ben bu yazılara ilk başlayışımda dediğim gibi, yeni öğreniyorum herşeyi ve kaydediyorum.
yalnız benim bildiğim 1991 yılından bu yana yaşamlarımızla oynanıyor.
o nedenle o zamandan bu yana benle, ailemle ve o sıralarda çevremizde olan kişilerle ilgili
yazılar, fotoğraflar, filmler, anlatmalar, imalar
ne olursa olsun, hepsini bin kere inceleyin, şüpheyle karşılayın
acaba bunu nasıl yapmışlardır, ilaç, bellek silme, fotomontajlar, yalan dolan vs, tuzaklar
o şekilde inceleyin herhangi bir şeyi
çünkü ben, kendi bilgi bilinç ve birikimimle yaşadıklarımı dünyaya karşı ilan edebilirim
beni gerçekten tanıyanlar tanıktır buna zaten
benim manevi yapımı kullanmak amaçlı, çok boyutlu bir şeylerle karşılaştım
yalan dolan, hastalıklar, tuzaklar vs nin dışında
yakın belleği silici, zihin silici kimyasallar da kullandıklarını düşünüyorum
öyle haysiyetsizlikler işte
onun için "gördüğünüzü duyduğunuzu" sorgulayın derim
ve yaptıklarının karşılığında maddi ya da yokedici olarak neler elde ettiklerinin açıklanmasını istiyorum ben
Pazartesi, Aralık 21, 2009
gen
gen taşıyıcılığı
1991 yılından beri, görünmeyen şerefsizce yaşamımıza saldıranlara karşı mücadele içindeydim. mücadele sürüyor, şimdi artık görünüyorlar, daha çok görünecekler
neyi neden yaptıkları bilinecek.
o, ilaçlar, sorunlar, görünmeyen saldırılar sırasında, tanrıya dua etmiştim. şimdikilerden fayda yok eski atalarımızdan yardım gelsin diye.
hatta o zamanlar, yunanistanlı ergülle enverin evinde 2. katta kiradaydık, alttaki atölyeyi de kiralamıştım. terzi newbahar yazıyordu dükkanda, onun cam pencerelerini afişlerle kaplıyordum.
o zamanlarda fransız kültür derneğinde avrupalı bir fotoğraf sanatçısının sergisi olmuştu.
"eski türklerin kutsal diyarında"
sibirya resimleri vardı. afişini alıp atölyeme asmıştım.
tabi yıllar geçti üzerinden
bana kutsal diyarlardaki atalarımdan destek eli uzandı gerçekten
maddi manevi mesajlarını aldım hep
"ne olduğumuzu bilsek"
"bildik"
bana hz isa, johannes, hz meryem ana olarak göründüler
hayatımda yerleri var
zaten fiziken işaretlerini taşıyordum çok eskiden beri
evlendiğim ilk yıl farketmiştik, karaciğerimin üzerinde yay şeklinde ince beyaz yara izi gibi bir işaret vardı, sanırım bekaretin gidişiyle birlikte zamanla kaybolup gitti
bir de ilk gençlik yıllarında sağ elimin üzerinde olan bir işaret var. onu önemsiz buluyordum ama
üzerinde oynandığını ayırdedince, önemli olabileceğini düşündüm.
dedemin yaptığı teldolabını temizliyordum. mutfakta yiyecek filan konuyordu.
böcekler dolmuş içine diye
bir karafatma gibi bir böcek birden fırlayınca elimi hızla çekip dolabın kapaklarını tutmaya yarayan çiviye çarpmıştım, orta parmağımın hizasında el üstümün tam ortasında yara oldu. çivi geçmesinden. kemik görünüyordu beyaz gibi. 1,5 cm kadar gözkapağı gibi bir yara
işte zeytinyağı vs evde birşeyler sürüldü sardık filan. sonra orası gerçekten gözkapağı gibi tümsek kaynayıp gitmişti. yıllar sonra bile elimin üstünde hafif tümsek bir izi vardı. bazen soran oluyordu "eline ne oldu" diye.
bir süredir farkettim ki, o düzleşmiş ve belirsizleştirilmiş. ilginç
ne zaman olmuş, farketmedim hiç.
sanki o kapak kaldırılıp içindeki tümseklik alınıp deri yapıştırılmış gibi. düzleşmiş, yine göz gibi duruyor ama belirsiz
bunu benim bilgim ve iznim olmadan yapıldığını biliyorum. sanki birileri işaretleri gizlemeye çalışmış gibi, onun için bu işaretle ilgili de bir konu olabileceğini sanıyorum. yoksa niye benden habersiz basit bir yara ile oynansın.
bir şey var mutlaka diye yazıyorum, öğreniriz nasılsa bunu da
ben daha önceki yazılarımda bana açılan iyon kapısından bahsetmiştim. aşağıdan yukarı doğru yazılar çıkmıştı bir lavhanın üzerinden ve en sonda hz muhammed adı gelip mühür gibi uzun süre kalmıştı. ilk yazılar basit kare şeklinde -gazetelerdeki yazılardan gördüğüm kadarıyla çok eski ibraniceye benziyor olabilirler.
iyon sütun başlıkları eski rulo şeklindeki yazıları sembolize eder.
halikarnas balıkçısı cevat şakir kabaağaçlının "anadolunun sesi" tarih ve hellenizm kitabında bazı yazılar var.
bütün eserleri:8
bilgi yayınları:241
birinci basım 1971, ikinci basım ocak 1982
o zamanlar basın yayında hocamız olan şadan gökovalı baskıya hazırlamış. onun dersi için almışım sanırım
onda 47. sayfada iyonlar bölümünde israilden gelen bir kavim oldukları belirtiliyor.
yolcular, yönlüler, bela kavmi
burada yunanlılarla karışıp iyon uygarlığını kurmuşlar
zamanla anadolu içinde kalmışlar, unutulup unutturulmuşlar
çocukluğumda duyardım, eskiden 1800 ler filan herhalde, köyde adı maria olan filan birilerinden bahsedilirmişmiş, 1960 lı yıllarda ailemden tanık olanlar var, civardaki mağaralarda hz.isa ve aziz resimleri varmışmış
eskiden acıpayam akalan, alan (alanın delileri) civarlarda filan bir büyük nüfus yangını anlatıldığını duymuştum, tam net değil ama, yok olan belgeler filan
bir de büyüme zamanlarıma doğru, ailedenerkek çocuklarına geçen bir hastalıktan bahsedildiğini duymuştum. dayımlar konuşmuştu. üstelemiştim bana geçmeyeceğini ama erkek çocuğum olursa ona geçebileceği gibi bir şeyler.
sonra konuyu kapatıp gitmişlerdi, herşey unutulmaya terkedilmiş
tamam da
unutmamışlar birileri, başka yerlerdeki belgelerden yola çıkıp herhalde çıkar sağlamak için, neyse o da, ailemizle oynanmış hep, hem manevi sömürmeye çalışırken, hem de aşağılayıp onursuzlaştırılmaya çalışılmışız
yani yapılanları başka türlü kavrayamıyorum
annemle oynanmış, kardeşimle kocam olan kişiyle
sağlıklarıyla, yaşamlarıyla oynanmış
ben, insanların eşit olduğu düşüncesiyle "kan bağlarının- genetik yapı anlamında" önemli olmadığını düşünürdüm hep, insanların ırkları nedeniyle ezilip aşağılanmasına karşı çıkardım, ezilen halklar kavramını desteklemek için kan bağını düşünürdüm yalnızca.
dünyada her türlü insan ırkına yer olduğunu ırkları nedeniyle ezilip aşağılanmalarına karşı çıkardım
dünya herkese aittir diye
1991 yılından beri yaşadıklarımız, kör sağır ve dilsizler ordusuyla örtbas edilmeye çalışıldı hep
ve atalarıma teşekkür ediyorum, mesajlarıyla beni yalnız bırakmadıkları için
inançlarla olan bağımı ayrı bir "şehadet" bölümünde yazacağım. ama
dünyadaki valığımız, hallacı mansurun "en el hak" deyişi gibi tanrının bir görüntüsüdür aslında ve dünyada tanrıdan gelen kodları kullanma biçimimiz bizim ruhaniyetle bağımızı gösterir.
herkes o ruhaniyet bağını koruyamaz,
genlerinizdeki taşıyıcılıkta öyledir işte, manevi varlığınızın ruhaniyetinizin taşıyıcılığı sizi atalarınızla karşılaştırır, size ne anlatılırsa anlatılsın, siz neye inanırsanız inanın, gerçek olan sizi aşağılamak istemez, çünkü inanç taşıyıcılığı vardır
gerçekte mirası taşıyan da budur işte, size verilen akıl zeka düşünce gücüyle açtığınız kodlar, imanınızı inancınızı varlığınızı şehadetinizi korur görünür yapar, sizin başka insanlar halklar için tavrınız bile kendinizi yargılama biçimidir bir anlamda
haysiyetsizliklere karşı dayanıp direnişinizdir
atalarıma yeniden teşekkür ediyorum, &
herkese mutlu noeller
1991 yılından beri, görünmeyen şerefsizce yaşamımıza saldıranlara karşı mücadele içindeydim. mücadele sürüyor, şimdi artık görünüyorlar, daha çok görünecekler
neyi neden yaptıkları bilinecek.
o, ilaçlar, sorunlar, görünmeyen saldırılar sırasında, tanrıya dua etmiştim. şimdikilerden fayda yok eski atalarımızdan yardım gelsin diye.
hatta o zamanlar, yunanistanlı ergülle enverin evinde 2. katta kiradaydık, alttaki atölyeyi de kiralamıştım. terzi newbahar yazıyordu dükkanda, onun cam pencerelerini afişlerle kaplıyordum.
o zamanlarda fransız kültür derneğinde avrupalı bir fotoğraf sanatçısının sergisi olmuştu.
"eski türklerin kutsal diyarında"
sibirya resimleri vardı. afişini alıp atölyeme asmıştım.
tabi yıllar geçti üzerinden
bana kutsal diyarlardaki atalarımdan destek eli uzandı gerçekten
maddi manevi mesajlarını aldım hep
"ne olduğumuzu bilsek"
"bildik"
bana hz isa, johannes, hz meryem ana olarak göründüler
hayatımda yerleri var
zaten fiziken işaretlerini taşıyordum çok eskiden beri
evlendiğim ilk yıl farketmiştik, karaciğerimin üzerinde yay şeklinde ince beyaz yara izi gibi bir işaret vardı, sanırım bekaretin gidişiyle birlikte zamanla kaybolup gitti
bir de ilk gençlik yıllarında sağ elimin üzerinde olan bir işaret var. onu önemsiz buluyordum ama
üzerinde oynandığını ayırdedince, önemli olabileceğini düşündüm.
dedemin yaptığı teldolabını temizliyordum. mutfakta yiyecek filan konuyordu.
böcekler dolmuş içine diye
bir karafatma gibi bir böcek birden fırlayınca elimi hızla çekip dolabın kapaklarını tutmaya yarayan çiviye çarpmıştım, orta parmağımın hizasında el üstümün tam ortasında yara oldu. çivi geçmesinden. kemik görünüyordu beyaz gibi. 1,5 cm kadar gözkapağı gibi bir yara
işte zeytinyağı vs evde birşeyler sürüldü sardık filan. sonra orası gerçekten gözkapağı gibi tümsek kaynayıp gitmişti. yıllar sonra bile elimin üstünde hafif tümsek bir izi vardı. bazen soran oluyordu "eline ne oldu" diye.
bir süredir farkettim ki, o düzleşmiş ve belirsizleştirilmiş. ilginç
ne zaman olmuş, farketmedim hiç.
sanki o kapak kaldırılıp içindeki tümseklik alınıp deri yapıştırılmış gibi. düzleşmiş, yine göz gibi duruyor ama belirsiz
bunu benim bilgim ve iznim olmadan yapıldığını biliyorum. sanki birileri işaretleri gizlemeye çalışmış gibi, onun için bu işaretle ilgili de bir konu olabileceğini sanıyorum. yoksa niye benden habersiz basit bir yara ile oynansın.
bir şey var mutlaka diye yazıyorum, öğreniriz nasılsa bunu da
ben daha önceki yazılarımda bana açılan iyon kapısından bahsetmiştim. aşağıdan yukarı doğru yazılar çıkmıştı bir lavhanın üzerinden ve en sonda hz muhammed adı gelip mühür gibi uzun süre kalmıştı. ilk yazılar basit kare şeklinde -gazetelerdeki yazılardan gördüğüm kadarıyla çok eski ibraniceye benziyor olabilirler.
iyon sütun başlıkları eski rulo şeklindeki yazıları sembolize eder.
halikarnas balıkçısı cevat şakir kabaağaçlının "anadolunun sesi" tarih ve hellenizm kitabında bazı yazılar var.
bütün eserleri:8
bilgi yayınları:241
birinci basım 1971, ikinci basım ocak 1982
o zamanlar basın yayında hocamız olan şadan gökovalı baskıya hazırlamış. onun dersi için almışım sanırım
onda 47. sayfada iyonlar bölümünde israilden gelen bir kavim oldukları belirtiliyor.
yolcular, yönlüler, bela kavmi
burada yunanlılarla karışıp iyon uygarlığını kurmuşlar
zamanla anadolu içinde kalmışlar, unutulup unutturulmuşlar
çocukluğumda duyardım, eskiden 1800 ler filan herhalde, köyde adı maria olan filan birilerinden bahsedilirmişmiş, 1960 lı yıllarda ailemden tanık olanlar var, civardaki mağaralarda hz.isa ve aziz resimleri varmışmış
eskiden acıpayam akalan, alan (alanın delileri) civarlarda filan bir büyük nüfus yangını anlatıldığını duymuştum, tam net değil ama, yok olan belgeler filan
bir de büyüme zamanlarıma doğru, ailedenerkek çocuklarına geçen bir hastalıktan bahsedildiğini duymuştum. dayımlar konuşmuştu. üstelemiştim bana geçmeyeceğini ama erkek çocuğum olursa ona geçebileceği gibi bir şeyler.
sonra konuyu kapatıp gitmişlerdi, herşey unutulmaya terkedilmiş
tamam da
unutmamışlar birileri, başka yerlerdeki belgelerden yola çıkıp herhalde çıkar sağlamak için, neyse o da, ailemizle oynanmış hep, hem manevi sömürmeye çalışırken, hem de aşağılayıp onursuzlaştırılmaya çalışılmışız
yani yapılanları başka türlü kavrayamıyorum
annemle oynanmış, kardeşimle kocam olan kişiyle
sağlıklarıyla, yaşamlarıyla oynanmış
ben, insanların eşit olduğu düşüncesiyle "kan bağlarının- genetik yapı anlamında" önemli olmadığını düşünürdüm hep, insanların ırkları nedeniyle ezilip aşağılanmasına karşı çıkardım, ezilen halklar kavramını desteklemek için kan bağını düşünürdüm yalnızca.
dünyada her türlü insan ırkına yer olduğunu ırkları nedeniyle ezilip aşağılanmalarına karşı çıkardım
dünya herkese aittir diye
1991 yılından beri yaşadıklarımız, kör sağır ve dilsizler ordusuyla örtbas edilmeye çalışıldı hep
ve atalarıma teşekkür ediyorum, mesajlarıyla beni yalnız bırakmadıkları için
inançlarla olan bağımı ayrı bir "şehadet" bölümünde yazacağım. ama
dünyadaki valığımız, hallacı mansurun "en el hak" deyişi gibi tanrının bir görüntüsüdür aslında ve dünyada tanrıdan gelen kodları kullanma biçimimiz bizim ruhaniyetle bağımızı gösterir.
herkes o ruhaniyet bağını koruyamaz,
genlerinizdeki taşıyıcılıkta öyledir işte, manevi varlığınızın ruhaniyetinizin taşıyıcılığı sizi atalarınızla karşılaştırır, size ne anlatılırsa anlatılsın, siz neye inanırsanız inanın, gerçek olan sizi aşağılamak istemez, çünkü inanç taşıyıcılığı vardır
gerçekte mirası taşıyan da budur işte, size verilen akıl zeka düşünce gücüyle açtığınız kodlar, imanınızı inancınızı varlığınızı şehadetinizi korur görünür yapar, sizin başka insanlar halklar için tavrınız bile kendinizi yargılama biçimidir bir anlamda
haysiyetsizliklere karşı dayanıp direnişinizdir
atalarıma yeniden teşekkür ediyorum, &
herkese mutlu noeller