekmemesini istedim. akşam 9a doğru, daha kötüleşti, baygınlık gibi, yanıma geliyordu hep. kasılıyordu, onu sewdim yavaşça, karnını başını sıvazladım yavaş yavaş, kustu altınsarısı bir renkle, karnında felç gibi bir durum, vücudu kasılıyordu, öldü, balkona bıraktım, çiçeklerle, sabah erkenden karşıdaki araziye gömdüm
yaşamıma girdi ve güzel bir havayla gitti
thanks felixos
sonra onları rüyamda gördüm.
kedilerim çocuk olarak ruhani aleme alınmışlardı.
tombiş, tombiş toraman, beneks, pıtırcık, felixos, kuşlar da vardı sanırım, diğerlerini bilmiyorum balıkları filan )))
felix aristokrat bir şövalye gibi dolaşırken, yalnız erkeklerin girebildiği bir yere girmişlerdi
kızlar ayrı yerdeydiler
mesaj; o çocuklar "God gifts" "tanrı hediyelerim" ;namuslu, şerefli, liyakatlı, inancını yol bellemiş gerçek erkek adamların ruhaniyete saygısıyla oraya alındılar.
ben öyle algıladım.
felix diğerlerinin yanına giderken girdiği odadan aydınlık ışık hüzmeleri görünüyordu.
onlarla ilgili bir aziz, bana sonra görüşeceğimizi ve kararlarıma saygı duyacaklarını söyledi
ve ben birşey daha anımsadım
yunanistana gittiğimde, "ırkçılık karşıtı festivalde" kürdistanlı arkadaşlarla da tanışmıştım,
bir arkadaş anımsıyorum, onla özel bir kaç karşılaşmamız olmuştu, o hiç türkçe ve ingilizce bilmiyordu. kürtçe ve fransızca sanırım, işaret diliyle filan konuşur gibi yapıyorduk
bazen birileri tercüme ediyorlardı.
onu dursun karataşla birlikte de görmüştüm. üçümüz dhkc bürosunun odasında konuştuk, sonradan anımsamıştım, dursun karataş ölünce fotoğraflarını görünce. geçen zaman sürecinde, benim üzülmeme neden olabilecek şeylere içinde bulundukları şartlar nedeniyle engel olamadıkları için ve olayları bilmeden üzüntü verdikleri için kendilerinin de çok üzüldüğünü söylemişti. ve benim de kendileriyle birlikte mücadeleye katılmamı istemişti. parmağını parmağıma değdirmişti. onla ve yanındaki başka arkadaşlarıyla festival yerinde de karşılaşmıştık.
ben atinadan gemiye bindiğimde kıyıda kalan 15-20 kişi kadar bir gurup el sallayıp denize gül mü karanfil mi bişeyler atmışlardı, çevreme bakındığımda güvertede başka kimseyi görmemiştim
o arkadaşla akropolde de karşılaştık. ben müzeye giriş param olmadığı için girememiştim. sonra onlar teklif etmişti biletimi almayı ama ben kabul etmemiştim. şimdi keşke diyorum birlikte dolaşsaydık müzeyi .bir arkadaşı vardı, o başka yere gidince biz ikimiz bir süre yalnız takılmıştık. ne konuştuğumuzu anlamıyorduk ama kötü şeyler olmadığı ortadaydı )))
akropolün merdivenlerinde aile resmi çekiliyor gibi büyük bir kalabalık vardı, bütün merdivenleri kaplamışlardı, bir ara onlara bakmıştım, hepsi bana bakmışlardı, temiz ışıl ışıl yansımaları olan bir grup, kocaman bir grup, bir ara çevremizde de dolaşanları oldu.
sonra arkadaşın arkadaşı gelince onun tercümesiyle konuşmuştuk. ben "orası ne kadar kalabalık" deyince çocuk, "nerde, neresi kalabalık" filan diye sormuştu. o kalabalık içinde ingilterede karşılaştığım bir arkadaş daha vardı, anımsıyorum
onlar ruhanilerdi ve "God gifts" "tanrı armağanı çocuklarla" ilgiliydiler
ve orda karşılaştığımız o kürt arkadaşa yunanistandaki bazı "ruhani din adamları" "genç bir arkadaşımız" kabuluyle ona özel bir oda hazırlamışlardı, temizliyorlardı odayı havalandırıyorlardı, sade temiz, elişi yapılmış işlemeli eşyalar olan bir oda.
festivalde bazı zenci arkadaşlarla da karşılaşmıştım, onlarla ilgili sonra yazarım, daha önce yazmıştım john mark karl la arkadaşları da oradalardı
ruhaniler herkesi kabul etmiyor
dünyanın bu tarafında yapılanlar ölçülüyor sanırım
ben kuşadasında çarşıdan gelirken eski yüzyıllardan kalan bir camiden geçmiştim, fotoğraf çekmeyi istemiştim,
o sırada cami eyvanındaki 2 kişiden birisi, "abdestli olmanız gerekir" dedi. diğeri "imama sorsun, belki kabul eder" demişti. ben " zaten hep abdestliyiz de çok terledim, kedileri sevdim, üstüm başım temiz geleyim" deyip ayrılmıştım.
öğrendim ki, hz. hızır çok öncelerden oraya uğramış ve "buraya benim soyumdan biri gelecek ona abdest sormayın, abdestini biz aldırdık" demiş.
artık konu nerelere nasıl gidiyorsa
ruhani bir dünya var, ve benim onlarla bağım var. o çocuklar da onlarla olan bağımla ilgili
1991 den beri belki daha önceye uzanan bir süreçten beri yaşadıklarımız yaşatıldıklarımız bu olaylarla ilgili şeyler
herkes yaptığını kendi inancına yapmıştır
hiçbir ruhani ve kutsal kitap adiliğe layık değildir, tenezül de etmezler
her peygamberin ruhani bağıyla tanrıyla olan akitleri, onların yaşam şehadetidir, onlara inananlar da bu şekilde ruhaniyetle bağ kurarlar, inançlarını kirletmek imanlarını bozmak istemezler,
herkesin yaptığı kendi bağlı olduğu inancıyla ilişkilidir, gerçek iman ve inanç sahibi olmak zordur
bu dünyadan geçip gideceğiz, ben kendime dair maneviyatla ilgili bazı şeyleri gördüm, gösterildim
daha ne olur bilmem
sizler,