Pazar, Mayıs 18, 2008

şahintepesi senaryoları

geçende akşamvakti sahintepesinden izmir körfezinde gün batımını izledim
izmirde şahintepesi görüntüleri
fotoğraflar çektim
güneş denizden batıyordu, batmasına yakın denizdeki yansıması kare şeklindeydi.
gökyüzü renklendi ve kent işıklanırken güneş uzaklaştı gitti
" hoşçakal günışığı"
kent akşama giderken ışıklar yanar, gökyüzü ve denizin rengi değişirken hoşçakal
yıllar önce orada enverle yaşanan, yaşatılan bir olayı dramı anımsadım.
oraya yakın yerlerde yaşadığımız doğrusu yaşatıldığımız bir olay
ayrılmadan önceki 1-2 yıl içindeydi sanırım
kötü zamanlarımızdı, ayrılmamızdan 1-2 yıl kadar öncesi, enver bazen katıla katıla ağlıyor, bazen kendinde değil gibi dayılanmalar yapıyordu, herşey çok tuhaftı
o zaman yaşadığımız çok şeyin senaryo olduğunu görüyorum şimdi. kabuslar
o zaman ayırdedemiyordum ama, şimdi uzaktan ve üzerinde herhangi bir baskı unsuru olmadan baktığımda korkunç organize şeyler olduğunu görüyorum
enver gazetede çalışırken geceleri nöbetçi olduğunda, gece çalışmaları, gazetenin baskıya girmesi filan, genelde gazetenin arabasıyla geliyordu, bazen taksilerle. "kısmet taksi" vardı sözgelimi eskiden beri, bazen taksi diye evi arar, komik olurdu. gazetenin bir aracı servis gibi gece çalışanlarını evlerine bırakıyordu. bazen matbaadaki basımla ilgili kişileri de alıyorlardı. önceleri gazetenin matbaası vardı sonra satılmıştı, başka matbaalarda basılıyordu.
birkaç yer hatırlıyorum, birisi basmanenin ilersinde fuarın ilersindeki ana yolda etki matbaacılığa yakın yerlerdeydi.
daha önceleri de benzeri şeyler olduğu için, çok anormal görünmüyordu durum. zaten kötü zamanlarımızdı. akşamları çalışanları evlerine bırakılıyorlardı
öyle söyleniyordu.
beni de yanına çağırdığı bir kaç akşam hatırlıyorum.
onun yanındayken çıkmadan içtiğimiz, istemesek de ısrarla içirildiğimiz çay kola vs ler hatırlıyorum. yaşadığım bir sürü şeye baktığımda, olayları ayırdedemediğim, etkilerini göremediğim, anlamadığım, kendimde olmadığım durumlar olduğunu düşünüyorum.
normal mukadder, yaşanan çoğu durumda bağırıp çağırıp kavga eder, gitmez, kendisi çeker giderdi.
zaten sorunlar, hastalıklar ve zihinde çalkantı yaratan kimyasallarla boğuşuyordum, sanırım artı olarak zaman zaman, uyuşukluk yapıcı, zihin silici kimyasallarla filan da karşılaştım. hani ameliyatlardan önce filan yapılan bazı iğneler varmış. ne olduklarını, nasıl olduklarını bilmiyorum, hasar boyutunun hakkında ne diyeceğimi bilmiyorum.
yaşamımız çok zor ve kötü durumlara itildi.
yalnız benim değil, hepimizin
gece çalışması dönüşlerinden
bir keresinde şirinyerde 1-2 kişi inince şahintepesine gitmeye kalktılar, istemedim, tam da nasıl oldu hatırlamıyorum. gitmek istemediğimi biliyorum, füsunlarla da gitmişler, benim de oradan gece görüntüsünü görmemi istiyormuş filan. 1-2 kişi daha vardı, orada hatırlıyorum.
uçurum kıyısında bir yer, karanlık, şöför filan kıyıda bekliyorlar, sanırım o matbaanın ordan alınan işçi gibi bir arkadaşlarımı ne
enver beni görüntüyü gösterecek diye, en kıyıya çekti, kendisi sağ tarafa doğru girintide, beni aşağıya çekiyor, aşağısı görünmüyor, oradan daha iyi görünürmüş. biraz inişli bir yerdi hatırladığım, kenarlar biraz daha yüksek kalıyordu. füsun onunla oradan şehre bakmışmış.
tartışıyoruz
gülüyorlar bize, sırıtıyorlar daha doğrusu
şöförü hatırlıyorum, sırıtıp sigara içiyor, bir yandan uzaklaşıyor, o envere karışamazmış, genççe zayıfça orta boylu birisini hatırlıyorum
enver gelmiyor, bira içmiş, elinde de kutu bira mı vardı ne.
bir ara aşağı atlamaktan bahsediyor.
diğer kişilere onu getirmelerini söylüyorum, ilgilenmiyorlar. ben enverin yanına gidince aşağı doğru itiyor gibi bir durum, aşağısı uçurum
bir kaç şey hatırlıyorum. gecenin bir saatinde uçurumun kıyısında, tenha ve berbat bir duruma getirilmişim. olayın enverle ilgili olduğunu sanıyordum, ama değilmiş,
arabada aralarında gerilimli bazı konuşmalar durumlar anımsadım.
ben ordaki işçimi arkadaşlarımı onun enveri getirmesinden minnettar kalmıştım. benim zorumla ite kaka da olsa onu çıkarmıştı. dönüşte teşekkür etmiştim. şöför dalga geçiyordu.
aslında orada bir kişi daha vardı, sonra mı gelmişti, o da gelenlerin içindemiydi ne, onun kolundan tutup enverin yanına götürürsem onu ardan çıkaracakmıymış ne. vs. net değil, öyle bir şey daha hatırlıyorum.
şimdi o olayın, belki daha bir çok olayın ve o kişilerin, şöförlerin gazete çalışanlarının gerçekde başka kişiler olup senaryolarla o durumların yaratıldığını düşünüyorum.
resmi bir kabus, uluslararası boyutları olan, anlamını ve insanlıklarını yitirmiş kişilerden oluşan kabuslar zinciri
bir koca ne hale getirilmiş, bir anne ne halde, bir abla zor durumlarda,
aile anlamını yitirmiş yani, işlevleri bitmiş, aile değerleri yok edilmiş,
ve ben karşı koyma ve direnme gücü kimyasallarla zayıflatılmış, ve çevresinde; evi, işyeri, arkadaşları sorunlar ve aldatmalarla boğuşan birisi.
düşman kalleş ve onursuz, zemin kaygan, insanlar duyarsız,
çiçeklerden ve kedilerden başka doğal birşey yok sanki
(benim ne yapıp edip, öbür boyutlarla ilişkiyi kurup, insanların bu kadar onursuzlaşmaya ve aşşağılık yönelimleri tercih etmelerine neden olan bu kıymetli şeyin ne olduğunu öğrenmem gerekiyor. hiç olmazsa öyle bir şansım var. başka karşılaşmalarımda bunu gündeme getirmem ve öbür tarafı, insanlık aleminde çok olumsuz şeylere neden olan bu "kıymetli" şeyin varlığıyla ilgili konularda yeniden değerlendirmelerde bulunmalarına ikna etmem gerekiyor. emanetler aşağılamalar ve onursuzlaştırmalarla ilgili yerlerde bulunmamalı)
yani kabuslardan kabus beğenilecek hallerimiz olmuş
şahintepesiyle ilgili başka birkaç şey daha anımsıyorum, orayla ilgili öğünerek konuşanları

uzun süre gazeteci nizamettini anımsıyorum, gizemin babası, benim kedim tombişle fotolarını çekiyorduk bazen. nizamettin, karısı ve gizemle bizede gelmişti.
gazetede çalışırken nöbetçi olduğu bir akşam nizamettin, yerde gazetelerin üzerinde artist olmak isteyen bir kadının çıplak fotolarını çekmişmiş, o nedenle enverle kavga ettiğimizi biliyorum.
enver sonradan gazetedeki kızlardan esra, füsun filan ayrobik kıyafetleriyle fotolarını çekmişmiş vs. onlar enver abilerine çok güveniyorlarmışmış. bir ara melike, füsun, esra vardı. onlarla birlikte bir yerlere gidiliyordu.
esra ve füsunun organizasyonlarda doğrudan ilişkili olduklarını düşünüyorum.
onların doğum günleri, kutlamalar vs diye evlerine filan götürüldüğümüzü anımsıyorum. bir kere füsunumu kuzeni mi ne bir nişan söz kutllaması, vs.
huzurevi taraflarından şirinyere yakın bir eve gidip, odalarına filan çıkarılışımız,
kalabalıklardı, aileleri filan. yanyana bir kaç evde onların akrabalarınınmıydı ne, çok kısa çevredeki kişileri çok fazla ayırdedemeyecek şekilde kalmalar.
esranın evlenip almanyaya gittiği söylendi sonraları.
bir kere 2. kordonmu ne ticaret odası gibi bir odanın lokal gibi yerinde gazete kutlaması oldu, tavanlar süslenmiş, füsunun ailesi de gelmişmiş, amca dayı, yenge, kuzen vs
bir ara özellikle onlarla halay çekip dansetmek için ısrarla iteklendiğimi hatırlıyorum. hatta enver beni kıyıya çekip, füsunun kendisine bir şekilde, dayısı aracılığıyla mı ne çok destek olduğunu ve onlara kaba davranmamam için özellikle rica ettiği vs, bir iki kişi daha gelip benzer şeyler söylediler, insanları kırmayalım, iyi davranalım, çok iyi kişiler vs. canım sıkılmıştı
oralarda tuhaf bir defileye gidişimizi hatırladım, o günmüydü, başka bir zaman mı
çok fazla kişiyle karşılaştığımız, doğrusu, karşılaştırıldığımız zamanlardı.
o kadar çok kişi görülür, bir sürü kişi tanıştırılır ki, hiçbirini hatırlamak olası değil
organizasyonlara bakın
zavallı ben,
hiçbir şekilde oturup kalkmayacağımız, yüzüne bakmayacağımız, hele özel yaşamımızı hiç paylaşmayacağımız nice insanla yanyana getirilmişiz
enverin bu olaylarla bağını düşünüyorum
önceleri o da farketmeden olayların içine çekiliyordu.
onun çeşme altınyunustaki türklük dünyası toplantısında bazı ciddi oluşumlarla karşılaştığını biliyorum.
1. toplantıydı sanırım, türkeşinde katıldığı toplantı,
sonrakine de katılmıştı, her seferinde çanta getirmişti, 2 çanta vardı evde, ben onları atıp, yakmıştım sonradan
o sıradaki izlenimlerimi başka bir bölümde yazmıştım.
sanırım enverin olayların içinde kullanılması, onun basın yayında öğrenciyken
oktay subayla birlikte karıştıkları bir cinayet olayından kaynaklanıyordu.
o bana anlattığında duyuldu sanırım. yunanistanlı büyük enverle karısı ergüllerin evindeydik. kiracı
o evdeyken bizim ayrılma zamanlarımızda giriş katındaki dairede göçmen kaniye hanımla, 3 kızı ve valilikteki bir birimde şöför olarak çalışan kocası ahmet bey de vardı.
biz ayrıldıktan sonra onlar yakınlarda ev alıp gitmişlerdi. kızlarından birisi hasta oluyordu, onunla ilgili hastalığıyla ilgili şeyler hatırlıyorum, kocası olmadığında yardım için seslendiklerini, bir büyükannelerinin ölümü gibi birşey de oldu sanırım, doktorlarla ilgili bir şeyler
büyük kızları bir uzman çavuşla evlenmişti
küçük kızlarından birisi forbes yolundaki şokun yanında bir mobilya vs mağazasında çalışıyordu, zaman zaman karşılaştığımızda konuşuyorduk, o mağazaya birkaç gidişimizi oralardaki kişilerle konuşmamızı hatırladım. annemle de birşeyler bakmıştık. o sırada oturduğumuz yerin öbür sokağıydı. sahiplerinden birisi benim yan dal derslerine girdiğim gülşah mı ne bir öğrencinin de yakınımıydı ne.
onların da bazı organizasyonlarda bulunduğunu anlıyorum. kendi bilinçleri ne kadardı bilmem
enver, bana oktayla yaptıkları eylemi o evde kalırken anlatmıştı, önceleri bilmiyordum.
anlatıp, yerini göstermişti,
basmane garına giden yol üzerinde, sonradan yıkıldı oralar, eski postane vardı, onun beri tarafında küçük yolun üzerinde köşede postaneye yapışık bir gazete bayi, satıcı kulübesi
oradan tilkilikteki devgenç binasına kestirme geçiş vardı.
o gazete satıcısı devgence gidenleri ihbar edip, derneğe büyük zararlar veriyormuşmuş
cezalandırılmış
enver, tam net olmamakla birlikte 9'luk baretta kullanıyormuşmuş, adam gazete paketleriyle ilgilenirken vurmuşlar ve giderlerken enver dönmüş, "bu pezevenk ölmemiştir daha" diye bir kaç kurşun daha sıkmışmış
bu olay 12 eylül gözaltılarında gizli kalmış ve hiç konuşulmamış, olayla ilgili kimse bilinmiyormuş, enver nasılsa ergüllerin evinde kaldığımız zamanlarda anlattı bunu
ben çok etkilenmiştim, şok olmuştu
önceleri bilmiyordum
sanırım o konu dinleyicilerle duyuldu ve enverin kullanılmasında öne sürüldü.
yunanistandan türkiyeye izmire okumaya gelen dilek çakmak adlı yeğeninin de kullanıldığını gördüm. fotoğraflarımız var ailesiyle filan
bu benim tahminim
bir de bizimle ilgili, annemin kötü bir şekilde kullanıldığı organizasyonlar var
hiç kimsenin kendi annesine yakıştırmayacağı şeylere yöneltilmesi, delişmen yapısının zaaflara dönüştürülüp kullanılması
yok edilen ailevi değerlerimizin sürecinde, izkentteki evimize komşu olan ahmet- nurten saatçi ailesininde çok uzun süre, yıllarca organizasyonlarda önemli yerleri oldu.
anneme teyzemiz diye girip çıkarken, onu, ailemizin dağıtılıp kötü durumlara düşürülmemizde kullandılar.
o çevrede çok kişi bunu biliyor
başka birkaç kişi daha var, onları da yazacağım
ben o kadar sorunların içinde annemle komşular, iyiler filan diye onlara yakın olmaya çalıştım. zaman zaman onları nurtenin annelerine, gölet, alışveriş vs, götürüyordum bazen.
oğulları askere giderken arabamı kullanmışlardı, garaja geçirmeye kalabalık gidilmişti
hasanağada piknik hatırlıyorum, enver de vardı o zaman,
bir iki kere şahintepesi denen yerden de geçtik sanırım.
annemi yönlendirdikleri yerler, bir kumanda, vida vs alınacak olsa, alacağı yerleri söylemeleri
annem ihtiyacını, alacağı yeri "ahmet bey söyledi, sen oradan al teyze, ben yaparım, tamir ederim dedi," vs
saçma sapan yerlere şeylere yöneltildik.
onların yüzünden evde çok huzursuzluk kavga oldu. annemi bize karşı çok kötü yönelttiler.
onlar söylüyor ve ısrarla annem bize yaptırmaya çalışıyordu,
tv çok kanallı olacakmış, 52 kanal mı ne çıkmışmış, hadi tamire
"mert" tv tamircilerine yönlendirme, uno arabamın teybiyle de ilgilendiler
onların tamir ettiği tvlerden evimin içinin gözlendiğini düşündüm. sonraları duyduğum şeylerden dolayı
kapılar pencereler kapalı ve dışardan kendi evinizle ilgili, yalnız da olsanız birşeyler söylendiğini, imalar, laf atmalar duyunca
lambaları, ampulleri çok kontrol etmiştim.
o tvlerden birisi löeve geçtiğimiz bir iki yıl içinde sattırıldı, eski verip üstüne yeni tv almak için.
nurten-ahmet saatçi ailesi, bizim ailemizle ilgili en kötü ve olumsuz şeylere büyük katkıda bulundular.
benim geçenlerde avukata söylediğim, aile diye kabul edeceğim bir yapının kalmadığı, durumda büyük payları var.
gerçek aileyi seçtim zaten. maneviyatımla ilgili bütün miraslarımın yerlerinden biri. başka bir bölümde onları yazacağım.
gerçekten dayanılması çok güç şeyler yaşadım. fiziksel ve psikolojik olarak
biliniyor artık çoğu, ve zamanla açıklanacak, vakit geçirilmeye çalışılıyor ve alıştırılmaya çalışılıyor herşey.
ben zaten baştan silindim, organizasyonların başı kendilerinden saymadan davrandılar baştan beri,
gerçekten kendilerinden değilim.
acaba, ortadoğuda kürt halkının varlığının ve kimliğinin kabul edilmeyişinin doğal sonucu olan pkk yi düşman ve terörist ilan edenler,
eşitlik ve özgürlük savaşımı veren devrimcilere saldıranlar
benim yaşadığım, yaşatıldığım, manevi bağlantıları da olan olaylarda
aşağılamalar, onursuzlaştırmalar, hiç bir varlığa yakışmayacak şeyler karşısında neler yapıyorlar.
bunları onaylayan kimse beni eşi, dostu, akrabası, kendilerine ait birisi olarak görmesin.
samimi inançları gereği, ben inanmasam da yaşanılan herşeyi kader gibi kabul edip, üstlenmeye çalışanlar, bu konunun dışındadır.