eski notlar, şiirler yazdığım küçük, sarı defterlerden biri daha.

buradakiler daha çok benim hoşuma giden, başkalarının yazdığı yazılar, sözler, şiirler
tekerleme
aziz dostum sen bu elden gideli
sekiz mevsim geldi geçti duydun mu?
yine kar koymadı baharın yeli
zerdaliler çiçek açtı duydun mu?
çavuşların yumuk gözlü tahiri
kahve yaptı kırk senelik ahırı
erkek fatma dişi çürük mahiri
güpe gündüz aldı gaçtı duydun mu?
iyi dinle anlam çıkar sözümden
bir hızarcı gelir mercan özünden
ipsiz mustafanın tek boynuzundan
onaltı çift tahta biçtik duydun mu?
bir dumandır tüter evin bacası
askere gitti halimenin gocası

sazlı köyün aksakallı hocası
minarede şarap içmiş duydun mu?
anonim
=====
biz böyle değildik
biz karanlık dünyaların insanları değildik
gözlerimizde kin yoktu önceleri
yüreğimizde öfke yoktu
gülmesini de bilirdik biz
sevmesini de
ama gel gör ki;
anlamadılar bizleri bir türlü
anlamak istemediler
hayat bir yarıştır dediler
kim geride kalırsa hep o ezilir dediler
en akça umutlarımızı birer birer kurşuna dizdiler
biz böyle dğildik önceleri
bakışlarımızda umutsuzluk yoktu
=====
insanları yargılamadan önce anlamaya çalışın
=====
beni sevme, bana çiçek getirme
kolay sevinmem bilirsin
al güvercinleri, al güneşi
götür onlara
aşınmış bir yüreğim var, ver onlara
al getir gözlerindeki sevinci
=====
nasıl sevmem seni çocuğum
ellerin denizlerce özgür
namuslu uslu
kahpeliklerden ırak ellerin
utanıyorum insanlık adına
ellerini okşamaya
kahroluyorum
nasıl sevmem seni çocuğum
toprağa tutkun
suya!.....
taşa, pıtrağa aldırmazlığı
utandırıyor beni, çağım adına
ayaklarına yeniliyorum
gözlerin bulutlarca özgür
küskün karanlığa
ve yalın yalın
utanıyorum uyuyanlar adına
gözlerine bakmaya
tükeniyorum
nasıl sevmem seni çocuğum
turhan oktay
=====
nedendir
beni benden bile uzak tutuşun
üzülünce yüzükoyun yatışın,
arada bir bülbül bülbül ötüşün
nedendir de güzel gözlüm nedendir?
h.hüseyin
=====
kul himmet'im elif yazdım dal oldu
yarin zehri aşığına bal oldu,
derdim çoktur fakat, dilim lal oldu,
anlatamam dane dane sevdiğim....
=====
ne güzel elele koşmak yarınlara doğru
paylaşmak sevinci, neşeyi, mutluluğu
bütün kederlerden, kaygılardan uzak
ne güzel seninle olmak, sende olmak, sen olmak
=====
eğilmiş çiçek toplayan bir çocuk bulsam....
=====
ne kadar otursak sonu gitmektir.
dostlar bizi safa ile gönderin.
=====
biz bu yerden gider olduk.
kalanlara selam olsun
=====
al kirazın dördünü
sev yiğidin merdini
seveceksen güzel sev
çekme çirkin derdini
=====
taşra kızının deliceleri -türkan ildeniz
=====
.....
dost varmış,
düşman varmış
şu canına yandığımın dünyasında
fethi giray
=====
kişi yol almak istiyorsa kimseye yapışmamalı
=====
sevgiler ürküttü bizi.....
=====
evrimi ile yazı sanatı :erdoğan munis
=====
dostluğun adını saklı koymuşlar,
yazın beni yoğa gayrı.
=====
başını çevirdi dargın
=====
sessizliği gövdesi kadar iri
=====
üstünlüğümüzü göstermek için başkalarını küçük düşürmek ve kötülük etmek gerekmez.
=====
iki kişi birlikte bir torba tuz yemeyince dostluk kurulmaz aralarında
=====
enginli yüksekli kayalarımız
gamınan yoğrulmuş binalarımız
doğurmaz olaydı analarımız.
=====
.....
git bahçede koş oyna çocuğum
büyüklerin sözünü dinleme
babanı dinleme
git bahçede koş oyna..
...
=====
tamzara çayır çiçek
orak getirin biçek
efendimi vurdular
yavruları küçücek
=====
yaylanın çimeninde peri bağırır peri
kar yağdı da kapattı seviştiğimiz yeri
=====
gelin tanış olalım
işi kolay kılalım
sevelim sevilelim
dünya kimseye kalmaz
_
cennet cennet dedikleri
bir kaç köşk, bir kaç huri
isteyene ver onları
bana seni gerek seni
_
dünya benim rızkımdır
halkı benim halkımdır
yunus
=====
ulu ulu kervan geçmiş yollar gibi inilerim
=====
bir berat gecesi tutuldu dilim
silaha, bıçağa varmadı elim
=====
sen bir bahçıvan ol, ben bir gül olam
uzat ak ellerin der beni beni
=====
gurbet eli bizim için yapmışlar
çatısını pek muntazam çakmışlar
ölüm ile ayrılığı tartmışlar
elli dirhem fazla gelmiş ayrılık
=====
gurbet ilde yaban illerin derdini
çekeyim de bekleyeyim bir zaman
pir sultan
=====
ölüm selam götürür özgürlüğe
ağlamadan geleceksin mezarıma
ardıç dallarından bir çelenkle
dudağında coşkun türküler
=====
poyraza dayanmazsın
biliyorum ama
sarığını çözeceğiz bu zulmün
=====
serinlemiş dağ türküleri
sevdanın bir sayfası
=====
suskunluğa hüküm giymiş kadınlar
=====
ağlamıştım o gün
yaşı ve coşkuyu düşünerek
bak nasıl doğuyor güneş
göğün göğsünde eşinerek
uman değilim
bekleyen olmak da zor
ama naçar da değilim.
vecihi timuroğlu
=====
sevi
çiçek değil bu sevi
nasıl sunayım
____gözümün bakışından
____suların akışından
____kumrunun sekişinden
anlamalısın
mehmet kemal
=====
dostlara bıraktım türküleri
=====
bir türkünün getirdiği gemi
bir gemici türküsü dinledim,
yanık bir gemici türküsü, ayrılık tüten;
ağır ağır söyleniyordu yürekten,
bozkırımda serinledim.
_
rüzgar doldurmuştu yelkenleri,
sancak direğinde kalbim gibiydi bayrak.
dalgalar dövüyordu tekneyi şırak şırak!
ıslanmıştı aydınlık serenleri
_
nasıl da yan yatıyordu korkmadan,
dört bir yanı ışıl ışıl güneş yüklü
tayfalar şendi, küçüklü- büyüklü,
yoktu kıyıya dönüp bakan.
_
mercan, kefal, çipura götürüyordu,
canlı canlı, diri diri, oynaşan,
geveze martılarla peşinde çılgınca koşan
köpükten bir iz sürüyordu.
_
miçoluğa razıyım bu serin gemilerde,
avucumdan soğuk soğuk sular süzülsün...
gönlüm ayrılıklarla üzülsün,
saçlarım tuz içinde.
_
ne zaman gözlerimi yumsam görürüm,
açık denizlerde çalkalanan gemileri,
o yürekten söylenen türküleri,
duymaya göreyim, ölürüm!
halim yağcıoğlu
(kenarda benim uçuşan martılar çizimlerim var.)
=====
dağlar
hemen mevla ile sana dayandım;
arkam sensin, kale'm sensin, dağlar hey!
yoktur senden gayri kolum kanadım;
arkam sensin, kale'm sensin, dağlar hey!
_
sana derim sana, hey ulu yaylam!
meğer başım alam, ilimden gidem.
okum senden, yayım sendendir, cıdam.
arkam sensin, kale'm sensin, dağlar hey!
_
yüce yüce tepesinden yol aşan,
gitmez oldu gönlümüzden endişen;
mürüvvetsiz beyden yeğdir dört köşen;
arkam sensin, kale'm sensin, dağlar hey!
_
köroğlu der, tepelerden bakarım;
gözlerimden kanlı yaşlar dökerim.
bunca yıldır hasretini çekerim,
arkam sensin, kale'm sensin, dağlar hey!
köroğlu
1943- izahlı halk şiiri antolojisi
=====
olur biter
ama şunu aklına ko:
başımıza gelen bütün bu şeyler
dünyada olmamaktan daha iyi.
hem bizim için hasret falan da neymiş ki,
sen orda yıldızlara bakar dalarsın,
ben burda cigaramı yakar dalarım,
işte olur biter.
a. kadir
=====
açık
biz hep açık konuştuk.
gökyüzünden maviydi sözlerimiz
sığ bataklarda değildik, kuşlar gibiydik,
uçarıydık. gözlerimizde
şavkıyan parıltılar gibiydik.
_
biz iyiye iyi, güzele güzel dedik,
masallardan çekerdik mısraları, tülbent gibi.
yalnız şiirlerde yalan söylemezdik,
umutlarımızda, hayallerimizde de yalancı değildik
_
biz buğday tarlalarında buğday,
ağu yeşili bahçelerde ot,
trenlerde düdük sesiydik.
yıldızlara çobandık, değirmenlere su,
bozkırlara bulut gölgesiydik.
.
.
c.külebi
=====
yaşamak telaşı
hiç böyle ısınmamıştım;
daldaki vişneye,
vitrindeki aydınlığa,
salça kokusuna mutfağımın,
akan dereye, uçan buluta,
hiç böyle ısınmamıştım yaşamaya
edip cansever
=====
tutsak sevgi
beni senden zorla kopardılar yiğidim
bir kınamadır tutturdu gözleri
cümlesi bir olup kanıma tükürdüler
zincirlediler ellerimi.
seviyorum diya başlayacaktı savunmam
söz hakkı vermediler.
yasaları düşman, yargıları ne çirkin
beni senden zorla kopardılar yiğidim
_
oysa anam babam vardı ama
doğuştan öksüzdüm ben, yabancıydım
iğreti sığındığım canavarlar arasından
alıp başımı öylece uzak
çekip gitmekler tasarladım her an.
içimde günler günü büyürdü kaygıların şahı
sonra seni gördüm, seni bildim, arındım
seninle aydınlattım karanlığımı.
-
şimdi gönlümde o eski plak çalıyor
domani yani yarın demek
sustur o plağı içim parçalanıyor
artık ne ben varım ne sen yarın
bunlar hiç olmamıştı ki zaten desem
hayır- doğruyu yazmak borcu elimin
beni senden zorla kopardılar yiğidim.
türkan ildeniz
=====
.....
"yoktu günlerde evveldi günlerdeki yoksulluğumuz.
sanki hiç olmamıştı
oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi,...."
c.süreyya
=====
takvimli saat
tanrım paran yoksa biz verelim
kendine bir saat al
en iyisinden
bir daha zamanı şaşırma
vakitli vakitsiz öldürme bizi.
ü. yaşar
=====
bulut geçiyor
bulut geçiyor şehrem şehrem toprakların üzerinden
yine öncekiler gibi karanlık
yine öncekiler gibi hazin
bulutlar geçsin üstümüzden
kırılıp dökülen bir yanımız yok ya bizim.
_
bulut geçiyor,
sen ağlama, ben ağlayayım dayanamam.
şimdi uzak bir yerinde memleketin
başın yastığa dayalı penceredesin
belki de düşünürsün, belki de yerinirsin
bahtiyâr olmak dersin içinden
dersin dünyada bir şey var
bahtiyâr olamıyor adam.
sana hiç birimiz taş değiliz diyorum
ama hangimiz ayrı düştük cesaretten
hangimiz sevmedik canı yürekle,
diyorum bulut geçiyor, bekle.
karanlıklar kurtulamayacak yenilgiden.
şükran kurdakul
=====
savaş, barış ve zeyno
bir kere düşman
olmaya görsün dostların
zeyno...
ne yapsan, ne etsen
yaranamazsın
son çaren
düşman olmaktır
zeyno....
düşman....
belki barış
savaştan sonradır
zeyno....
ali özsoy
=====
ve gayet zenginim ben, sen varsın benim sevdam
paha biçilmez arkadaşım, hayat ya da ölüm
mert savaşım, düşmana hıncım, sayısız yoldaşım
hak yoludur benim yolum....
=====
çilingir sofrası
bu zıkkımın yanında
arnavut ciğeri ister, bir
çiroz salatası ister, iki
cacık ister, üç
adalet, müsavat, hürriyet demeğe
sadece yürek ister.
m.eloğlu
=====
....
ellerimiz el olmadıktan sonra
vazgeçelim be kardeşler
aklımız akıl değilse
gönlümüz gönül değilse
gücümüz boşunaysa
vazgeçelim olup bitsin
böyle yarı yalan yarı yanlış
yaşamaktan fayda yok.
m. eloğlu
=====
"bu mavi ne menem mavi
neyin nesi bu bulut "
=====
"çünkü bir silah gibi tutarsın tuttuğun herşeyi
heryeri bir uyarma diye tutan ıslık senindir."
=====
bakı
kendi bahçesinde dal olamayanın biri
girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
asaf özdemir
=====
sardunya
bir sardunya olmak isterdim şu dünyada
kırıldıkça kırıldıkça yeşeren
öylesine al al veren
bir sardunya
_
bir sardunya olmak isterdim şu dünyada
bir avuç toprağım olsun ama benim olsun
ister bir saksıda olsun, ister dağda olsun
yeter ki gönlüm rahat olsun.
=====
yağmurda düşünceler
aldım kendimi karşıma
sen böylemiydin dedim
bir yağmur yağmaya görsün
yerinde durabilirmiydin
_
yürürdün gölgen uçardı duvarlarda
çekip üstüste cigarandan
bir savurman vardı dumanı
şimdi değil eskiden
n.ulvi akgün
=====
mavi gözyaşları
"yaslamış başını bir yosun taşına balık,
ağlıyordu....
gözlerimle gördüm:
gözyaşları maviydi..."
f.giray
=====
.
yaprağın yeşili,
vay anam vay!
içimi dağlar göğün mavisi
dayan bakalım,
dağları delen ferhat!
vakit alacakaranlıktır şimdi.
fethi giray
=====
varsın güç olsun yolum
dönmeyeceğim
biliyorum ve inanıyorum
amacıma ereceğim.
angel parra
=====
gözlerimizden anlıyorlar hemen
karşı olduğumuzu sömürüye
ve sicilimize yazmışlar aynen
bunlar mazlumlardan yana diye.
=====
-sevinç için yaşadık biz. sevinç için kavga verdik. sevinç için ölüyoruz.
üzüntü tasa gibi şeyler bizim adımızdan uzak olsun.
=====
dost
bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın,
öyle yorgunum ki hiç sorma
sen halimden anlarsın.
_
sabahlara kadar oturup konuşalım,
kimseler duymasın.
mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız
dokunarak uçalım.
_
insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen vardın
öyle halsizim ki sorma
anlarsın.
c.külebi
=====
zerdali ağacı
havalar güzel gidiyor
sende çiçek açtın erkenden
küçük zerdali ağacım,
aklın ermeden.
....
....
şimdi okşar da hafif hafif
bir gün yerden yere çalar rüzgar
küçük zerdali ağacım,
sonra donarsın.
zemheride bahar mı olur
akşamları seyret anlarsın
sakın erkenden çiçek açma
küçük zerdali ağacım.
_
kar yine başladı yağmaya
küçük zerdali ağacım
ne soran ne arayan bulunur
insan nâçar kalmaya.
c.külebi
=====
sivas yollarında
sivas yollarında geceleri
katar katar kağnılar gider
tekerleri meşeden.
ağız dil vermeyen köylüler
odun mu, tuz mu, hasta mı götürürler?
ağır ağır kağnılar gider
sivas yollarında geceleri.
_
ne yıldızlar kaynaşır gökyüzünde
ne sevdayla dolar taşar gönüller,
bir rüzgar eser ki bıçak gibi
el ayak şişer.
sıvas yollarında geceleri
ağır ağır kağnılar gider.
_
kamyonlar gelir geçer, kamyonlar gider
toz duman içinde,
şavkı vurur yollara,
arabalar dağılır şoförler söğer,
sivas yollarında geceleri
katar katar kağnılar gider.
c.külebi
=====
"dayanmak onlara düştü,
onların haline ağlamak bize.
seninle daha çok konuşuruz,
böyle birbirimizden uzak,
böyle kendi kendimize."
a.kadir
=====
çile
bizim hiç bir hürriyetimiz yok,
hiç bir hürriyetimiz,
ne çalışmak, ne konuşmak, ne sevişmek
sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,
ben burda en büyük çileyi doldurayım,
ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sana muhtaç.
sen orda dalından koparılmışbir zerdali gibi dur,
ben burda zerdalisiz dal gibi durayım.
a.kadir
=====
son yerine
zulmün her türlüsü kötü kardeşler
hiçbiri insana göre değil
ağaç dikmek sabahları uyanmak iyi
iyi hayvanlara bakmak çiçekleri sulamak
rahatsalar uyuyan insanların soluğunu dinlemek iyi
iyi hürlüğü düşünmek
yaşamak onun için
bütün gün çalışmak onun için iyi
bütün çocukların uyuyuşu uyanışı iyi
zulmün her türlüsü kötü.
i.berk
=====
belki daha çok zaman
belki daha çok zaman sürecek bu esaret, bu ayrılık, bu tahammül, bu sabır.
belki daha çok zaman,
şapkanla ceketin hep aynı yerde asılı duracak,
gecelerin içinde açılacak duvarların,
gönlünü gökyüzüne, yıldızlara, dağlara kaptıracaksın.
hürriyet ve ekmek,
belki daha çok zaman,
yıldızlar, dağlar, yollar ötesi.
belki sen daha çok zaman,
sabırlı ve tahammüllü olamayı seveceksin,
hürriyeti ve ekmeği sevdiğin gibi.
a.kadir
=====
seyyar fotoğrafçı
çek artık osman usta çek
kapağı bir atışta
şu bütün sabırsızlığımın resmini
tam işte o dakikadayım
hani o herşeyden herşeyden
sıkıldığımız dakikada
_
başını şöyle tut diyorsun
elime doğru bak
hayır ben o yana doğru bakamam
istemiyorum öyle durmak
_
nedir o öyle
girecekmişim gibi bir işe
bıktım usandım rötuştan pozdan
az mı ezildim, az mı büzüldüm
o ölesiye nazlardan
o hep karşılıksız aşklardan
_
bu olduğum gibi sade
görünebildiğim kadar silik
dakikada çekersin diye resmimi
osman usta bunun için seçtim seni
_
deniz gibi, sokak gibi, ev gibi duracağım
senin karşında istediğim yana bakarak
işte öyle çek osman usta
hani o bir bakışta
halime hayran olarak.
s.aldanır
=====
kızılırmak kıyıları
kardaş, senin dediklerin yok,
halay çekilen toprak bu toprak değil.
çık hele anadolu'ya,
kamyonlarla değil, kağnılarla gel gayrı,
o kadar uzak değil.
-
çamı bitmiş, kavağı azalmış,
gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
yedi ay kıştan sonra
yeşeren senin yaşamandır,
yaprak değil.
_
yersin içersin sofrasından üçyüz senedir.
kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan.
mevsimler soğumuş, sular azalmış,
buğday, selçuklulardan kalan başak değil
_
parça parça yarılmış öküz ardında,
parmağı üç pare tırnağı ak değil.
utanır elin ayağın,
korkarsın yakından görsen
eli el değil ayağı ayak değil
_
gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
ağır bir aydınlık bildiğin şafak değil,
öyle dalmışsın ki yüzyıllar süren uykusuna,
uyandırmazsan,
uyanacak değil.
_
dertle sefaletle yüklü,
siyah leşlerle kararmış, berrak değil,
çağlayan ne,
akan kim,
kızılırmak değil.
_
kardaş, görmüyorum ama hala duyabiliyorum
geçmiş zamanlar geleceklerden parlak değil
vakte şahadet edercesine yükselmiş,
akşam parıltısından, büyük zaferler üzerine
dağlar dalgalanmakta, bayrak değil.
dağlarca
=====
elveda
18.5.77 sın.ag
üç yıldır yaşadığım bir rüya
işte sona erdi sana elveda!
kaç yıldır kahrını çektiğim
ey güzel muğla'm sana elveda!
-
bazen ağladığım, bazen güldüğüm
sınıfımı geçip mutlu olduğum
ey canım okulum sana elveda!
_
bir kaç yüz öğrencinin yuvası
mutlu eder iklimi güzel havası
artık bitti hoca ile not davası
ey üstün sınıfım sana elveda
_
üzerine pek çok yazı yazdığım
hayatıma ait problemler çözdüğüm
çok zamanlar oturmaktan bezdiğim
ey emektar masam sana elveda
okul bülteninden
=====
yeni bir yıl geliyor besbelli
kışlık giysileri içinde doğa
karlar altında ağaçlar yollar
gittin gideli herşey değişti biliyorum
yine de ben en güzel yılları senin için diliyorum
=====
korktum
yüzünden
ifadenden
gözlerindeki ışıktan korktum
hislerinden
hislerimden
senden ve benden korktum
=====
....
hey
benim
kara
sevdam
kalleş
kaderim.
enver gökçe
=====
....
insanlar gidiyorlar
gurbete,
şehire,
kâra.
sen bir efkar gelmiş de ağlıyorsun.
e.
=====
seni hatırlarım
(can)
ne zaman bir yıldız kaysa
gözlerin büyür gözlerimde
dağılır nedense karanlıklarım
bir şeyler kımıldar içimde
okula postacı gelmeye görsün
mektupların canlanır birden
ellerime yağmurlar yağınca
dudakların gelir aklıma
tel tel olur saçların
dağılır etrafıma
şimdi martılar, bülbüller söylüyor şarkımızı
gezdiğimiz yerlerde
bir gemi ayrılmasın limandan
bir tren öttürmesin düdüğünü
seni hatırlarım hemen
=====
gurbetçi
akşam bizim köylüler
seni görmüşler
dört nal giden at üstünde
neş'eliydi dediler.
-yaşadım diyebilmek
=====
allı turnam
fa di sol la la si la la sila laa laa
la la si la la sol sol tekrar
fa di sol laa laa la soll
fa di sol mii re soll ree.
re re re doo si do sido re do re siii
la la la do si si la do si si laa laa
do si do ree do re sii
la si la si do si do laa
sol sol do si si la do si si laa la
=====
gene gel
gene gel, gene.
ne olursan ol,
ister kafir ol, ister ateşe tap, ister puta,
ister yüz kere tövbe etmiş ol,
ister yüz kere bozmuş ol tövbeni.
umutsuzluk kapısı değil bu kapı;
nasılsan öyle gel.
mevlana
=====
.....
vakit hızla ilerliyor gece yarılarına yaklaşıyoruz
ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın
arasında
onu oraya sen koydun
bir taş kuyunun dibindeki suydu
bakıyorum eğilip
bir koca kişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
sesleniyorum
seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
ayrılık masanın üstündeydi cigara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cigaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masamın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
___benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
________________senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine
ansızın
oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
ayrılık kurtulmuştu yer çekiminden ağırlığı yoktu tüy
gibiydi
diyemem tüyün de ağırlığı var ayrılığın ağırlığı yoktu
ama
kendisi vardı vakit hızla ilerliyor gece yarıları yaklaşı-
yor bize
yürüdük yıldızlara değen ortaçağ duvarlarının karan-
lığında
vakit hızla akıyordu geriye doğru
r.n.
=====
hürriyeti satmam
âlemin bal şerbetinden bana ne?
işte önümde benim ayran tasım,
ne malım mülküm var, ne azığım,
ben gene de senin azığın olsun diye çalışırım,
senin başını sokacak bir yerin olsun diye,
senin dikili bir ağacın,
ama hürriyeti kulluğa taş çatlasa satmam.
=====
koşma
kalktı göç eyledi avşar elleri
ağır ağır giden eller bizimdir
arap atlar yakın eyler ırağı
yüce dağlar aşan yollar bizimdir
_
belimizde kılıcımız kirmani
taşı deler mızrağımın termanı
hakkımızda devlet etmiş fermanı
ferman padişahın dağlar bizimdir
_
dadaloğlu yarın kavga kurulur
öter tüfek davlumbazlar vurulur
nice koç yiğitler yere serilir
ölen ölür kalan sağlar bizimdir
=====
ben de şu dünyaya geldim geleli
emanetten bir don giymişe döndüm
sahibi çıktı da elimden aldı
koru yerde koyun yaymışa döndüm
pir sultan
=====
hamal hamo'nun kızı
ben hamal hamonun kızıyım amca
.....
...
bilmeliymiş kişi ne olduğunu
ben hamal hamonun kızıyım amca.
şemsi belli
=====
eferüm oğlum ehmet
eferüm oğlum ehmet,
varlığın halka rahmet
sakın hiç çekme zahmet,
allah versin afiyet!
_1.eferüm oğlum ehmet
__sen bu yolda devam et
bir tutup bin atmalı,
kaymağa bal katmalı!
gık derse muhalefet,
anasını satmalı.
_1.
kim derse demokrasi,
saymalı onu asi,
kırılmalı kafası
böyle olur siyasi!
_1.
her tedbiri almalı,
iktidarda kalmalı,
hergün başka havadan
yem borusu çalmalı.
_1.
ver hesabı farkiyle,
çık yüzünün akiyle,
kendine etme zahmet,
isbat misbat hakkiyle.
_1.
baba, oğul, kız, dayı
çekiversin cartayı
sen sağsın, ben selamet
atlatırsak vartayı.
_1.
aziz nesin
=====
unutma
bir gülün sonsuz yaprakları arasında
güneşin unuttuğu bir su damlası görürsen
uçan bir yavru kuşun kanadına takılmış
bir çiçeği seçebilirsen
dalgalarıyla sahili döven denizin getirdiği
bir melodiyi duyabilirsen
hatırlamanı adımı
hayalimde yüzümü çizebilmeni isterim
ağlayan bir çocuğa rastlarsan yolda
hissettiklerini hissedebilirsen
ufak, ufacık bir çiçeği koparmak istediğinde
engel olabilirsen kendine
ve her güzelliği yerinde seversen
düşünde hayallenebilirim kolayca
ve seslenirim, sonsuza
sonsuza dek beni unutma,
=====
zeyno
tezek kokan ellerini okşamak istiyorum zeyno
senin kan tüküren dudaklarını öpmek
trahomlu gözlerini kaçırma benden
seni tüm gücümle sevmeliyim
çünkü vatan borcu seni sevmek.
_
sen o dağ köyünden başka yeri bilirmisin zeyno
sana beyoğlu caddelerini sana kızılay bulvarlarını anlatsam
masal sanırsın
"yaşamak" demek "insan olmak" ne demek bir bilen
ağlarsın zeyno ağlarsın
_
sen sırtında yük taşımadığın günler mutlusun zeyno
senin ellerinde tırnak cilası değil, diken yarası var çakıl yarası var
günlük yaşantın bir dilim ekemek, bir baş soğandan yana
oysa kanatlı taksiler içinde tırnağı cilalı, dudağı boyalı
mutsuzlar var zeyno mutsuzlar
mutluluğu bir kez de onlara anlatsana
_
senin yazgını da özdeş eller çizmişti zeyno
senin alın yazın bu denli kara değildi
senin umut dolu gözlerine ortaçağın gözlerini bıraktık.
bu evren seni bilmeyecek zeyno
toplum olarak seni biz yarattık.
_
bilim diyorum, uygarlık diyorum zeyno
insanlık diyorum, hayvanlık diyorum
milyonluk bir apartmanın 8. katında
iki dağ ötedeki, ve iki çağ ötedeki seni düşünerek
insanlığıma içleniyorum
_
yüreğimde tanıdık bir ağrı var zeyno
boğazımda dost elinden bir düğüm
umutsuzluğum senden büyük, sen umutsuzluğumdan
tüm ışıklara inat, sonsuz bir karanlığa astılar beni zeyno
hem de gözlerimden
_
sen böyle kaldıkça, biz de aya roket atsak zeyno
biz de atom denemesi yapsak, ne çıkar.
senin o kanlı gözlerin yok mu zeyno, senin o elgin bakışların
tüm çabaları anlamsız yapar.
_
kara toprak titrer olanca gücüyle
baksana tohumlar ansızın patlamış
sil şu kara yazıyı alnından artık zeyno
doğum sancıları içinde geceler, karanlıklar ışığını sana adamış.
_
sen yeniden doğmalısın zeyno, sen de öğrenmelisin "yaşamanın" ne olduğunu
senin ellerin tezek kokacak yoksa
senin dudakların kan tükürecek ömrünün sonuna dek
bu çağı yaşamak senin de hakkın zeyno
ama bu çağı sana götürmek o denli güç ki, bu çağı sana götürmek gerek.
-ahmet aydın kara süleymanoğlu
=====
bedava
iş değil yıldızları saymak
yaşamak zorlaştı bu şehirde
ekmek para, su para, herşey para
ben yalnızlığımı satıyorum arkadaşlar
alan yok mu bedava.
o.v.
=====
palyaço
kırmızı burunlu bir adam vardı
herkes gülerken o ağlardı
bilmem hangi giysiden kalma
melon şapkası
yakasında gülü tek fiyakası
ağladı..........güldüler
sevdi ............dövdüler
kırmızı burunlu bir adam vardı
yağmurlu bir günde tabutu ortada kaldı
o gün ona sadece tanrı ağladı.
=====
dünyanın bütün çiçekleri
-öğrencilere yazılmış şiir var.
=====
dönüş
"ayrıldığımız yerde durdurmuştum zamanı
birleştiğimiz yerde başlatıyorum tekrar
işte çok uzaklardan geliyorum sana
oturt beni, dinlendir, yaralarımı sar
uykusuz gecelerimi, darmadağın göklerimi tut sonra"
taylan bedizel
=====
.....
yarınlara yürekle bakıyorsun
dudağının kıvrımında bir türkü saklı, içinde
çakmak çakmak bir his
ve yarı kalmış savaşların acısı
bu da geçer diyorsun.
nazmi akıman
=====
susarlar sesini boğmak isterler
kanadı kırıktır sırça yüreğin
çığlık çığlığa yarı geceler
kardeşin duymaz eloğlu duyar. z
=====
şairane
___metin eloğlu'ya
bir akşam üzeri insek balık pazarına
kıtlıktan çıkmışçasına rakı makı içsek
yanında lakerdaya fitim ben
kırmızı soğanlı
sen inadına cızbız köfte yesen
et sevmezsin ya
içip içip
şöyle helalinden bir sarhoş olsak seninle
sonra düşsek yollara
küfür etsek geleni geçeni
bu rezil dünyanın suratına tükürsek
alkol gitgide yayılsa damarlarımıza
tutup kanımıza girse
unutsak ne varsa inandığımız
aşık olmakmış insanları sevmekmiş
dostlukmuş
şiir yazmakmış
daha bilmem ne imiş
vazgeçsek bu eski sevdadan diyeceğim
gayrı biz ölsek be metin
hadi bize eyvallah
efendi efendi gitsek şu dünyadan
ü.y.o.
=====
ben, ismail ve rüstem
ben, ismail ve rüstem, yılbaşını kutluyoruz bu gece
ve üçümüz üç kadehten, istanbul'u yudumluyoruz
istanbul zehir zemberek, istanbul buruk, istanbul acı
susuz içilmiyor istanbul, mezesiz gitmiyor
suyumuz halis taşdelen, mezemiz sakız leblebisi
sonra kahır, hüzün ve elem
şerefe ismail, şerefe rüstem.
rüstemin aklında bir kız ondokuzunda civelek
hey gidi baba rüstem, hey gidi kahpe felek
kızın adı müjgan, kolej mezunu
saçları sarı mı sarı, gözleri yeşil mi yeşil
rüstemmiş, şiirmiş, aşkmış, kızın umurunda değil
kızın babası tüccar, yani kızın herşeyi var
rüstemse, fukara rüstem beş on kitap bütün varlığı
bir kendi bir anacığı, kasımpaşada otururlar
iki odalı bir evde babadan kalma
hadi rüstem hadi kararıp durma, çek bir fırt daha
içkiler benden bu gece mezeler dahil
şerefe rüstem, şerefe ismail
ismaili tanır tekmil adem babalar, boşnak ismail, garip ismail
onun da başka derdi var, geçen ay işinden çıkardılar ismaili
içmesinde ne yapsın, olacak şey değil
karısı meryem, oğlu erol, kızı serpil, üç kişi onun eline bakar
erol bu yıl ilkokulu bitirecek serpil enstitüde
dayan, ismail dayan
ismail işsiz, ismail parasız, ismailin hali duman
bereket meryem bacı dikiş dikiyor, ismaile, erola, serpile bakıyor
ismail, koca ismail, yine dertli bu gece ismail
hadi çek bir fırt daha, şerefe şerefe, ama hangi şerefe orası belli değil
bütün şerefler kepaze şimdi, bütün insanlar rezil
biz o rezillerden üç kişi, hışım gibi çöktük bu gece, arabın meyhanesine
ben, rüstem ve ismail istanbulu yudumluyoruz kadehlerden
istanbulun tuzu kuru bizimki yaş
yine hancıyı söylüyor biri plakta, "şu bizim hesabı gör yavaş yavaş"
ben, ismail ve rüstem
ismailin gölgesi, rüstemin gölgesi, bir de benim gölgem
topu topu üç kişi üç gölgeyiz, meyhaneciden başka
meyhaneci arap rıfat, ayyaşın biri
beyoğlunun arka sokaklarında yeri, izbe küçük bir dükkan
bir tezgah, iki masa, bir de şu eski pikap
dekorumuz bunlardan ibaret
kadehte istanbul, tabakta leblebi, o da istanbul gibi bayat mı bayat
haydi arap rıfat, doldur birer tek daha
"tazelendi derdim bu gece" şu plağı da değiştir bakalım
biraz da zeki söylesin ağır ağır "şarap mahzende yıllanır"
ya biz nerde yıllanıyoruz
ulan istanbul
asılmıştan beter ettin bizi, yıktın yıprattın bizi
ulan biz böyle olacak adammıydık
şu yılbaşı gecesinde, ben ismail ve rüstem
hani o bir zamanlar seni seven kişiler, şimdi sevmiyoruz artık
bırak yakamızı, yeter istanbul yeter
rüstem sevdiğini alsın, ismail bir iş bulsun
bırak da herkesin dünyası daha güzel olsun
ulan istanbul, ulan istanbul, gözünü sevdiğim istanbul
sokaklarında gezdiğim, şiirini yazdığım
her gecesinde canımdan bezdiğim istanbul
güzel istanbul, kahpe istanbul, canım istanbul
ümit yaşar oğuzcan
=====
dostuna yarasını gösterir gibi,
bir salkım söğüde su verir gibi
öyle içten,
öyle derin,
a.arif
=====
severim
yiğit yürekleri severim kadın yada erkek
kızdımı cehennem kesilmeli, sevdimi cennet
elleri severim, haşin, çatlak ama mert
alınları severim kırış kırış
her kırışı anadolumu bir başka anlatır
ve ben o kadınları severim ki
limanlar nasıl beklerse gemileri,
öyle beklerler yiğitlerini
umudum,
can kuşum,
canım sevdiğim
gözlerinden
gözlerinden öperim
-yaşar seyman
=====
refik durbaşın "kıvılcım" yazısı
=====
bize türkülerimizi söyletmiyorlar robson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizi söyletmiyorlar bize
korkuyorlar robson
şafaktan korkuyorlar,
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar
yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan
sımsıkı ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar
sevmekten korkuyorlar, bizim ferhad gibi sevmekten
(sizin de ferhadınız vardır elbet robson, adı ne?)
tohumdan ve topraktan korkuyor-
lar, akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar
ne iskonto, ne komisyon, ne vâde isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine
ümitten korkuyorlar robson, ümitten korkuyorlar, ümitten
korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizden korkuyorlar
n.h
=====
her gün bir yerden göçmek ne iyi
her gün bir yere konmak ne güzel
bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
dünle beraber gitti, cancağızım,
ne kadar söz varsa düne ait
şimdi yeni şeyler söylemek lazım
mevlana
=====
telli sazdır bunun adı, ne ayet dinler ne kadı
bunu çalan anlar kendi, şeytan bunun neresinde
venedikten gelir teli, ardıç ağacından kolu
be allahın sersem kulu, şeytan bunun neresinde
aptes alsan aldın demez, namaz kılsan kıldın demez
kadı gibi haram yemez, şeytan bunun neresinde
içindemi dışındamı, burgusunun başında mı
göğsünün nakışında mı, şeytan bunun neresinde
dut ağacından perdesi, kirişten bağlı perdesi
behey insanın teresi, şeytan bunun neresinde
dertli gibi sarıksızdır, ayağı da çarıksızdır
boynuzu yok kuyruksuzdur, şeytan bunun neresinde
aşık dertli
=====
karacaoğlandan,
tevfik fikretin "halukun vedaı ve bayramı"
başka şairlerden
yaşar miraçın "trabzonlu delikanlıdan" "günaydın" şiiri
=====
bu kaçıncı yolculuk
bu kaçıncı kaçış
vefasız bir kentin soğukluğundan
=====
arkadaş
derdini derdimize
sevincini sevincimize katabildiğimiz
kolumuzu boynuna dolayıp
dibi görünen denizler gibi
gözünün içine bakabildiğimiz
b.r.eyüboğlu
=====
ispanyol meyhanesi
=====
kapın çalınıyor
bir söğüt dalının yeşilini getirdim sana
üstünde kelebeğin mavisi
durma işte öyle
niye geldin diye, sorma
bir nar ağacı gibiyim tepeden tırnağa
geldim bu söz dinlemez sevgiyle böyle
-müştak erenustan
=====
....
ve ahmedin işi ilktir rasgidiyor
ilktir dost elinin hançersizliği
ağlıyor yeşil
a.arif
=====
küçücük odamda dizime koyup başımı
canını canıma kattığım günleri düşündüm bu akşam
yalnızlığın gözlerinden öpüp saçlarını okşadım rüzgarın
sevdamızın dudaklarından sevinci emdim, bir de hüznü ve ayrılığı
küçücük odamda karanlığın dizine koyup başımı
düşündüm bu akşam,
meğer ne çok hisli sevmişim ben seni
refik durbaş
=====
umutsuzluğu dağıt yüzünden
=====
nihat behramın "bir veda havasından aysız sevinçsiz kelimeler" şiiri
"hapiste yatacak olana bazı öğütler"
çeşitli gazetelerden şiir yazı kesikler
benim kağıtlara yazdığım şiirler, bazı mektuplar
küçücük defterlere neleri sığdırmışız
=====
17 aralık cuma 1976 orman takvimi sayfası, mevlana şiiri var
"gel, yine gel! ne olursan ol,
ister kafir ol, ister mecusi
ister yüz kerre tövbe etmiş ol
umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
yüz kerre tövbeni bozmuş olsan bile gel!
=====
bak zamana zamana, karga vurdu şahana
eşşekler arpadan bıktı, küheylan hasret samana.
kırşehir atasözü
=====
ne böyle sevdalar gördüm ne böyle ayrılıklar
ne zaman seni düşünsem
bir ceylan su içmeye iner
çayırları büyürken görürüm
her akşam seninle, yeşil bir zeytin tanesi
bir parça mavi deniz, alır beni
seni düşündükçe, gül dikiyorum elimin değdiği yere
atlara su veriyorum
daha bir seviyorum dağları
ilhan berk
=====
kararmış gecelerin sabahı tez olur
=====
güneş delisi
akan suyu severim ben
ışıldayan karı severim
bir yeşil yaprak
bir telli böcek
yeşeren tohum
güneşte görsem
sevinç doldurur içime
bir günü
güneşli bir günü
güzel bir günü
hiç bir şeye değişmem
onun için savaşı sevmem
onun için zulmü sevmem
onun için yalanı sevmem
bilirim yaşamaz güneşte
bilirim yaşamaz yanyana aşkla
ne haksızlık
ne korku
ne açlık
-necati cumalı
=====
başlayan günün üstüne yürümek için iyice sağlam, dahası
coşkulu duy kendini
=====
evren kırıntısı bu güzelim yıldızlar,
gelir giderler, dünyayı bezer dururlar;
göklerin eteğinde, toprağın koynunda,
doğdukça doğacak daha neler neler var!
hayyam
=====
kıvılcım
öfkenin ve utancın yamaçlarına dolanan gece
iniyor gözlerinin yeşilinden sevincin sığ sularına
acı devriyeleri, aramalar bir kuşun kurşuna değen dili
aşkların aşıkların bir ışıktan bir ağuya değen dili
insanların bir çığlıktan bir çığlığa değen dili
iniyor gözlerinin yeşilinden sevincin sığ sularına
_
yanyana duruyoruz sessizliği damıtılmış yol kavşağında
yol bir sese varıyor, biz duruyoruz, yüreğin çiçeklenmiş rüzgarı
yüzün özleme çizilmiş suskun pervazlardan
namlular, dikenli teller, akasyalara sarılı bir ceset
(kan çürümüş parkasında, yüzü gül, elleri ardıç, yüreği
kırmızı bir afiş halinde kuşatmış kentin avlusunu
bir rüzgâr bir de çoban yıldızı bilebilir kimliğini)
birden daralıyor zaman, sünüyor ışık, azıyor ses
senin mi bu yürek ey ayışığı: ne çok sevmişim seni
bu eller hangi sularda arındı: selam ölümsüzlüğe
gözlerin, nerde gözlerin: öpsem kirpiklerinin mavi serinliğinden
_
ahşap otomobiller, saçak altları, merdiven dipleri
yirmi şu kadar yıl sonra bu senmisin delice sevdiğim
bir hüznün sûreti mi yoksa anılar izdüşümü mü
ne zaman düşsen aklıma, sarılıyorum memelerine sessizliğin
öpüşüyoruz: rüzgâr ve çoban yıldızından başka kim bilir kimliğimi
_
parlasın öyleyse hüznün ellerinde hüzün kıvılcımı
karasevdalığımın gözlerinde sevda kıvılcımı
uzak yaşamaların yüreğinde ölüm kıvılcımı
yirmi şu kadar yıl sonra sen değilmisin sevdiğim
_
öyleyse kim engel olabilir, bir kuşun kurşuna değen dili mi
bir hüznün sureti, anılar izdüşümü, daralan zaman mı
kim
seni sevmenin çığlığında bir kurşun olmaktan başka
bir sabah serseri bir kurşuna adım yazılsa da
r.durbaş
=====
kavak
her zaman bir suyu haber verir,
her zaman uzaklarda.
her zaman uzun,
her zaman rüzgârda.
_
tamamlar mechulün manzarasını,
temas ile fikirden.
ince endamında aşikâr,
yeşilde olan biten.
_
her zaman şırıl şırıl,
yaprakları sular şekli.
söyler havanın mavisine,
garip aşıklar misali.
f.h.dağlarca
=====
seyahat
söğüt ağacı güzeldir.
fakat trenimiz
son istasyona vardığı zaman
ben dere olmayı
söğüt olmaya
tercih ederim
o.veli
=====
hapiste yatacak olana bazı öğütler
dünyadan, memleketinden, insandan
____umudun kesik değil diye
____ipe çekilmeyipte
____atılırsan içeriye,
____yatarsan on yıl, on beş yıl
____daha da yatacağından başka,
"sallansaydım ipin ucunda
____bir bayrak gibi keşke"
____________demiyeceksin.
____yaşamakta ayak direyeceksin.
belki bahtiyarlık değildir artık,
boynunun borcudur fakat,
düşmana inat
______birgün fazla yaşamak.
içerde bir tarafınla yapayalnız kalabilirsin.
______kuyunun dibindeki taş gibi.
fakat öbür tarafın
______dünyanın kalabalığına
______öylesine karışmalı ki,