Cumartesi, Nisan 17, 2010

bir parça eski günce buldum

bu yazıyı okumadım, birkaç yerine göz attım yalnızca, eski güncelerimi yayınlayacağım için bulduklarımı yayınlıyorum 17 nisan 2010

yunanistana gidip geldim. bir süre yazmaya ara verdim. her yıl yaptığım duamı yaptım. yeni bir dosyada başlayacağım. 22.7.2006

29 haziran

gözlüğümü arabada buldum. biraz sonra aydemiri alıp yola çıkacağız. hayırlısı bakalım. ev, eşya beklemektense gezip dolaşıp gelmek daha iyi olur. umarım sağlıklı, hoş bir gidip gelme olur.

28 haziran

yarın yunanistana gidiyorum. inşallah. sabah annemin günü var diye kalkmış, ona bir iki şey yaptım. banyoyu, ortalığı toplayıp, çöpleri attim. o yiyeceklerini hazırladı. bir ara sibel geldi, birlikte birşeyler yaptılar, iyi birine benziyor ama yanında bir ajandası vardı. bakkala gitmediği halde. hep onunla dolaşırmış. öğleyin ben çıktım. bankalara gittim. iş bankasına hesaplarımı işlettim. 200 ytl çektim euro yapmak için. aşağı yukarı 5 milyon ytl kadar param var. buna 2100 dolar dahil. işlemlerimi yapan bayan da gezmek istiyormuş, 1 yıl sonra emekli oluncayı bekliyormuş. bankaya gitmeden önce benzinlikte arabamın tekerlerini şişirdim. 50 ytl benzin aldım. migrosa girdim. evde deterjan bitmişti, su, pıtırcığa yiyecek, özel kumu, filan. işbankasından sonra hsbc ye gittim. gülçin hanım geçen gün internet bankacılığı için aramıştı, ona gittim. o sırada meşguldü, ben de döviz bürosuna gidip, yanımdaki paralar 260 euro yaptı. aldım. sonra advantage kartımı telefon ve internet bankacılığına açış şifreleriyle ilgilendi. sonra çıktım. değere uğradım. paranteze, amca oğlu hüseyinle bir kız (?) vardı. ayaküstü biraz konuştuk. değerle daha önce konuşmuştuk, tunceli fotoğraflarıyla ilgili. getirememiş daha. bazıları kaybolmuş zaten. yu nanistana gidiş vs konuştuk. sonra görüşmek üzere ayrıldık. eve geldiğimde annem bayanlarla oturuyordu. biraz konuştuk. sibelin zeynep adındaki kızı pıtırcığı uzaktan sevdi. sibel, annesi, ablası, hemşehrileri 2 bayan. 20 şer ytllik gün yapmışlar. para muhabbetleri sırasında ben gelip zeyneple pıtırcıkla ilgilendim. akşam eşyelarımla ilgilendim. 10 gündür sırt çantam hazır zaten. bir de yiyecek çantası yaptım. çeşmeye aydemirle benim arabaya binip gideceğiz. konuştuk, yarın 15-14.30 gibi çıkalım diye. yaalnız numaralı uzak gözlüğümü bulamıyorum. düşürdüm galiba. karanlıkta arabaya da baktım, evde yok. yarın iyice bakayım. bankalara migrosa sorayım bakalım. umarım bulunur, bulunmazsa, yeni gözlüğümü yunanistandan alma şansım olacaktır. enginle funda aradı konuştuk. onlara pasaportlarını hazırlamalarını, gezmek için benim kadar geç kalmamalarını söyledim. annemler salı günü akşam, 4 temmuzda, kapadokyaya gidecekler, 9 unda gideceklerdi, sezai hollandadan gelecek diye sanırım, güzide teyze de gitsin diye, 4 üne almışlar. ablamın çalıştığı bu akademik tur, faşistlerle ilişkiliymiş galiba, aydemir öyle bir şeyler sölüyordu. bir ara bana okulda reklam yaptırmaya kalkmıştı ablam, kavga ederek yapmamıştım. çok uğraşmıştı. bana alenen komplo olacakmış meğer, onlarla el altından işbirliğim varmış gibi yapılacaktı. ablamın aymazlığı ve aptallığının zararı olacaktı. daha fazla. faşist kafalar, kendi anlayışlarını tartışıp, insana yakışmayan, imana inanca yakışmayan şeyleri yokedeceklerine, inadla kendi pisliklerine bulaştırmaya çalışıyorlar. tanrı ırkçılığa, köleliğe, zulme karşı, inananların bunu biliyor davranışlı olmaları gerekir. aile denilen, annem, ablam, engin, fundayı, çevremdeki eş, dost, arkadaşları, komşuları kullanmaya çalışarak, beni inanmadığım şeylere sürüklemeye çalışıyorlar. tanrı benim evrensel yapıda, dinler ve kültürler arası barışçı bir yerde durmamı istiyor.

27 haziran

sabah aydemir geldi, kahvaltı yaptık, yunanistana gitmek için çeşmeden perşembe günü için akşam 18.15e yer ayırttık. oktayla konuştu, beni atinada karşılaması için. benim arabamla çeşmeye gideceğiz, arabamı ona bırakacaktım ama, okul yemeği için niğdeye gideceklermiş, erken gelirsem arabayı getiremez diye, muhtemelen çeşme de otoparka bırakacağız arabayı. beni gemiye bindirecek. öğlene doğru o gitti. akşam üzeri annemi fizik tedaviye götürdüm. aydemir gittikten sonra şükran, eylül, seli geldi gittiler bir ara. alsancakta dolaştım. annemi aldım geldim. gelirken migrosa girdi, ben arabada bekledim, yarın günü var, mahalledeki hanımlarla, onun için birşeyler aldı. gece adem çağrı bırakmış, aradım pıtırcığa bakabilecek bir kız arkadaş bulunmuşmuş. ama gene de annemin bakacağını, 4 temmuza kadar gelmezsem, annem seyahata gideceği için, o zaman telefon edip söyleyebileceğimi belirttim. sağolsun çocuk ilgilenm,iş. annem de göndermek istemiyor. aslında seviyor pıtırcığı, huysuz kadın yalnız kalınca onunla vakit geçirecek, hınzır.

26 haziran

evdn annemi fizik tedaviye götürmek için çıktım. konak çevresinde deniz kıyısında dolaştım. 17.30.dan 17.50 ye kadar fizik tedavi kliniğinin yanında bekledim. büyük bir otopark var, orada. bir kaç kere arabaların giriş çıkış geçişleri için arabamı ileri geri aldım, müzik dinledim. şu aralar yine herkes te hafif yollu tuhaflıklar var. geçen yıllardaki bir öğrencim, "artık sizin dünyanızda yaşamıyorum" diye bir kitap incelemişti. irandaki baskı altındaki insanların özellikle kadınların hayatıyla ilgiliydi. sahi bizim gençliğimizde iran da devrimciler vardı, humeyniyi- yobazlığı destekleyip- yanlış tercihleri yüzünden çok yıllardır bölge insanlarını karanlığa terketmişlerdi. devrimci, ilerici, yenilikçi, demokrat, özgür bilinçler ne yazıkki pek kalmadı. insanlar çoğunlukla tepkileriyle yaşıyorlar. bilgisizliğin, cehaletin, ezberin getirdiği bir sığlık var. /Batı dünyasının dışındaki pek çok millet bugün düşünce özgürlüğü olduğu için değil, olmadığı için hak ettiğinden çok daha yoksul bir hayatı utanç içinde sürdürüyor./ insanların özgür birlikte yaşadıkları toplumla barışık ve hoşgörülü olmaları desteklenebilirdi. demokrat düşünme alışkanlığı, zhin egzersizleri yapmak gerekiyor. napıyor bunlar. hani tanrıya inanıyorlardı. ona buna kara çalıp, manevi bağlarını koparmakla uğraşacaklarına, insancıl çözümler üzerinde durulabilirdi. ben sanırım bu nedenle türkkiye tc toplumunun rehberliğinden çıktım. diğer toplumları bildiğimi söyleyemem. içlerinde bir süre yaşamak belki fikir verir. aslında fanatik bağlılık rehberliğinden çıktım demek daha doğru olur. manevi dünyanın benim için kabul ettiği şey. din, dil, ırk, cinsiyet, konum ayrılığı gözetmeden varlık. sanırım tanrı benim bu yanıma özel bir anlam kazandırıyor. benim için istenen bu. barışçıl çözümlerin, yobaz ve vahşet karşıtlığının savaşçısı olmak. savaşın kalitesi bile bir başka. önceki yıllarda yaşananların anlamsızlığını görseler, güçlerini daha çok özgürlük ve barışçı bir yaşam için ayırırlardı. tuhaf, umarım "rehber" ya da daha doğrusu "inancın taşıyıcısı" şu zamanlardaki duruma hakim durumdadır. bu çalkantı mecburiydi belki de. bu günlerde onun frekensını duyuyorum. dingin halli. sabah avea dan yine hat kapatmadıkları için fatura göndermişler. telefon ettim. daha önce kapatma sırasında iki kere biri kimlikli fotokopi gönderdiğim halde gene kimlikli fotokopi göndermemi istedi kız "ananızın amını göndereyim" dedim. :) sonra email yazdım. illa telefon açın diyorlar. sallayacağım. biraz da orada deşifreleri görünsün. alt tarafı biraz paraya bakar. şu aralar beni sinirlendirmek için uğraşıyorlar. çok şükür ben tanrıya havle ediyorum, şimdilik yetiyor. aydemirle görüşemedik, olasılıkla yarın 10 gibi kahvaltıya gelecek. yunanistan da da eylemler varmış hep, ne yapmalı bilmem, gidip bir 2 gün yolculuk filan yapsam, o da iyi gelebilir aslında. yarın bir de aydemirle görüşeyim de. annem bugün pek çok telefon görüşmesi yaptı. minire teyzemi filan aradı, ben yunanistandan dönünce gidip onu alıp gelecekmişiz, ablamın yazlığına götürecekmişiz, ablama darılmışmış, onu çağırmadı diye. sonra anneme biraz söylendim. mukaddes hanım yazlığına anasını bile çağırmıyor, kendi misafirlerini kendisi taşısın diye. kendi çağırsın. annem gitmeyeceğini söylüyor ama bozuluyor, onu çağırıp eden yok hiç. beni alet edip gitmek istiyor, hem de bana karşı sömürücü olarak. ben de istemiyorum. bugün akşamüstü ben spor yaparken denzel waşingtonun "zaman tükeniyor" filmini izliyordum. sonra balkonda birlikte izledik.

25 haziran

evden çıkmadım hiç. annem bir ara yıkık kemere gitmek istedi, ben gitmeyince bozuldu. söylendi filan gitti. belediye otobüsüyle şirinyer pazarına gitti geldi. bir ara nurtene gitti geldi, aşağılarda oturdu. saat 10 sıralarında kuşadasından ahmet abi aradı, annemin ve ablamın cep telefonu numaralarını istemiş. annem sonra fundayı aradı, benim yunanistana gideceğimi filan konuştular. annem benim odama filan gelip duruyor, şükranın dedikodusunu yapıp duruyor. biraz araları limoni.

24 haziran

salonun pancurunu ve -o sırada 5. kata birileri taşınıyordu, konuşmaları hoşuma gitmedi, faşiste benziyor gibi- konuşmalar- camları silmeyi erteledim. öğleden sonra sildim. yerleri filan, salonun halıları serilmemişti, onları serdim, pencerelere annem, benim perdeleri yıkayıp takmamızı istedi, değişiklik olacakmış, koltukların üzerindeki örtülari yıkadı makinada, balkonu düzeltti, halısını serdi. sonra duş alıp, uyuyup kalmışım. kaşlktım, annem yine dışarlara vs gitti geldi, bir ara film seyrederken bisiklet çevirdim, twist. 1 cd izlerken, aşağı yukarı 35- 40- 45 dk civarında bisiklet çevriliyor. daha önce deneseydim bunu. bir ara dışardan kına gecesi müziği geliyordu, kulaklıkla izledim. baya hoş oluyor. o sırada annem benim odadan filmini izledi.

23 haziran

sabah 10-11 suları telekoma internet ücretini yatırdım. ordan gümrük müdürlüğüne gittim- alsancaktaki, gümrük veteriner müdürlüğünü tarif ettiler, daha önce kedim tombişi bir kaç kere aşılatmıştım orda. pıtırcığı avrupaya götürebilmek için, ankara etlik veterinerlikte kantahlili 27 ytl. kuduza karşı. kargoyla gönderilecek. aşıdan 1 ay sonra. biz aşıyı yeni yaptırdık. temmuz 20 si civarı, göndereceğiz yani. bir de kulak arkasına çip takılacakmış, bilgilerini içeren. işlemlerin üzerinden en az 3 ay geçmesi gerekiyormuş. sonra geldim. etliği, veterinerliği hüseyin beyi, pasaport şubesini aradım. bir ara figenle konuştum. 2 de türkana gittim. akorlara başlattı. çalışmak gerekiyor. karlı kayın ormanını hazırlamış, onu pek sevmediğini sanıyordum. ağır bir şarkı, benim öğrenme sitilime uygun değil, kendisine de sordum. kendi mi hazırladı diye. biri mi yönlendirdi. (?), barışın evliliği ile ilgili dedikodu yaptım biraz. sonra gelip annemi hastaneye götürdüm. şehirde trafik çok fazlaydı. eve geldim. şükran hanımla eylülü götüreyim dolaşmaya dedim. seliyi bekliyorlarmış. kendim gittim. 5 dk erken almışlarmış. geldik. sonra o dolaşmaya çıktı. aşağılarda oturdular, bir ara nurten çağırmış, ona çıktı. ben çantamı hazırladım. annem, eskiden komşuların kendine çok geldiğini, çok işlendiğini, şimdilerde kendinin gezdiğini, biraz da onların işlenmesini, iyi olduğunu filan söylüyor. spor yaparken film izliyorum. iyi oluyor.

22 haziran

annemi sabah doktora, olcayın oraya bıraktım. kolundan film çekilmiş. öğleden sonra geldi. ben uyudum uyandım, spor yaptım. duş yapıp, saat 4 gibi çıktık. onu fizik tedavi yerine bırakıp, döndüm, internet ücretini ödeyecektim, cihazları arızalıymış. önünden geçerken, veteriner kliniğinde hüseyin beyi görüp, pıtırcığın yurt dışına çıkış durumuyla ilgili bilgi aldım. iki aşısının yapılması gerekiyormuş, gelip pıtırcığı aldım. bugün anahtarı evde unutmuşum. pıtırcığın kapısını evdeki tek anahtarla kapayıp çıkmıştım. annemi aradım cevapsız, dönerken, nurten hanımlardaki anahtar aklıma geldi. gidip aldım. pıtırcık ayıcık 5 kilo olmuş kerata zor taşınıyor. kucakladım, özel eldivenleri giydim, veteriner kliniğe. birileri gelmiş kedilerine baktırıyorlardı. çok sevimli bir genç 3 aylık husky ile geldi. arabasını yılan resimleriyle süslemiş. sevimli bir hali vardı. birlikte bekledik. bir bayan iki oğluyla geldi. bahçelerinde baktıkları iki yavrunun-kedi gözleri iltihaplanmışmış. onlara bebeklerde kullanılan ilaç ve antibiyortikleri kedilerde kullanabileceklerini, teramicyn göz merhemi merhem kullansaydı, yavruların durumunun kötü olmayacağını söyledim. bilmiyorlarmışmış. hüseyin bey kuduz aşısı ve parazit aşısı yaptı, para almadı gene, ben bir ara peline bir şeyler düşüneyim. kipadan filan. belki uygun olursa yunanistandan. arabada yaptı aşısını. annem aradı o sıra, işi bitmişmiş. pıtırcıkla birlikte onu almaya gittik. getirdik. bilgisayara filmlerden kaydettim. seyretmem gerektiğinde cd olmadan seyredip, silerim. bugün 40 dk. bisiklet 10 dk. tvist yaptım. hergün böyle yapsam çok iyi olur aslında. iyi gecelerpıtırcık. müzik dersini ertelemek durumunda kaldık. türkan mesaj çekmiş, abisinin hapishane ziyareti vardı, erkene alınmış. 11 de yapacağımız dersi yarına erteledik. gece aradım, evde değillerdi. yarın gündüz arar, müsaitse giderim artık.

21 haziran

sabah annemi doktora götürüp bıraktım. sonra gidip aldım. yarın bir film daha çekilip gidecekmiş, 5 te. öğlen 2 de okula gittim. notları okulda yazabildim. bir ara mustafa dokuz eylül sayfasının fontlarını düzeltti, gitti. rahime ile melek geldiler, epey bir konuştuk. bir ara bahçedeki dekanlığın ordaki kantine oturduk. 22 sinde dekanlığın yemeği varmış katılamayacağımı söyledim.. ümmüye. notları hallettim. yalnız sanat eserleri inceleme dersindeki 6 öğrencinin adı listede yokmuş. bugün durumları görüşülecekmiş yönetim kurulunda. akşamüstü migrosa uğradım geldim. aydemirle telefonla görüştük. oktayla görüşmüş, davetiye olayı yokmuş. davetiyesiz gidilecekmiş. 30-1-2 temmuzlarda. 29 unda gitsek, gidecek olanlar vize alacakmış daha. 5 inde filan dönsek, 1 hafta eder. hiç yoktan iyiydir. hadi hayırlısı. pıtırcığı da nereye koyayım sorunu çıkmaz böylece. annem bakabilir. 8 inde filan gitse gezi için. ben gelmiş olurum.

20 haziran

annem doktora gitti. fizik tedavi için. ben ne zaman birileriyle görüşecek olsam annemin bişeyi çıkar. neyse kendi gitmiş doktorlara filan, bir hastane bulmuş, ben engin anladım, telefonda o yengen demişmiş, sonra geldi, doktor olcaya bişeyler yazmışmış sözde, galiba herkes top çeviriyor. herkes herşeyi ilerki bir zamana ertelemiş durumda. hadi onu götürdüm. hastaneden çıkmasını beklerken, eczaneden 2 ilaç aldım. sonra fizik tedavi olacağı hastaneyi aradık, bulamadık, 78liler derneğine gittik. arabayı otoparka bıraktık. 5 ytl. aydemirle konuştuk. derneğin yeri güzel. nancy nin adresini telefonunu aldım. servet aliler roj tv ile röpörtaja gideceklermiş 1 günlüğüne sanırım beni onun için çağırmış, kendisiyle görüşmedim, aydemirin telefonda söylediği, aydemir benim fazla politikaya bulaşmamı istemiyor gibi. sonra annemle birlikte kemeraltında biraz dolaştık. o birer dondurma aldı. sonra gelirken bucada bankaya uğradım, internetle, telsim numaralarını otomatik ödeme talimatı verdik. internet hattının ödemesi 15 temmuz da başlayacakmış. 29 hazirana kadar olan 63 ytlyi benim ödemem gerekiyor. orda bizim nejla şahin fıratla karşılaştım. arabaya kadar gelip annemle konuştu. yaşarlar filan 1-2 aile 28 temmuz-6 ağustos arası üniversitenin kampında oalacaklarmış, "ben de o tarihlerde oraya gelmeye çalışayım" dedim. fazıl gelecekmiş bu aralar, onu evlendireceklermiş. fero belli değil, aslında ona yazıp, yunanistan konusunu tartışsam iyi olur. bir ara zuhali aradım, sonra o beni aradı, ev konusunda konuştuk biraz. öğrencilerin dedikodusunu yaptık. adem, pıtırcığa bakacak öğrenci yok dedi. genellikle evlerine gitmişler. nancyi aradım, atinanın kodunu yazınca çıktı, hastaymış, grevlerle ilgili çalışıyormuş, annesinin evinde 1 türk varmış, karısı filan gelecekmiş, o giderse bize 4 kişi kalabilir dedi. aslında onun evi olursa pıtırcıkla gidebiliriz. bakalım bekleyelim biraz daha. annemler sanırım kapadokyaya gidecekler.

19 haziran

neredeyse bütün gün,trrr6 (bunu pıtırcık yazdı), aydemiri aradım. telefonunun şarzı bitmiş. sibelle emeklilik işlemleri için koşturmuşlar. derneği de aradım bir kaç kere 1-2 kere hıdır diye bir arkadaş çıktı. sonra süleyman, servet aliyi çağırdı, pek güzel konuştuk hani. beni yarın derneğe çağırdı, birlikte gidilecek yerler için. yunanistan konusunda "haber bekliyoruz" diyorlar. yarın aydemir de gelecekmiş derneğe. akşam üstü barışa gittim, bir sürü kitap film götürmüştüm,onların baakmayacaklarını almak içi n. annesi biraz rahatsız oluyor çünkü. hatta barışın eşyalarını babasına göndermişmiş. babası kapıdan barışın kartını bıraktı gitti. adamı evinde istemiyor annesi. evlendiği kız vardı. biraz konuştuk annesi filan. türkiyenin düzeni resmen iğdiş edilmiş insanlar yaratmış. nereye gidersen git. düşünebilen direnebilen neredeyse insan kalmamış. herkes götünü teslim etmiş, sanırım benimkinde duplör kullanmışlar, teslim olunmadığı halde, teslim olunmuş ayakları yapıyorlar. sanırım yıllar önce bir takım pezevenkler, susurluk zamanlarıydı, bu neredyse topyekün teslim olmuş toplumu yaratmak için benim tanrı elimi kullanmaya kalkmışlardı, benim direnişimi de bana zarar vererek kıyıya çekip bildiklerini okuyacakları bir yapı oluşturmaya kalkmışlardı. tanrı biliyor ben bilinçli olarak insan onurunu, direnme ve başkaldırma hakkını korumaya çalışmıştım, bedeli ne olursa diye. o zaman muktedirler benim için de bir şey koyacaklardı, ben, hatırlıyorum, 3 kulhüvalla, 1 elham, 1 de yasin demiştim. sanırım onu tanrı istetmişti. bana karşı herkesin davranışı kendini bulacağı için, türk ve müslüman toplumlarının üzerine indi bütün yaptıkları. bugün geçmişe baktığım zaman benim 15 yıllık harcanan hayatımla birlikte, türklüğün ve müslümanlığın da harcandığını görüyorum. bunu ben değil, tanrı adına tanrıya karşı gelen, tanrı elinin gücünü çıkarları için kullanmaya çalışanlar yaptı. kötü, çıkarcı, antidemokratik, itaatkar, yalaka, birilerine yaranmak için davranan, özgüvensiz, yaratıcılık yoksunu; insan onuruyla düşünmekten aciz; itaat etmeyen namuslu ve dürüst insanları da çeşitli şekillerde haddini bildirerek yaşamın dışına iten; başkalarını aşşağılamakla kendini önemli gören, tuhaf güdük bir insanlar topluluğu. vatana millete mübarek olsun.

18 haziran

öğleden sonra kipaya gittik, cananın annesi vesilanımı da aldık. oğlunu evlendirmeyi düşünüyor. diyarbakırda olacakmış düğün. gidebileceğimi, diyarbakırı görmeyi istediğimi söyledim. tom cruise un son filmine baktım, yoktu, dünyalar savaşı"nı aldım. da vinci'nin şifresi de yoktu, sanırım biraz daha bekleyeceğiz. filmler piyasaya yeni çıktıkları için, akşam üstü halılar geldi, annem aşağıda komşularla otururken, evi silip halıları yerleştirdim. bir salon kaldı. yan sokakta emel diye bir kadının 10 yaşlarında bir oğlu varmış, sünnet kınası yapıldı, gece boyu şarkılar, bazı şarkılar hiç çekilmeyecek gibiydi, ben de radyo, tv açıp, seslerini duymamaya çalıştım. onuru aradım, sonra o aramış, ben tekrar arayınca konuştuk, gaziemirde bir arkadaşındaymış, 1 temmuzda muhtemelen istanbula gitme durumu varmış, pıtırcıkla ilgili konuştuk da. annemler de 9 temmuz da kapadokya gezisine gideceklermiş. ablamın tur şirketiyle. 7-8 temmuzda, canser, müzeyyen, salih filan gelip birlikte ablamda kalacak olurlarsa, benim de yunanistan gezim 10 günü geçerse, pıtırcık yalnız kalır. evde kalırsa tabii. pıtırcığı götürsem, nasıl olur, kalacak yerlerde sorunum nasıl olur, bir yerlerde bıraksam. öğrencilerden ademle konuşsam iyi olacak, aydemire de soralım bir de. yarın konuşacaktık nasılsa.

17 haziran

balkonu yıkadık, evi temizledik. halıları sevgi halıya verdim. işçilerle annemin arası iyi. ondan çay filan istiyorlar, o da onlara çay, yiyecek birşeyler hazırlıyor. öğleden sonra barışla konuştuk. bizi bekliyordu. aydemirle pazartesi görüşmek üzere telefonlaştık. yunanistana gitme meselesi üzerine. barışın annesiyle, evlendiği kız vardı. annesinden habersiz evlenmişler, kızın ailesi bilmiyormuş hala. epey sohbet ettik. annesi karpuz, kahve ikram etti. annem de hoşlandı annesinden. ayağı biraz kötü olmuş, iyileşecek ama. bir kaç gün sonra uğrar, istemediği dergi, kitap filmleri alırım dedim. geç kalktık. tansaşa gitmedik, annemin dizisi vardı. gelirken aliden 4 ekmek aldık. gece şükran telefon etmiş, gölete gezmeye gitmek için. onlar biraz dolaşıp geldiler. iyi geceler.

16 haziran

balkon boyama işleri devam ediyor. öğlen annemin maaşını çekmeye gittik. giderken benim cep telefonu faturasını ödedik. sonra pıtırcığı alıp okula gittim. anneme komşulardan misafir gelecekmiş. pıtırcık çok ağırlaşmış sırtım da ağrıyor, bir de unutmuş benimle dolaşmayı. zor oldu keratayı getirdim sonra. okulda izin için yunanistandan davetiye filan dediler. 78 ler derneğini aradım. bilen yoktu. aydemire de ulaşamadım. haftasonu bir deneyeyim. 1 temmuzdan önce izinler için böyle bir şey gerekliymiş. emine öğrencilere ilişkin bir şeyler söyledi. ülkücü faşistlerin sorun yarattığını, herşeyin böylece daha kötü olduğunu ve hatta olacağını, ben kendi koşullarıma göre doğru davrandığımı düşündüğümü, kendilerinin de kendileri için nasıl uygun görüyorlarsa öyle yapmalarını önerdim. bana sınıf dağılımlarıyla ilgili nasıl yapması için sordu da. benim emekliliğe kadar mutlu zaman geçirmem isteniyormuş. bende herkes için gerekli olanı, mutluluğun filan olmayacağını, vs vs dedim. davetiyeyle ilgili 78 leden bilgi alıp internetle filan göndereyim dedim. pıtırcığı bırakmaya geldim. annem komşularıyla oturuyordu. ilgilenemedim, çıktım yine. kendime sırt çantası aldım. 53.50 ytl idi. yanlışlıkla (sanırım) 63 yazmış, kredi kartına 2 taksit yapıldı. 9 ytl para verdi, artık. dinazora uğradım. biraz konuştuk. barışa okumak istediği kitap varsa alıp gideyim dedim. birol telefon etti, barış bir şey istemedi. ben de film alıp gitmeyi düşündüm. oradakiler de uygun buldular. sonra barış aradı, eve gelince. pıtırcığı bırakmadan önce baran değere uğramıştım. bankaya gitmişmiş. bir kız onu tanımadı. ben yanlış yere girdim zannetmiştim. "burası neresi, doğru yere mi geldim" deyince gülüştük. içerinin dekorasyonu değişmişmiş. pıtırcıkla biraz oyalandım orada. eczaneden bir iki ilaç aldım. barışa evdeki dergi, kitap, film vs birşeyler toplayıp geleyim. dedim. haftasonu filan için. sonra birşeyler topladım, götüreyim diye aradım ancak, annesi bir yere gitmiş. kapıyı açacak kimse yokmuş. gidemedim. işçiler balkonda çalışırken sabiha geldi. annemin işlerini çabuk yaptıklarını filan konuştular. annem yedirip içiriyormuş. sabihadan da koyun dana vs kesmesini söylediler, o da sabiha gür apartmanı vs, isterlerse deve keseceğini söyledi. bende burası vejetaryan evi, öyle şeyler olmaz dedim. sabiha işçilere söyledi, vejeteryanın et yemez olduğunu bilmiyorlarmış, öğrendiler artık. sonra balkonun işi bitti. işçiler gitti. ben epey bir süre sırt çantamı hazırladım. gene bir sürü şey aldım. onları azaltayım biraz daha.

15 haziran

annem balkonu da boyatmak gibi şeylerle koşturuyordu. balkon boşaltıldı vs. akşam üstü sıvasını yapıyordu. bence bunlar biraz göstermelik boyacı. arabanın sigortası için aradım. öğleden sonra gelecekti. saat 4 gibi arayıp gittim. hukukta kredi kart borçlarımı hallettim. sigorta parası çekmeyi unutmuşum. buca eğitimden çektim. ademleri gördüm. "soruşturmalar durdurulsun" diye pankart açmışlardı. uzaklaştırma filan almışlar. basın açıklamasından. "özgür, demokratik, laik bir ülkede yaşamanın güvencesiyle basın açıklaması yaptık deyin" diye gülüştük. ben yunanistana gidince, 1 hafta kadar kedime parayla bakacak kişi aradığımı söyledim. kız arkadaşlarına soracaklardı. anneme sıkıntı oluyor gibi, pıtırcıkla bazen ilgilenmek ona zor geliyor. dönüşte tansaştan meyva alıp, parayı sevgi halıya- sigortaya verdim geldim. bir ara sabihanın annesi geldi, bir ara annem onlara gitti. sabah ablam aramış, eniştem izmire geliyormuş o yalnız kalacakmış. anneme isterse gidebileceğini söyledim. benle gitmek istiyor, gidemiyeceğimi söyledim. dün "o" pencereden baktığım kentin ışıkları maviydi. birileri rüyalarımda benimle ilgili şeylerle uğraşıyor hep.

14 haziran

evdeydim. sırtım tutulmuş durumda, fırsat bilip yattım. öğleden sonra sabiha ile annesi geldi, sanırım. kapımı kapattım, ilglenmedim. bir ara köfte yapmıştım. annem iğne vurunup, nurtenle pazara gitmiş. akşam aydemiri aradım. yunanistana o gelmiyormuş. sanırım 28 haziranda olacakmış festival. 78 lilerden bir gurupla ben de gideceğim. yarın konuşacağız. 3-5 gün değişiklik olacak.

13 haziran

sabah araba sigortasıyla ilgili gidip geldim. fax silik çıkmıştı. okula da gönderilsin dedik ama galiba gönderilmemiş. sigortacı bayan beni karşıyakaya davet etti ama, sigortasız çıkmak istemedim. öğlen ülaka hanım, iğne yaptırmak istedi, mavi ege eczanesine götürdük. 20 dakka nerdeyse bekletildim. sanki gezmeye gitmiş gibi. sonra kıza korna çaldım. "olmazsa sağlık ocağına götürelim" diye yaptılar iğnesini çıktı sonra. biraz tatava yaptık gene. sanırım gene annemi kullanıyorlar. nazi kalıntıları, şerefsizler. yaşlı bir kadını çevresiyle çocuklarıyla sorunlu ve düşman edip, zaaflarından yararlanıp çıkar sağlamaya çalışıyorlar. ben şöyle 15-20 gün kediciğimi alıp çekip gitsemde görseler. anneme "kendini bu kadar kötü hale getirirlerse vasiyet edip ötenazi yaptırayım" dedim. kadına yazık, bu yaştan sonra kullanılıp, çirkef haline getirilecekse ben kabul edemem. okula gittim. öğrencilere ders seçme koymuşlar. sonra toplandılar, suatla biraz koridorda konuştuk. öğrencilerin bursadan gelen bir arkadaşını dışarı çıkarmıştık, değerlendirme sırasında suatı da çıkardık sonra. iyi oldu gibi. notlarını 90-95-100 olarak verdim. çalışmaları üzerinde konuştum. baştan anlamadıkları halde cesaret gösterip çalıştıklarını filan. 12 kişi kadarlar. kendileri de gördüler, ilk denemeleri, çok kötüydü; sonra farklılaştı. biraz anladılar yani "öcühane" gibi bakmaya devam etselerdi, hala hiç bir şey anlamadan devam edeceklerdi, kendilerine de söyledim. sonra geldim. öğlen mat eczanesinden deri antibiyortiği ve calcium c almıştım. geçen gün saçımı boyadığımda yıkadıktan sonra burnumun üstünde şişlik yaptı gene. bir süre için de azalır sanırım. geldim. ülakanım yoktu. girdim yattım. sonra gelmiş, seslendi, nurten hanımlara çıktı filan. pek fazla ilgilenmedim. yattı şimdi. tarihe geçecek anlı şanlı dehşet verici şeyler yaşanıyor, yaşatılıyor. hadi faşistler neyse de -insanlıktan nasipsizler- ya insanız diye geçinenler, bu yaptıklarını, yapılanları tarihsel süreçte türklüğe nasıl hazmettirecekler. bodrum da tanrının olmadığı yer tartışması vardı. sanırım tanrı türkü korumaktan vazgeçecek artık. eceli gelen köpek cami duvarına işermiş.

12 haziran

evdeydim. annem yine dolandı durdu. öğlen gibisabiha gelmiş, apartmana motif çiziyormuş vs. şükran da vardı. onlara ilgilenen apartman sakinlerine motif önerisinde bulunmalarının söylenmesini sonra aralarında kabul edecekleri birirnin seçilmesini önerdim. dinlemediler ilgilenmedim. sonra nurten gelmiş, 5. kattaki tuncelilileri balkon yıkarken suları dökülüyor diye bir yerlere şikayet etmeyi konuşuyorlar. bende, annemin de rabişin üzerinden su döktüğünü, benimde önceki evlerde çiçeklerimi suladığımı, hatta üst katta oturanların pancurlarını yıkarken kaç kere ilaçlı deterjanlı sularla çiçeklerime zarar verdiklerini, balkonu yıkarken biraz su akmasının rahmet olduğunu, iftiradan iyi olduğunu söyledim. ısrar edince ben de söylendim tabi. beni alet etmemelerini, balkon yıkarken dökülen sudan şikayetçi olmadığımı söyledim. yöntemlerini beğenmediğimi söyledim. bozuldular biraz, şükran benden yana konuştu biraz. sabiha da nurten de sağcıların etkisi altında davranıştalar. katı, baskıcı, sindirici, banaz, insana yakışmayan davranışlar peşindeler. bilerek ya da bilmeyerek öyle davranıyorlar. anneme de kendini alet ettirdiğini söyledim. kızdı bana. benim tatile ihtiyacım var. arabamın sigortası 11 mayıs ta bitmiş, yarın onu yaptıracağım. ben sık sık sigorta değiştirdiğimden, hatırlatılmasını da istememiştim sanırım. en az bir 15 gün türkie dışında bir yerde tatil yapıp dinlenmeye ihtiyacım var. çevremde fazla türkçe düşünmeyen insanların olduğu bir yerde.

11 haziran

öğlen annem pazara gitti geldi. bir ara işçilerin malzemeleri dikkatsiz konup çiçeklere zarar vermesin diye aşağı indi. ben balkondan konuştuk filan. akşam üstü dolaşmak istedi forbese gittik. ben mavi göz kalemi aldım. dönüşte boranın yanına uğradık, birer çayını içtik. kalkınca annem daha dolaşmak istedi, arabayla alsancaktan dolaşıp geldik. sonra o bahçeyle komşularıyla filan ilgilendi. komşuların küçük çocukları ona sarılmış filan. gelip duş aldı.

10 haziran

sabah erkenden ülaka hanım oraya buraya gitmek için emirler yağdırı bir şekilde başladı. ben de gitmedim. giderken nurteni alıp, iğne vurdurup vs. çok istiyorsa arkadaşına taksi tutup gitmesini, ikisinin de yürüyecek kadar sağlıklı olduklarını, koşullarım gereği kimseyi taşımak gibi bir sorumluluğumun olmadığını söyledim. annem bozuldu tabi. söylendi. "kipaya kendim gideceğim" dedim. gittiler. sonra duş alıp saçlarımı boyarken geldi. bir yerlere gitti. ablamı da aramışmış, kipaya gitmek için. bundan sonra arkadaşsız arabama binebileceklerini söyledim. benim arkadaşlarıma laf ederlerken kimsenin arkadaşını taşıyamam. öğlen giderken, isterse gelebileceğini söyledim. geldi. kipada mayo değişimi yokmuş, ama ısrar ettim. sorumlularıyla konuştum. dün aldığımı kullanamayacağımı, mayo değiştirilmediği konusunda bilgilendirilmediğimi söyledim. iade aldılar sonra. bir iki şey aldık. bir şekerciden annem dondurma almaya kalktı. iki dondurma 10 milyon diye geri iade etti. hiç karışmadım. eve gelince yine konu komşuya gitti. ben seliyi aradım telefonla, bu ara annemle soğuk gibiler. iyi konuştuk. akşam üstü annem bakkaldan iki dondurma almış gelmiş ucuzmuş, yemedim. koladan çıkan bardağı çarşambaya gelecekmiş. biraz tv seyretti. saat 22 gibi aşağıya indi çıktı. yatarken ablamı aradı, beni ona götürtmek için uğraşıyor. oradan da yüz yok. iyi insan ya da iyi dost bakış açısı, insanların doğal çevrelerinde barışçı bir şekilde, aileleri dahil, diyaloglarını destekler. kendi çıkarları için insanları kullanmak için, zaaflarını kullanarak herkesle uzaklaştırıp, yalnız bırakıp kendine mecbur bırakmak, dostlukla insanlıkla alakalı olamaz. ne yazık ki annem de öyle bir durumda.

9 haziran

sınav vardı, nurten gelmiş annemle iğne vurdurmaya gitmek için, geçerken onları bıraktım. sanat eserleri inceleme dosyalar üzerinde konuşarak notları verdik. ümmü bir şeyler söylüyordu. odasına f.sümer de geldi. vallaa hiç konuşmak bile canım istemedi. sınavdan sonra geldim. izin kağıdı aldım, tatil başlayınca doldurup vereceğim. binayı boyuyorlar diye acaip bir koku var. ucuz mal mı kullanıyorlar ne, binanın içi dışı boya malzemeleriyle kokuyor. öğleden sonra annemle kipaya gittik. mayo almıştım olmadı, iade etmem gerekiyor. gelince annem komşulara filan gitti geldi. biraz canı sıkkın gibi-bir süredir. bir şey söylemiyor ama bir şeyler döndüğü kesin. yanlışlıkla bir siteye kayıt olmuşum 299 dolar karşılığı 478 ytl kredi kartına borç olmuş. berbat bir durum benim için, düzeltmeleri için mail gönderdim. umarım başarırım. maaşımın yarısı. düzeltirlerse sevineceğim. yunanistana gidersem orada harcayacağım bir para. inşallah iade ederler. biraz önce gördüm. uykum kaçtı valla.

8 haziran

hiç çıkmadım. annem erkenden kalktı. duş aldı. kemeraltına gitmek için. ben de duş aldım, canım hiç gitmek istemedi. onlar nurtenle gittiler. ben uyudum filan. geldi, sanırım pek kullanmayacağı 1-2 şey almış. öğleden sonra bina boyanacak diye kum, çimento, destek demirleri filan getirmişler. arabayı çektik. oraya koydular. ahmet bey bütün gün bahçedeki sararmış otları yaktı. akşamüstü, annem nurtene sarma sarmaya yardıma çıktı, ablam benim cebi arayıp annemin çamaşır telini sordu. yarın yazlıktan geliyormuş. "yarın gelince kendin sorarsın" dedim. sonra balkondan annemin aşağıdan sesini duydum, seslendim, ablamın aradığını söyledim. cebinden arıyordu. sonra annem sokaktaki bir satıcıdan zehir yeşili bir pantalon almış, bana sordu, beğenmedim. iade etti. akşam üzeri yağmur yağdı. bir sürü fotoğraf daha scan ettim.

7 haziran

akşamdan beri su bekledik. öğleden sonra aymarın ordaki camiden doldurdum geldim. bir süre sonra sular geldi. "ramazanda cami cami dolaşmak gibi, su ararım" dedim, bir bidon, yarım kova, bir su ş,şesi. annemler pazardan geldi. sabihaya 3 koca koli tencere, tava vs. gelmiş, kendi pazardaymış, bizim eve koymaya kalktılar reddettim. benim pencerenin önüne hırsız yolu yapmaya kalkan insanın eşyası malı beni ilgilendirmez dedim. anneme imza attırmaya kalktı, sorumluluğu-- getiren adı volkanmış -alıp annem öyle imzaladı. "sorumluluk filan almıyoruz" dedim. kapının dışına koydu, içeri almadım. "kapıyı aralık bırakırız, o kadar" dedim. eli faşistlere değen herkes onursuz davranışlara, saygısızlığa sahip oluyor. kadın geçen gün de anneme sormadan aşağıdaki saksısındaki biberlerden araklıyordu. annem balkondan görmese habersiz almış olacaktı. malı getirene de "önceden telefon edin öyle getirin, bekleyin pazardan gelmesini" dedim. haysiyetsizler, bizim canımızı malımızı tehdit edip, utanmadan kendi mallarını bize emanet etmeye kalkıyorlar. allah tc nin mallarını da ermenilere emanet etsin. eski fotoğraflarımdan scan etmeye başladım.

6haziran

türkan aradı. 4 gibi ders yapalım diye. önce annemle hsbc-advantage kartımı almaya gittik. yalnız geçenlerde şifresini eve getirmişlerdi onu bulamıyorum. çıkar herhalde. türkanla biraz başladık, baya unutmuşmuşum. annemler nurten, sabiha filan bahçenin kıyısında oturuyorlardı. akşam bir ara nurten hanım geldi, gitti. çamaşırlar yıkanırken sular kesildi. hala yok. iyi ki duş almıştım. saçımı boyayacaktım ki boyanın yarısını önceden kullanmıştım. bozulmuş. iyi ki saçımı da boyamadım. bir albüm daha resimlerimi scan ettim. daha bayaa var. mardin kızıltepede bir baba kızı öldürmüşler, galiba işin içinde askaerler varmış. gerçekten üzüldüm. daha önce uğur, ahmet kaymaz; şimdi de rozin, selahattin aksu. adam mevsimlik işçiymişmiş.

5 haziran

annem doktora gitti geldi. misafirliğe gider gibi hastanelere doktorlara gidiyor artık. tc toplumu insanlarına başka çözüm bulamıyor. gelirgelmez tutturdu "kipaya gidelim" diye. hastane çıkışında duraktan aradı migrosta bekleyeyim gidelim diye, öğlen çıktık.. bornovaya gitmek istedi, ama köprü çıkışı çok kalabalıktı. geri geri inip, narlıderedeki önce koçtaşa gittik. matkap anahtarı, pencereme bambu güneşlik, dolap için askılık takma vidası aldık. kipaya gittik sonra. alışveriş yaptık. giderken shell den benzin alıp yıkamaya girmiştim. yıkayıcı iki yıkama arası fırçaladı arabayı. istemiyorum aslında. paspaslar arkaya gidince hemen fırçaladı. sonra baktım. beyaz beyaz izler var. dönüşte gittim "yeniden yıkasınlar, fırça istemiyorum" diye. biraz daha düzeldi. sonra geldik. annem bir ara bahçedeki biberleri suladı. ben aldıklarımızı çıkarırken mustafanın benim matkaba ben yokken alıp taktığı anahtarı verdim. "kendim aldım seninkini iade edeyim" dedim. bir duş aldım. benim tabaklarımı dolaba yerleştirdim. biraz ona zır zır etti. annemin bardak koleksiyonunu salonda televizyon izlediği sehpanın içine yerleştirdik. heryerden bardak, benzinliklerden filan. ben ihtiyacımız olmadığını söyleyince ona da bozuluyor. dün gece, ona, züccaciyeci dükkanı açmamızı söyledim. güldük biraz, "fincancı katırlarını ürkütmeyelim" dedik. bambu güneşlik pencerede hoş oldu.

4 haziran

bir yere gitmedim. annem bir ara kipaya gitmek istedi. sonra gideriz dedik. evde uğraştık. bir şeyleri yerleştirdik. çoğu atılsa olur da, işte. bir ara ademi aradım, sınavlara hazırlanıyorlarmış. alternatif şenliklerinde fotoğrafımı çekmişlerdi. halay çeken çocuklarla beraber, mapus biliyordu çekeni. onu hatırlattım. soracak bakalım. terlik ayakkabı gibi şeyler gecekondulara göndrmeyi konuştuk, sınavlardan sonra. türkanı bulamadım. bir ara birolu aradım onun da telefonu sorunlydu galiba. bir ara şükran seli eylül geldiler. matrix tv de oynatılacakmış. annem mısır patlattı, cola soda vs içildi. eylül biraz yere döktü. balkondaki küçük halıyı dökülen yerlerini yıkadı annem. gece gelip yanımda oturmak istedi. kendi içinden geliyorsa sorun yok da. yarı doktora olcaya gidecekmiş gene. evde birşeyleri daha düzenlemekten bahsetti. yattı şimdi. biz pıtırcıklayız. bugün pencerede pıtırcığın oturduğu yerleri düzelttim, genişlettim. çok hoşuna gitti. bugün merdivenler yıkanırken annem fazla su vermedi. geçen hafta benden çokça istemişlerdi. önümüzdeki hafta merdivenler yıkanırken bizde kaçacağız artık. öyle karar verdik. bazı kişiler kaçıyor çünkü, biz de kaçaıp gideceğiz. pıtırcığı bile alıp dolaşacağız. onun da evde canı sıkılıyor. annemle bira z dua edelim diye konuştuk. şimdi tv de hatm-i şerif var. hangi dilden olursa olsun, dualar insana iyi geliyor. kasıd olmadıktan sonra tanrı bilinci daha güçlü oluyro.

3 haziran

evden çıkmadım. sabah annem yürüyüş yaptı geldi. okuldan getirdiklerimi filan ayarladım. annem odunluğu düzenlemek için mustafayı çağırmış, gelmeyince kendi öndekileri çıkarmış, sonra bana seslendi. biraz daha düzenli yerleştirdim o saksıları filan aldı, toprakları, geçen gün pazardan aldığı toprağı yanlışlıkla çöp diye atmışız. neyse sorun çıkmadı. mustafa iş biterken geldi, kabul etmedik, çocuğunu uyutmuş, karısı varmış ama o beceremiyormuş uyutmayı vs. neyse ben halletmiştim zaten. annem saksıları halletti. fesleğenlerin saksılarını değiştirdi. biber dikmek için toprakları saksıları halletti. sabiha kızı nagihanla, şükran, seli, eylül geldiler. annem sabihalarla çay içti, ben daha önce sallama çay içmiştim diye içmedim. sonra türk kahvesi içtik. elektik süpürgesine tuttum ortalığı. salonda bambu masanın yerini değiştirdik. biraz daha düzenli oldu. annemler akşam üstü sabiha ile bahçeye, saksılara biber diktiler. mutfak çeşmesine hortum bağladık. bir ara seli ile oturuken yeri geldi, "faşistleri değil pkk.yı tercih ederim" dedim. hiç olmazsa isyancılar. ırkçı faşist olmaktansa yeğdir, revadır, haktandır. sabiha anneme sordu galiba, annem benim yunanistana gideceğimi söylüyordu. seli bana darılmamış, geçen gün sesini duyduktan sonra kapıyı açtığıma yani. "tabi öyle yapacaksın, herkese kapıyı açmayacaksın" diyor o da. annem trt 1 de hayat öğretmeni burada uydudan izledi. onun anteni çalışmamıştı. bir ara telefonlarımız durmuştu. sonra gelmiş, internetteydim, funda aramış, annem seslendi, ben gelene kadar kapandı. aradım. yazlığa gitmişler onu haber vermek için aramış. sonra annem aradı. ablamla konuştular galiba. şimdi ben robert redfordun merly streple afrikada geçen bir filmlerini izliyorum. cnbc.de. kadın vahşi bir hayvanla boğuşup kurtuldu, bir arkadaşı da saçının şeklini değiştirmişsin diye kompliman yapıyordu. oh dercesine gülüyorlardı. annem salona geçti. bugün müzik dersine gidemedim.işim çoktu, sanırım türkanın da işi vardı. kayda geçirmem gereken bir sürü evrak var. fotoğraflar filan. bu galiba "benim afrikam" hamprey bogartla lauren bacall ve tekneleri "afrika kraliçesi" değil.

1-2 haziran

dün yazmayı unutmuşum. cuma sabah sanat eserleri incelemeye bir gurup öğrenci geldi. sinama işi yattı yani. biraz konuşup serbest bıraktım. dün zaten dergilerimi getirmiştim. annemle ablam gülsüme gitmişlerdi. annemi farettin altay da bırakıp shell de benzin alıp arabayı yıkatıp, kipaya girdim. annemin istediği iki tabureyi-balkon için- ümmüye kendime birer tişört-benimki açık mavi beyazlı, ümmününkü açık pembe beyazlı, şükranın yeni doğan torununa bir giysi, yiyecek birşeyler aldım eve bırakıp okula gittim. dergilerimi aldım. taşırken kominist suat yardım etmek istedi, bir kaç torbasını taşıdı, konuştuk biraz. akşamüstü annem telefon etti onları almaya gittim. caddeye çıkmışlardı. konaktan ablamı bırakmaya giderken, arabanın kaputundan dumanlar çıkmaya başladı. işlek caddenin ortasında durdum, deniz kıyısında stephanie nin önünde. indik. foşul faşul su akıyor. öğlen su koymuştum, arabadan alıp, saf su idi. ilk defa arabam su kaynattı. trafikçi geldi, bir şey yok deyip, arabayı boşa aldırıp, kıyıya çektik. soğumasını bekledik. annem kıyıda efes biracısının hasır mı bambu mu koltuklarına oturup bekledi. bir ara ben da oturdum. biraz dolaştım. orada bir lokmacı da varmış. işlerini bitirmiş gidiyorlarmış. motorun yandığını sanmıştım. tuhaf hiç panik yapmadım. sonra soğuyunca su koydum geldim. ablam gitmişti bu arada. akşam evdeydik. bir ara nurten hanım geldi, annemle oturdular. bir ara yanlarına gittim. pıtırcığı sevdiler.

bugün sabah annem gene hastaneye gitmişti. ölmekten çok korkuyorlar ya nurtenle ikisi, haydi hayırlısı. öğlen geldiğimde yoktu. kapı çalındı. kim olduğunu anlayamadım bir şeyle uğraşıyordum. "annem yok" dedim. selinin sesi geldi. açtım kapıyı şükranda gelmiş konuştuk biraz. kapı önünde. sonra ülaka hanım geldi. ben okula gittim. öğrencilerle konuştuk. bakış açıları biraz daha farklı idi. bir şeyler yapmaya başlamalarının farklılığıydı bu. bazılarının işlerine bakıp konuştuk biraz onları da serbest bıraktım. gelince ablama annemin eskiden aldığı masasını götürdük. orda paprika ekmek yedim. ablam çay koymuştu. komşusu bir bayan geldi, hülya. onlar çay içti. ben soğuk bir şey içmek istedim yoktu. buzlukta kirazlı ya da çilekli kremalı bir tür dondurmalı bir şey vardı, ondan yedim. ablamın da haberi yokmuşmuş, çocuklar almışlarmış. komşu kadın kocasının olmadığı zaman gelmekten bahsedip gitti. biz konuşurken mukaddes hanım gene müdürlük ayağı yapıp, benimle ilgili yorum yapmaya kalktı, solcular vs. zırvaladı herzamanki gibi. söylendik biraz. "ben kimseye zarar vermedim, faşitlerin uşağı olmadım, hiç kimsenin onuruyla oynamadım" diyerek, faşistlere küfrede küfrede çıktım evinden. sesli sesli, merdivenlerde. ablamın yüzü bir tuhaf bozum oldu. gak guk etti biraz ama (!) ben arabayı döndürürken annemle geldiler. hoşçakal deyip yürüdük. ülaka gene bana saldırmaya kalktı. allahtan kolu ağrısından kalkmıyor. vurmaya kalkardı yoksa. belki de allah bana el kaldırıdığı için kolunu ağrıtıyordur. yolda bir iki de ona söylendim. kadınla bir iki saatlik ilgili olanlar, kalkıp konuşuyorlar. alsınlar evlerine. benim şartlarım bu, ben de böyleyim. bilseler ben aslında ülakanın kahrını çektiğim için tanrı bana bazı lütufları ihsan ediyor. arasıra görmekle telefonla konuşmakla benim yaşattırıldıklarımın bedeline erişemezler. alsınlar kiracılarının yerine oturtsunlar. benim gibi devamlı arabalarına bindirip gezdirsinler. hergün yanında olsunlar. o da kızı tabiiki. ama benim yerim özel. tanrının yanında da özel bir yerim var tabiiki geçerli gerekçelerle. birisi ülaka. aydemir telefon etti. yarın fuarda nazımın heykeli önünde anma varmış. pazar günkü pikniğe de gidemeyeceğimi söyledim. beni bir süre idare etmesini filan. yunanistana gitmeyi konuştuk. bugün odamdaki bütün eşyalarımı getirdim. öğrencilerlede konuştum. eğer önümüzdeki yıl hocalığımız devam ederse, o zamanki şartlarımıza göre çalışma biçimi oluşturmak için yenilenme şansı olacaktır, aynı şartlarda çalışma yapmak da anlamsız. yenilenme süreci oluşturabilmek gerekir. tatilde biraz da kitabımı yazayım bakalım. iyi geceler pıtırcık.

31 mayıs

öğleden sonra okula gittim. gül geldi konuştuk biraz. okuldaki dosyaları vs eşyalarımı topluyordum. arabay bölümün önüne çekip içine koyuyordum. benim derslerimde sorun yarattığı için başka sınıfa yolladığım hüseyin isimli öğrenci davetiye gibi bir şey vermeye kalktı almadım. sonra dosyaları indirirken arabanın anahtarını düşürmüştüm, hemen aldı bana vermek için,"bırak onu" dedim. bıraktı, merdivenlerden kendim aldım. bile bile her türlü pisliği yapıp yaptırıyorlar, sonra yanaşmaya çalışacaklar.benim diğer öğrencilerle derste tartışıp yorum yapıp iyi ders işlememe engel olacaklar, ondan sonra işlerine gelince yalakalık, olmaz olsun. istemiyorum. gül bazı kitapları indirmeme yardım etti. oturduk konuştuk, çok bakış açılı araştırmalar yapmasını önerdim. erkan adındaki çarşamba müdavimi öğrenci geldi. sırıtık sırıtık, aslında emine vs fırıncı ve daha bir sürü kişi öğrencilerin davranışlarından haberli ve hatta bilerek yönlendirmeye katkıda bulunduklarını tahmin ediyorum, ama kimin ne kadar, nasıl katkılarının olduğunu bilmiyorum tabi. o gence de sınav yapmayacağımı, bir dönemdeki çalışmaların değerlendirileceğini, kendileri benim söylediğim gibi çalışmadıkları için değerlendirebileceğim bir durumları olmadığını belirttim, gidip rahat rahat dolaşabileceğini söyledim. ben hiçbir yerden o gencin atölyeden çıkışı gibi çıkmadım. çıkmak da istemezdim. güle de söyledim o gencin yerinde olmak istemezdim diye. ezik ve aciz ve yetersiz ve güdük. bu kadar zavallı nasıl yapıldı o çocuk, sırf bana sorun yapılsın, dersime provake yapılsın diye gencecik insanları kullanıyorlar. nerdeyse bütün bir dönem elinde bir iki şeyle geldi gitti, hiç bir şey yapmadan, arada bir dergilere bakıp oturdu gitti. poli okulunun kurs görmek ve şeflerinin istediği doğrultuda davranmak niyetiyle gönderilen saygıdeğer(!) öğrencilerinden biriyse zaten benim söyleyeceğim çok şey olamaz, muhatap değiliz. ancak yalnızca düşünme yetersizliğinden kullanılan öğrencilerden biriyse yazık yani. ki benim atölyem insanları egemenlik ve baskı altına alan bir tutumda değildir. bunu artık bilmeyen kalmadı. beklediğim tek şey çalışma ve üretme ve araştırmalarını işlerini tartışmadır. bunu yapmaktan aciz bırakılan gencin sorumluluğu tc. faşistlerinin. benim hayatımı dar etmek için tasarladıkları şeylerin muhatabı da değilim, sorumlusu da. sinemi örnek gösterdim bir kaç gündenberi. şımarık vs diye yl.a almadıkları öğrenci, uluslararası çapta bir gelişim gösteriyor, istanbul modernde fotoğraf sergileri organizasyonunda çalışıyor, tezini hazırlıyor vs. çocuk kendisi demişti bana, dersteki tartışmalar sonucunda yaşamındaki gelişimleri gösterdiğini. çalışıp, araştırmak isteyen gençler olsa ya da en azından çalışmalara dışardan örgütlü denebilecek şekilde müdahale edilmese ne biçim yetiştiririm. bu şekildeki öğrencilere - yani çalışma araştırma iş yapmayan öğrencilere yapacak hiç bir katkım yok. hele kasıt yaptıkları artık alenileştiği için, buyursunlar kendileri yetiştirsinler. onu da beceremezler, ancak çalıp çırpıp biçimsel tarzda konuşabilirler. ve özgünlüğün dışında taklitte takılıp kalırlar. özgün ve özgür bir yaklaşım gösterecek güçleri yok ki. bir sürüsü varlığını gerçekten iş yapan insanlara, iş yaptırılamaz duruma getirmekle varlık buluyorlar. biraz bilgiye sahip olma, ezber o kadar. buyursunlar kendileri yetiştirsin. ben de ne kadar çok değişen bir yapıdaymışım. e kasıd yapılınca başka türlü olmuyor. önceleri böyle davranmazdım. işte yılların insana kazandırdığı hayat tecrübası bu olsa gerek. herkes ne getirirse yanında mayası o olur. dünya boşuna kötü duruma gitmiyor. türk ırkçıları anadolunun taksimatı üzerine, peşkeş çekildiği üzerine tezler oluşturuyorlar. görmüyorlar mı, görmezden mi geliyorlar, masum insanların, bizim hayatımıza yaptıklarını yaşıyorlar aslında. belki de bu bir denemeydi. masum insanlara yaptıkları, bilinçli yaptıkları hem de, sanırım manevi olarak anadolu başka rehberlere geçiş yapıyor. inşallah daha hayırlı olur. benim yaşamımda da rehber değişimi hem de manevi dünyanın kabulüyle oldu. bazı manevi ruhlar üzüle üzüle istediler bunu. diğer tarafa geçiş yapmamı desteklediler. çünkü bana yapılanları maddi ve manevi kabul edemez haldeydiler. hala beni destekliyorlar, yeni rehberler beni sanırım bu yapımla kabul ediyorlar. ayrıcalık olan birşeyler hepsi kabullü. belki de bu rehber değişimi kaçınılmaz bir şekilde kabul edildi. benim tamamlamam gereken süreci beklemişlerdi. elektromanyetik desteğin gittiği kişinin gösterdiği direnç de önemli tabiiki. doğru olan insan onuruna yakışır- doğal yaşamla birlikte- bir süreci hakim kılmaktır.

30 mayıs

sabah okula gittim. 9, 9.30 öğrenci yok tabii. ümmüye 2. sınıfları sınav yapmayacağımı söyledim. dersine girdiğim 3 sınıfın listelerini çıkarttı. sanat esrleri incelemede bir gurup öğrenci, diğer sınıfta görülenler, sorunlu durumları, öğrenci işlerine telefon ettik, keriman ile arife hanımlar, pek yapıcı değiller, benden liste filan istenecekmiş. sonra çocuklar geldi 1-2 tanesi, bana sorarlarsa sorun olmayacağını söyledim. sanırım seçmeli derste beni seçen öğrencilere karşı cezacı bir durum var. bir ara emine baktı gitti. sonra ona uğradım, konuştuk biraz. sanat anlayışlarımız, öğretim yapılarımız, kavramsal bakışlarımız farklı. ama iyiniyetli görüşmeye çalışıyor gibi. bendeki öğrencilerin sorunu, ülkücü faşistlerin dersleri olumsuz etkileme, öğrencileri kullanma gibi şeyleri üzerine konuştuk, biraz sana öyle geliyor mu gibi yaklaşmaya çalıştıysa da biraz boşverci olmaya çalıştı. emekli olana kadar seni mutlu olacağın şekilde dersler verelim dedi. komikti. bir ara müdür gibi davranıyorsun deyişime güldük. 78 lilerden bahsettik. öğlene doğru gül, sonra iki kız, melike, engin geldiler. onlara sınav yapmayacağımı ve gerekçelerimi anlattım. biraz çocuklarda utanıp sıkanma belirtileri var, belli baskı altındalar, ama yapabileceğim bir şey yok. biraz dergi baktılar, sanatçılarla ilgili şeyler gösterdim. öğlen eve geldiğimde annem yalnızdı, teyzemler de ablam da gelmemişlerdi. sonra ablam geldi. iki halı, bir bambu sandalye iki yastık götürdü. arabasına koyduk. bilgisayardaki fotoğraflara bakarken teyzemle eniştem geldi. ben acele atıştırıp derse çıktım. öğrenciler yoktu. ikinci derste geldim. teyzemle eniştem gidiyorlardı onları geçirdik. ablam, annem oturduk, sonra ablam gitti. annem sağlık ocağına iğne yazdırmak istedi. maaşından çekmek filan. dönüşte migrosa girdik.

29 mayıs

evden hiç çıkmadım. sabah annem erkenden eü ye gitti. ablamla doktora görünmüşler. içimden gülüyorum. biz çocukken "günahı çok ölmekten korkuyor" derlerdi böylelerine. annemin fotoğraflarını scan ettim. onları seyretmek pek hoşuna gidiyor. slayt gösterisi yapıveriyorum bazı. öğleden sonra küçük dua kitabım çok yıpranmıştı, onu scan ettim. bir kopya çıkardım. geceyarısına kadar uğraştım. annem yine pek koşuşturuyor bu günlerde. boyuna oraya buraya komşulara gidip geliyor. bir şeye heyecanlanıyor gibi. bakalım kendi haline geçirir belki. akşam nurteni aradı doktordan randevu alıversin diye. iğnesini gene kendisi yaptırdı geldi. bir ara sesler geliyordu. rabia da gelmiş, küçük tüpü istemiş, oturup konuşuyorlardı. mustafaların gitmesini bülentin kalmasını istiyormuş, tartışmışlar vs. imiş. dün tvde kilise ayini izledim, hoştu gerçekten. ben içten olan insana ait olan her türlü dua ve ayine manevi olarak katılabiliyorum. o yaşanan şeylerin arkasındaki o görünmeyen dinginliği bazen ruhum yaşıyor. belki de çoğu zaman, çünkü gerçekten yaşama dair kasdım yok. bir sürü kişi bunu anlamakta güçlük çekecek biliyorum. kendine dost bakmanın getirdiği bir hoşluk bu belkşi de. kainatın sesini duymanın, varolmanın, yaşama dürüst bakmanaın, biraz önce bilgisayarıma back ground yaptığım iki çocuğun bir gizemli bahçaye yürüyüp gidişleri gibi bir şey bu. bazen yanında birileriyle gidersin, bazen neden yaptıklarını bilmeden engellemeye çalışırlar. ama sonsuz alem sanırım bunların da dersini gösterecektir. bu anlamda savaşmak bence kutsal içerikli. duş aldım, yarın ablam gelecek, güzide teyzeyle raşid enişte geliyorlarmış. yl öğrencileri yarın gelmiyor, 2. sınıflardan da doğrudürüst gelen olmaz. okuldaki kitap dergileri ayıklamakla uğraşayım biraz.

28 mayıs

evden hiç çıkmadım. annem biyerlere, iğneye filan gitti geldi. onun odasını topladık. camlarını sildim. mutfak dolaplarını sildim. bazı bardak, tabaklar yıkandı. piza pişirdim, nurten hanımın annesi geldi, boyuna torunları semihi emreyi konuştu. balkaonda oturuyorlardı. o gitti. pizaları öyle yedik. bu aralar canım kimseye birşey yedirmek istemiyor. annemin fotoğraflarını scan ediyoruz. pek hoşuna gitti. ona cd ye kopyalayacağım. az birşey kaldı. akşamüstü engini aramıştım, yazlıktaymış, tatili başlamış galiba, denize girmiş, scanneri ona da söyledim. annem ablamla konuştu. yarın eü doktora gidip, fizik tedaviye uygun olup olmadığını öğrenecekler. pıtırcık bugün çok ayıcık duruyor.

27 mayıs

hiç evden çıkmadım. evi elektrik süpürgesine tuttum. sabah annem tansaşa bulaşık makinası tuzu almaa gitti. dolapları boşaltıp, temizleyip, yıkatıp, yerine koyuyorum, annem öğleden sonra şükranla seliye gitti. ben temizlik, duş vs gidemedim. odamın camını sildim. yarın bir yandan mutfaktaki temizliğie devam ederken bir yandan annemin odasını temizleyeceğiz. bugün biraz yaptık. akşam üstü annem iğnesini vurdurmaya kendisi gitti. gelince çöpleri attı. bir daha kutu, karton vs biriktirmeyeceğini söyledi, aşağıda, top oynayan çocuklara söylendi. geldi. saat on suları uzandıydı. şükran geldi. mısır patlattı, sonra yattı. bugün bir ara pıtırcığı sevdi. dün fotoğraflarla uğraşırken, yazmayı unuttum. sabah derste konuştuk, dergileri ayıklamayla uğraştım. sanat eserleri dersinin dışındaki iki sınıfı sınav yapmamaya karar verdim. 3. sınıfların işlerine bakıp değerlendirmelerini ortak yapacağım. resim 2 ler çeşitli kasıtlarla benim öğrencim olmadılar. onlara atölyeye girip çıkan, imza vs atan diğer bir sürü öğrenciye yaptığım gibi. sınır notu geçme için vereceğim. birşeyler yapıp getirmeye çalışan bir kaç öğrenciye sırayla yüksek not vereceğim. yaptıkları iş varmı diye sormayı bile düşünmüyorum. değerlendirmelerinin muhatabı ben değilim. diye düşünüyorum. öğleden sonra 3.sınıflarla konuştuk biraz. başka sınıftan bir kız öğrenci işini göstermeye kalktı. diğer öğrencilerin işlerini görmesini, çalışmanın bir süreç olduğunu, böyle bir çalışmaya katkım olamayacağını söyledim. sabahki gurupla haftaya olabilirse da vincinin şifresine gitmeyi konuştuk, araştıracaklar konuşacağız. öğleden sonra ara verdiğimde eve geldim. sonra akşamüstü geldim. vs.

26 mayıs cuma

fotoğraflarımı scan ederken yazmayı unutmuşum, yarın yazayım.

25 mayıs

geç kalktım. annemle kipaya gittik. nurten hanımın annesini hatırı için çağırmak istedi, sordu, işleri varmış. biz kendimiz gittik. hp yazıcı-tarayıcı-fotokopi makinası aldım. 250 ytl, 32 ytl taksit. oradaki sorumluya satın aldıktan sonra cihazın çalıştırlmasıyla ilgili bilgilendirilmek istedim. daha önce de bana sorun yapmaya çalışan bir genç vardı, onun adı da birolmuş, bir de esmer birol vardı. o değil, sarışın, aptal modunda sorun yapmaya çalışan genç. yine bilgilendirmek şöyle dursun. daha can sıkıcı, kitaba bakın vs, diğerleri de gördü çektim arabayı yürüdüm. sanırım beni kipadan uzaklaştırmak istiyorlar. birileri rahatsız oluyor galiba. o genci de kullanıyorlar. derslerimdeki bazı öğrencileri kullandıkları gibi. sonra alışverişe devam ettik, o sorumlu kişiye şikayaet etmek istediğimi söyledim. kalem kağıt verdiler, ona da danışmadaki bayanlara da esmer birol değil dedim, satıcı gencin davranışının rahatsız edici olduğunu, aldığımız cihazla ilgili bilgilendirme yapılması gerektiğini, firmadan soğutucu ve uzaklaştırıcı davranışının rahatsız edici olduğunu belirttim. yine alışverişimizi yaptık, konuyu daha orda unuttum valla. dört bir tarafımda okulda, evde, gittiğim yerlerde rahatsız huzursuz etmek amaçlı bir sürü şey yapılıp, yaptırırlıyor. bravo bana, gene de durumu anlayıp, kendimin olmasa bile ruhumun kafasını başka tarafa çeviriveriyorum. ve hakket unutuyorum. belki bu araların kodu budur. asumanın "kodum mu oturturum" hikayesi aklıma geldi. canımı sıkma gayretine karşı kullandıkları kişilerle ilgili manevi yönelim oluşturup, kendimce bir şeyler yapıyorum. yani en azından herşey herkese ait bir duruma geliyor. beni gösterse bile benim dışımdaki kişilerle ilgili şeylere ilişkin kararları tek başıma üstlenemeyeceğim.

akşamüstü seli, annesi, kız geldiler. birlikte benim yazıcıyı kurduk, çay içtik. kızına kipadan aldığım tişörtü giydirdik. göğsünde kaplumbağasıyla çok güzel oldu. kocasıyla biraz sorunlularmış bu aralar. sonra anneme iğne yaptırmaya gittik. yedigöller sağlık merkezine, daha önce de orada vuruluyordu. kolu ağrıyormuş, boyun fıtığı varmış, vs vs. 1,5 lira olmuş iğne vurma. beyin ameliyatı olduğu için fizik tedavi konusunu doktoruna sorması gerekiyormuş. boynuna takılacak şey sorun oldu. 20 ytl imiş. alınabilir bir şey. ablamaı aradı yarın için. o da yazlıktan yeni gelmiş. işi varmış, ben boyunluğunu alıp koyalım, gerekirse sonra kullanır dedim. ondan bundan almaya kalkıyor. vazgeçti gibi. bir ara olcayı aradı onun karısıyla filan konuştu. o da kendisinin aldığını söylemiş. bir ara aydemir aradı. annem o arayınca bozuluyor. gene de pek bir şey dememeye başladı. ben rest çekince çaresi yok. geçen de ablamı arkadaşı komşusu vs ülkeri arabama almamıştım. kendi arkadaşlarımla ilgili sorun yapılıyor, sizinkileri de istemiyorm deyince... 3 ya da 4 haziran pazar günü piknik yapacaklarmış. 78'liler olarak. kemalpaşa çamlıbel köyünde. ben köroğlunun çamlıbeli mi deyince, oranın bolu da olduğunu, bunun kemalpaşadaki çamlıbel olduğunu söyledi. 20 ytl biletmiş. sabah kahvaltı, öğlen mangal, nazım hikmeti anma, halaylar vs olacakmış. 200 kişi kadar olabilir dedi. buca migrosun önünden araba kalkacakmış, ben çıtırla annemle arabamla gelsem nasıl olur deyince, olabilir dedi. 2 kişilik bilet ayırıyordu. ben gelemesem de yardım olur, ya da başka insanlar, hayvanlar yer. geleceksin dedi. iyi filan dedim ama annem gitmek istemiyor. neyse o zaman gelsin bakalım. yunanistandaki festival belli olsun bir. "o şarkıyı bir daha çal sam" demenin zamanıdır belki de.

24 mayıs

annem öğlene doğru hastaneye gitti. o gider gitmez şükran hanım geldi kapıya. biraz konuştuk gitti. ben biraz spor yapıp duş yapıp öğlen okula gittim. pıtırcığı da götürdüm. 3 kız 1 erkek öğrenci geldi. kös kös geçip gazete üzerine filan boyayla çalıştılar. hiç ilgilenmedim. bir ara kullandıkları tinerin kokusundan etkilendim. kapıları açıp havalandırılmasını söyledim. gül fotokopi çektirmiş geldi. konuşurken baktım neredeyse ağlayacak. erkek arkadaşı gibi biriyle bozuşup ayrılmışlar. biraz konuştuk sonra onu serbest bıraktım, iyi oldu akşamüstü bir arkadaşıyla birlikteydi, gülüyordu, iyi olduğunu söyledi. diğer öğrencilere kullandığımız malzemelerin kanserojen etkilerini söyleyip havalandırmaya dikkat etmelerini söyledim. iyi oldu, sonra dergilerden alıp çalıştılar biraz. erkence çıktılar. yalnız melike giderken selamlaştı gitti. diğerleri kös kös gittiler gene. biraz kaldım . türkanla ders konusunu konuştuk telefonla, belki yarına. kitap filan okudum. 5ten sonra çıktım. eczaneden pıtırcığa antibiyotik aldım. enginle telefonlaştık. ona kıyma aldığımı köfteleri hazırlayıp çıkacağımızı söyledim. eczaneden sonra eve giderken köşedeki benzinciden benzin aldım. ilgililerdi. o hep kimlik soran bile ilgisizdi kimliği ben gösterdim bu kez. benzini koyan her yaerden benzin almamamı vs. söyledi. sonra tansaşa gittim. şüheda hanımla karşılaştım. onu fırının oraya kadar bıraktım. evde annem komşularla bakkalın orda oturuyordu. onu çağırıdm karşıdan, engine gideceğimizi söyledim. geldik, köfteler hazırlandı, ben biraz dinlendim, çıktık. cam sehpalarla, bambu sandalyelerden birini götürdük. engin gelmişmiş, pıtırcığı bahçeye bıraktım. otların üstünde kaldı biraz. köfteleri pişirdik. engin ekmek kola aldı geldi. yerken funda geldi. yedik, biraz işlerden konuştuk, onlara pasapotlarını hazırlamalarını gezmeye başlamalarını söyledim. çıkarken kuyruklu yıldıza bakın dedim.sonra geldik. duş aldım. bir ara kuyruklu yıldıza bakmaya çıktım. bulanık bir kaç yıldız vardı. sonra balkondan gözlüşümle baktım. gerçekten birisinin ışıltısı daha farklıydı. çevresi bulanıktı, sanırım o olabilir. yarın gene bakacağım. yunanistandaki ırkçılık karşıtı festivale katılmayı gerçekten istiyorum. umarım gerçekleşir. pıtırcığa ilacını içireyim, biz de yatalım artık.

23 mayıs

sabah duş alıp çıktım. yine doğru dürüst öğrenci yoktu. hiç ilgilenmedim. bir ara gülle buket dergi alıp çıktılar. bugün bilim tekniklerle ilgilendim. bir ara fotomontajlarla ilgili bir ilaveyi göstereyim diye çıktım. gülden başka öğrenci yoktu. 11 sıralarında o da çıktı. 12 ye doğru ben de çıktım. pıtırcık da bilgisayar da evdeydi. eve geldim. türkan işi çıktığı için alsancağa gitmiş, ders ertelendi. annem bu aralar koşturuluyor gene. okulda da herkes bir şeyler bekliyor. sabah birileri telefon etti, yayın vs. ilgilenmiyorum dedim. bir adam sanat kitabı vs geldi, istemiyorum dedim, elimin tersiyle, öğrencilere koştu. bu aralar birileri kuyruklarını bacaklarının arasına almış, dolanıyor gene. evliya çelebinin seyahatnamesi gibi uluslararası kancıkname yazıyorlar belli. öğrenciler de seçme karpuz gibiler, sanat öğrenmeyle değil, sanırım yüce nasyonal amaçlara hizmet üzere odaklanmış durumdalar. şu ara herkes öyle aslında. "iş" sanırım bu. durumlardan çıkarılabilecek durumlar üzerine yönlendirmeler var. öğrenci diye gönderdikleri, ki ders dışında resmi yönlendirmelerinin olduğu da gayet açıklar. öğleden sonra sadece gül ve buketle ilgilendim. 2 kızla bir oğlan daha vardı. öğrencim olmadan atölyeye girip çıkanlar gibiler. özel tc seçmeleri. dersin sonuna doğru rahime ile melek geldi. doğru dürüst bir şey yapmamışlar. onlar da önceden haziranda bitmesi gereken tez diyorlardı. eylüle mi ne kalmışlar. sadece alıntıları yazmışlar. melek onu da yapmamış. yorum yapacak güçleri yok. ezberletilmiş bir hayatın göstergeleri, yine de bir şeyler yapmaları, ancak alt düzeyden gitmeleri isteniyor gibi bir durumdalar. sanırım onların da pek öğrencilikle işleri yok. hani hızır elini doğal yaşama ve masum halklara bırakıyordum ya, tanrı elini de yahudilerden geldiği için yahudilere bırakıyordum. kesinlikle değişmeyecek bir şey bu. çevremde masum ve kasıdsız öğrenciler de dahil olmak üzere pek canlı yok. kedimle-pıtırcıkla ve sanırım benim kendimle varoluşumuz, şu anda en çok kasıdsız masum görünen bu. umarım tanrı bunları dikkate alıyordur.sonra çıktım araba zorlandı gene. aküyle ilgili bir sorun oluyor gibi. neyse su koydum filan çalıştı. tam çıkacağım, 2 araba geçişte bekliyor. türkçe-sosyalin önünde bir araba bizim otopark geçişini tıkamış. birileri birşeyler dedi. güldüm mahsus yapılmıştır dedim. arş gör biri önümdeki arabada. o söyledi ingilizcede asistan ahmet varmış, 07 plakalı bordo arabasını bırakmış. dünya aleme ilanat yapar gibi, elinde dosyalar bindi gitti yol açıldı. öndeki arş gör.e, asistanlara sınav yaparken araba parketme yetenekleriyle ilgili de sınav olmasını yoksa atılmalarını filan söyledim. o da her fırsatta asistanları atmaya çalıştıklarını söyledi. güldük geçtik geldik. annem dinlendirmedi bile telefonu kapanmış, 3 ayda 100 kontor dolmuşmuş. hadi onu götürdüm bekledim telsim shopun önünde. sonra maaşından 100 ytl çektik geldik. yemek hazırlayayım dedi, kıramadım, sarma, yoğurt, salata, tost yapmış ama dokundu. ondan mı kaynaklıydı, yoksa bugün ilk kez ali bakkalın suyundan içmiştim ondan mı bilmem, bir iki yudum da kahve içmiştim. bir şey dokundu. vitamin filan içtim. sanırım bir madde var özellikle kafeinle birlikte etkinleşiyor gibi. anneme karnımın ağrıdığını biraz diyet yapmam gerektiğini söyledim. çünkü öğleden sonra da hafif bir rahatsızlık vardı, sabah bir şişe su doldurup gitmiştim, okulda onu içmiştim. ali bakkalın suyu iyi değil galiba. ben gene çeşmeden, ya da günlük içeceğimi gidip alıp içeyim. spor yaptım, bisiklet çevirdim düzeldim biraz. ama bugünlerde yediklerim ağırlık yapıyor biraz. sanırım dikkat etmem gerekiyor. ingiltereye gitmeden önce yaptıkları gibi, şimdi de yunanistana gitmeden önce bir şeyler yapmasınlar. tcli faşistler, -iyiniyetli insan onuruna, inançlarına saygılı insanlar alınmasınlar- insanlarını kaliteli yaşatmak yerine, berbat bir düzeysizlikten prim çıkaracak, anadoluyu türklükten utandıracak şeylerin peşinde gidiyorlar. boşuna osmanlı padişahlarının anaları ecnebi olmamış. padişahların kalitesinin geldiği yer belli galiba. annem biraz uyudu. şimdi kalktı o da. pıtırcık da biraz keyifsiz. ona da vitamin içirdim. biraz üşüttü herhalde, antibiyotik desteği iyi olur gibi.

22 mayıs

hiç evden çıkmadım. annem sabah kotur peşine gitti, telsime benim hattın parasını da ödedi. ordan hastaneye göze sormaya gitmiş. çok erken gitmek gerekiyormuş. sonra ev civarındaydı. bahçedeki çiçekleri suladık, çamaşır yıkandı, o şükrana sabihaya gitti geldi. bir ara sabiha geldi, gitti. yeme durumunu kaçırdım gene, dikkat etmem gerekiyor. öğlen sıraları müzik hocam türkanı aradım, birolun karısı. almanyadan gelmişti, kaset doldurmayla uğraşıyor. yarın, salı 3.30 dan sonra gideceğim. başlayacağız herhalde. bana şarkı söyletecek parçalar öğretecekmiş. ben de ona bateri de olsa vokal yapabileceğimi söyledeim. onun şarkılarında yani.

21 mayıs pazar

annemler nurten hanım ve annesiyle pazara dolaşmaya gittiler, onları bıraktım. dönüşte kendileri geldiler. annemin aldıklarının 3 tanesinin değişmesi gerekti. siyah takımı lacivert yaptı, solukları da canlı güllü vs. onu getirdim götürdüm. sonra o nurten hanımlara kısır yemeye çıktı. ben evdeydim. akşamüstü şükran geldi. gitti. ben odamda değişiklik yaptım. yattığım kanapenin yerini değiştirdim. annem nurtenlere çıktı. hüzünlü bir bulut dolaşıyordu. annem geldi. duş aldım.

20 mayıs cumartesi

uyudum uyandım, annem oraya buraya dolaştı. kipaya gidelim diye ablamı aradım yoktu, yazlığa gideceklerdi. sonra annem aradı bakkala gitmişmiş. fundanın telefonu da yanıtsızdı. işdeymişimiş. komşusu ülkerle gelmek istedi, pazara filan gideceklermişmiş, kabul etmedim. kendi arkadaşlarımla ilgili ülaka hanımdan bir sürü sorun yaşıyorum, bir de onun bunun arkadaşlarını taşıyamam. iyi ettim. annem de dahil bozum oldular. evden 2 bambu sandalye, 3 annemin plastik sandalyesi, bir de kütüphanenin yan kenar demirlerini götürdük. bıraktık. akşam funda gelince gideceklermiş. engin banyo yaptığı için göremedik. kiracısı, ülkerin oğlu ile gelini bahçedeydiler. kipaya gittik. kendime uyku tulumu aldım. ırkçılık karşıtı festival için yunanistana sonra nairobiye, ve gidilebilecek başka yerlere gitmeye kararlıyım. hatta küçük taşınabilir çadırlardan tek kişilik olabilir bir de, sırt çantası olabilir. alışınca pıtırcığı da gezilere alabilirim sonra, ya da evde annemle bekler. benim misyonu ma sanırım halklarla ilgili şeyler daha uygun olur. acıkmıştık, aldığımız böreklerden arabada otoparkta yedik kola içtik. evde ben eşyaları taşırken annem aşağıda sabihanımın annesiyle oturdular. sonra çay içmeye geldiler. sabiha, annesi, sonra nurten hanımla annesi, sabihanınkızı nagehan, nurtenin annesi pıtırcığı sevmek istedi. ben tuttum, öptü öptü. içi gitti valla. nagehan odamı beğendi, "iyi olmuş" dedi. pıtırcıkla ilgilendi. 10-11 yaşlarında filan herhalde. "herkes annesiyle" diye espri yaptık. ben odamda elektrik süpürgesi filan yaptım. onlar varken duş aldım. sonra gittiler. annem nurten-annesi biraz dolaştılar. akşam annem onlara çıktı biraz. şimdi eurovizyonu izliyorum. annem yattı.

19 mayıs

sabah okul diye gittim. resmi tatilmiş, pıtırcığı iyiki evde bırakmıştım. maması bitmişti, tansaşa girdim. yok. biriki şey cola alıp çıktım. okulun giriş kapısından dönüp migrosa gittim,ton balıklı mama alıp, kahvaltı için peynirli börek aldım. anneme de cola ile ikram ettim. öğleden sonra ablama gidelim dedik. kitaplıklardan bazılarını götürdük. kendim taşıdım valla. mustafayı çağırıp verecek param yoktu. ablamda çay içtik, götürdüğümüz kasalardan biri fazla geldiği için geri getirdik. pıtırcığı da götürmüştüm. bahçelerinde bıraktım, diğer kediler, fundanın kedileri filan vardı. onlarla biraz değişik oldu onun için. ara ara baktım. dönüşte ablamı metronun oraya bıraktık, funda ile buluşup gezeceklermiş diye. biz de arabayı shell de duş aldırdık. tekerlek lastiklerinin şişirilmesiyle ilgili cihazı değiştirmişler, ön tekerleri şişirdim, zaten yerlerde yağ vardı. bir iki kere kayar gibi yapıp düşmedim. sonra ayağım pedallarda kayınca, biraz ilerde inip, tozlarda, kumlarda biraz tepindim. pedallara peçete koyup, geldim. tatil diye sanırım, çok araba vardı. sonra gece annem yer boşalmış deyince arabayı uygun durumda koydum. duş aldım.

18 mayıs

evden hiç çıkmadım. annem doktora gitti geldi. sonra sağlık ocağına gitti geldi. bana da mantar ilacı

yazdırmış. sanırım burnumun üstü için denenebilir. akşam üstü ali bakkal ekmek su getirmiş, bir ara kanapenin taksiidi için aramış olduğu yerden aradılar, sonra çocuk gelmiş, taksidi almış, iki çivisi sorunluydu, annem kendimizin takabileceğini söylemiş bırakıp gitmiş. o bir ara şükran hanımlara gitti geldi. bir ara aşağılarda dolaştı. telefonla türkanı aramıştım gitar için akşam konuşuruz demiştik, geç oldu, yarına artık.

17 mayıs

öğlen okula gittim. gençlerin alternatif şenliğinde gözleme yiyip çay içtim. derse 3 kız geldi. bir ara onlarla konuştuk. araba çalışmakta güçlük çekiyor. yine de gittim. annem ardımdan telefon etmişti, o da anlamış. arabayı çalıştırdım, eve gittim geldim. annem nurten hanıma gitmişmiş. geldi sonra, akşamüstü pazara gideceklerini söyledi. öğlen öğrencilerden bir kolye almıştım, ümmü bozuldu, ırkçı bir yaklaşım gösterdi. "git kürt ol" "olurum" hiç hoş değil bu yaklaşım. ki o çocukların varlığı benim buca eğitimde yüzümü güldüren en masum halk çocuklarıdır. ileride oraya ilişkin anımsayacağım en güzel şeyler. evet kürdistan çocukları benim yüzümü güldürüyor, ki aralarında kendilerinden biri gibi dolaşıyorum. ayşegülü aradım bugün de ona da söyledim. "bana alıştılar artık, kabullendiler" sanki ben onların bir eylemine katılmazsam olmuyor gibi. pazartesi dersim yoktu. "dün neredeydiniz hocam" diye sordular. bir ara gidip anneme de gözleme yaptırayım dedim. ingilizceden mehmet ali yavuz karşıma çıktı. gençlerin yan tarafındaki yolda, vizemi gösterdim. bana iyi gezi dileklerini söyledi, ben geziler yaparsam sevineceği gibi şeyler söyledi. yalnız gençlerle ilgili yaklaşımı hoş değildi. o zıpırlarla da ben gayet iyi anlaşıyorum. insanlar bu ırkçı yaklaşımlarıyla bana karşı da saygısızlık ediyorlar gibi geliyor bana. benim yüzümü güldüren gençlere karşı tavırları hiç hoş değil. şenlikteki öğrencilerden biri newyork eyaletinde bir kentte kalacakmış yazın. newyork olursa yanına gidebileceğimizi filan konuştuk. çocuklar benim için iki tane patatesli hazırlamışlarmış. daha önce evden dönerken resim bölümünün giriş kapısında öğrenci postası gazetesi iki kız öğrenci getirdiler. odama çıktık onlarla, beş on dosya ile iki tane mum koymak için mumluk verdim, mumlarıyla. o gazeteye saralım dedim gözlemeleri. sıcak götürmem için özen gösterdiler. o sırada öğrenciler tiyatro oynuyorlardı. kendi halklarının insanlarının dramlarını komedi şeklinde sergiliyorlar, birilerinin yanlarına gelmelerini, kendilerini duymalarını istiyorlardı. bu anlamda benim yanlarındaki varlığım önemliydi sanırım. içim acıdı, ve bir sürü demokrat ayaklarındaki insanlar onları anlamaya bile çalışmıyorlardı, hoş ne anlayacak kapasiteleri, ne de güçlerivar ya. aslında çoğu eskiden kasap dükkanlarının vitrinlerinde yüzülmüş koyun vs nin kıçlarına bir demet maydanozla sergilenirlerdi. aslında çoğunun durumu farklı değil. herkes kıçında bir demet maydonozla dolaşıyor. şu anda annem yattı, ben bir dua eşliğinde yazıyorum. tanrım bana yapmaya çalıştıkları şeyin geçerlilik durumunu bilmeden- almaya çalıştıkları güç, insanların direnme gücü, dağların özgürlüğü gibi şeyler için, bilinçle ve özgür irade ile vermediğim için kendime minnettarım. tanrım beni bununla korusun, dualarını ayetlerini yalnızlığıma yoldaş etsin. tanrım beni varoluş haklarına duyduğum saygı ile onurlandırsın. ne yaparlarsa yapsınlar bu onur hiç kirletilemesin. ırkçı olmadığım, yapılamadığım için tanrıya bin teşekkür. bana verdiği maddi ve manevi dostlar için de teşekkür. la mekanın için teşekkür. la mekanında konuk edişin için teşekkür. özgürlük için teşekkür.

16 mayıs

sabah duş, okula. öğrenciler geç geldiler gene. radyoyu açtım, yurdakul bey duymuş geldi. dolandı, biraz oturdu, gitti. emeklilikten filan konuştuk. sonra tek tük bir iki öğrenci geldi, biraz konuştuk. 2. sınıflar. öğlen eve geldim, pıtırcık evdeydi bugün. annem nurten hanım gelmiş diye ona gitmişmiş. geldi, sonra. öğleden sonra 3 kız öğrenci vardı. bir ara sanat eserleri incelemeden üç öğrencinin incelediği filmleri almıştım, ama program çalışmadı izleyememiştim. iki öğrencininkileri aldılar. benim adım sam ve karanlıkta dans, frida duruyor. brokeback dağını inceleyen öğrenci dvd getirdi, o da çalışmadı, aldı gitti. biraz konuştuk. öğleden sonra atölyede çalıştım. kızlarla işleri üzerine konuştuk. öğlen dönerken bahçede kürt öğrencilerin alternatif şenliği vardı, aralarına katıldım, bir çaylarını içtim. kitapların olduğu yerdeki sandalyelerde otururken bir öğrenci dijital makine ile fotoğraf çekti. arkada kitap masası ve ilerde halay çeken gençler vardı. sonra getirecekler. çocuklar beni baya kabullenişliler. dersten çıkışta yine katıldım, bir çay daha içtim. dürüm gibi börek ikram etmeye kalktılar. "yarın öğlen" dedim. ilk gidişimde çay için daha önce içtikleri ve sonra içeceklerim için 5 milyon bıraktım. yunan konsolosluğuna gitmem gerektiği için ayrıldım. annemi aldım gittik. o da dolaşmak istiyordu. pasaportu verdiler, ingilizcemin olmaması berbat birşey. etats schengen vize yazmışlar. umarım hayırlısıyla gezgin bir yaşamı başlatırım. zeusun gerçek torunları başlatır. daha önce müsveddesini görmüştük. milyon dolarlık bebeği izliyorum. adonısla nancye telefon açılmıyor, amaile de yanıt yok, aydemiri aradım, onlarla festivalde gideceğimi söyledim. sibelle hastaneden bir arkadaşlarını ziyaretten dönüyorlarmışmış. onun vizesinin izninin ne olduğunu bilmiyormuş. annem akşamüstü nurtenle şükranla oturuyordu, balkonda. gece salonda yalnız dizisini seyretti, yattı.

15 mayıs

sabah düngece bir kaç prizin sigortası atmıştı onları hallettik. önemli bir şey değilmiş. sonra burnmun üzeriyle ilgili aloe vera jel almak için alsancağa gittim. montro nun ordaki amerikalıların deposunun önüne aracımı park edip. yukarı kadar çıktım. afrodie taşınıyormuş oradan. ama 1-2 yıldır gitmememe karşın daha önceleri alışveriş yaptığım nazife hanım-sekreterdi ayrılıyormuş ama ayşe atalay isimli bayanı arayıp iletişim kurdurdu. aşağıya indiğimde polis ceza yazmaya hazırlanıyordu. kameralar görmüşmüş. neyse ki yazmadı. daha önce de oraya bir kez koymuştum aracımı. sonra geldim. ayşe hanım aradı, yarın okula gelecekti, ama ben de arayıp bugün getirmesini rica etmiştim. gaziemire mevlüde gidecekmiş ama geldi, göksu da bir çay içti, ben adaçayı içtim. 28 ytl aloe vera jel aldım. önceki yıllarda iyiydi, ama yüzümde kaşıntı arttı sanki. bir-iki gün kullanalım bakalım, sonuç ne olur. teramisin de sürüyorum arasıra. belki enfeksiyon değil mantar merhemi daha uygun olabilir. çünkü yağlı şampuan ve saç kremi kullandığımda şişlik artıyor. şampuanı kuru saçlar için kremsiz, sonradan durulanmayacak krem sürüyorum artık. yıkanırken de yüzüme değdirmemeye dikkat etmeliyim. neyse, en kötü ihtimal ilerde estetik olur. umarım o kadar sorun olmaz. sonra dinazor da birole uğradım, acenta yok. mat eczanesinden kullanacağımız bir iki ilaç aldım. eve geldim. annem sibelle onun annesine gidecekdi. ben de evde oyalandım. iyi geceler. bugün bir şey anımsadım, tanrı eliyle ilgili benden, birilerini elde etme, vs. vs. bazı güçleri istemişlerdi e. aracılığıyla, reddetmiştim. çok kötü vs deyip birilerinin gücünü elde etmek, dağlara başkaldıranlara sahip olmak vs. ben de bilinçli olarak reddetmiştim. "mücadele etsinler, haklılarsa kazansınlar" diye. çok kötü yapacaklarını vs vs, zaten öyle birşeyi kabullenmek herşeyden kötüydü. o konuşmanın yerini dahi anımsadım. o günkü tavrım doğruydu. tanrıdan o bilinçli davranışım için, en kötü denebilecek insanların bile başkaldırma, karşı koyma, mücadele etme hakları olması ve inançları nedeniyle insanların gücüne haksız yere sahip olmamak gerkliliği için, ve sonra yazacağım ayrıntılar için, kendime özel dua istiyorum. mukaddere özel. ve özel bir zamanda kullanmak. benden istenen şey dünyanın en aşşağılık şeylerinden biriydi, reddetmiştim. bilinçli reddediş. bugün o tavrım nedeniyle bana zarar vermeye kalkanlar, o davranışımın haklarını kullanmak zorunda kalıyorlar. aşşağılık yöntemlerle elde ettiklerinin kendilerine zarar olduğu da ANLAŞILSIN.

14 mayıs

annem öğlene doğru kaldırdı, tansaşa gidelim, maaşından para çekelim diye. şükran hanımda birlikte. önce bir duş aldım. migrosa baktık çok doluydu. tansaşa gittik. annemin kartından çekildi. maaşında sonra çekelim dedik. ablam, engin, funda gelecek diye sevinçliydi. köfteleri hazırladı. bir ara sabihaya indi, annesinin yanına. o yokken günay hanım aradı, yalnızmış onu da çağırdım. çıktı geldi gerçekten. annemde sevindi, o da. ablam telefon etmiş, "köfteleri kızartmaya başla, geliyoruz" diye. o hazırladı, ben kızartmaya başladım. günay hanım geldi, sonra ablamlar geldi. çocuklar, pıtırcıkla bizim odamızda oturdular. internete girdiler. annem, ablam, günay salondalardı. yemek yedik. çay filan. önce günay hanım gitti. sonra ablamlar. iki kitaplık kutusunu verdik. biraz önce aydemiri aradım. gündüz, sibel tarlaya gittiğini söylemişti. yatmışmış, 23.30 . ortalık gscilerin sesleriyle dolu. hazirandaki festivalde-ırkçılık karşıtı- birlikte gidelim filan diye konuştuk. olimpos dağına, zeus sunağına. hayırlısı artık.

13 mayıs

dışarı hiç çıkmadık. annem kemeraltınaa gidelim filan dedi, ama hiç gidesim yoktu. o bir ara tansaşın oraya tencere taksidi ödemeye gitti. bir ara şükran hanımlaral görüştü. ben battaniyemi yıkadım. yunanistan için aydemiri aradım. sonra görüşürüz dedik. nancy nin telefonu cevap vermiyor hiç, daha doğrusu hat açılmıyor. mehmet güleryüz hocayı aradım. gitmemi özellikle delphi yi görmemi önerdi.

12 mayıs

sabah sanat eserleri inceleme vardı. dersten sonra geçen gün pıtırcıkla birlikte fotoğraf çekildiğimiz gurubun resmini getirmiş kız. dijital makineden benim makinaya aktardık. çektiği bütün resimleri aktardığı için bir süre onları silmekle uğraştık. öğlen tansaştan birşeyler aldım. bahçede vesile meltemle dışarı türk kahvesi içmeye gidiyorlarmış, çağırdı, ben diyet yaptığımı süt içeceğimi, başka zaman buralarda filan içeriz dedim. bir ara benzinlikte arabamın tekerlerini şişirdim. bir taksici geldi, yardım etmeye kaltı. "istemiyorum" dedim. işimi kendim bitirdim, okula döndüm. pıtırcığı biraz bahçede tutup, sonra arabada bıraktım. öğleden sonraki öğrenciler yoktu. bir erkek öğrenci gelmişti. bir ara onu da arkadaşlarını görürse, 3 te toplanabileceğimizi, şenliklere filan gittilerse onun da gidebileceğini söyledim. ücretler yatmış, bankamatiğe gittim. 250 ytl. pek işe yaramadı, önümüzdeki ayın maaşı da gitti, bir de yunanistana gitmeye kalkıyorum. klacak yer bulunursa sorun yok da. 500 ytl yol, vs. 3 te hiç öğrenci yoktu. bende biraz durup, sekreter ümmü hanıma öğrencilerin şenliğe gitmiş olabileceğini dışarıya çıktığımı söyleyip ayrıldım. her yönden müzik duyuluyor bu aralar. annem evdeydi, hiç dışarı çıkmamış, bir ara mustafayla benim kütüphaneyi sökmüşler, ablama gidecekti. ben sökmeden arabanın arkasına koyup gidecektim ama neyse artık. bir ara nurten hanımın evine bakmaya gitti, bir ara şükrana gitti. sonra şükran geldi. vs. bir gün daha geçti.

11 mayıs

sabah erkenden kalkıp yunan konsolosluğuna gittim. biraz önce buca eğitimdeki onur akın konserinden geldim. 21.00 de başlayacaktı. 20.45 de gittim. 9.35 e kadar kaldım. bir iki öğrenci ve arkadaşları gördüm. bir ara bizim meşalelilere takıldım. "kürdistan faşizme mezar olacak" diye bağırıyorlardı. önce dekanlığın orda slogan atıyorlardı, ben girerken. sonra konser alanına kortej halinde girdiler. ben kenardan seyrediyordum. sonlara doğru tkpli suatla serkan vardı. biraz onlarla konuşarak yürüdük. bir ara barış geldi. öğretmen olan. askere gidecekmiş. suatla tanıştılar. suatın öğrencim olduğunu barışın da eski öğrencilerimden birinin sevgilisi olduğunu söyleyince güldüler bir. özellikle suatla özgürlükten bahsettik. kortej önümden geçerken beni tanıyan gençler slogan atarken bile gülümsüyorlardı. sonra "bakın size de takıldım" dedim. halkla ilgili olanların ben nasıl bir kariyerde olursam olayım benimle diyalogları olacaktır, hatta iyi, insancıl, saygı unsurlu olacaktır. kasıda karıştırılmış, dinci yada ırkçı faşistlerin örgütsel ilişkilerindeki kişileri saymıyorum. bir ara barışa yunan konsolosluğunda beklerken, bir adamın aydından arkeoloji hocası diye langır lungur ortalıkta dolaştığını, fotokopi çektirmek için bile arkamdan geldiğini, karısının adı burcu'ymuş, fotoğrafının altına da barış yazmışmış. filan diye barışa anlatıverdim. güldü. onun da bir burcu muhabbeti vardı. ona annemle birlikte oturduğumu ve fırsat buldukça türkiyeden dışarlara gitmek için çaba gösterdiğimi, yabancıların bana daha iyi davrandığını söyledim. sonra ben ayrıldım. 22.00 de evdeydim zaten. tc insancıl değerler üzerinde çalışma yapacağına, bu çocukları filan kullanıp güdük güdük şeyler peşinde koşuyor. ya da şimdiye kadar olduğu gibi olaylara geniş ve ilkeli bakma acizi, yeteneksiz bir sürü tipin söz sahibi olduğu bir yapının sonuçları. gerçekten yorum yapabilme, duyarlı ve insancıl olabilme acizi bir sürü kalıntısı. sahip oldukları gücü de iğrenç ve pis bir şekilde kullanıyorlar. gerçekten insani değerler üzerinde, çoğulcu, saygın bakış açılı insanların azlığı ya da genel geçer yapıda fazla söz sahibi olmaması da etken tabiiki. bu türler -faşist beslemeleri türleri- bana da sıklıkla yaptıkları gibi; bilginin yorumunun, inancın saygınlığının, ve özgüvenin yokluğundan kaynaklı ucuz kabadayılıkla kime dayanıp bir yerlere, özellikle batıya, türkiye dışına giderlerse gitsinler; kesinlikle aşşağılık duygusunun verdiği bir karaçalma düzeysizliği ile gelirler. tahminim. tanık olduğum şeyler böyle gösteriyor. cehaletin verdiği bilgisizliği ve yetersizliği yoketmek için saygın bir öğrenme yapıları da olmadığı için durum vahim yani. bilgiyi ezberlemiş olsalar dahi. batılı insanların da teknolojiden kaynaklı sorunları olduğunu sanıyorum, ancak çok fazla değerlendirebilecek gözlemim olmadığı için bir şey diyemem. ancak içinde yaşadığım toplumla ilgili gözlemlerim güçlü. üniversitede bile bir sürü hoca düzeyindeki şahıslar, ezberlemenin kolaylığıyla yaptıkları işleri bilgisiz bir sürü insana yutturuyorlar. yenilenme şansları da olmadığı için takoz kafalı insanlara dönüşmüş, algılama, yorumlama acizi, insanlar sürüsü çıkıyor ortaya. bir sürü bilgi yoksunu genci de abuk sabuk etkiliyorlar. sonra da batıyla bizim gibi insanları kullanıp sidik yarıştırmaya kalkıyorlar. değer vererek kullanma olsa bir parça. kendi düzeysizliklerini sergiledikleri şekillerde yapıyorlar bir de. her taraf sidikli kontes oluyor bu durumda yani. aslında her toplumun çeşitli etkenlerle bir sürü sorunu ve açmazı olduğunu biliyorum. ama bu sorunları çözümleme yöntemleri, yaklaşımları, doğal yaşama insanlara verdikleri yaşama onuru durumu az buçuk ortaya koyuyor. tabi sonuç;"biz de jean paul sartre mı olur" a dönüşüyor. özgürlük ve özgünlüğü hazmedemeyen yapı, yanızca kendine itaat edenlere hak tanıyınca görüldüğü üzere okullarda, sanat kurumlarında batı kültürünün ürünlerini -bilgi ve birikim olarak- kullanmak zorunda kalıyor. konsolosluğun önünde tur, gezi, arkeoloji vs konuşuyorlardı. atinadaki akropolde olimpos dağında önemli bir şey olmadığını filan söyleme cüretini gösterdiler. birisi üniversitede arkeoloji hocasıymış. belki de adı öyledir. okumamış cahil insanlara söyleyecek bir şey bulamıyorum. bugün dünyadaki felsefe, sanat, bilim, tartışmaların en önemli boyutları özellikle antik yunan döneminden etkilenmiştir. ve bir sürü sanatçı zaman zaman kendini yenilemek amacıyla bu döneme bakış yapar, yapmalıdır da. yani gelenekçilik bile anlamsız oluyor ezberde. eski değerlere bakmak ve saygı bile yenilenme oluşturmadığında berbat bir şey çıkıyor. yenilik için özgürlük, özgünlük, bilgiyi araştırmak ve tartışmak yorumlamak gerekir. nerde o? bu durumun yarattığı sonuca dayanabilmek için bilgisiz, ezberci insan tercih sebebi oluyor. itaat için filan. gerçek değeri olan insanları düzeysiz duruma düşürmek için başka nasıl kullanılırlar ki? tabi, made in .... çıkıyor ortaya ve bütün durumlar, o toplumu lanse ediyor. insanlarını filan. neyse. zeusun torunlarından biri gerçekten çok hoş. bana olumsuz bir davranış olmadı zaten. dışarda beklerken araba çekicileri vardı çok fazla. sonra arabayı park yerine koyunca endişem kalmadı. içeride de hoş bir hava oldu. adonısın bana yazdığı -katalogunun üzerine- yazısını bile fotokopi çektiler. "her isteyene gitme izni veremeyiz" dediler. "ben sanatçıyım" deyince güldüler biraz. kendi aralarındaki konuşmalarını anlamadım, onlara zaman zaman tatillerimde kültürel, sanatsal ve turizm amaçlı geziler yapmak istediğimi söyledim. kalacak yer konusunda bazen turlarla, bazen arkadaşlarda kalabileceğimi söyledim. sanırım 3 ay gibi bir süre verilecek. çıktıktan sonra pıtırcığı sormadığım aklıma geldi. dönüp sordum. kuş gribinden dolayı yunanistanın kedi almayabileceğini söylediler. kedi oteline bırakın dediler. ona biraz üzüldüm. ben gideceğim yerlere pıtırcıkla gezmek istiyordum. pasaportu salı 15-16 gibi almaya gideceğim. o zaman bir daha sormayı düşünüyorum. bir iki seyahat acentasına da sorayım durumu. 19 mayıs tatilinde olabilirse gideceğimi söylediğim için 17 mayıstan başlattılar vize sürecini. sonra geldim yattım. annemler seli, şükran hanım, salih hoca birlikte şükran hanıma doktora götürüp geldiler. ben 5e kadar uyumuşum. annem ali bakkaldan ekmek almam için kaldırdı. biraz patates kızartması yedim. diyet yapmam gerekli. 74,5 dan 72 kiloya inmişim. devam edebilirim. yağı kesinlikle kullanmamam gerekli. şu ara. şampuanı bile olabildiğince kremsiz alıp saçımı sonradan kremlemem cildime değdirmemem gerekiyor. burnumun üzerindeki şişlikte etkisi oluyor. yağlı ve kremli şampuanlar etkiliyor. seli gelseydi konserde daha çok kalabilirdim. yine de iyi oldu.

10 mayıs

sabah geççe kalktım. öğlen okula gittim. şenlikler var, öğrenci yok ortalıkta. ümmüye baktım yok, arş.gör.ler canan, melih, yasemin onlara yunan konsolosluğuna gideceğimi söyledim. gittim bir sürü ara yol kapalıydı. törenler filan vardı. kapıda 8-10 kişi vardı. sabah 8 de filan gelip, dosyanı teslim edip, bekliyormuşsun. hergün 8-10 kişi incelemeye alınıyormuş. döndüm. solcu öğrencilerin slagan sesleri geliyordu. hsbc ye telefon ettim. kartımın yenilenmesi, daha yapmamışlarmış. bir de uluslararası sigorta numaram için. vesileyi aradım nancynin adresi için yokmuş. nevin isminde bir arkadaşı vardı, üniversiteden ayrılıp uluslararsı ticarete başlamış, bir kaç yıl önce bir kere birlikte çeşmeye denize gitmiştik. o bayan amerikadaymış telefonu ondaymış. vs,vs. öğrencileri toplayıp 4 kişilerdi, chomsky'nin medyalarla ilgili propagandalarla ilgili yazısını tartıştım. önce fotokopi çektirdiler. sonra akşam üstü emine -anabilim dalı başkanı ile yasemin geldi, arş gör. denizliden doktora için gelenlerden. hollandalı bir türkle evlenmişti. benim yunan konsolosluğuna gitmiş olmamla ilgili gelmişler. onlara da aydemirden, ve atinaya giden arkadaşımızın cinayet, banka soygunu gibi nedenlerle kaçmış olması yüzünden adını değiştirdiğini öğrendiğimi ve ona gitmeyi düşünmediğimi söyledim. nancy ve adonıs olabilir belki, ama en doğrusu turlarla gitmek diye konuştuk. onlar da öyle önerdiler. bakalım yarın sabah umarım sorunsuz evrakları götürebilirim. eve geldik. pıtırcık gelince biraz bahçede dolaşmaktan hoşlanıyor. sonra ben çiçekleri suladıktan sonra geldi. mustafa çocuklarıyla, mahalleden bir iki kız çocuğuyla oyalanıyordu. annem bugün pazara mustafa, annesi rabia ile gitmiş. bir sürü yaprak almış. şişelere tıkacak, sonra da yiyecekmiş. benimde kendisiyle yapmamamı istedi. bana güvenip almasaydı, yedirmesin dedim. kendisi yaptı. bulaşık makinasını çalıştırdım. bir sallama çay istedi, o sırada şükran hanım geldi, ikisine de yaptım. aydemir aradı nancynin telefonu ve emailini vermek için. bugün dinazorda arabanın ruhsatını ve hsbcnin dekanlığa faxladığı uluslararası sigorta belgesinin fotokopisini çektirdim. hıdır onları çekerken birolle-gitar hocam türkanın kocası- konuştum, seyaahat acentası konusunda, "bakayım hocam" dedi.

9 mayıs

biraz gecikmeli gittim okula, zaten öğrenciler de yeni gelmiş. gül le buket vardı, sahne isimlerine uygun bir şekilde birlikte çay içip sanatçı tavır üzerine söyleştik. hiç bir faydası yok aslında. belki iyiniyetli olabilirler ama, sanatçı tavır oluşturacak kapasiteleri yok. gül biraz gayret ediyor gibi. tc gençliği sahiden berbat. araştırma, özgünlük, bilim ve bilgi yorumuyla tartışıp kendilerini ifade edeceklerine, kendilerine güvensizlik arzediyorlar. çünkü birey olarak özgür araştırma gücünden yoksunlar. birilerinin onları onaylıyor olması, birilerinin söylediğinin yapılması, işlerine geliyor. zihinsel yorgunluğa gelemiyorlar. bilmediklerini araştırmak yerine dayılanmakla kendilerini ifade edip kabul ettirmeye çalışıyorlar. herkes açısından acınacak bir durum. söylediklerimi dikkate alarak çalışmazlarsa yapabileceğim çok fazla bir şey yok. zaten çoğunun, ne gençlerin ne de onları yönlendirenlerin böyle bir kaygısı yok. gittiği yere kadar. öğleden sonra rahime ile melek geldi, konuştuk, iyi gittiler. oğlanlardan biri sanatçı değil öğretmen olacakları üzerine zırvaladı. bi bok olcak kapasite yok, bir de tembeller, özel benim sınıfa seçilmişler, şöyle zehir gibi maçası olan araştıracak tip yok. zaten o tür çocuklar genellikle soldan çıkıyor. bugün evde tuhaf bir koku var. öğlen bir ara şenliklere gittim. pıtırcığı arabada bıraktım. solcular toplanmışlardı. sanırım bütün sol guruplar ortak platformdalar. geçerken merhabalaştık gençlerle. sonra birkaçıyla biraz tartıştık. iyi bir konuşmaydı. şenlikler ve tavırla ilgili. coca cola sponsorluğu vardı sanırım. değişikti. ben biraz erkence gitmiştim, çok kalabalık değildi. sonra baya kalabalıklaşmış. bir ara kemal açıkgöz hocayı gördüm. arabamı onlarınkinin yanına koymuşum. kulağında kulaklık vardı. "siz de mi ajanlığa başladınız, yoksa kendi kendinizin ajanımısınız" deyince güldü. telefon içinmiş. öğleden sonra pıtırcıkla beraber geldik. annemler apartmana merdivenleri boyayıp, fayanslama dalgasıyla ilgileniyorlarmış, hiç ilgilenmedim. evde internete girmeyi özlemişim. bir ara sibeli aramıştım okuldan, aydemire yunanistan adresi sormak için. aydemir tarlaya gitmiş. akşşam annem telefonu açtı. aydemirmiş. sağolsun aramış. oktay yunan bir bayanla evlenmiş, hüseyin adını almış, 8 yaşında bir çocuğu varmış. miting günü görüşmüşler. bana al anneni turlarla git dedi. ben pıtırcıkla gideceğimi söyledim. oktayın telefonunu verdi ama, sanırım pek kullanılacak değil. haziranda festival varmış, onlarla birlikte gidebileceğimi söyledi. nancy diye bir arkadaşlarda kaldığını söyledi. meğerse bizim adonıs'la nancy imiş. 2 yıl önce tanışmıştık. izmire ilk geldiklerinde. onun telefonunu alacaktı servet aliden, sanırım alamadı. aramadı çünkü. bu arada ben herhangi bir adres göstermeden gitmeye karar verdim. büyük olasılıkla turlarla gideceğim. ve zaman zaman gidip gelmek, sanat gezileri filan diye vize isteyeceğim. adonısın geldiğinde benim için imzaladığı kataloğunu ve benim sanat dosyamı da götüreceğim. yeni çekilen fotoğrafları beğenmedim, gene de önceki fotoğraflarla birlikte götüreceğim hangisini kabul ederlerse etsinler. bugün bölümden çıkarken sanat eserleri incelemeden bir gurup öğrenci sanırım 1 erkek 5 kız şenliklerden geliyorlarmış. araştırmacı çocuklardan. pıtırcıkla benim fotoğrafımı çekmek istedi bir kız. ben de hepsiyle birlikte çekilmek istedim. çok hoş görünüyorlardı. dijital makina ile çektiler. sonra bilgisayara aktaracağız. virüs konusuna dikkat etmem gerekiyor tabiiki. çocuklar gerçekten hoşlardı. bakalım nasıl çıkmışız göreceğiz.

8 mayıs

sabah kalktım uyudum, annem telefon etti, gelmişler. saat 10 gidiyordu. ona yunan konsolosluğuna uğrayıp geleceğimi, eşyalarıyla getireceğimi söyledim. konsolosluktan bir form verdiler, yarın dolduracağım. belki yarın 3 ten sonra veririm. benim yunanlılarla kesin bir ilişkim var. o dağa çıkarsam belki biraz anlarım. zeusun gerçek torunları bence özel. anarşistleri bile başka be. "türkiyede anarşistler mitinglerde tek tip giyiniyor" diyordu bazı öğrenciler. iyi gülüyorduk. oradakiler biraz daha farklı sanırım. hatta gerçek anarşist demek bile mümkün. ne biçim dağıtmışlar ortalığı. burada da bir gurup serseri istanbul fatihte yüze yakın arabayı haşat etmişler. neyse. annemi alıp geldim. gelirken telekomun ordaki modem satıcısı onuncu köydeki kıza uğradım. o modemi geri iade ederken 7 milyon kdv kalmıştı. ona o yerleştirmeyi tam yapamadığım için sorun olduğunu birlikte denememizi sonra silmemizi istedim. sanırım kdv hatırına kabul etti. sorunsuz yüklemeyi yaptım. sonra sildim. yani sorun modem kaynaklıymış. niye benim bilgisayarımda sorun varmış ayaklarıyla servise göndertmek istiyorlar ki? kız gerekirse -telekom destekçisi olarak da çalıştıkları için- öbür merkez şubelerinde destek olarak ilgilenebileceklerini ve kartlarını verdi. gerek kalmadı ama. sonra hiç okula mokula götürmeden kipaya gittim. iadeye. başka bir quake modem aldım. hatta önce 90 milyonluk, 4 çıkışlı vermeye kalktı reyon görevlisi. ben gene de 47 milyonluk olan tek çıkışlıyı aldım. benim bir tane bilgisayarım var diyerek. yükledim orda sorun yok. aradaki farkı halledecek biraz alışveriş yaptım. bankada para durumuma baktım. geldim. annem evdeydi. pıtırcıkta odada dinlenmiş biraz. kapatıp gitmiştim. internete bağlanamadım gene. sonra şifrelerle ilgili bir sorun olduğunu anladım. silip yeniden yükleyip ptt nin şifreleriyle girdim, oldu. şimdi türkcellinki kdar düşünmeden internete girebilirim. sanırım. aydemiri aradım atina'da oktayın adresi için, yoktu, toplantıda dedi sibel, gelince aratacaktı ama herhalde geç geldi. yarın ararım artık. yunan konsolosluğundan kalacak yer adresi istiyorlar.

7 mayıs

geç kalktım. dahası uyudum uyandım gene uyudum. bir ara dolaşmaya çıkayım, hem kasetleri vereyim diye ademi aradım, konağa gidiyormuş. "biz de kendimiz gezeriz" dedim. spor yapıp duş aldım. yürüyerek pazarı dolaşayım, askı filan alınacak derken, dışarda baktım ki pazar filan yok. çıkarken bizim daire kapısına kapı tokmağına bir naylon poşetin içinde bir ekmek bir de bir mağaza tanıtım afişi asmışlar. çıkarıp trabzanların üstüne koydum. dışarda aşağıya ali bakkala kadar yürüdüm. onda da yoktu. öbür yoldan dönüp arkadaki bakkala bakıp geçtim onda da yoktu. yukardan selinin evinin ordan geldim. ekmek torbası merdiven trabzanlarında duruyordu. alıp aşağıda girişteki elektrik dolapkapaklarının üstüne asıverdim. kim neden koydu bilmem, belki yanlışlık olmuştur. ben kimseden birşey istemedim. görmedim de kimseyi zaten. yarın kalkınca yunan konsolosluğuna gidip vize işimi halletmek istiyorum. yaz geliyor gezilere başlamak gerekli. iyi geceler pıtırcık.

6 mayıs

öğlene kadar filan uyudum. 2.30 gibi çıktım. merdivende seli filan vardı, sonra dönüp pıtırcığı da aldım. kipaya gittim ama ilgilenebilecek biri yoktu. ceyhun da askere gidiyormuşmuş. o çocuk çokça ilgilenmişti. sorumlu kişileri izmir hp şube tlf buldurdu. bir ara bilgisayar bölümüne sormayı düşündüm. meyve alıp geldim. akşamüstü kapı çalındı yönetici sabiha hanım. hani geçenlerde kocası kendinden habersiz gelmiş diye kıyameti koparmıştım. dün annemin aidat ödendi kağıdını vermişti, yarın toplantı yapacakmış, apartmanla ilgili katılıp katılmayacağımı sordu. ben bu tür konuları anneme bıraktığım için gelemeyeceğimi söyledim. önce gelmek istemişti, yatıp çalıştığım için kabul edemeyeceğimi annem gelince gelmesini söyledim. iyi dedi gitti. bir ara denizliden salih aradı, müzeyyen ablayla konuştuk. dayım filan dedi galiba aramasını. sonra cepten annemin numarası çıktı, engine "ara bir" demişler. gezileri iyi geçiyormuş. engin, annem, mukaddes hanım gittiler, funda evde babası ertan memet beyle kalmış. biz de idare ediyoruz işte. pıtırcıkla.

5 mayıs

hıdırellez gecesi. hz hızırın yeri varlığıyla canlandırdığı sabaha çıkıyor bu gece. biz pıtırcıkla yalnızız evde. annem mukaddes hanımlarla birlikte çanakkaleye geziye gidiyorlar, haftasonu için. karşı parkta kocaman bir hıdırellez ateşi yaktılar. benim karşılaşmayla onurlandırıldığım o yüce zat hz hızır hala benden haberdar mı acaba. ya da o zaman zaman bana kimsenin bilmediği mesajları sinyalleri veren mi? bu gece hz hızır varlığına dostluğuna dua edeceğim. o halkla ilgilidir, darda kalanlarla, aşkla, sevgiyle, yaşamla. sabah duş filan almadan çıktık, annemi eczaneden ilaçlarını alsın diye bıraktım. pıtırcıkla okula gittik. son anda okula gireceğim kapıyı değiştirdim. iyi oldu. kapıda iyiniyetli olduğunu düşündüğüm bir koruma vardı, beni görünce gülümseyip, hoşça kedime, yüksek sesle çalan müziğime baktı. girişteki seti açarken eliyle çok hoş görünüyorsun işaretini yaptı. ben de ona gülümseyip el sallayıp geçtim. güne bence iyi bir başlangıçtı. kim olduğunu sonra söyleyeyim. az öğrenci vardı, sınav haftası olduğu içinmiş, yaptıkları çalışmaları tartıştık. özellikle film eleştirileri çok hoşlarına gidiyor. chigago, amelia, çöküş, brokobek dağı, bir kaç tane daha baktık. nazi faşistleri üzerine konuştuk. öğrencilerimden birisinin nazi kamplarında çekilmiş fotoğraflarından gördük. sanat eserleri dersi çoğu bakımdan daha ilgi çekici oluyor. bir ara merih hanım (görsel algılama hocası imiş) benim 4 öğrencim onda görünüyormuş, merihin dersinde değil de benim dersimde olduklarını bildirmezlerse kaldı görüneceklermiş, diye bildirmeye gelmiş. sonra çocuklar 11.30 da öğlenki sanat tarihi sınavları için çıkma izni istediler. sınav olmasına karşın geldikleri için teşekkür edip yolladım. pıtırcıkla türkcell ödemesi için çıktım, heykelin oradaki bayii bankaya yada türkcell merkeze ödeme olabileceğini söyledi. bankadan da kredi kartıyla türcell den ödeme olabileceğini forbesteki yerlerini söyledi. oraya gittim. ödemeyi kredi kartıyla yaptım. pıtırcığı kemerini takıp bahçeye çimlerin arasına çıkardım. bazı gençler sevmeye çalıştı. bir ara kayıştan kurtulup kaçmaya başladı. koşup zor tuttum. arabayı türkçe bölümünün otoparkına koymuştum oysa. sonra eğitimin yan tarafındaki otoparkta -genellikle kullandığımız otopark- biraz daha bırakayım dedim. bu sefer de bizim resim bölümünün kapısına doğru koşmaya başladı. bir kaç öğrenciyi atlattı. zor yakaladım. sınav bekleyen öğrenciler doluydu. nasıl güldüler. huysuzlanıp bir güzel tırmaladı kerata. sonra arabada bıraktım. o arada şüheda hanımı bir arkadaşıyla gördüm. merhabalaşıp konuştuk. tombiş toraman zannetti. o bir keresinde şüheda hanımın eşi raif beyi tırmalamıştı. unutmamışlar. şu anda dışardan hıdırellez çalgıları sesleri geliyor. öğlen ademle karşılaştık. bölümün merdivenlerinde, yurdakul beyden resim dersi için gelmiş hoca da yoktu, öğrenciler de. benim odada oturduk. benim kitapları satmama yardım etmişti. atölyeme gelen, dersime giren her öğrenciyi benim öğrencim kabul etmediğimi, ama ülkede özgür gündemci ademi bana yardım ettiği için öğrencim kabul edebileceğimi söyledim. çok hoşuna gitti. epey konuştuk. annem cebi aradı. ben okuldan evi aradım. sabah ablam yazlıktan aramıştı, gelecekleri zaman annemin de çıkması için. aramış, 2.30 da çıkması için. misafirleriyle birlikte geleceklermişimiş de annem erken gidip evi toplayaymış. o sırada öğrenciler geldi. onları kütüphaneye şutlayıp, zaten saat 14 idi, ademle birlikte çıkıp eve geldim. okulda bir ara ademle bizim imam barış çam dan konuştuk. çünkü öğlen ademe yada barışa benzer şiş suratlı birini görür gibi olmuştum. değillermiş. adem 1 mayısta telef olduklarını anlattı gülerek, biraz zayıflamış, beni de zayıflatmalarını söyleyince onlarla beraber eylemlere katılırsam kesinlikle zayıflayacağımı söyledi. çıkarken tkpli suatla karşılaştık, arabadan konuştuk. benim sanat kitaplarından bazılarını satın almıştı. onlarda telafat yokmuş, bende artık kimsenin kominist partiden korkmadığını, artık ırakta bile eylem yaptıklarını söyleyince hafif bozuldu. gülerek ayrıldık. annemi ablamın evine bıraktım, derse döndüm. canan, birisi ve abd başkanımız beni aramış, sonra canan aradı paartesi öğlene kadar sergiye resim vermekle ilgili. pazartesi sabah yunan konsolosluğuna gideceğimi resimlerimi de 2-3 tane dışında tuvallerinden kazıyıp, rulo yapıp kaldırdığımı söyledim. öğrencilerin yaptıkları işleri tartıştık. etkileniyorlar. akşamüstü erken çıktılar 4.30 da. ben emineye uğradım. küçük kızıyla atölyesindeydi. resim konusunu konuştuk, getirebilirsem dedi. yunan konsolosluğuna gideceğimi söyleyince, mimar sinanda okuyan büyük kızını vize için çok süründürdüklerini, sonunda ordaki polislerden birinin yeğeniymiş denilerek aldığını söyledi. ben onun babasının da polis olduğunu söyleyince, onla ilgisinin olmadığını söyledi. biraz konuştuk. ben sonra pıtırcığı alıp çıktım. ben öğlen gibi british airwaysi arayıp yunan konsolosluğuyla ilgili vize konusunda konuştum. artık vize işlemleriyle ilgilenmediklerini, yalnızca amerika ve ingiltere biletleriyle ilgili olduklarını söylediler. new york ya da chigago tahmini 500 euro civarındaymış, gidiş dönüş biletleri. sonra yunan konsolosluğunu aradım. bu kez türkçe bilen bir beye aktarıldım. ingilizce anlaşamadığımı söyleyince, kapıda gerekenlerin yazıldığını form doldurup vermemi söyledi. pazartesi gidebileceğim. akşamüstü pıtırcıkla eve geldik. filmde sezarın gemisi açık denizlere doğru gitti. the end oldu yani. hıdırellez devam ediyor. dışarda gürül gürül. bilgisayarımı hp servisine vermeyi düşünmüyorum. yazmak güzel. yalnızca göstereceğim. adsl için başka bir çözüm arayacağım. akşam üstü barışı aramıştım telefonla, eski telefonu arayıp sürekli ulaşılamadığı duyduğunu söyledi. pek konuşma koşulu olmadığından "sonra konuşalım" dedi. onun da fazla telafatı yokmuş, ama biraz sıkıntılı gibiydi. neredeyse 3 aydır görüşmedik. biraz önce de annem aradı yarın sabah 6.30 da yola çıkıyorlarmış. benim 6 mayıs denizlerin idam günü ve hıdırellez deyince aklıma yatılı lisedeki bir geziye çıktığımızda otobüsün içindeki anmamız aklıma geliyor hep.

4 mayıs

annem sabah hastaneye gitti. ne berbat bir durum. haftada biriki günü hastanelerle, ve günde bir kaç saati ilaçlarla geçiyor. aslında yaşamın içinde yer alsa bu kadar olmaz ya neyse. öğlene doğru geldi. kalktım. duş alıp, annem ilaçları için eczaneye gitmesi gerekiyormuş. onu bıraktım. hasanağa yolu üzerindeki benzinciden benzin aldım. ben de yunan konsolosluğuna götüreceğim evrakların fotokopisini çektirdim. birole. dönüşte annemi aldım. konsolosluğu aradık. kapıda aynalı bir yer. olimpos dağını görmek için yunanistana gitmeye gerek kalmadı gibi, tanrı zeusun en karizmatik torunlarından biri pencereden benimle konuştu. ama dillerimiz farklıydı. o karizma tanrı zeusun dilini olmasa bile ingilizce anlaşma şansı aradı, bulamadı. çang çung birşeyler söyleyip pencere kapandı. yıllarca insanlarına ingilizce öğretmek yerine abuk sabuk şeyler ezberletme yöntemiyle ayakta kalmaya çalışan -insanlarının bilgili, donatımlı olmasından korkan bir tc ürünü olarak- zeusun karizma torununun davranışına kızma şansım bile olmadı. adı tarihe geçecek bir sanatçı, özgünlüğünden milletin ödünün koptuğu bir hoca olarak iki buçuk ingilizce kullanmayı beceremedim. ingilizce öğretmek istediklerine 7-8 ay ingiltereye gönderip -eski evsahibim selma gibi- öğretiveriyorlar. belki bana ressam mukadder hocaya ingilizce öğretme onuru artık ingilizlere ya da amerikalılara kalmış olur. berbat bir durumdu yani. bir ara telefondan, türkçe bilen elemanlarının geldiği bir anı yakalamaya çalışacağım, ya da bir vize şirketine verip duruma bakacağız. hoş bir yerlere gidemeyelim diye parasız durumlarda tutmaya çalışıyorlar ama, üff ya. sonra kipaya gittik. annem dolaşırken bilgisayarcı diye bir çocuk buldular, bir şeyden anladığı yok. hp ye götürün diyorlar hep. söyledim onlara da. bilgisayarı tamir vs diye uzun bir süre, beni bilgisayarsız bırakmak istiyorlar diye. sonra modemi aldıklarım haftasonu geleceklermiş. o zaman gelirim dedim. topladım geldim. annemle bazı şeyler aldık. uğraştım. internet hattını aradım, olmadı. türkcelli aradım, borcu ödenmemiş diye hattı kapatmışlar, internetsiz kaldım yani. isyan edip dağ eşkiyası olmak istiyorum şu saat. oralarda internet vs de gerekmez zaten. şükran hanım var, annemle oturuyorlar. akşamüstü annem bir ara nurten hanımlara diye çıkmıştı. sonra şükran hanıma da uğramış. sonra o geldi. ben odamdayım. dün gece pıtırcık hoş bir şey yaptı. bir ara geç vakit 12 sıralarında tvnin sesi giderek yükselmeye başladı. bir baktım. kumandanın üstüne yatmış, boyuna sesi açılıyor. çok hoştu yani. saat 00.30 bizimkiler hala oturuyorlar. ben yatayım bari.

3 mayıs

öğlen okula giderken buca eğitimin ön kapısının karşısındaki foto reşad a sordum pasaport fotoğrafı çekildi. rötuş da yaptı. 5 e doğru alabileceğimi söyledi. bozyakadaki şubelerinde lazerli yaptıracakmış. annem de komşu sibelin annesine mi ablasına mı güne gideceklermiş. öğleden sonra. sınıfta, dünkü kızlardan biri, melike bir de erkek öğrenci vardı. bir ikisi dışında, nerde güdük, ya da doğrusu hemen karakter erozyonuna uğratılacak, bir şey araştırp öğrenme kaygısı olmayan öğrenci varsa bana göndermedeler. bütün tc gençliği böyleyse dehşet bir durum var. hoş polis okulu öğrencisi gibi oldukları için beni doğrudan ilgilendirmiyorlar, umarım bu davranışları ürettiren ucuz kafayapılılar, bu durumdan dolayı geçmiştekinden daha çok pişman olurlar. ne de olsa yaptıkları made in turkey olarak evrensel secerelerine yazılıyor. bana yapılanlar tanrı katından değerlendirilecek. öğrenciler söylediklerimi dinlemiyor. yani çalışmalarıyla ilgili olarak nasıl çalışmaları gerektiği konusunda söylediklerimi yapmıyorlar, öylesine vakit geçirici çalışıyorlar. gençlerin bu zavallılıklarından da birileri onları kafalayıp fırsat sağlıyor. bilinçli bir politika ürünü olduklarını alenen bildiğim için ben de günü geçireceğim. bir ara bankaya gidiyordum. vazgeçtim. iş bankasının karşısındaki rodi denim mağazasından kendime bir cepli yazlık pantalon aldım. tezgahtar kız, bej renkliyi önerdi. onu aldım. 68 ytl 6 ay taksit, 11 ytl aylık taksit. dekanlıkta hazırlanmış olan 3 aylık bordro örneklerini aldım. hazırlayan kişi şengen vizesinden bahsetti. ayrıca öğretim üyesi olduğuma dair yazı hazırlandı. biri ilgili makama, sekreter hanım tarafından imzalanıp hemen verildi. diğeri dekan hanım tarafından imzalandı, yunan konsolosluğuna, akşam üzeri verildi. yurt dışına gidişlerle ilgili seval hanımdan bilgi aldım. hafta sonu gideceğimi söyleyip ya da dilekçeyle bildirip gidebilirmişim. dekanlıkta necla ile karşılaştık, fero larda geliyormuş yunanistana. çıkışta fotoğrafları, biraz bekleyip -bu arada dinazordaki birolle görüşüp aldım. bilgisayarda güzel görünmüştü, ama koca kafalı yapmış iki pozu da. hoş görüntülü değiller, 16 tanesini 15 ytl ödendi. beğenmedim ama götüreceğim. eski bir iki fotoğraf daha buldum, onları da götüreceğim. evrakları hazırladım. yarın öğlen gibi yunan konsolosluğuna götüreceğim. gelince adsl bağlantısından biri geldi. kurulumunuz bozuk- programdan düzeltilmesi destek hattı- filan dedi. geldiğine dair belgesini doldurdu gitti. bana biraz bozuldu gibi, ona bilgisayarımla ilgili hassasiyetimin kendisiyle ilgili olmadığını söyledim. anladığını söyledi. destek hattı nosu yazdı gitti. sonra kendim uğraştım bağlantı yok. yarın sanırım 3 ten sonra kipaya gideceğiz. değiştirmek filan gerekirse diye. soracağız çocuklara. annem nurten hanımlara çıkmıştı -ankaraya gideceklermiş diye, sonra şükranlardan aradı, geldiğinde 12 yi geçiyordu. şükrana da söylemiş kipa için. bakarız dedim. nurtenler yeni sağlık ocağından bahsetmiş. annem ısrarla benim nüfus cüzdan fotokopimi götürmek istiyor. 9 eylül mensubuyuz -hiç sevmediğim bir dili kullandım, meensubuyuz yerine personeliyiz demek daha uygun- hastanede bakılabiliyoruz. okula doktor geliyor. pek gittiğim yoksa da. bir de sağlık ocağı numarası başladı. anamı hastane hastane dolaştırıyorlar. yeni sağlık ocaklarına geçiriliyor. bir de bana öff yani. pıtırcık çok hoş baktı. bir ara annem yokken aydemirin karısı sibeli aradım gidecek olursam, diye. mecburen turkcell connectle bağlandım. perşembe günleri çok fazla atıyor. doğru dürüst mail inmedi, 10.000 mb oldu nerdeyse.

2 mayıs

sabah okula gittim. öğrenci yoktu. öğlene doğru, genellikle devamsız olan iki kız öğrenci geldi. dersin sonuna doğru biraz ilgilendim. benim sınıfa gelen çocukları birileri ayartıyor. istedikleri zaman derse getirtmeme vs. zaten pek öğrenciye benzer halleri yok. belki şimdi değil ama ilerde bu türlerle ilgili silip atacağım şeyler olacak. zamanı gelince. öğlen dün aldığım modemi değiştirecektim. dalıp eve geldim. annem nurten hanımla bahçedeydi. rabia çamaşırlarını bahçeye sermiş. "çingenelik"ten bahsediyordu nurten hanım. evde köfte kızarttım. dün hazırladıklarımızdan. canım hamburger çekmişti. aslında diyetim iyi gidiyordu. dikkat etsem iyi olacak. öğlen okula gittim gene. dekanlıkta yunan konsolosluğunun istediği 3 aylık maaş bordrosunu sormak için gittim. yarın öğleden sonra hazırlanacak. fotoğrafım yok. çektirecektim gecikeceğim için erteledim. üçe doğru rahime ile melek geldi. işleri iyi gidiyor." haftasonu görüşebiliz" durumu var. tezlerinin başlıklarını yazacaklar. birlikte tartışacağız. bakalım artık. çıktım, onuncu köye uğradım, modem için. kdvsini kesip alabileceklerini söylediler. bilgisayarı aldığım yere gidip duruma göre gelirim dedim. eve gelip annemi alıp kipaya gidecektim. nurten hanımla ahmet bey çağırmışlar, ben arayınca geldi. kipaya gittik. o dolaşırken ben bilgisayar reyonundaydım. çocuklar ilgilendiler. sağolsunlar. yeni modem aldık. 7,5 milyon taksitle. dünkünü iade ettim. kdv (7 milyonkesip 38 milyon verdiler) dışındaki parayı verdiler. geldik. annem mostafa ile pınarın oğullarına- iki oğulları var- birer bardak almıştı. geçen gün sibelin kızına almıştı. ondan. çocuklara onları götürdü. sevinmişler. internet bağlantısı için aradılar. yarın 5'ten sonra gelecekler. bu gece annemin iki dizisi var, benim hiç seyre değecek bulmadığım. o onları seyretti. ben köfteleri kızarttım. dolaba kızarık koyacakmışız. biraz spor, müzik ilgilendim. pıtırcığın iğneleri bitti.

1 mayıs

dün yazmamışım. evvdeydik bir ara tansaşa gittik. ilk defa sanırım annemin kartını kullandık. bisikleti açmak için iki tane et çengeli aldım. dönüşte merdivenleri fayansla kaplayacaklarmış, temizlik için -önce çöplerini kapının önüne koymasalar daha iyi olur, fayans yetmez- annem onlarla -sabiha, ustalar- konuşurken ben eve çıktım. balkonda bisikleti asarken annemle söyleniyorduk. mustafa ile pınar geldiler. merdivenleri yıkayacaklarmış- parayla her hafta yıkıyorlar-, biraz vakitleri varmış. çay koyduk. biraz konuştuk. erik almıştım. ikram ettim. onlardan sonra nurten hanım geldi. ona da erik ikram ettim. annemle konuşurlarken ben odamda pıtırcıkla ilgilendim. akşam üstü annemi şükran hanımlara gönderdim, kadın gelmiş diye. annem laf ediyor ama benim gözlemlediğim doğru dürüst tek onlar var gibi geliyor. seli ve kızıyla birlikte sürekli annemle gelip gidiyorlar. biraz nurten hanım var ama o kova dökmeye çöp atmaya giderken uğruyor. şükran hanım tuncelili zaza imiş, kocası salih hoca diyarbakırlı kürt. annemin en çok görüştüğü kişiler. aralarında çekişme oluyor bazen ama. akşam evdeydim. bir ara 1 mayıs için aydemirleri aramıştım. sonra sibel aradı, tarladalarmışmış, çekirge istilası olmuş ürünlerine biraz canları sıkkındı, aydemirle konuştuk, yunanistana gideceklermiş, atinaya bu çarşamba. bana "vize alabilirsen sen de gel" dedi. uluslararsı gidecekleri yerlere aydemirin organizasyonlarına beni de çağırmasını, belki gidebileceğimi söyledim. epeyi konuştuk. 78 liler derneği ile ilgili filan. türkcellin evden interneti çok pahalı, evdeki telefonun internet hattını kullanmaya karar verdim. evdeyken. sabah kalkınca epey bir uyudum uyandım. annem 1 mayısa gidecektim sözde, seslendi ama vazgeçtiğimi söyledim. yalnız başıma gitmek istemedim. öğlen şükran hanım geldi. seli kızı filan. selinin kartından 1,5 milyar eski tl lik kontör çekmişler, onunla uğraşıyordu. biz de annemle postaneye gittik, kapalıydı. ben de hsbc-advantage kartımın yenilenmesi gerekiyordu, şirinyere banka şubesine gittim. evrakları hazırladık. sanırım 15 güne kadar gelecek. sonra şirinyer telekoma gittik tekrar, biraz bekledik, açıldı, evrak doldurduk, nüfus cüzdan fotokopisi ile başvuru yapıldı. 3 güne kadar açılır dediler. aylık 29 milyonluk -günde 8 saatlik internet- hatta yazıldım. okulla beraber idare eder sanırım. 69 milyonluk ödemeyi taksitlendirip fatura ile ödenecek, normal 440 53 82 nolu hattıma bağlı olarak çalışacak, ve telefon engellenmeyecek, iyi gibi. 45 milyona bir de modem aldık, onuncu köyden. telekomdan söylediler. 50 milyonumu bulamadım gibi bankada mı düşürdüm acaba dedim. benimle ilgilenen bayana emaille sormayı düşünüyorum. sonra geldik. annem şükran hanımla seliye çaya giderken, ben de kredi kartlarımın son durumunu öğrenmeye gittim. önümüzdeki ayın maaşının 723 milyonunu harcamışım. master kartın 8 mayısta 547.75 ödemesi vaer, visanın 293.62 borcu var. durum biraz zor gibi. ücretleri önümüzdeki hafta- yani bu hafta- vereceklerdi sözde, bakalım ne kadar olur. annem geldi. ali bakkala ekmek almaya gideceğim. bir yandan internet hattının açılmasını bekliyorum. izmirdeki 1 mayıs olaylı geçmiş. aliye ekmek almaya derken, tansaşa gittik. köfte harcı almaya. bugün annemle piza yaparken -telekomdan dönüşte piza yapmıştık- buzlukta zamanı geçebilecek endişeli bir sürü -3 parça kıyma, 1,5 kilo kadar- kıymaları hazırlayıp koyalım, diye düşündük. köfte harcı, süt, ekmek, limon suyu alıp geldik. bugün pıtırcık iğne yaptırmadı. gece deneyeceğiz gene. artık iyileşti sayılır. annem dizilerini seyrediyor.

29 nisan

cumartesi evdeydik. balkondaki dolabı da odama aldım. bisikletin duvara asılmasıyla ilgili olarak biraz sorun var, annem mustafayı filan çağırdı. gereksiz. "ben çağırmadım" dedim. bir iki tane büyük çengel alıp asılması gerekiyor. odamı kendim düzelttim. pencereme iki saksımı koydum. birisi defne -eski komşularım, nurhaklarda ölen alpaslan özdoğanın abisi kenan-pakize-ışıl ailesi vermişti, diğeri mercanköşk -pazardan köylü bir kadından almıştım. bazı yer değişiklikleri yaptım. pıtırcık daha iyi. iğneye de alıştı sayılır. norton programının yarın süresi doluyormuş. internet üzerinden çok uğraştım. kredi servisine tlf ettim. yapamadım galiba. yarından sonra emaillere bir süre ara vermem gerekebilir. programı yerleştirene kadar. annem bir ara apartman merdivenlerine fayans döşenecekmiş diye sabihaya indi, çıktı. şükran hanım gelmiş -bir süredir kızlarının yanındaydı. dün kredi kartlarıma 250 ytl ödemiştim. kitapların satışından. yine de borçlu gibiyim.

28 nisan

sabah pıtırcığın iğnesini vurup çıktım. sanat eserlerini inceleme dersinde öğrencileri gsf.ye göndermiştim. okulda hatırladım. internete girdim. 2-3 kız (bilmiyorum) öğrenci bihaberler gsf.den onları da araştırma yapmaları için gönderdim. öğlen geldim. pıtırcığı aldım. annem dünkü hastane tahlillerini almak için komşularla gitti. bir şeyi yok tabi. yaşayacak, varlığını sorun yaratmak için kullanmaya devam edecek kişiler var. ya da şimdiye kadar olanlardan utanan samimi kişiler ileride de şimdi konuşulması yasak olan şeylerin açıklanmasıyla daha çok utançlar duyulmaması için insan onuruna yakışmayacak şeylere karşı çıkma gereği duyanlar var. pıtırcık biraz zor. acı çekiyor ama umarım iyileştirebilirim. onu yalnız bırakmamam gerekiyor sanırım. öğleden sonraki öğrencileri çalışmaya bıraktım, bankaya gittim. öğlen tansaşa girmiştim. sıramın gelmesini beklerken onları çantama yerleştirdim. bankanın hemen yan tarafında araba park yeri buldum. kolay bulunmazdı. orada pıtırcıkla filan ilgilendim. eski evsahibine ait olan elektrik ve su faturalarını son ödemelerini (bana ait olanları) birlikte iptal ettirdim. derviş benk'in babası ibrahim benk adınaydı faturalar. avea anneme ve bana ait olan 5057800261-62 nolu hatları iptal ettirdim. onların da hatları kapattırırken söyledikleri son ödemeleri yapılmışmış. laptopun türkcell internet hattını fatura ödemeye kaydettirdim. çıkarken arabanın anahtarlarını işlem yapan bayanın masasında bırakmışım. döndüm, kıyıya koymuşlarmış, verdiler. okula döndüm. öğlen pıtırcığı bahçede havalandırırken kamile hanımla kemal beyle karşılaştım, ayaküstü sohbet ettik. pıtırcıkla ilgilenen gençler oluyor özellikle kız öğrenciler. ama dokundurmuyorum, çünkü ısırıp tırmalıyor. derste gençler baya hazır gelmişlerdi. söylediğim üzere 3.5 tan sonra onların işleri üzerine tartıştık. ilk zamanlarki durumları yok. biraz daha destur çekerek filan geliyorlar. anladılar farklı çalışma yaklaşımını, sanırım. katılımları iyiydi. akşamüstü pıtıcıkla çıktık. annem. makarnayla salata hazırlamış. biraz yedim. sonra o nurten hanımlara çıktı. ben uyumuşum. euro sportta bilardo şampiyonasını izliyordum. biraz annemle film seyrettim. kerime nadirin aşkın gözyaşlarını izleyecektik. sanırım yayından kaldırdılar. biraz jhon wayne filmi izledik. şimdi pıtırcığın yanına geldim. onu benim odamda kapalı tutuyoruz. bu akşamki iğnesini annem tuttu ben yaptım. annem sürekli hastane kağıtlarını kontrol ediyor. yeni hastaneler, yeni doktorlar, aslında yaşlılara çevrelerindeki insanlarla dostluk geliştirmelerini sağlayıcı davransalar, toplum daha çok kazanır. faşistlerin davranışlarının hiçbir kazancı yok. bütün dünyada böyle. türkiyede de farkı yok. new york ta kalacak yer bulma sorununu halledersem sanırım yazın amerikayı yakından görme şansım olacak.

27 nisan

annem sabah kolu ağrıyomuş, nurten hanıma iyi bir hap yazmışlar diye çıktı, doktora. sonra karşı apartmandan ayşe ve safiye hanımlarla durakta karşılaşmış, onlar alsancağa bir hastaneye gidiyorlarmışmış, onlara takılmış. öğlen tlf etti. ben pıtırcıkla ilgilendim. öğlen feryali aradım amerikaya gitmekle ilgili birşeyler sormak için. 2.30 gibi öğrenciler gelmezse görüşürüz dedi. mat eczanesine uğradım. genta 1-2 saat içinde gelir dediler. yeniden pıtırcığın yanına geldim. feryal aradı, odasına gitmem için. ben bahçede dolaşalım dedim. "o zaman gel beni odamdan al" dedi. gittim. öğrenciler gösterdi odasını. minyon yapılı çevreci bir bayan vardı (ya da öyle sandığım) diğer masada ona merhaba dedim. kapının arkasındaki masadan biri seslendi, mehmet ali yavuz bey. yabancı diller müdürüydü. beni yönetim kurulu üyesi olarak almıştı. merhabalaştık. ben kapıda duruyordum bu arada. çay, kahve bir şey ikram etmek istedi, ben diyet gereğimi, fresh şeyler yiyip içmem gerektiğini söyledim. feryalle çıktık. dolaşırken seyahat üzerine konuştuk. amerikalı sevgilisinin-nişanlısının adı jhon (can) mış. ona da soracağını söyledi. new york da kalmak için. parasız kalmak için ev. kiliseler olabilir dedi. servas organizasyonundan bahsetti. yani konuk edecek biryerler bulmalıyım. yoksa maddi durumum zor. zaten burada esirliğimin devam etmesi için parasız bırakma gayreti içindeki insanlar sürü gibi. feryal formasyon vs öğrencileri için fotokopiye girince ben dışarıda bekledim. nizam-ı alem'ci bir faşist adam fotokopiye girdi. fotokopici erol, sonra mustafa toprak girdi fotokopiciye. zavallıcıklar 1991 yılından beri organize çalışıyorlar. ben o zaman demokratik platformdan ufuk hanım aracılığıyla m.toprağı rengin akboy'u tanımıştım. ufuk için diyemem ama mustafa toprakla rengin akboyu tanrı lanetlesin. onların içinde oldukları faşist gurubun, ufuğun kızkardeşi yepişin evine kalmaya gittiğimde manevi bir boyutta aldığım tanrı elini kullanmak için bir sürü insana ve bana zarar verdiler, acı çektirdiler. hem de benimle ilgili hızır- kabe bağını bile bile yaptılar bunu. konuşmalarından hatırladıklarım yetiyor bunları söylemeye. bana ilaç içirtilip, bütün yaşam enerjimi çalıp hasta - aciz- kötü duruma düşürüp kullanmaya çalıştılar. ailemi, eşimi kullandılar. ve ben türklükte iğreniyorsam bunların yüzündendir. vebali bu şahısların organizasyonudur. ülkücü- dinci- faşistlerdir. tanrı sonsuza kadar hakkımı helal etmediğim bu şahıslarla karşılaştığım, bana yaşatılan bütün aşşağılık şeyleri türk soyuna indirsi. aynı hz. muhammed adına soyunu kurutup torunları hasanla hüseyini öldürenler gibi yaptılar. şimdilerde armageddona mı hazırlanıyorlar ne çevremde dolanıyorlar. ama yüzüme aydınlık ve şerefli bakmaktan acizler. öğrencilerle, komşularla, ailemden kişilerle yani bilumum adiliklerle dolanıyorlar. alt kattaki mustafa ve pınar küçük çocuklarına (sanırım 1 yaşlarında) pınarın babasının isteğiyle toprak adını vermişler. babası öğretmenmiş. emekli asker tanıdıkları varmış. yazık şimdi durumları zor. para karşılığı bize de yardımcı oluyorlar. artık sayın kimya prufösörü mustafa toprakla bağlarını bilmem. işte 1991 yılından beri aşşağılık şeyler organizatörü şerefsiz pezevenkler -sahici pezevenkler bunlardan kalitelidir yahu- hatta sahici orospu çocukları bile, bunların, yani kimyacı mustafa toprak bağlantılı aşşağılıkların yanında zemzem suyuyla yıkanmış gibidirler. hatta tanrı benim adıma yapar bunu. benim o zaman insancıl, dost yanımı zarar verdiler. evet acı bir gerçek ama ben türklüğümden iğrenmeye küfür etmeye başladım. vebali kimyacı mustafa toprak bağlantılı faşistlerindir. hakkım helal olmasın. işte yüzüme bakıp merhaba demeye güçleri ve imanları yok. kabulleri de yok. böyle kancık kancık onun bunun kuyruğunda dolaşıyorlar. organize büyük dürüst, namuslu, onurlu ve doğal gelemezler asla, kancık durumlarla varlık gösterebilirler. tanrı bana yaptıklarını anadolunun türklüğü kabulüyle değerlendirsin. yahu benim kadar iyi, namuslu, karşıt görüşten insanlara bile hak tanıyan birini -ki mesleki olarak da gerçekten iyi- kendi soyundan türklüğünden iğrendirecek, yabancıları tercih ettirecek duruma nasıl geldiler. böyle bir şeref(!) herkese nasip olmaz. tanrı herkesin yaptığını kendi varlığıyla gerçekleştirsin. bu benim kendim için-mukadder olarak istediğim. onur verenler onurlansın. ismi onur değil, ruhen ve yaşamsal olarak onur. anlayacaklarını zannetmem. biraz kaliteleri olurdu. feryalle biraz söyledim. konuşmak bile istemedim. iğrençler. yalnızca "işte kendileri olarak değil onun bunun kuyruğunda gelebilirler ancak" dedim. hatta kuyruğunda değil, salto duran köpek gibi dolanıyorlar böyle. şeref abideleri. okunan ezanlar lanetlesin. türklüğü aşşağılamaktan başka birşey yapmadılar. kalitesizlik abideleri. her türlü pisliği yapıp ortadan kaldırıvereceklerdi. eşşek boku bile daha kalitelidir be. hiç olmazsa doğuda evlerin duvarlarına sıvanıp insanları ısıtır. kendilerine güvenen, insan gibi dost gibi bakan birine, üstelik inanç yanını bildikleri birine- bana kalırsa bunlar hızır'dan fazlasını biliyorlar- türk soyundan iğrencek hale getirdiler. ben türklüğümden iğrendiğim sürece -ki her zaman kendimi tamir etmek için çaba gösterdikce yine pisliklerini yapıp, engellediler, tanrı biliyor.- vebali sonsuza dek türk faşistlerinin ırkçılarının üstüne olsun. hakkım helal olmasın. feryal çok gezen birisi, yurt dışı geziler konusunda yardım etmeye çalışacağını söyledi. neredeyse 15 yıldan beri tanıyorum, hep çevresindekilere yardım eder. tanrı eli bana yahudi kaynaklı gelmişti. o sırada mossad'danmı diye birileri için sorduğumu anımsıyorum. mustafa toprak ve mit gurubu da bu gücü kullanıp beni kutsal tcleri adına paçavraya çevirmeye çalışmışlardı. faşist bir yapıdan başka bir şey beklenmez, gene de tanrıya bu kişilere hakkımı helal etmediğimi, türklükten iğrenmemin vebalini taşımalarını istiyorum. sonsuza kadar. tanrı eli de gitmesi gereken yere yahudilere gitsin. hz. hızır eli de doğaya ve masum halklara gitsin. feryalden ayrılıp eczaneden 10 tane genta ve c-calcium sandoz aldım. geldim. ülaka hanım birşeylerle uğraşıyordu. amerikan konsolosluğundan vise görüşmesi için yapılacakları yazmışlar. hazırlanıp tatil bir zaman ayırmam gerekiyor. belki kıt kanaat dünyayı diğer kültürleri dolaşmaya başlarsam, türklerin yaptığı pisliklerden kurtulup, gerçekten masum denebilecek -varsa- türk halkıyla barışma şansım olabilir. en azından sürekli çevremde kanırtıp duranlardan uzaklaşmak bile tamir eder. en azından bir deneme benimki. inşallah olur. feryalle yürürken müzikten cihan da -o da iğrenç bir faşist adam- feryalle birşeyler konuşmaya kalktı. ben ilgilenmeyip çevreye filan bakıyorum. zorla bana da başbakanla ilgili maaşlar vs toplantısı vs resim bölümünde vs demeye çalışıyordu. "siyasetle ilgilenmiyorum, ilgilensem 1 mayısa giderdim" dedim, feryali çektim yürüdüm. aslında eski pislik avanelerini bana yamaştırmaya çalışıyorlar, doğal iletişim kuracağım insanları uzaklaştırıp, yalnızlığımdan yararlanıp pislikleri dolandırıyorlar. ve asla iyi insan değiller. iyiniyetli de değiller. belli, kendileri için fırsat arıyorlar. yaptıkları ve yapacakları bütün onursuzluklar, türklüğümüzün üstüne olsun.

26 nisan çar.

pıtırcık iltihaplı akıntılıydı. bir genta 20 vurdum. evde bıraktım. öğlen çıkarken annemde gelmek istedi. kablo çakmak için çivi almak istedi. bir de israil tutkalı aldık onu eve bıraktım. bölüme girerken eğitim bilimlerinden duygu ile karşılaştık. derste dün öğrencilerin fotokopi çektirdiği makale üzerinde durduk biraz. bazıları sabahki gsf.deki italyan bayan restorasyon hocasının leonardo'nun son akşam yemeği üzerindeki konuşmasına katıldılar. öğleyin bitmiş. aslında beni provake amaçlı kullanılmasalar gençler baya iyi olabilir. ne yazıkki benim yapabileceğim çok fazla bir şey yok. inançlarım ve mesleki gücüm doğrultusunda yapabileceğimi yapıyorum zaten. kasıdsız. sonra mat eczanesine gittim, genta ve teramisin aldım. genta iki tane idi. sonra daha alacağım. sanırım bir hafta devam etmek gerekiyor. ev telefonu cevap vermeyince geldim baktım. benim odaya kapatmıştım. annem aşağıya inmişmiş. önce sabiha ve şadiye ile konuşmuşmuş. geçen gün sabihaya ben evdeyken kocasının yalnız gelmemesini söylemiştim. biraz dıdıdıdı oldu galiba artık bilmiyorum. yıllar önce matematikteki sevgi gelmişti, remziyemi ne kocasına baktı diye dedikodu etmişti. şadiyede biz 4-5 yıl önce anneme ev bakarken birinin evine götürmüştü arkadaşı diye. ülkücü vs. dernekleriyle ilgili, başkanlık vs yapmış bir kadın çıkmıştı. bir de oğlu almanyaya gidecekmiş, evi alman satacakmış vs. çok kızmıştım kadına, bir de alevi diye ayak yapıp benim iletişim kurmayacağım insanların evine götürmüştü. zavallılar aslında benimle kendileri olarak iletişim kuramıyorlar, onu bunu, komşuları, öğrencileri, zor durumda bulunan insanları, aldatmaları kullanıp benimle iletişimleri ilişkileri varmış gibi yapıyorlar. aslında bunlar (ırkçı ve dinci faşistler) benim yüzümden allaha bile kızıyorlardır. bu çok büyük bir gerçek. belki de benimle ilgili ürettikleri bir sürü saçma sapan şey benimle ilgili tanrısal mekanı aldatma amacı taşıyor bile olabilir. gerçekte onların denenmesiydi olup biten. tanrının aldanması değil. anadolu mekanının yapısı deneniyordu. hayırlısı artık. ben o tür insanlarla konuşmuyorum. annem evle ilgili konuştuklarını söyledi. sonra rabia ile oğlu mustafayla ilgili konuşmuş. yokmuşmuş. anneme eşya kaldırmada, bazı işlerde yardımcı oluyor. ben çıkmadan geldi. annem ona yemek filan hazırlıyordu. bölüme gittiğimde melikenin dışında kimse kalmamıştı. ona üniversitenin rock konseri mailini gösterdim. 5.ten sonra geldim. pıtırcığa bir iğne daha yaptım. kerata iğne 3 kere girdi çıktı. sonuncuda yapabildim. mecburen yani. eski ev sahibimin evine telefon ettim. karısıyla konuştuk. bankada elektrik parasının 28 inde ödeneceğini, suyun ödendiğini sonra cuma ya da pztesi sildireceğimi söyledim. iyilerdi. umarım pıtırcık çabuk iyileşir, sanırım ona da daha çok dikkat etmem gerekiyor. odada fazla yalnız bırakmasam daha iyi olacak. her yere taşımaya alışmam gerekiyor sanırım. sağlığı için. iyi geceler.

25 nisan salı

sabah duş alıp çıktım. çalışmak isteyen öğrencilerle durumlar iyi. diğerleri zaten ders amaçlı değil, birilerinin sorun amaçlı kullandıklarından. öğleyin biraz bahçede dolaştım. ademlerle karşılaştım. beraber dolaşırken kominis suatı gördük. bir ara yl. yapan bir öğrenci öğrencilerin çalışmayışlarıyla ilgili birşeyler söyledi, ben de son yıllarda bunun organize etkiler taşıyan bir şey olduğunu sandığımı ve benim bu durumda yapabileceğim fazla bir şey olmadığını söyledim. bir ara resim bölümünden öğrenciler kızlı erkekli çimenlere oturmuşlar, uzanmışlar, karşıdan el salladılar ayaküstü biraz konuştuk asistan arzu ile kocası zaferin tavırlarına ilişkin eleştiri yaptılar. ben bu tartışmaya olaya katılmak istemediğimi, sergilerine de gitmediğimi, ancak sınav döneminde sanat eserlerini inceleme dersi için arzunun "hocanız hasta" diye benden habersiz öğrencilerin dosyalarını toplayışına karşı çıktığımı, hatta konuyu sanat anlayışımla ilgili derste tartışmalarla dosyaları inceleme anlayışımla ilgili ele aldığımı ve tavrımı belirttiğimi söyledim. aralarında o sınıftan çalışkan bir öğrencim de vardı. öğleden sonra ümmü hanımın odasında benim lise felsefe hocam ali rıza ersoy filan birlikte bucadan emekli olup kurtulmayı konuştuk. bana hak veriyorlar. ümmü sordu ne kadar zaman kaldığını. onlara da zengin koca bulsam hemen okulu bırakacağımı hatta bugüne kadar aldığım bütün maaşları fakir halka ödeyeceğimi söyledim. "inşallah bulursun" dediler. sonra ümmü odama telefon etti. 1 yıl 9 aylık bir sürem varmış emeklilik için. "inşallah zengin koca bulursun "dedi. ben türk istemediğimi cavır istediğimi söyleyince "seninki kabuklu olsun" dedi. anlamadım. meğerse sünnetsiz demek istemiş. ama türk olmayan kürtler, yahudiler de var. sanırım onlar sünnetli oluyor. ne madara bir durum be. türk ırkçılarının iman bilmez hırsları yüzünden benim gibi hızırla, tanrı eliyle ilgili bir kişinin -ki bunu çoğu kişi biliyor, özellikle türklerin bildiği bir hadis bile var, hatta bir ayetle ilgili bir şey var- neredeyse türklüğünden iğrenmesine neden oluyorlar. benim istediğim şey, tanrı anadolunun türklüğü kabulünü bana bu mukadder kuluna yapılanlarla değerlendirsin. bu kadar asılsız aşşağılamaları söylentilerle kasıtlarla beslemeye çalışmanın karşısında başka söyleyebileceğim şey yok. akşam üstü biraz şehirde dolaştım. annem yoktu. komşu sibelle onun annesine gitmişler. geldi ben biraz uyuyunca nurten hanımlara çıktı. bugün bir ara nurten hanımla ahmet bey gelmişler, rezervarla ilgili bir şeyler yapmışlar. dün bir ara citibanktan bir bayan geldi. çok önceden kartımın olduğunu, hiç kullanmadığımı ve iptal ettirdiğimi söyledim. amerikaya gitmek istediğimi, o nedenle kartın iyi olabileceğini ancak maaşlardan filan bahsettim. maaş kartı dışında hsbc kartımın olduğunu onun da yenilenmeden durduğunu söyledim. yazık bir şey diyemeden çıktı gitti. aslında hsbc advantage kartımın yenilenmesini yaptırsam iyi olacak. bazen gerekli olabilir.

24 nisan

sabah duş alıp, akşam mustafanın çıkardığı rezervarı iade ettik. kipaya gittik, alışveriş yaptık, daha iyi bir rezervar aldık. shell de arabayı duşa sokup, 40 ytllik benzin alıp geldik. mustafa balkona çıktı, hemen yapalım diye. karısı çalışıyor, kendisi de annesi babası, çocuklarıyla ilgileniyor. bizim dairenin alt katında kalıyorlar. evleri bizden bir oda daha küçük- salonları yok. bir de abisi ve oğlu var. 8 kişi sanırım kalıyorlar. misafirleri de geliyor bazen. yazık yine de idare etmeye çalışıyorlar. ben de bize yaptıkları yardım karşılığı para eşya vs veriyoruz, bazen annenmden de habersiz para verdiğim oluyor. pınar apartmanın merdivenlerini de yıkıyor. çocuk eline biraz harçlık geçince pazar masrafı görüyor. monte etti gene . kipadan aldığımız böreği ve kola açıp ikram ettik. sonra annemi hacı teyzenin oraya bıraktık, biz çıtır pıtırla okula gittik. okuldan internet daha ucuz oluyor. akşam üstü çıkışta eğitim bilimlerinden tuncelili arzu ile karşılaştık. onu evine bıraktım. eşinden ayrılmıştı, durumu iyi, arkadaşlık ortamı da iyi, demokrat, ailesi de. bir ara bankamatiğe gittiğimde, atanmak için imza toplayan gençlerle konuştuk. sonra halkevci devrimci gençlik grubuyla biraz konuştuk, sonra emepli bir çocuk bir dergilerini verdi. bana uluslararası gezi acentalarıyla ilgili güvenilir arkadaş bulmak için araştıracağını söyledi. o da tunceliliymiş. ben gezmek istiyorum. ama yol parasının ve ufak tefek masrafların dışında, bazı dostça çözümlere ihtiyacım var. konaklayacak yer, gibi yani. çadır ve uyku tulumuyla mı dolaşsam ne. tabi pıtırcığın yol arkadaşlığı da çözümlenmelidir. ablam eniştemle dönmüş yazlıktan, sözde eniştem kalacaktı. sanırım dayımla birlikte konuştular. annemin durumunu çözümlemek yerine beni aşşağılamakla kendilerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. koptuk ama çözüm için insancıl, sorumlulukların üstlenildiği bir bakış açısı gerekiyor. ben de artık ilgilenmiyorum. önceleri benim için önemliydiler, ama benim için insani duyarlılık göstermeyenler kim olurlarsa olsunlar önemleri- yani sıcaklıkları ve sevgileri kalmıyor zaten. başka yerlerde yaşam kurabilirim. ama önce kendi insani denemelerimi yaşamam gerekiyor. aslında yıllardır yaşıyorum, daha ne bekliyorum bilmem ki. ülaka hanımda beni başından atmaya çalışıyor. daha doğrusu kendi isteklerine amade bir şey beklentisi içinde. biraz zor artık. umarım herkes için hayırlısı olur. arzuyu bıraktıktan sonra biraz şehirde dolaştım geldim. annem yoktu, sibele çıkmışmış. o yokken çamaşır yıkadım, birşeyler yedim, meğerse brokoli haşlamışmış, ben salata yiyorum diye. bir tane yedim artık. ona diyet yapacağımı yemeklerini kendisi kadar pişirmesini söylemiştim.

22-23 nisan

dün gece dayı oğlu kenan karısının halakızıyla geldi, bu sabah 5-6 da amerikaya uçacaktı, çok geç kalktılar, o yüzdaen güncemi yazamamıştım. şimdi de annem rezervar almak için koçtaşa ya da kipaya gitmeyi istedi, aşağıdan pınarla mustafaya da söyleyecekti gelsinler diye. belki birlikte gideceğiz. güncemi sonra yazarım artık. koçtaş tan değil heykelden aldık rezervarı, koçtaştan dönüşte annemi pınarı mustafayı ve oğulları berkayı pazara bıraktım. küçük oğulları toprak evde uyuyordu. 45 dk sonra gittim, gelirken aldık geldik, mustafa pınar geldiler takıldı, 5 ytl (milyon) verdim aşağıda, dün mü önceki gün mü 5 daha verm,iştim. ama çalışmaası annemin hoşuna gitmedi, söküldü, yarın iade, ya oradan ya da başka yerden yenisini alacağız. akşamüstü dayım aradı, biraz konuştuk, bizim iyi olduğumuzu duyduğuna sevindi. bir ara gelecekmiş. ablamla konuşmuş, yazlıktaymış, çarş. filan gelecekmiş. bana ve anneme sesli mesaj bırakmış, ama dinlemeden sildim ikisini de. hep kendini haklı görüyor. benim adıma konuşup duruyor, koşullarımızın aynı olmadığını böyle yaparsa tanrının ona benim koşullarımı yaşatabileceğini söyledim. panikledi. bir de annemi istememe nedeni olarak kocasıyla ayıracağını söylemişti, o lafı benim söyle demem üzerine söylediğini filan söyledi, "hakkımı helal etmem, doğru söyle" dedim. suçluluk duygusunu bana kötü konuşarak gidermeye çalışıyor. annem de ondan hala umut bekliyor. zavallı bir yaşlılık işte. "çekip giderim, sana kalır" dedim. ondan da korkuyorlar sanırım. ne insaniyet be. ben yalnızca annemin zor yapısına karşı, yardımcı olucu destek istiyorum. insanlar hem kadını istemiyor, hem bana zorluk çıkarıyorlar. geçen gülsüm de. dün dayımla canserle konuştuydum. herkes uzaktan merhaba, komşu madarası, kimsenin onu düşündüğü yok. yaşlılığının verdiği kötü her şeyi bana zararını düşünüyorlar. benim hakkımda kötü şeyler söyletmek için annemi kullanıyorlar. aile de dahil olmak üzere çevredeki bir sürü insanın bu doğrultudaki gayretlerinin nedeni ne olabilir ki. alenen organize bir şey var. bundan kazançları ne olacak. herhangi bir insanın, kötü, aciz, çirkin, pis, işe yaramaz vs gösterilmeye çalışmasının insanlara ne katkısı olabilir ki. hem de organize başındakiler hızırı, tanrı elini biliyorlarken. çoğu kişinin ne yaptıklarını farkettiğini sanmıyorum. benimle özel olan bir şeyi, bir gücü mü kullanmaya çalışıyorlar. umarım kullanamamışlardır. dün gece kenan geldi karısı nuranın halakızıyla, bizim karşı komşu sema, kenan oğulları adnanla ilgisi yok yalnız. isim benzerliği sadace. zaten karşı komşularla ya da çoğu komşuyla hiç selamım yok. karşıdakilere hiç bakmıyorum bile. haklı gerekçelerim var. 12 ye kadar misafirler kaldı. annem açısından iyi oldu aslında, kafasındaki çevresindeki kısırlıktan kaynaklanan takanaktan kurtuldu biraz. kadın çok konuşkan biri, çoğu kişiye göre daha çağdaş bir hali var gene de çok tanımadan pek bir şey denemez. baktım gitmiyorlar. "ya kenan biraz uyusun, ya da gidin artık, sabah 4 de kalkacakmış" diye yolladım valla. şimdilerde amerikaya büyük olasılıkla ulaşmıştır. yazın ben de gitmek istiyorum, ama new york'ta kalacağım bir yer bulmam gerekiyor. parasız yani. belki pıtırcıkla birlikte, 1-2 ay annem ona bakmak istemeyebilir. gezmek istiyorum, para sorunum var. yol parası hariç, gittiğimiz yerlerde konuk edileceğimiz dost evleri olsa ne hoş olurdu. dün mü önceki gün mü ülakanım saldırdı, yüzümü filan tırmaladı, itiyorum. "bir yandan bağırıyor, koşun beni dövüyor" diye. aslında durumum gerçekten zor. bugün biraz pişman gibi. tam "yeter anne". en kötü ihtimal çekip gideceğim. ya da biraz gezi filan yapıp üzerimdeki baskıdan kurtulmalıyım.

21 nisan

okulda dersler iyiydi. öğrenciler sanırım "benim önerilerim doğrultusunda çalışmayan vs. kendisine mukadder çağların öğrencisi oldum demesin vs." sözlerimi sanırım duydular. çalışmak için çaba göstermeye çalışıyorlar. ben kesinlikle listeler oluşturmalıyım. herkesin yeri belli olmalı. öğlen dayıma minire teyzeme filan annemle ilgili konuştum. fazla bir şey diyemiyorlar, çünkü annemin azgınlığını bilmeyen yok. yalnız bu kadın öldüğünde tanrıdan isteyeceğim bir kaç şey var. onu bu kadar çirkef yapanların canına okuyacağım, ölsem ruhuma yaptıracağım. bugün gine tartıştık. bir sürü şey, ben cennetlik olduğumu filan söyledim ammma sanırım daha fazlası bir makam için ülaka bana bu dünya kadar kahırı çektiriyor. kesin ben hızırın eli değmiş, tanrı eli makamı ya da başka kutsal şeylerle galaksiler arası kainatta geçişler vs. vs. kesin bir şeyler var. yalnızca cennet için annemin kahrı çok fazla bana. bu işte başka bir numara var. denenme durumları sözkonusu. kesin bana yolculuk arkadaşlarım falan ayarlanıyor. çeşitli boyutlardan geçişlerde, farkındalıklarımı geçitleri manevi karşılaşmaları var birşeyler. bir kaçını buldum gibi gelmeye başladı. kesin tanrı annemle denenerek, ve bir kaç bazı şey, herkesin gerçek yüzünü göstermesi gibi şeylerle benim ekibimin oluşmasını filan sağlıyor. kesinlikle buna inanmaya başladım. öyle suistimalcı, saygısız, vs.vs. yeri yok. en azından benimle yerleri yok. ama herkesin makamı kendilerine, onlarla ilgili şeyleri tanrı belirler. benimkinde oluşan şeyleri ben anlamaya başladım. belki de daha önceki süreçlerde eksik kalan, tamamlanmayan şeyleri tamamlamayla ilgili bir süreç oluyor. şimdiki ıvırzıvırlarında benim ekibin oluşturulması dışında çok fazla bir anlamı olmayacak sanırım. angel, melek vs derken, "şeytan da melek" dedikleri doğrultuda aptallığın dışında bir şey sözkonusu. neyse biraz daha beklemek gerekecek bir durum var yine de. kesin gardiyanlığı sevmediğim için, bana özel geçişler vs. olacak gibi. sanki bir iki kişinin hayali oluyor gibi. yani bazen gözümün önünde dolaşan bir iki kişinin hayali oluyor. yoksa benle ilgili bütün kavganın nedeni bu mu?

akşamüstü migros, müzikle biraz gezip geldim. önce konuşmadık ama ülakanımla biraz tartıştık gene. allahtan sanatçıyım. yoksa bu kadar tantananın altından kalkmak güç olurdu. enginle konuştuk. yazık çocuk ta şaşırıyor. bana hak veriyor, öteki yaşlı, yalnız bıraksan olmaz. artık çekip gidebileceğim izni makamı verildiği için alenen söylüyorum. gidebilirim diye. lütfen biraz herkes kendine dikkat etsin. ben saygın bir gayret içindeyim. bir ara mustafa geldi. ben kapıya tak tuk ederken kendisini çağırdığımızı zannetmiş. yok dedik gitti. bu para için gelenlerden diye konuştuk arkasından. annem bazen onu öyle çağırıyormuş. biraz parasız kaldılar galiba. karısı pınarla ikisi bazen bize yardımcı oluyorlar, biz de onlara paralarını veriyoruz. bu aralar pek işimiz yok. para da vermiyoruz. bir de ben türklükle olan bağımı da sorgulamaya başladım. kesin tanrı anadolunun türklüğü konusunda benimle deneme yapıyor. tanrı benim için anadoludaki türklüğün varlığını bana yakıştırdıkları kalite kadar değerlendirsin. çok kasıd yaptıklarını bildiğim için bunu isteyebiliyorum. ben ırkçı değilim. kim ne kadar kalite sunuyorsa, tanrı kendilerine öylesini versin.

20 nisan 2006

güncemi buradan itibaren yukarıya doğru yazacağım.

annem ülaka hanım gene azdırılma aşamalarında. işte bazılarının adı mı şeref kendilerimi bilmem. 70 yaşında yaşlı bir kadını sırf beni rahatsız etme adına kullanıyorlar. duam anadolu böyle türklüğü reddetsin. ben zaten reddettim. dün yemek yerken dişi çıkmış. bugün sabah dişçiye gitti. öğlene geldi. ben de toplantıya gideyim dedim. o da tansaşa gidecekti. benim telsim faturamı ödesin diye 50 ytl verdim, onu telsim shopun önünde bıraktım. toplantıda hep aynı şeyler konuşuluyor. yıllardır değişmedi. iyniyetli görünüyor olabilirler ama bunlardan ünivarsal iş çıkmaz. bir iki şey söyledim. workshop-seminer dışardan beral madra, tomur gibi değişik sanatçı vs insanları çağırıp yenileşmeye katkı için her hafta 2 saatlik filan- zor anlayacakları bir şey. yazı dersiyle ilgili -güzel yazı yazdırma konusunda- sanatçıların yazılarının değişik olduğunu, anlam ve kavram üzerinde durulması- ne anlaşıldı, ne anlanmak istendi. deneysel sanat dersi gibi bir şey, yani derslerinde ne yaptırıyorlar ki, tedavülden kalkmış, kız enstitüsü modunda, hobi gibi şeyler mi, kavram-anlam vs mi. saygıdeğer anabilim dalı başkanımız, ben bir ara kavram performans enstelasyon yeni sanat, multimedya, güncel sanat vs diyecek oldum, hemen bozulup başka şeyler vs yalnız kavram vs olmaz filan dedi kapattı. belli önceden benim kavramsal gelişim süreciyle ilgili çalışma yaklaşımıma ilişkin olumsuz yaklaşımı var. ne diyem gerçekten anlamıyorlar. konuyu yalnızca biçimsel, değişik tekniklerin uygulanması olarak görüyorlar. faşizan statükocu bakış açılarının insanların zihinlerini tutsak etmesi bir anlamda. akıl tutulması. yalnızca kavramla ya da performansla ya da her hangi başka bir yaklaşımla nesneyle sanat yapılabilir. olaya yalnızca uygulama-teknik- olarak bakmak algılamak, 2006 nın ünivarsal yaklaşımlarını ne ölçüde yaşanır kılabilir ki. tartışıp anlamaları, düşünmeleri için "bak bu doğru söylüyo" diye kabul edilen birilerinin onlara ne yapacaklarını söylemeleri gerekiyor. ya da benim gibilerin düşüncelerinin el altından onlara işlerine gelecek kadarını/şekilde birilerinin bunlara anlatmaya çalışması, deveye hendek bile daha kolay atlatılır. gerçekten benim dokuz eylülde işim yok. başka bir iş ya da zengin bir koca bulmam lazım. erken çıktım gene, yaklaşımları tartışmaları başka çağlardayız belli. eve geldim. gelirken natonun ordan filan yüksek sesle müzik dinleyip dolaştım. annem, yemek hazırlamış, yemedim gene 1 haftaya yakındır pişirdiği yemekleri yemiyorum. salata yapmış, hadi yedim salatadan. bugünden itibaren onun hiçbir şeyini yemeyeceğim. en azından bir süre. sırf hatırı için yanına oturuyordum zaten. ben dinlenirken 2 erkek sesi geldi odamın kapısını kapattım. tv bişey konuşuyorlar. gelmiş kapıya birşey söylüyo, kızdım ona, ben varken alemin kocasını komşu da olsa eve almamasını söylemiştim. karılarıyla birlikte gelsinler. ya da madem 70 yaşında anneleri yerinde kadın diyorlar, ben yokken gelsinler. aslında gayet açık bize sorun yaptırmak amaçlı bir durum yapılıyor. anneme değer filan verdiklerinden değil, yalan. değer verseler evlatlarıyla sorun yaptırmamaya evinde huzurunu bozmamaya çalışırlar. herkes bir şekilde pisliğe bulaşmış durumda zaten. ülaka sidikli kontes olursa, bütün şerefler kepaze olursa zaten artık saat 12 yi geçmiş, pek bir anlam yok. anten takıvermişler. ben takabileceğimi söylemiştim oysa. gündüz sabihanın kocası orhana söylemişmiş, adam karşıki semanın yarım akıllı oğlu adnanla gelmiş. bilerek yaptıkları belli. karısı yoktu. onlar gidince bir güzel söylendim. onlar gitmeden önce mukaddes hanıma telefon ettim. komşuların adamlarını ben varken annemin eve çağırmamasını söylemesini istedim. daha öncede cami arkadaşı diye türbanlı bir kadını iki kızıyla arabama almıştı bir baktım bir de adam bindiydi. kızmıştım ona bile hatta dayım da kızmıştı. adamları varken karılarını da almasın diye. olur a dikiz aynasından baktı vs. derler mi derler. bir kere üniversiteden matematikteki sevgi annemin baklava tepsisini getirmişti de 5-6 yıl kadar önce, ben yukarı çıkıp ininceye kadar komşu kadınlardan birinin kocasına bakmış sözde bir sürü laf olmuştu. onları filan söyledim. annemle yalnız kalınca bir sürü bağırdım. duysun orospu çocukları. kendilerini doğuran analarının amına girer gibi gelsinler, ya da bacılarının. ahmet arif "dört yanım puşt zulası" demişti. sonra arabayı evin oraya çekmeye giderken kapıda adamın karısı sabiha ile karşılaştım. kadının haberi yok kocasının bize geldiğinden. annen yaşlı annemiz dedi. ben de ben varken kocan sensiz gelmesin, dedim. bir kadın daha vardı kapıda, sabihanın oğlu kızı filan. o sevgiyle ilgili olayı anlattım. ben varken komşular karılarıyla birlikte gelsinler dedim. anneleri dedikleri kadın başka ben başkayım yani. biraz bozum olundu, ama böyle sanırım bütün mahalle olayı duyacak. dışarda gençler filan vardı sanırım. soysuzluğun lüzumu yok. beni türklüğümden iğrendirmenin vebali ağır. kasıdlı yapılan şeyler reddediliyor. dayımı aradım yoktu. herkese bu konuyu açıp annemle ilgili duyuru yapacağım. kasıdla bana zarar verdirtmeye çalışıyorlar, deşifre olsun herşey. canseri -teyze kızı- mesajla abisi şenolun telf. ev-cep istedim yollamadı hala, onlara da söyleyeceğim. adam yerine geçen sülale erkekleri duysun. şenolun tlef. ablamdan aldım. bugünlerde hepsine konuyu bildireceğim. ben de kasıtları başka şekilde biçimlendireceğim. ülaka yalnız 70 yaşında, aldatılır vs. vebali var. saygılı, onurlu davransınlar, yoksa tanrı benim için istiyor.

_________________________________________

21 şubat 2006, belki yayınlanmayacak şeyler yazıyorum. belki bazıları yayınlanacak. 00.35

bu satırların yazanı mukadder çağlar, bilinçli ve kasti olarak, kendisi de dahil hiçkimsenin yaşamsal varlığıyla ve onuruyla oynamadı. yaşadığı çok fazla kasıtlar nedeniyle hergün hemen hemen karşılaştığı şeyleri not etmeye karar verdi.

21 şubat 2006

hiç evden çıkmadım. halıları elektrik süpürgesiyle temizledim. çamaşır yıkadım. balkonu yıkadım. çiçeklerimle ilgilendim. annem evinde kuran okundu arkadaşları komşuları 15 kişi kadar varlarmış. telefonla konuştuk. çocukluktan beri olan seçtiğim fotoğraflarımla yapıyor olduğum resmimi çıkardım. tuvalin üzerine büyüklü küçüklü bir sürü fotoğrafımı transfer etmiştim. o tablomu bitireceğim. bir tür özgeçmiş. yazıyla çiziyle kendi dilimden. akşam john travoltanın kod adı kılıçbalığını izledim.

22 şubat

yalnızca çöp atmaya çıktım. apartmanın altındaki göksel erkek kuaförünün sahibi bir süredir hastaymış. çalışmaya başlamış artık. arabama baktım. bugün balkon tarafına bakan bütün camları sildim. annem ablama gitti. aşure yapacak diye çağırmış ben gitmedim. telefonla konuştuk. biraz midemde ekşime var. pıtırcık biraz daha iyi. geçenlerde biraz sorunluydu. romanımı bugünlük yazmadım.

23 şubat

annem ssk'ya gidecekmiş diye telefon etti. onu götürdüm. yolda yine dır dır. ahmet beyle nurten hanım yüzünden hep dır dır. bu insanların sorun yaratmak amaçlı özel kullanıldığını düşünüyorum bazen. hoş doğal insan da pek kalmadı ya. annemi buca ssk'nın önünde bıraktım. biraz dolaşıp geldim. tansaştan birşeyler aldım. burnumun ucunda biraz şişlik oldu. 1-2 yıldan beri bunu hazırlayan sorun var. bir iki cildiyeci önemli değil filan demişti. son günlerde kullandığım ilaçlar, kaşıntı gidermek için sürdüğüm bir iki şey etkilemiş olabilir diyorum. bakalım bir kaç gün bekleyeyim, diyet yapayım. mantarlı bir tür enfeksiyonel bir durum var gibi. doktora gitmeye çekiniyorum. son bir enfeksiyon için 3-5 ay önce emin beye gitmiştim. gönderdiği doktorların verdiği ilaçlar hiç işe yaramadıydı. adamlar "hastaneye yatıralım" diyorlar hemen. sonra kocaman eşşek kadar bir enfeksiyon kitabı aldım. bir iki ilaçla kendimi iyileştirdim. şimdiki biraz zor. bulmaya çalışıyorum. ne yapalım daha olmadı, çok hoş olmayan bir durum aldığında estetik yaptırırız artık. bakalım 1-2 gün bekleyeyim.

24 şubat

bugün çiçek açmış iki ağaç gördüm. anneme gidiyordum. akşamüstü seli'ye gittik. oradan dönüşte de gördüm.

bahar gelmiş. yalnız aklıma erken açan zerdali ağacı şiiri geldi. umarım öyle olmaz. "mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" denir ya. sabah yürüyüş yaptım. bir eczaneden mantara karşı flucan aldım, vitamin, antibiyotik filan. umarım şişlik düzelir. diyet yapıyorum. her şeyi yiyip içmiyorum. akşamüzeri tansaşta alışveriş yaparken bir cilt bakım uzmanıyla karşılaştım. ben bebe şampuanı arıyordum. telefonunu yazdı. gerek duyarsam arıyacağımı söledim. pazartesi günü üniversite açılıyor. sanırım herkes püri dikkat hazırlanmıştır. kainata hayırlı olsun(!)(?)

25 şubat

şofbenin tüpü değişti. bir bidon su aldım. annemle bir ara burdaki pazarda dolaştık. iki üç bişey aldık. biraz geldi oturdu. bu ara iyi fazla dırıdırı olmadı. onu evine bırakıp geldim. resim yapıyorum.

26 şubat

öğlen anneme gittim. aşure yapmış. sonra geldim. dayım gelecekmiş ablamlara, birlikte anneme geleceklermiş. ben akşamüstü bir daha gittim. çok az aşure yedim geldim. ablamlar akşama geleceklermiş. bir süredir bu eve de ben yokken birilerinin girip çıktığı gibi bir izlenim ediniyorum. daha önceki selmanın evinde öyle bir sıkıntım olduğu için taşınmıştım. benim evime giren çıkanın ruhu faşist türk tc devletini yıkmak demokratik federal yapılar kurmak için kodlansın. yıllardır yaşamımı zehir etmeye çalışanların, paranoya oluşturmaya çalışanların ben yokken evime girip huzursuz, rahatsız etmeye çalışanların hediyesi bu olsun. yollarda, iş yerinde başka yerlerde de huzursuz ve rahatsız edenler, faşist tc yi yıkmak için sokaklara dökülen insanları yaratsınlar. ayrıca benim evime böyle giren herkes için tanrı bana, kendime manevi olarak başkalarını başka şeyleri koydursun. yıllardır yalnız başıma bir sürü zorluklara katlanarak kira ödüyorum. tanrı elini kullanmak isteyenlerin faşistlerin yaptıklarına direnmeye çalışarak yaşıyorum. benim ruhum da bana değenlerin ruhu da faşist tc yi yıkıp federal demokrasiler oluşturmak için kodlansınlar.

27 şubat

okula gittim. çok fazla çerez email birikmiş, biraz onlarla uğraştım. yüksek lisanslı kızlar gelmediler. öğleden sonra gene gittim. bir pazarlamacı geldi, kapıdan şutladım. arasıra böyleleri geliyor. "ankaradan geldiklerini söylüyorlar".? ne anlamı varsa. akşamüstü annemle dayımı yengemin ameliyat olduğu hastaneden aldık. daha doğrusu onlar beklerken ben desemi dolaştım. eve geldim. benzin aldım. benzincide beni yıllardır gide gele bildiği halde kredi kartını çekerken hala kimlik soran bir adam var. cukkası mı kesildi ne. herhalde beni başka yere şutlamaya çalışıyorlar. annemle dayımı aldım. annemin evinde birşeyler yedik. ben geldim. değer'i aradım. bir de geçenlerde aldığım tiwist & shape çok işe yaramaya başladı. baya hafifledim. 1-2 kilo kadar azalmışım. resmimi yapmaya devam ediyorum.

28 şubat

okula gittim hiç öğrenci yoktu derste. bilgisayarıma norton güncelledim. outlook indiremedim. öğlen eve geldim. annemle telefonla konuştuk. dayımı geçirmiş denizliye. bilgisayarın çantası çok ağır. öğleden sonra odamda kitap okudum. sanatın kurallarını. aslında kuralsızlığını. 3'ten sonra anneme gittim. birlikte onun maaşını çektik. 300 milyon kira paramı aldım. 50 milyon da elektrik su vs. için. alışverişleri genelde visa ile yapıyorum. annemden zorda kalmadan para aldığım pek yok. bu sıralar biraz kredi kartıma borç birikiyor. annem benim evimde oturduğu için mecburen benim kiramı ödüyor valla. bu aralar insanlar baya gerilimli. okula kameralar konulmuş. bazı kişiler pek hoppidi hoppidi durumlular. tuttukları takım çağ mı atladı ne. "çıkan gızın yengesi gibi" duruşlular. pıtırcık yanıma geldi. bu aralar bana çok yakınlıklı. pazartesi perşembe boş günüm. öylesine yüksek lisans derslerini koymuşlarmış. çalışma gününü biz öğrencilerle saptayacakmışız. 2 gündür okula gidiyorum. gelen giden yok. belki okulun birinci haftası diyedir. bu dönem kararlıyım. artık öğrencilerle derslerle fazla ilgilenmek istemiyorum. çünkü çok kasıt var. gerçekten öğrenci olup olmayanlarla ilgili şüphelerim var. ilgilenmek istemiyorum. çalışacak insan belli olur. ne tuhaf, benim gibi birisine bunları düşündürttüler. valla yasin okunuyor, sırf yaşadıklarım için, lakayt olucam, tembel olucam -başkalarının işlerine karşı- bu arada romanımı yazıp, resmimi yapıp, şu satamadığım kitaplardan okuyacağım. iyiki yalnızlığa alışmışım, alıştırılmışım. her işte bir hayır vardır. allah herkesin varlığını kendisiyle ilişkilendirsin. benim tanrıdan dileklerim kendime ait. herşeyin en doğrusu, insancıl hoş çözümler arayıp bulma, bu da herkesin sorunu. herkes pamuk ellerini kendi ceplerine atsın. sorunlar da çözüm de herkese aittir. sevgiler mukadder

1 mart

sabah okula geç gittim. dün ümmü hanıma söylemiştim öğrenciler yok. şunca yıllık üniversite yaşamıma baktığım zaman, biraz doğal ve insancıl olsalar var ya türkiye daha güzel ve yaşanılası olur. neyse. öğlen annemi hastaneye bıraktım. yaşlı kadınların çoğu ellerinde ilaç çantaları hastane kapılarında. çevredeki çoğu insan birbirleriyle arkadaş olamıyor, birbirini tansiyon eden, şeker eden, kolesterol eden insanlar topluluğuyla dolu bir dünya var. sonra geldim merdivenleri yıkama sırası bendeymiş, kadın da gelmeyecekmiş. hortumu takıp haşıl fuşul merdivenleri yıkadım. bir iyi geldi ki. sonra da bir duş. aslında iş yapmak insana iyi geliyor. evin biraz aşağısındaki tansaştan bir iki alışveriş yaptım. sporum iyi gidiyor. dün bir iki öğrenci iyi göründüğümü söyledi. pıtırcık çok hoş hallerde. resim yapıyorum. george'un ingiltere'den getirdiği bilgisayar çantası biraz ağır olduğu için, şimdilik londra'dan kendi aldığım kıyısında eşşekçiğimin bağlı olduğu çantayla bilgisayarımı taşıyorum. okulda kitap okuyorum. demokrat radyo bir kaç gündür kapalıydı. açılmış, geçende telefon edip sormuştum. bir yandan da umutlu saatleri dinliyorum.

2 mart

boş günümdü geç kalktım. annem hastaneye gitmiş gelmiş aradı. kemik ölçümü için akşamüstü saat altıya randevu vermişler. öğlen annemle şirinyer telekoma gittik. bana eve internet ve telefon bağlantısı için. bir iki form verdiler. nüfus sureti, vergi numarası, kimlik nosu gerekiyormuş. sonra annemi şokun önünde bıraktım. kipaya gittim. kipadan aldığım kilitle kapının kilidini değiştirdim. aşağıdaki göksellere, ve kirayı verirken ev sahibinin karısına daireme girildiğiyle ilgili konuştum, kilidi değiştirdiğimi söyledim. akşamüstü annemi hastaneye bıraktım zaman geçmesini beklerken yollarda dolaştım. şehir ışıkları, çok uzun zamandır dolaşmamıştım. "her kentin ışığı başka oluyor." biraz yıldızlarla astrolojiyle ilgilensem iyi olacak gibi.

3 mart

sabah geç gittim yine. öğrenci yoktu. sekreter ümmü hanıma yüksek lisanslıların gelirlerse salı ya da cuma hangi gün uygun olurlarsa gelmelerini, durumlarını görüşüp gerekirse başka hocalara geçirelim dedim. canan asistan, deniz baykalın söyleşisini duyurdu. politikaya ilgimin bittiğini, en son nasuh matruki'ye koşa koşa gittiğimi, öğrencilere şunu bunu yapın dediğini, ama gerçek bir dağ adamı olduğunu söyledim. öğleden sonra gittiğimde 3-5 öğrenci geldi. öbür hafta bütün sınıf konuşarak başlarız deyip gönderdim. resim sınıfımdan bir çocuk geldi biraz konuştuk gitti. artık gençlere, öğrencilere eskisi gibi ilgili değilim. mehmet fırıncılarda baykala çağırdı. bu aralar cıstak cıstak takıldığımı ahmed kaya bile dinlemediğimi söyledim. gerçekten demokrat radyo kapalıydı. bu gece biraz dinliyorum. bir yandan everestle ilgili belgesli yine yine izliyorum. komik şu anda a. kaya söylüyor. protest şeyler eskisi gibi sürekli değil artık. telefon bağlatma durumu vardı ama kablosuz internet diye bir şey varmış, bir ona bakmayı düşünüyorum.

pıtırcık everest havalı

4 mart

cumartesi, evdeydim. annem komşularla misafirliğe gitmiş. ben de evde kışlıkları ayırma kaldırma işleriyle uğraştım. akşam vakti tansaştan bir iki alışveriş yaptım. kitabımla ilgili kafam karışmalarda. herşeyi yazarsam, ansiklopedik bir şey oluşlu. na'psam ki? en iyisi seçmeler, tercihler yapayım.

6 mart.

dün tam gün evdeydim. bugün annemle kablosuz modem peşine düştüm. telekomda telefon hattı üzerinden hat verebileceklerini söylediler. birisi türkcell de var dedi. annem arabada beklerken, şirinyer ptt yanındaki türkcelle sordum. varmış. laptopunla telefonun çektiği her yerden bağlantı oluyormuş. 12 ay taksit toplam 500 milyon ytl civarında aylık 42 milyona geliyor. tercih ettim. yarın istanbuldan getirtebileceklerini söylediler. sonra annemle migrosa girdik. ona gittik. o komşularına gidecekmiş. ben geldim. o sırada gidip kablosuz hattı konuştum. önce gittiğimde bilgi almıştım. böylesi yaşam için daha uygun. çağdaş bir şey. laptop eve bağlı değil ki ev hattı olsun. kişi nereye giderse oraya gidecek. neyse ki önümüzdeki ay nemalar dağıtılıyormuş. açıklarımı kapatınca pek sorunum kalmayacak. arabamı evin yan tarafındaki araziye bırakırken tam tepemizden bir uçak geçti.

şu anda pıtırcık yanıma gelmişti, bi sevdim, bisevdim keratayı.

7 mart

6 saat resim dersi vardı. 9 gibi gittim. 3-5 öğrenci vardı. sanırım sınıfta iki erkek altı kız öğrenci var. biraz konuştuk. kütüphaneye gittik. öğrencileri önceden yollamıştım. koridorda emineyle karşılaştık. pek sıcaktı kerata. geçen gün verdiği alet çantasından öğrencilere bahsettim. öğleden sonra rembrandt belgeselini izlediler tam düzeneği kurmadığımız için benim odamda izlediler. 4 kız 1 erkek öğrenci. onlara laptop aldığımı, okulun bilgisayarını artık derslerde filmler belgeseller izleyerek, isteyen bir yandan resim çalışarak kullandıracağımı söyledim. çok hoşlarına gitti. ben de kendi bilgisayarımı kullanacağım. yalnız, türksellin uydusu bozulmuş, onun için benim seyyar internet bağlantım iptal durumunda. çalışmayan bir şeyi evde bulundurmanın anlamı yok. sonra bağlatırız. şimdilik okuldakiyle idare edebiliriz. yaza belki bu evden taşınabilirim. tuhaf hiçbir şeye karşı bağlılığım, takınağım kalmamaya başladı.

şu ara telefon hatları biraz sorunlu. telsim de bu evden pek çekmiyor. yarın türkselle gidip geçen gün çektikleri kimlik ruhsat fotokopilerimi alsam iyi olacak. akşam üstü bir güzel uyumuşum ki. yüksek lisanslılara tam posta koyucu birer mesaj çektim. tez hocanızsam yaptığınız çalışmalarla gelin, -pazartesi, perşembe haricinde- yoksa sizi başka hocaya geçirelim diye. hepsi de derhal geleceklerini söylediler. ikisi salıya gelecekmiş -melek, rahime- öbürünün zekiyenin ne gün olduğunu yazmamış. tam havalar ısınıyorken, soğumaya başladı. öğleden sonra yine lacivert montumu çıkardım. çiçek açan ağaçlar ne olacak bakalım. annemler bugün öğleden sonra vesile hanıma gitmişler.

bu günce fikrimi sevmeye başladım.

8 mart

seyyar hattımı aldım. açılışını bekliyorum. sabah 1-2 öğrenci vardı. onları da şutladım. bir ara fahri sümer hocayla bölüm başkanlık odasındaymış, konuştuk.outlook yerleştirmesini yaptırdım. asistan mustafaya. okuldaki bilgisayarı öğrencilere sanatla ilgili film belgesel türü şeyler gibi kullanmayı düşünüyorum. kendim için laptopumu kullanmayı düşünüyorum hep. öğlen okul çıkışı anneme gittim. beraber peynirli makarna yiyip kola içtik. sonra beraber türkcell e gittik. o arabada bekledi. uyuklamış biraz. hattın açılışını bekleyeceksiniz dediler. ben oradayken bir bey kadınlar günü karanfili verdi. almadım. "istemiyorum" dedim. şaşırdılar biraz. neyseki benimle ilgilenen meltem hanım kendininkini aldı. migrosa uğradık, geçen gün aldığım milliyet sanatın içinden vcd çıkmamıştı. onu değiştirdik. bir dolaştık bir iki bir şey aldık. yarın kipaya gitmeyi düşündüğümüz için fazla bir şey almadık. nemalar maaş hesabımıza yatacakmış. onu evine bırakırken seli çağırdı çay içmeye, onu oraya bıraktım. hattımı bekliyorum. sonra belki matrixi ararım. fero bana mesaj çekmiş, hiç beklemiyordum dersem yalan olur. belki sonra onunla email ve kameralı görüşme yaparız. bugün mustafa söylüyordu. amerikadaki arkadaşlarıyla iletişim kuruyormuş öyle.

002 internet bağlantım başladı. çok hoş bir şey gibi görünüyor şimdilik.

9 mart

internete laptopumla bağlanıyorum. evde, annemde, çok hoş bir şey ya. tabi biraz parasal meseleler şüpheliyim, bekleyip göreceğiz. gene de dehşet bir şey bu. sen nereye gidersen. laptopun yanında, internetin yanında. :)))))

bugün annemi aldım biraz gezdik, kipaya filan gittik. biraz ekşimeye müsaitti, neyse ki dağıtmaya vakti olmadı. biraz da ben eskisi gibi değilim. bırakıp çekip gidiveriyorum. ondan sanırım, biraz daha usturuplu haller var. aslında yalnız annemde değil herkeste farkediyorum bunu. yıllardır, insanlara değer verdim, kimse neyse ayırmadım. denebilir ki hep popolarını kaldırdım. ama olmuyor. insan kıymeti bilinmesi gerekir. beni yaşamdan soğutup uzaklaştırmaları kabul edilemez. o zaman lütfen buyursunlar, yaşanılanların bedelleri herkese aittir. aslında hep şikayet ettiğim 10-15 yıllık belki de kendimi bildim bileli yaşadıklarım, izin vermediğim anda bana hiç etkilerinin olmadığını anladım. izin vermek onlara değer vermek ti aslında. bazıları bunu yanlış anladı, yanlış anlamak istedi, benim sevgimi saygımı paspas yapmak istedi. epey becerdiler de. neyse buradaki bazı şeyleri manevi olarak gitmesi gereken yere, söz sahibi olması gereken yerlere gönderiyorum. böylesi daha iyi, en azından küfür edip lanet okuyarak günaha girmeyeceğim. bazı kişiler de daha iyi akranlarıyla oturup kalkabilecekler. bugün çok uzun zamandır, ilk kez belki bir aydan fazla, şarap içtim. daha yüksek sesle müzik dinledim. meraba hayat. unutmuştum. müthişti be. iyiydi yani. bana ihtiyacım olan buzu gösterildiği halde anlamadığım, sonra dehşet dolu yağdırılan günden sonra, geçen günkü yaprakların ucundan yağmur damlalarının ışıltısının içime yansıdığı andan bu yana çok geçmedi. uluslararası internet evime, yanıma geldi. bakalım teknolojinin yanımdaki varlığıyla edineceğim kazançların görüntüleri neler olacaktır. belki de evrensel bir aşkın görüntüleridir gizli olanlar, adım adım, yavaş yavaş ulaşacağım. sonra belki bilgenin dağlarda kaybolan yollara gidişi mi ilk ti acaba, büyük bir kent yoluna girişi mi? heideggerin ormanda yolunu bulmak dediği, ben yaşadığım dünyada hangi yollanmaktayım? yolmak, yolunmak, yollanmak. merhaba hayat. "gözlerin bir çığlık, gözlerin uzaktan geçen bir gemi, ellerin fırtınada çırpınan beyaz bir yelken" radyoda. sonra lazca bir şarkı, anlamasam da duyumsadığım. tuhaf bazı şeyleri anlamasan da duyuyorsun. mana gibi bir şey. başkalarına ait manayı yolladığında aslında kendine ait manaya yakınlaşıyorsun. öff be bu içki de şişede durduğu gibi durmuyor. bugün içtiğim güzeldi, içinde hüznü mesken edinmiş, hemingweyin ihtiyar balıkçısı gibi dinginleşmiş bir maceraperestin yelkenlisi gizlenmiş, deniz suyunun çalkantılarıyla, çırpıntılarıyla, dahası dalgalarıyla yol alıyordu. demin hala gidiyordu! "ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi, seviyorum seni-pıtırcık" :)))))

10 mart

ben nema alamayacakmışım. geçen yıl toptan almışım diye. maaştan sonra tahmini 500 ytl kadar açığım olacak. tabi kirayı gene annem ödeyecek. neyse biraz alışverişe dikkat edersem pek sorunum olmaz, umarım. tv de brad pitt -julia roberts "meksikalısı" var. sabah sanat eserleri incelemede gençlerle konuştuk biraz. sinema, video sanatı gibi şeyler daha çok ilgilerini çekiyor. notlarının birini film izleme-yorumlama olarak almak istediler. hep nasıl çalışma yapabiliriz diye tartışıyoruz da. öğleden sonraki sanat uygulama sınıfı, ilk kez benim atölyemden ders alıyorlar. bir kızla bir erkek öğrenci daha önce bir dönem gelmişti sanırım. konuştuk. proje, düşünsel üretim falan. uzaklar tabii, hoş hangimiz uzak değiliz ki. neyse şimdilik iyiniyetli gibi görünüyorlar. umarım gerçekten öyledir. dergi, katalog incelemeleriyle başladık, erken dağılındı gene. bir yerlere takılıp fıstıkçılık yapmak daha çok hoşlarına gidiyor. sanatçı yapının gerektirdiği dram, yalnızlık, kendi kendisiyle savaş, bazen bir sürü şeyden mahrumiyet, anlaşılamama, kıskanılma vb gibi şeyleri biraz ayırdetseler çoğu çeker gider. hobi kurslarına giden ev hanımlarının sanat üretmeleri üzerinde konuşunca biraz bozuluyorlar. yani akademik düzeyde eğitim alıyorlarsa biraz farklı olmalı kabulleniyorlar. annemler öğleden sonra hayriye teyzeye güne gittiler. çıkarken biraz ümmü hanıma takılıp, kalori muhabbeti yaptık. okuldaki interneti kullanmak uygun. benim seyyar hattın maddi durumunu daha tam anlamadığım için biraz tedirginim. hoş bir teknoloji, laptopun da hattın da yanında, ancak maddiyatı ne olacak. çocuklarla laptopumla ilgili konuştuk. onlara bize eski bayramlarda çok az şeyle, kıytırık lunaparklarla, kırmızı pabuçlarla aldattıklarını. o pabuçlarla yatmaya kalktığımızı, "valla laptop da öyle" dedim. "nereye götürürsen geliyor ya". bu aralar gene evden işlevini yitirmiş, gereksinimim olmayan eşyaları atasım geliyor. kitapları internet üzerinden satmayı düşünüyorum. gitti gidiyor,da filan. maddi açığımı kapatma şansım olabilir. aslında bir kaç tanesiyle başlayabilirim. bir denenebilir. şu anda julia roberts meksikalıda kendini kaçıran adamla neredeyse arkadaşça sohbet ediyor. öğlen bir ara mat eczanesinden flucan la augmentin bıd 625 lik aldım. aspirin. flucan'ı dört hafta tamamlayayım diyorum. augmentini de sabah akşam. sanırım uzuca bir süre kullanmam gerekecek. belki sonra günde bir. sanırım kanımda uzun süre az dozda antibiyotik bulunması gerekiyor. diyet de şart. hazır para darlığını atlatmaya çalışırken sadece salataya takılmaya çalışayım bari. tatlı, börek, cips gibi şeylerden kaçınayım.

11 mart

sabah geç kalktım. öğleden sonra anneme gittim. şükran hanımdalarmış. ısrarla bir kahve içtim. sonra onları alıp türkcelle gittim. onlar arabada beklediler. internet toplam bağlantı süremin ne kadar olduğunu nasıl öğreneceğimi. meltem hanım, öğrenmeye çalışıp belki mesaj çekeceğini söyledi. ya da pazartesi uğrayayım dedim. her ay 55gb ücretsiz bir durumu var. ne kadar süre olur toplam. öğrensem iyi olacak. nema işi de yatınca biraz dikkatli olmam gerekebilir. bugün de internet çok ağır. gece bir daha bakarım. diyetime dikkat edemedim gene. annemda börek turşu filan yedim. sonra seli, şükran hanım da anneme geldiler, beraber çay içtik. iyi bir yağmur yağdı. twist &shape aletim gıcırtı yapmaya başladı. sanki çok kilolu biri kullanıp yayları gıcırdamış gibi. pıtırcık o kadar ağır değil ama. bir ara aldığım yere telefon edip sormayı düşünüyorum. bu hafta kullandığım flucan sanki pek etkili değildi. geçen iki hafta çok rahattım. yüzümde ciltte kaşıntı filan yoktu. iki hafta daha kullanayım dedim. dün aldığım ilaç etkisiz gibi. halbuki aynı ilacı aldım. her zaman alışveriş ettiğim eczaneden. augmentini de kullanıyorum. günde üç tane. iki kutu var. ne kadar süre kulanacağımı bulmam gerekiyor. geçen yaz augmentin bıd 1 gram 2-3 kutu kullanmıştım. gene etkisi olmamış gibiydi. bazen içindeki etken maddeleri azaltılmış ilaç satabilirler mi diye düşünüyorum. neye güveneceğiz ya. bu gidişle ilaçsız tedavi yöntemlerini araştırmaya başlayacağım. kesin diyet yapmam gerekiyor. vücutta yağ ve kıkırdak yapısıyla ilgili bir dirençsizlik var gibi. sıvı dengesiyle ilgili bir durum. dışardan alınan yiyecek ve içeceklerle etken maddeler konserve koruyucuları, hazır meyva suları, cola, cips vs. kesin haşlama, salata, vegeterian ağırlıklı bir diyet. vitamin almamış olsam daha kötü olurdu. bir de çapraz antibiyotik gerekir mi acaba? kitaplarımı gitti gidiyorda satmayı düşünüyorum. bazılarını hiç olmazsa, para getirecek olanlarını. bazı şeyler anlamını ne çabuk yitiriyor. evden bir sürü şeyi atsam pek anlamlı olmayacak gibi. bir şeylere sahip olma duygusu kalmamaya başladı. bakalım bunun sonu nereye gidecek. günlük yaşamda gerekli olanların dışındakiler tabii. ve çok fazla şeye bakmamaya başlıyorsun. düşünsel bir şey üretmek, bir anlamda yaşamı üretmek, yenilemek çok daha etkili ama nerde, şu hale bak. laptop hoş bişeymiş. seyyar internet te öyle. bakalım parasını nasıl öderiz. çoğu kitabı satışa çıkarsam iyi olacak.

12 mart

sabaha karşı 4 sularında kalktım. dua dinledim, tv seyrettim. internete girdim. sonra uyumuşum. öğlene doğru kalktım. annemi aradım. öğleden sonra ona gittim. ona yakın "küçük bir ev bulalım" dedim. akşamları yanında olurum. buradan taşınmak pek sorun değil. zaten eşyalar bana batıyor. yerlerdeki küçük halıları yıkayıp kaldırdım. soğuklar kalmadı sayılır. bligisayarımda everest belgeselini izledim. bazı programları açmakta sorun yaşıyorum. karıştırdıklarım oluyor. bir ara kipaya gidip aldığım çocuğa sormayı düşünüyorum. torino 2006 sporlarını izliyorum.

biraz hüzünlümüyüm ne.

pıtırcığa genta vurdum. amma uğraştırdı kerata beni.

buz dansçılarını, değişik dans örnekleriyle gerçekten çok hoşlar. bir tür halk danslarıyla, pek klasik değil. samba, rumba, salsa, çaça vs. bir tarafta da karayip korsanları var. arada bakıyorum. ama pıtırcık buz dansçılarını tercih ediyor. müziğin sesini de bir açıyoruz ki.

13 mart

bilgisayarımı taşımak için hafif bir bayan çantası baktım. yani bakınca içinde bilgisayar olduğu anlaşılmayacak bir çanta. migrosta yoktu. okulun ordaki çantacıya baktım. bir tane bulduk. onu bulana kadar bir sürü çantanın içini boşalttık. yerde resmen bir gazete yığını oluşmuştu. geçen yıllarda öğrencim olmuş bir kız daha vardı. bir tane seçtik. kıyısında pusulalı dragon yazısı var. acaba yazdıklarım zamanın sonsuzluğuna ait mesajlar barındıracak mı? cihaz mı mesaj? insan mı? insanın biçimlenmiş hali. ya da insanın varoluş sürecinin bir parçası olarak içinde barındırdığı bütün değerleriyle ortaya koyduğu yaşama tarzı, düşünme biçimi, yenilenme süreci gibi şeyler mi gerçek mesaj. "çünkü o timsah dandii'nin karısı, ya da öyle olmalı" krokodil dandii los angeleste vcd izliyorum. sonuç olarak yıllardır birlikte olduğu, çocuklarının annesi kadınla evleniyor. annemle türkcell'e gittim. meltem hanım müşteri hizmetlerine sormak lazım dedi. pek ilgilenmediler. o sırada gelen bir iki kişi can sıkıcıydı. konuşmalarını duymamak için kulaklarımı tıkadım. çıkarken adamın biri kapıya yöneldi. kıyıda birşeylere bakıp, sonra kapıyı ayağımla itip çıktım. sanırım o kişiler yüzünden ilgilenmekten kaçındılar. ne yazıkki tc varlığını aşşağılık ve iğrenç gösterilerden medet alır hale gelmiş insanları da barındırıyor. gerçekten nitelikli saygı görmeye değer insan sayısı az. varlar ancak çok zor koşullarda yaşadıklarını sanıyorum. işin kötüsü solcusu sağcısı paçavra haline getirilmiş, düşünmesi dumura uğratılmış insan sürüsü gibi. ben kendi adıma, yapılan pisliklerin anadolu türk toplumunun kabul göstergesi olduğunu düşünüyorum. ve bu şekilde elde ettikleri şeylerin elde edilmese daha iyi olurduyla sonuçlanmasını diliyorum. annem muhtara ev sormuş. 250-300 ytl, depozit, emlakçı parası 1 milyon ytl, bir yerden tlf almış, seli sordu. hemen hemen aynı şey. olmazsa dükkan gibi bir yer zaten pek eşya kalmadı. geceleri annemde kalmayı düşünüyorum. maddi sorunlar da var yeni bir ev gereksiz. tuvallerimi bile şasilerden söküp paketlemeyi düşünüyorum. ergüllerin dükkanı uygun değilmiş. benim artık buralarda kalıcı bir halim olmayacak belli. hiç kendimi buraya türklüğe ait hissetmiyorum. yabancıyım. umarım bu yaptıklarıyla benim hiç bir zaman geriye dönüşü özlemeyeceğim gibi bir sonuç ortaya çıkar. mantıklı, insani değerler üzerinde konuşacaklarına, davranış göstereceklerine; birilerine kendilerini kabul ettirmek için sidik yarıştırıp, kendi insanlarına zarar verici oluyorlar. tabi böylece bütün elde ettikleri de kaybetmek oluyor. bu aralar herkes bir tuhaf. hep beraber milli şahlanış korosu edasıyla, gerçekte insana ait olan çoğulcu, demokratik bir söylem oluşturma kavramını es geçiyorlar. tam "sidikli kontesim" şarkısı gibi. ne kadar pisleşilirse sonuç kendileri için iyi olacakmış gibi. aslında farkındalar, herşey daha kötü oluyor. geçen yıllardaki projelerimin birisi elinde megafonla insanların arasında koşuşturanlardı. "orada kimse var mı?"

şu anda gözümün önüne "londra" geldi. çok çeşitli insanlar birarada ne kadar güzel görünüyorlardı. keşke param olsaydı da gene gidişlerim olabilseydi. belki bu gidişle fero beni oraya "mülteci" yapar. daha email adresini bile yazmadı ya. aslında şu anda kendimi burada da "mülteci" gibi hissediyorum. kocaman bir açıkhava toplama kampının içindeymişim, seralarla dolu bir dünya, barış ve hoşgörü denecek hal kalmadı. artık savaşmak gerekiyor. güvenmemek, inanmamak, bazen çekip gitmek. yıllarca amerikan karşıtı olmuştuk. 3-5 yıldan beri özellikle öğrencilerin kullanıldığı bir takım olaylar bana yaşadıklarıma, hayatıma, yaşattırıldıklarıma yeniden baktırdı. kendi insanına insan onuruna yakışır davranmayan, başka inançlardan, başka ırklardan insanlara varlık tanımayan bir yapının savunulacak nesi var ki, gelecek tabi amerika, başka nereye gidecek. bizim oluşturamadığımız kültürel yapıyı oluşturuverecek. böyle söyleyince solculardan çok sağcılar bozum olmuştu. sanki benimle ilgili bütün varlıklarını benim abd karşıtlığıma dayamışlar gibi. artık değilim. karşıt olduğum tek şey, adı ne olursa olsun, faşistlik. yani kendi varlıklarını oluşturabilmek için, kendi insani değerlerini yoketmeleri. bari insanı kazanma anlayışları olsaydı. amerika john beaz, susan sontag, noam chomsky ve daha bir sürü, yazar, çizer, sanatçı, sinama vs. aslında karşıma kötü olarak çıkarılan insanlar, öğrenciler, meslektaşlar bu sonucu elde etti. ben önceki yıllarda böyle düşüneceğimi hiç sanmazdım. kim kaybetti? ne kaybedildi, ne kazanıldı? benim ilgimi çekmiyor artık. ama gene de çoğulcu, demokratik söylemli bir kültürün yaşanmasını tercih ederdim. tv.de bir adam bir yeri vurdup kırdıp darmadağın ediyor. kumarhanemidir nedir. oh ne biçim camları filan indiriyor. bugün benim de camları tabakları bardakları kırıp dökmek isteğim var. aslında manevi olarak izin verildi, bir yerde. neyse atlattık gene. birisine teşekkür etmem gerekiyor. ya da sirtaki oynanan bir yer iyi olur böyle zamanlarda. çag çat çat ne biçim tabak kırılır be. evet yunanlıların tabak kırma merasimlerinin iyi bir tarafı var. böyle zamanlarda iyi olur.

14 mart

bugün annemle birlikte yaşamaya karar verdim. daha doğrusu gece uyandım ve öyle karar verdim. şu anda pıtırcıkla birlikte ülaka hanımın yanındayız. somyeler vs. öğrencilere dağıtmaya kararlıyım. bazıları bazı kitapları satın alacak. kürt öğrenciler. resimleri de çoğunu şasilerinden çıkarmayı düşünüyorum. öyle saklamak, taşımak daha kolay. şasileri öğrencilere dağıtırım. annemin dırıltısı olmasa halıları malıları herşeyi veririm de, neyse fazla can sıkıntısı yapmadan ufak ufak dağıtmak daha iyi. bazılarını sonra dağıtırız. bir sürü giyim çıkardım. kocaman bir yığın oldu. kullanmadığım çarşaflar filan. annemin fazla haberi olmadan ufak ufak bir okutsam onları. çocuklar büyük olasılıkla cumartesi gelecek gibiler. öf be hayatın safrasını atmak diye buna derler herhalde. derste okuldaki bilgisayarı film oynatmak için çalıştıramadık. olmazsa evdeki küçük tvyi okula götürürüm. vcd'den izletirim. annemle hoş bir düello yaptık. aynı evde yaşamanın stajını yapmıştık. alışacağız başka çaresi yok. bugün özkuş'un annesinin ölüm yıldönümü. umarım çocuğun durumu iyidir. ailesi filan arama dediği için aramıyorum. inşallah ilerki süreçte yaşadığı sorunların karşısında güçlü ayakta kalabilmiş, yaşama tutunmuş, çok çalışmasının karşılığını almış, "elini tutacağı birilerinin olduğu" hayatı yaşamasını isterim. çocuğum gibi tuttum onu. londra'ya yanına gittiğim için de kendisine minnettar kaldım. tanrıdan onun için sevecenlik diliyorum. umarım daha güzel karşılaşmalar yaşama şansımız olur. sevgilerle özlem inşallah yalnız değilsindir, inşallah seviliyorsundur. karşılaştırdığı için tanrıya dua ettiğim kişilerdensin, umarım hep öyle kalır. kedimi kaptım anamın evine geldim bende. "valla hem anamın evi, hem kendi evim, böyle olacak" dedim. tavuklar firarda valla. "acımasız bir dünya bebek yüz, buna alışsan iyi olur" dedi horoz.

15 mart

sabah uyanınca yattığım yerden tv izledim, sonra kalktık. annem kahvaltı ederken biz pıtırcıkla ay sonunu kadar taşınacağımız eve gittik. duş filan aldım. öğlen okula gittim. kitap satın alacak, ve bazı eşyalarımı vereceğim öğrenciyle konuştum. özgür gündemci çocuklardan. hafta sonu bir gurup arkadaşıyla gelip konuşacağız. dün serkan'la konuşmuştuk. tkp.lilerden. onun teyzeoğlu suat da benim öğrencim olmuştu. suatın bazı sanat kitaplarını alabileceğini söylemişti. bugün suat da alabileceğini söyledi. sabahki dersi dün öğrencilerle konuşup bugün öğleden sonraya almıştık. bir öğrenciden başka gelen olmadı. sanırım bu çocukları dışardan etkileyen birileri var. benim ders saatlerimde onlara yapılacak birşeyler buluyorlar. olmazsa derslerde imza attıracağız. ya da hiç ilgilenmeyeceğim. bakalım ne yaparız. birileri sanırım son kozlarını oynuyor. böyle yakışıksız şeyler yapacaklarına, yaptıracaklarına, allah biliyor, kasdı ben farkediyorum, insancıl çözümler içeren saygın davranışlar üzerinde dursalar kendileri için daha iyi olurdu. dün yüksek lisanslı rahime ve melek geldiler. konuştuk. isterlerse başka hocaya geçmelerini söyledim. çalışıp geleceklerini söylediler. salı günleri uygunlarmış. birileri benim kabul edemeyeceğim şeylerin bana dayatılacağından ve benim de kendilerini, bana bugüne kadar sundukları hayatı tercih etmek zorunda kalacağım gibi bir düşünce taşıyorlar gibi. tabi benim hayatın dışında, sorunlarla dolu, istedikleri gibi yönlendirebilecekleri kadar yularlı, hastalıklı, muhtaç durumlarda, kendi istedikleri insanların eline bakan bir yapıda, zayıf ve özgür olmayan bir konumda olmam beklentililer. en kötü ihtimal beni dağa çıkmak zorunda bırakıp rahata ermek gibi, bir pozisyon. ben bana sunulan pozisyonların kabulünü ve değiştirişimlerini hz. hızır'a, aksa'ya ve tanrı eline bırakışlıyım. (ben herkesin iyi şeylere ve özgürlüğe layık olduğu düşüncelerim ve davranışlarım nedeniyle çok zorluk çektim.) bazı anlık ruh ışımalarıyla, kainata, sunulan hayatlara, inançlara, değerlere saygıyla benim farkına bile varmadığım değiştirimler. ee galaxsi de serseri olmak o kadar kolay değil. hoş bir serseri. tanrı bile beni böyle kabul ediyor. belki de bana verdiği bu özgürlükle bazı denemeler yapıyor (lar) gibi geliyor bana. neyse artık şimdilik oraları fazla karıştırmayalım. belki benim de tamamlamam gereken bazı aşamalardan sonra bilebileceğim şeyler olabilir. beşten sonra eve gittim ev sahibine çıktım, annemle kalacağım için çıkacağımı, kendileri gibi insanlarla tanıştığım için memnun olduğumu söyledim. pıtırcıkla arabaya benzin koydurup geldik. şirinyerdeki benzinciye gittik. bugün bankamatikten işlemlerimi yaptım. kredi kartlarımın borçlarını önümüzdeki ayın maaş kredisiyle ödedim. 650 bin ytl kadar. yani önümüzdeki ayın maaşının yarısını şimdiden harcadım. neyse annemle birlikte ev kirası vermeyeceğim için idare ederiz artık.

biraz önce ablam arayıp, hafta sonu yazlığa gideceklerini, enginle fundanın başına gelmesini söylemiş. ben de seslendim onlar gelsinler diye. bakalım ne yapacaklar. öncesinde annemle konuşmuştuk. "kendi annesini, anneannesini aramayanlar, beni hiç aramazlar, sana ne yapıyorsun, bir ihtiyacın var mı demeyenler" demiştim anneme. ilersi için. şeytan duyurdu herhalde. yada benim eşyalarımı öğrencilere dağıtacağım paniği sardı ortalığı. öğrenciler, ihtiyacı olanlar, tayadlılar vs. hoş ablamların benim eşyalarıma ihtiyaçları yok. zaten eşya dediğin 3-5 parça modası geçmiş şey. neyse.

16 mart

bugün müthiş bir şey yaptım. yıllarımı, hayallerimi, sezgilerimi, düşüncelerimi oluşturarak yaptığım resimlerimi şasilerinden ayırdım. nerdeyse yüze yakın tuval. gretuvarla cırt cırt. aynen benim öğrencilerin zaman zaman gretuvarlarını seslendirmeleri gibi. benimkinin seslenme zamanı bugünmüş. yıllarca onları taşıdım. artık tuvallerimi taşıyacağım. şasileri de satıp okutursak iyi olur. koca koca şeyler. nah eşşeğin şeyi gibi. bir sürü 1-1.5 metrelik. yoksa annem o kadar para döktüğüm şasileri kırdırıp, sobada yakmak için odun edecek valla. ilerde benim için yapılacak bir filmde hoş bir bölüm olur. picassonun bazı desenlerini keçi yiyordu. öğlene doğru annemle taşınacağım eve gittik. eve gelecek eşyaları konuştuk. sonra o çıktı geldi. ben şasilere giriştim. bir ara evsahibimin karısı geldi. birer sallama çay içtik. biraz üzülmüşler belli. ama ben akşamları annemde kalıp, gündüzleri belki kendime zaman ayırabileceğim gibi düşüncelerimden bahsettim. bir ara laptopuma baktı. belki gerekirse sonra atölye gibi bir yer tutup bakılabilir. çamaşır makinası, fırın, bambu masam küçük buzdolabım, tv, duracak. bazı gerekli eşyalarımda duracak. somyeler, yataklar, şasiler, bazı mutfak eşyaları, bazı giyimler, minderler, bazı örtü ve kilimler gidecek. okutabilirsek bazı kitaplar satılacak. kitaplığın bazı parçalarını ablama verebiliriz, istedi de. giyim olarak yalnızca kullandıklarım, mevsimlik kullanılacaklar kalacak. bisikletimi ne yapacağımı düşünüyorum. onu koyacak yer ayarlamak gerekiyor. bir de pıtırcık için kedi taşıma çantası gerekiyor. şimdi kullandığım çantayla biraz zor oluyor. onun da benimle dolaşmaya alışması gerekiyor. bu hayat tarzındaki değişimler çok hoş oluyor. aslında her gittiğimiz yerde bizden alınanlarla birlikte bizim kazançlarımız da oluyor. ya da önem verdiğin insanlar kendi konumlarını ortaya koyuyorlar. değerleri açığa çıkıyor. bir tür kıyamet sanki. taşınacağım evden de bazı bağları nerede olmaları gerekiyorsa oraya koyup çıkıyorum gibi geliyor bana. ayşegülle, zekiyle konuştum. şasiler ve kitaplar için. ikisi de kitap alabileceklerini söylediler. iyi gibi kitapların hiç olmazsa bir bölümünü satabileceğim. bu taşınmalar çok güzel oluyor. bu gidişle hızımı alamayıp, galaksilerarası gidip gelmelere başlayabilirim. oh bir duş aldım. bugün şasilerle boğuşurken baya tutulmuşum. böyle bir şey yapabileceğimi hayatta düşünmezdim. bundan 25-30 yıl önceki yazılarımı güncelerimi okurken, yazarken yaşadığım etkilenmeler, şimdi yazıp, çizdiklerimin etkisi sonra ne olacak ki. neyse zamanı gelince görürüz. belki uzay-zaman boyutunda etkileri bile kalmayacaktır. hakikaten orada önemli olan nedir ki?

annem enginle konuştu. cumartesi akşam gelme durumları varmış. fundayla ikisi. uzun zamandır görüşmedik. pek iletişimimiz kalmadı denebilir. bu hafta onlarla olan ilişkimin sonuyla ilgili bir şeyler olacakmış gibi geliyor. ben onların da bana karşı yapılan insana yakışmayan şeylerde kullanıldıklarını düşünüyorum. dolaylı olarak tabiiki. aldatılıp, kullanılma gibi.ama bu hafta kasıt taşıdığını düşündüğüm konular açılır gibi olursa, konuşmak istemediğimi söyleyeceğim. hiç olmazsa ben alet olmayayım. inançlarım beni utandırmıyor. sevgiler mukadder.

17 mart

ab-ı hayat

içeni ölümsüzlüğe kavuşturduğuna inanılan efsanevi su.

aynü'l-hayat

nehrü'l hayat

ab-ı cavidani

ab-ı zindegi

hayat kaynağı

hayat çeşmesi

bengi su

dirilik suyu

ab'ı hızır

ab'ı iskender

hızır- kendisine allah tarafından "rahmet" ve "gizli ilim" verilen kul

iskender-i zülkarneyn:nuh peygamberin torunu yunan'ın soyundan gelir.

ab-ı hayatın sam soyundan birine nasip olduğu anlatılıyor.

zülkarneyn halasının oğlu olup hızır diye anılan elyasa ile arar

hızır-ilyas

ab-ı hayat "karanlıklar ülkesindedir."

kur'an-ı kerim'de suyu aramaya giden olmaz (o gelir) aranılmaz, karşılaşılır.

ab-ı hayat, allahın "el-hayy" isminin hakikatından ibarettir. bu ismi öz vasfı haline getiren kimse, ab-ı hayatı içmiş olur.

artık o, hakkın "hay" sıfatıyla hayatta olduğu gibi, diğer canlılar da onun sayesinde hayat kazanır. bu mertebedeki insanın hayatı hakk'ın hayatıdır"

ab-ı hayat --------> hızır, hızır-ilyas

"hızır tanrı keremiyle ab-ı hayata kavuştu."

hızır - aşıklık ab-ı hayat

"içenin ebedi hayata kavuşması, ölümden kurtulması, öldürülse bile tekrar dirilmesi, ihtiyarsa gençleşmesi, hastaysa iyileşmesi ve vahdet sırrına ermektir."

"kur'an-ı kerim'de ab-ı hayat'tır. kabe vahdeti, hakk'ın birliğini, islam ve imanı temsil ettiği için ab-ı hayat olarak tasavvur edilir. siyah örtüsü karanlıklara (zulümat) benzetilerek ab-ı hayatla bir başka ilgi kurulur. "

"hz. peygamber bir ab-ı hayat çeşmesidir."

aşk, ab-ı hayattır.

"şarap da (aşk şarabı, ilahi aşk şarabı) ab-ı hayata benzetilir."

veli, pir, mürşid-i kamil

hızır

hızır-selvi ilişkisi

hızır gönüldür. "gönül hızırı" ten zulmetinde ab-ı hayatı bularak, "nefsini bilen, rabbini bilir" sırrına ermiş;

"akıl iskenderi" yabanda kalmıştır.

"hızır akıldır, kılıç iskender" bazan kılıç ile ab-ı hayat arasında ilgi kurulur.

17 yaşımdayken gültepe'ye gittiğimde hıdır aslan'la karşılaştığımda hazreti hızır'la da karşılaşmıştık. birlikte onun çeşmesinden su içmiştik. sonra ağzıma bir şeker atıp, cebime de arkadaşlarımla yemem için koyduğu şekerleri, elini alnıma koyup gözlerine baktırarak benim için dua edişini hatırladım. (bunları sonra uzunca yazacağım, roman bölümünde) acaba bizi nasıl etkiledi ki ab-ı hayat suyu. bazen vahdet sırrı denilen şeyin haberdarı olmam onunla ilgili olabilirmi ki. hacer-i esvedle karşılaşmam. o zaten bir kara taş, beni ne kadar kara ederlerse etsinler ana bağrına basacak. ona baktığım zaman yumuşak beyaza yakın ışıltılı gri, gümüş rengi ışığını anımsıyorum. sonra diğer kutsal mekanlara kabulüm. romanımın bir bölümünü onlara ayırmam lazım.

bir gerçek var ki aşk duygusunu yaşayıp yaşatabilme kesinlikle bunlarla ilişkili. kesinlikle inanıyorum.

bundan sonraki yaşamımla ilgili bu yapının rehberliğine sanırım çok ihtiyacım var.

bugün sabahki öğrencilerle bir ara kütüphaneye gittim. ikonolojik araştırma için sanatçılarını seçmeleri için. bazı öğrenciler ansiklopedilerden araştırmak istedi, ben de onlarla birlikte bakarken türk diyanet vakfının islam ansiklopedilerinin ab- hayat cildini gördüm. sanırım bana rehberlikleri başladı. aksa'nın hızır sahabeliği kaydı göründü belki de. korkmadan, saygıyla bu ruhuma güç veren kutsal ışıltıyı yitirmemem gerekiyor. umarım anlamsız ve yanlış şeyler yapmam. bazı şeyleri değiştiren güç kaynaklarının yerlerini anlamaya başladım. bu neye hazırlıktır? sanırım zamanla onu da göreceğim.

sabah pıtırcığı çıkacağım eve bırakmıştım. öğlen gittim. öğleden sonraki öğrencilerle proje uygulama hazırlıklarıyla ilgili olarak dergi, katalog incelemesi ve bilgisayarda film izlediler. 5'ten sonra evde şasilerinden çıkardığım resimlerimi rulo yapmakla uğraştım. annem seli ile sabihaya gitmiş. pıtırcıkla geldik. tuhaf bir hüzün.

18 mart

sabah eve gidip birşeylerle uğraştım. annem mustafayla kömürlüğü hallettiler. çocuklara pınar bakmış. öğleden sonra öğrenciler geldiler. üç kız iki erkek öğrenci. benim televizyonla alt kutusunu da çocuklarla arabaya koyduk getirdik. şimdi annemle seyrediyoruz. daha doğrusu o dizilerini seyrediyor. ben duymuyorum bile. sağolsun benim için de spor bölümünü açıveriyor. çocuklar önümüzdeki hafta sonu taşıyabileceklerini söylediler. alacakları eşyaları, şasileri, giysileri. newroz geçtikten sonra dediler. gülüştük. hatta tvyi getirirken ben espri yaptım. çocuklar benim arabaya zor sığdılar da. "newroz olaylarını seyretmek için tv götürüyorlar diye fişlenmeyelim" diye. fişlerden bahsettik. nerelerde fişimiz var belli değil. beni tanrı da fişledi, onunki başka. sonra çocuklarla şarap açtık iki şişe. gülüşerek içtik. konuştuk. hepsi de doğulu. kürt çocukları. ben şasiler karşılığı takas yaptım. ona da güldüler. ben doğuya gitmek istiyorum. bazı zamanlarda, tatillerde 10-15 günlük zamanlarda bazı kentleri gezmek. yabancı olduğum için tedirgin oluyorum. onlar benim gideceğim kentlerdeki arkadaşlarına söyleyecekler, "mukadder hocamız geliyor ilgilenin diye" ben de gidip bir süre kalacak yer, yabancılık sorunu filan çekmeden gezip geleceğim. hatta kedimi de götürebileceğim, arabamla gidebileceğim gibi şeyler söylediler. acayip sevindim. tabi bana özel şeyler yapılmayacak ben şartları neyse insanların oraları öyle gezeceğim. caymasalar bari. ne takas be. ya böyle bir şey benim hayatımın anlamını güzelleştirir. canlı, renkli bir süreç olur. bir yerin halkını yakından görme şansı. umarım olur. çocuklar gittikten sonra geldim. annem mustafa ile bakkal ali ile görüştü. yarın 10 da eşyalarımın bir bölümünü getirecekler. kütüphaneyi, dolabı filan. sonra diğer bölümü başka gün. funda ile engin yarın sabah kahvaltıya geleceklermiş. telefon ettiler. 19 mart

sabah erkenden eve gittim. kitapları filan çuvalladım. gelecek eşyaları hazırladım. duş aldım. annem telefon etti, taşımak için geliyorlar diye. kitaplık, kitaplar, dolap, komodin vs. geldi. taşınırken ali, kapıdan çıkan biri için polis dedi. ben de "bilmiyorum, polisleri sevmediğimi bildikleri için, benden gizliyorlar" dedim. sonra ben geldim. enginle funda gelmiş, kahvaltı hazırlanıyordu. arabayla geldim ama bütün evraklarımı ruhsatımı evde bırakmışım fazla kalmadım. bir çay içip bir iki lokma gittim. evdeki eşyaları ayarlarken annem gelmem için aradı. geldim. yemek yedik. çocuklarla şöyle bir konuştuk. benim laptopa baktılar. sonra beraber çıktık. annem ali'ye yüz milyon verdi. musatafa'ya sonra elli milyon vereceğim. bazı şeyleri toplamakla uğraştım. pıtırcığı alıp geldim. annem huysuzlandı biraz. neyse geçti.

gece saat 2 suları uyandım. pıtırcık açlıktan dolaşıyor habire. burada maması kalmamış, bu gecelik diyet yapıyoruz yani. saat dört. belki biraz daha uyuruz.

20 mart

pıtırcık dün gece ellerimi ısırdı mama diye. diyet yaptık. bugün evden getirdik. eve ilk girişte hemen mamalarına koştuydu. eşyaları toplamakla uğraştım. bir sürü şeyi öğrencilere ayırdım. perdeleri filan yıkadım. duş alıp geldim. annem pıtırcığa pek yakın olmaya bakıyor. "yarın soğuk benimle kalsın" filan diyor. pıtırcık biraz tedirgin olduğundan şimdilik bırakamayacağım. akşamüstü seli kızıyla birlikte geldi. diyet yapıyorum. çok az salata ve bulgur yedim. bir çay, elma, küçük bir neskafe. taşınmak çok hoş bir şey. ya da sürekli gezen bir yapı ne hoş olur.

21 mart

sabah pıtırcıkla çıktık, onu eve bıraktım. sabah iki kız öğrenci vardı. gelirken şüheda hanımla karşılaştık. gene de çoğu kişiye göre çok hoş biri. lisedeki gibi. öğlen tansaştan birşeyler alıp eve gittim, masanın camını paketlemeye çalıştım. gelirken merdivenlerde bedriyle karşılaştık. benimle pek ilgili neler yaptığımı filan sordu. bu ara biraz sıcak yapı oluşturmaya çalışıyorlar. ümmü gelince biz çıktık, o gitti. birkaç öğrenci daha geldi. kataloglardan sanatçı işlerini gazetelerin üzerine akrilikle deneme yapıyorlar. yüksek lisanstan melekle rahime geldi. onlarla dışarda çalışmayı düşünüyorum. dışarı çimenlerin üstü yaş diye arabayı dekanlığın önüne bırakıp kantinin dışında oturduk. konularını tartıştık. rahime kadın sanatçılarla ilgili, melek bianeller, özellikle istanbul bienalinin türkiyedeki sanata etkileri ile ilgili araştırma yapıyorlar. biz otururken bir ara arabamdan su içmeye gitmiştim, ferda feryalla konuşuyordu, makam arabasında ben bakmadım hiç, onlar da bakmadı. zaman zaman emin bey de bir sürü kişi de dahil benimle arkadaş olduklarına dair, konuştuklarına dair imaj yaratmaya çalıştıklarını düşünüyorum. insanlar ben yüzlerine bakmasam dahi aynı kişilerle konuştuğumuzdan kaynaklı sanırım merhabamız varmış gibi davranıyorlar. tuhaf. bir zaman kazanmaya çalışıyorlar, ne zamanı bilmem. kime ne kabul ettirmeye çalışıyorlar, ya da dize getirilmeye çalışılan nedir? elde ettikleri şey, benimle ilgili olarak, hiç ilgimiz olmadığı halde ilgimiz, merhabamız, arkadaşlığımız varmış gibi davrandıkları kadar olsun. ben yokken evime girmeleri kadar olsun, sahtekerlıkla başkalarıymış gibi oldukları kadar olsun. yani benim ruhani gönül kapım değil, herhangi birinin, hırsızın vesairenin elde ettiği mal kadar olabilir. gerçek olan insanlara yaşam kazandırmaktır. özgür olmaları, kendi istekleriyle iletişim kurmaları. biz tartışırken onur geldi, onun da yüksek lisans dersi varmış. tanıştılar, oturduk. 4 de hep birlikte kalktık. ben biraz evde uğraştım. bambu masanın camını sardım. çamaşır yıkadım. kirli getirmek istemiyorum. çocuklara da bir sürü şey ayırdım. pıtırcığı aldım geldim. annem eşyaları nereye nasıl koyacağımızı düşünüyor habire. bana kalsa kullanımda olanların ve bazı özel olanların dışında hiçbirinin önemi yok. ya benim resmen huylarım değişti, yaşama bakış açım yenilendi, tarzım değişti, çevremdeki çoğu şeyden koptum yani. çok da memnunum bu durumdan. kendimi daha özgürleşmiş buluyorum.

22 mart

sabah pıtırcıkla eve gittik. bütün çamaşırları yıkadım. öğlen okula gittim. 46 saat derse gelmeyen bir öğrenci gelmiş, sevgilisiyle beraber, geçen dönem de bana sorun yapmışlardı. ümmü hanıma yolladım. sonuçta devamsızlık 25-30 saat gibi bir şey, şutladım gittiler. diğer öğrenciler biraz daha iyi çalışmaya başladılar. bugün pıtırcığa genta 20 vurdum bir tane, kaçtı gelmek istemedi hiç. evdeki mamalardan yemişti gene kusmuş. bütün mamaları attım. yeni mama alacağım artık. yarın sabah erkenden taşımak için gideceğimizden bu gecelik evde bıraktım. birileri hala başkalarının üzerinden bir şeyler kanırtıyor gibi geliyor bana. akşam üstü evsahibi ile konuştuk. pencereye kiralık yazısı asacakmış, benim öğrenciler de ev soruyorlar demiştim. cumartesi bir konuşalım dedi. iyi bir sorun yok. bir iki komşu oh be der havalıyken bazıları baya bozuk havalı duruyor gibi. insanlar ellerinden bir şey gidene kadar kıymetini bilmiyorlar. bence gerçek cehalet bu. sahip olduğun şeyin ya da şeylerin gerçek değerini bulmak, ne bir eksik ne bir fazla. neyse bazılarının da avcılık ve atıcılık derneğinde ve torunlarına anlatacak bir şeyleri olacak. kendi özgül değerini bulamayan, arama gücü bile olamayan bazı kişiler de belki yaşadıklarının farkındalaşmaları için gerekli bir şeydir bu. kendilerini başkalarının hayatına endeksleyerek yaşayan insan sürüsü. başka türlü varolduklarının farkına varmıyorlar ki. sonra da bize kızıp, bozum oluyorlar. önce bir herkesin hayatı kendine aittir demeyi öğrensinler, evrensel varoluşun insana canlılara verdiği değeri görsünler, sonra kabı duayı anlayabilirler. neyse artık herkesin kendinedir bazı şeyler. belki tanrı bizimle anadolunun kabulü değerlerinin sınamasını yapıyordur. annem bugün çarşamba pazarından balık almış.

23 mart

kamyonetle bakkal ali ve mustafa bir sefer daha eşyaları taşıdılar. artık ufak tefekler kaldı. onları cumartesi öğrencilerle taşırız belki. öğrencilere ayırdıklarım kaldı. bazı porselen tabaklardan ablama ayıracağım. burayı biraz yerleştirdim. biraz sıkışık ortalık ama, annem pek bir şey attırmak istemiyor. yine de işe yaramayan bir sürü şeyi atmak istiyorum. tedavülden kalkmış kitapları da sekaya filan göndereceğiz. ayak altında kalmasın diye bugün de pıtırcığı öbür evde bıraktım. sanırım pazar günü bir ev maceramız daha bitecek. artık ev değiştirmekten çok gezmeler yaşamak düşüncesindeyim. inşallah. herşeye rağmen hayat devam ediyor. "hepimizin tanrısı aynı" çok yıllar önce, ortaokulda olabilir, okuduğum bir kitabın içinde geçiyordu. dünya ile ilgili, ortadoğu kaynaklı ve bütün herkesle ilgili, batı dünyası filan değişik dinlerden insanların birarada olabilmesiyle ilgili bir macera kitabıydı. mario simmel tarzını andırır gibi hatırlıyorum. bu laptopu almakla bence hayatımın en iyi kararlarından birini vermişim. umarım hep böyle düşünürüm.

24 mart

dersler geçti. pıtırcık iyiydi aldım geldim. yarın ademler gelecek. akşamüstü çıkışta barış b ile karşılaştık. biraz konuştuk. kitaplarla ilgili filan. ona da ademleri (özgür gündemciler) halledecek dedim. öbür barışa (ikisi teyze çocuğuymuş), hepsiyle son görüştüğümüzde yanıma oturan tuncelili çocuk için (aile durumuyla, gereksinimi olabilecek şeylerle ilgili) mesaj çektiğimi, barışın hiç bir yanıt vermediğini, arayıp sormadığını, ben de kürtlerle halledeceğimi söyledim. o da "bizdense onlarla iş yapmak daha iyidir" dedi. kendilerinin gücü yokmuş.

evdeki tabakları bardakları da vereceğim gelen çocuklara. annem ayrı bir sorun. eşyadan başka düşündüğü yok. ben bunlara gözlerini toprak bile doyuramaz diyorum.

25 mart

laptopumun dış kapakları çizilmiş. neyse yine de işlevini yerine getiriyor. bugün çocuklar geldi. üç genç, üçü de kürtmüş. evdeki birşeyleri alıp gittiler. adem özellikle yatak için laf ediyordu. alın sevgililerinizle yatın deyince pek hoş gülüyorlar. yarın gene gelecekler, mutfak eşyaları ve benim bazı eşyaları taşımama yardım edecekler. ben poşetlere doldurduğum bazı şeyleri getirdim. sabah pıtırcıkla giderken biraz panik yapıp çantadan atladı kaçtı. zor yakaladım. onun için özel bir kedi çantası bulsam iyi olacak. evsahibimle konuştuk, eşiyle beraber çorba, kahve içtik, iyiler. ben öğrenciler gelene kadar geçenlerde kipadan aldığım bir şişe fransız şarabı içtim. sigara içtim. ateşim yoktu, alt kattaki yadigara "ateş almaya geldim" diyerek, sigaramı yaktım. sonra ucuca ekledim. uzun bir zaman içmeyeceğim için, son bir defa içmiş olayım dedim. evde 10-15 şişe içki filan var. öğrenciler alıp gidecek.

26 mart

evi boşalttım. annem kuduruyor. benim bıkıp yeni ev bulmam için yapmadığını bırakmıyor. bağırış çağırışız. sabah bir posta söylendik. evden getirecek olduklarımı da getirmedim. şofbenimi (ki benim için özeldi) tencereleri, tabakları bardakları ne varsa öğrencilere verdim gitti. çocukların evlerine götürdük. saksıların yarısı gitti. aşağıya inince biri gelip alıp gitmiş, iyi oldu. bana fazla kalmadı. öğrenciler bir kaç saksı aldı, evsahibine verdim bir kaç saksı. annem akşam demediğini, yapmadığını bırakmadı. bende dedim. mukaddes hanıma telefon. yüz bulamadı tabi. ablam onu ister mi. bu onun yanından ev bul diyor, o burdan bul diyor. ben "çeker giderim, beni burda tutacak herhangi bir şey yok" dedim. yeteri kadar sömürdüler. çok ilgileniyorlarsa, onların da annesi, bana laf edeceklerine alsınlar biraz da onlar ilgilensinler.

27 mart

annemle iki gündür fena cebelleşiyoruz. iyi ki önceki yıl kuduz aşısı olmuştum, diye espri yapırorum. sabah 4 çuval kitabı mustafayla arabaya koyduk, satmak için adem (öğrenci)e akşamüstü götürdüm. satarsa paylaşacağız. bazılarını alacaklar. türk tarihiyle ilgili koca bir torbayı da üniversitenin kütüphanesine bıraktım. ordan geçen iki öğrenciye taşıttırdım. nasıl olsa öğrenciler yararlanacak. mustafaya yardımları için 50 ytl verdim, taşınırken 70 ytl vermiştim. anneme sölememesini rica ettim. yeteri kadar sorunumuz var zaten. enfeksiyon bölümüne sevk aldım. burnum için bir daha görüneyim bakalım. yarın salı 3 ten sonra 9 eylül e gitmeyi düşünüyorum. pıtırcığa daha rahat taşıyabileceğim bir çanta almam gerekli. okuldan ablamla konuştum. annemle birlikte kalmamız gerekliliği durumunu. o da destekleyecek. yeni iş bankası master kart çipli geldi. akşamüsü beyaz kantinden iki ayvalık tostu, bir ayran aldım. kendiminkini yedim, anneminkini getirdi. o da duruma alışmaya başladı, ama komşularla, tehdit edildiğim için geldiğim gibi bir şeyler üretilmeye başlanmış. sanırım o da geçer. gelince birlikte telsim faturamı ödemeye gittik. telefon dış hatlara kapatılmıştı.

28 mart

annem kudurmaya devam ediyor. şımarık, çirkef ne yapabilirse yapıyor. tam sidikli kontes. ablam onu istemiyor. ama hepside bana yükleniyor. ablamın 3 evi varmış. niye ona bardak ayırmamışım. tabak ayırdım dedim. benim bir evim var. anamla beraber oturalım diyorum. niye evime gelmişim diye kızıyorlar. annem beni nasıl kaçırabilirim diye uğraşıyor. aslında şu ara bir kaç aylığına ingilterede filan dil kursuna gitsem, ne güzel olurdu. hem dinlenmiş olurdum, hem de buradakiler bensiz hayatı bir denerlerdi. şimdi ablamda, bu gece onda kalıyor. bir ara şükran hanım kapıdan baktı gitti. ablama benim annem için şartlarım bu, başka alternatifin varsa sen de kızısın dedim. yanına istemiyor. okulda öğrencilere dosyaladığım hemen hemen bütün fotokopileri dağıttım. hastaneye gittim. daha önce muayene olduğum hale hanımın arkadaşı fatoş hanım yoktu. hale de yoktu. romatolojiye kaydımı yapmadılar. bende agmentin, flucan, teramisin c sandoz aldım, geldim. akşamüstü kipa bornovaya gittim. pıtırcığa çanta baktım, yoktu. bilgisayarla ilgili cd ye kayıt ve açılınca sol üstteki beyazlığı soracaktım, pek ilgilenmediler. cumartesi sanırım bir daha gideceğim. pıtırcığa da doğru dürüst bir taşıma çantası alsam iyi olur. çok hapşuruyorum. iyi bir grip olmuşum. antibiyortikle birlikte burnumun üstüne teramisin sürmeye başladım. aslında doktorlardan çekiniyorum. çünkü bana 2 kutu iyi gelmeyen tavanic içirdikten sonra şişlik başlamıştı. bakalım biraz daha bekleyelim bakalım.

29 mart

sabah geç kalktım. duş alıp saçlarımı boyadım. iki üç gündür bir sürü şeyi dağıtıp atıyorum. okulda öğrencilere bir sürü biriktirdiğim fotokopileri dosyaları dağıttım. ortaya koyuyorum, çalışmak için almak isteyenler alıyor. resim sınıfındakilere dağıttım. bugün güneş tutuluşunu izledik. öğrencilerle beraber. resim dersi öğrencilerimle, bir ara gündemcilerle, oradayken yaşarın karısı necla geldi çocuğuyla -yeni doğan çocukları baya büyümüş. "yeni çocuğunuz bu mu deyip, benimkiler de bunlar" dedim özgür gündemcilere, çocuklar baya şaşırdı hoşnutlukluydular. sonra bir ara onların masasına oturdum. poyraz ve namık beyle oturuyorlarmış. bugün benim bilim teknikten aldığım tutulma gözlüğümle baya çok kişi, öğrenciler filan güneşe baktık. hoş oldu. kütüphaneye verilebilecekleri gönderiyorum, götürüyorum. okula pıtırcıkla gidiyoruz, geliyoruz, alışacak. ona bugün amazon.com.dan çanta ısmarladım, yanlışlıkla iki tane iyi ki değişik ısmarlamışım. silemedim. bakalım ne zaman gelir. annem öğlen geldi. ben okul saati gelince çıktım. akşam üstü amazondan ısmarladığımı silmeye çalışırken, müstahdem geldi, çıkmak durumunda kaldım. annem şükran hanımlardaymış. gripliyim diye gitmedim. ben çıkarken karşı dairedeki semanın kocası kenan bir başka adamla konuşuyordu. adam trabzanlara dayanmış, "şöyle geçermisiniz "deyip, aralarından geçmedim. pıtırcık huzursuzlanıp duruyor. ben onlarla merhabalaşmıyorum bile. bazı insanlar zorla ben apartmana girer çıkarken karşılaşmak için, görmek için çaba gösteriyorlar, ben de başka yerlere bakıp, başka şeylerle ilgilenip, kıyılarda oyalanıp sonra geçiyorum. sonra annem geldi, mustafa geldi kömürlüğü düzeltip bazı eşyaları daha yerleştirdi. çevremde gözlediğim tuhaf bir durum, okulda, burda, yolda, bir sürü kişi sanırım bana ilişkin bilgilendirilmiş gibi, sanki ne yapılacağını tartışıyorlar, sinik emir bekliyorlar, bir yandan birileri hop oturup hop kalkıp günümü gösterme hayalleri kurarken, korku bokuna da sahipler, bir de biryerlerden avanta beklentililer. sanırım çoğu kişi onursuzlaştırılmış oldukları için, insan onuruna, gerçekten tanrı inancına uygun davranış gösterme cesaretinde bulunamıyorlar. şimdiye kadar ürettiklerinden tc ye utanç çıktı ya, bakalım bundan sonrakinden ne çıkacak. dua ediyorum, tanrı anadolunun türklüğü kabulünü bana yapılanlarla değerlendirsin.

30 mart

sabah annem erkenden hastaneye gitti. iyi denirse başka eve çıkacaktı. ablamda kalınca biraz çenesini tuttu. yanlarına istemiyorlar. utanmadan bana sorun yaptırtıyorlar. ayda yılda bir görmekle anaları oluyor, iyi oluyorlar, ben her an kadına koşup, bindir arabana gezdir, kipaya markete götür, kendi kartınla öde, evinde oturt, kendin kirada otur. yine de suçlu ol. anamın bankada 11-12 milyar parası var. gene de parasını bana harcamış. en düşük asgari ücretle neler yapmış kadın. yetti artık. tanrı herkesi, herşeyi denedi. hiç bir yükümlülük duymuyorum. öğlen gene evden bir kaç torba okula götürdüm. tc insanına sanatçısına sahip çıkıyor. resimlerimi şasilerinden çıkartmak zorunda kaldım, kitaplığımı dağıtmak zorunda kaldım. bir sürü ilerde önem taşıyacak şeyi atıyorum. insanlar birkaç tencere, bardak, tabak lafı ediyor. mukaddes hanımın 3 evi varmış, niye bardak ayırmamışım. anasını oturtacak yeri yok. annem ablama misafir gibi gidip geliyor. yıllardır benim evimde 15 yıl gibi. benden kötüsü yok. "ben öldüğüm zaman eşyalarımın öğrencilerime, ihtiyacı olan halktan fakir insanlara dağıtılmasını isterim" diyorum, dinledikleri anladıkları yok. yada anlamazlıktan gelmek işlerine geliyor. öğlen pıtırcıkla okula gittik. bahçede gençlerin kızıldere anması vardı. biraz dinledim. bugün yazın ingiltereden aldığım munzur suyunu açmıştım okulda. sonra çocukların yanına gidip bir bardak çaylarını içtim. arş. gör. sinan askerden gelmiş karşılaştık, çocukların çayını içmeye gelmedi. söyledim çocuklara, cevdet bağca türkü söyledi. sonra odama döndüm. okuldan internet daha uygun oluyor. uzun konularda okulun internetini kullanıyorum. pıtırcıkta alışıyor. çantası da gelince sanırım daha iyi olacak. bir ara benzinlikte arabamın tekerlerini şişirdim. kendim yapabiliyorum artık. akşamüstü çıkışta fotokopici uğur yemek yeri yapmış dükkanını. fena değil, arada gidilebilir belki. bayanlar çalışıyordu. geldim. ali bakkala ekmek almaya gittim. karısıyla kızıyla tanıştık. ali bakkalın benim eşyaları taşıdığını biliyorlar. kızı bölüm seçecekmiş sordular, yeteneği, bilgisi, becerisi hangisine yatkınsa onu tercih etmesini, başarı şansının yükselebileceğini önerdim. ali bakkal geldi sonra. apartmana girerken bir kadın annemin sabihada olduğunu söyledi. kapıdan konuştuk. o da yeni gelmişmiş. çay içiyorlardı. ben girmedim. gelip bir duş aldım. ocağa kuru fasulya koydum. ben duştayken annem geldi. çamaşırlarımı makinaya koydum. yıkandılar. bazı şeyler annema sorun oluyor, bakalım aşacağız artık. sonra o yokken yıkamaya giden halıları sabihaya bırakılmış, onları aldık geldik. şimdi de dizilerini seyrediyor. (31 mart, geçen yılki öğrencilerden güney bir ara odama gelip gitti. konuştuk biraz. ara da bir onu da gönderiyorlar. aslında devlet böyle kanırta kanırta beni iğrendiriyor. en az bana yaptıkları kadar hatta daha fazla kendileri türklük aşşağılanıyor. böyle yapacaklarına bu kadar aşşağılık bir görüntü sergileyeceklerine beni biraz gönderip dil kursu filan, buraları türklüğü özletseler, hem daha insancıl, hem daha kazançlı olacaklar. işte faşistlik sinmiş içlerine. insancıl çözüm arayacak kapasiteleri nerde ki. tanrı bana yaptıklarını ve yaptırdıklarını türklüğün görüntüsü, varlığı olarak sergilesin. inşallah.

31 mart

sabah sanat eserleri inceleme vardı. geçen hafta ümmü'nün "mazlum, zor para buldu, geç kayıt oldu, mazereti var. al dersine dediği" havva isimli kız, gelmedi. söyledim. "devamsızlıktan kaldın dersin" diyor. insanlar mahsus birşeyler mi yapıyor ne. öğrenciler film filan izlediler. bir sanatçı inceleyecekler, bir film incelemesi olacak. öğlen migrostan bir şeyler aldım. sonra ta alsancaktan dolaştım geldim. öğleden sonraki grup lütfen gelme ayaklarındalar. izlediğim kadarıyla öğrencilerin çoğunun dersle, bir şeyler öğrenmeyle ilgilendikleri bile yok. başkalarına da yapıyorlardır, ama kesinlikle bana özel idari, asker, polis, yöneticiler kaynaklı özel düzenlemeler yaptıkları izlenimi ediniyorum. doğal olan insan ve öğrenci çok az. tanrı bu şekilde kasıtla yaptıklarını ve elde ettiklerini içlerine sindirmesin, hayrını görmesinler. öğlene doğru bir ara ümmüyle konuştum, evle annemle ilgili, birileri rahatsız oldu. kendi senaryolarının bozulmasından rahatsız oluyorlar. onlar da ev almakla ilgileniyorlarmış. akşam geldiğimde annem sabiha ve şükran hanımlarla oturuyormuş. hemen kalktılar. şükran biraz otursa sorcaktım. "benim tehdit edilip geldiğim" lafı nerden çıktı diye. herkes hertürden, pkk cı mafyacı arkadaşları var diye korkuyor benden. sanırım birileri benim rahatsız edilmem amaçlı balon yapıyor. insanlar korkmadan rahatsız etsinler amaçlı çalışıyorlar. ee bizimkiler de boş durmuyor tabi. görünen köy kılavuz istemez. ucuz kahramanlık ayaklarıyla, salağa getirilmiş insanlar yaratmaya çalışıyorlar, yine de kaynak belli. sinmeyecek. tanrıyla kutsal değerlerle olan bütün ilişkilerimle duam tanrı anadolunun hatta dünyanın türklüğü kabulünü bizzat tc nin bana (bu mukaddere) yaptıklarıyla karşılık versin. tc nin bana yaptıkları, yaptırttıkları ve yakıştırdıkları herşey türklüğün görüntüsü ve varlığı olsun. okula bir ara devrim geldi, özgenin kardeşi, biraz tedirgindi. özge telefonuma ulaşamamışta onu istedi. beyaz kantinde sınavlar döneminde fişini ödediğim, capuccino, neskafe, çay aldık, biraz oturduk. onun yüksek lisanstan arkadaşı gelince kalktım. çayı da alıp çimenlere döktüm. biraz önce özge ev numaramı istemiş mesajla, yolladım aramadı. bir şey seziyorum. bir kaç gurup aralarında anlaşmışlar, duruma göre birilerini gönderiveriyorlar. devletin resmi devrimcileri de buna dahil. ümmünün yanından lanet okuyarak çıkmıştım, hemen devrim okula gönderildi. öğlen sevgi halıdan erkan geldi, okuldaki halıyı aldı gitti. pıtırcığın çantasını kart çalışmadı diye mail gelmişt, yine yazıp yolladım. bakalım ne olur.

1 nisan

sabah annemle bulaşık makinası dır dırı yaptık. mustafayla yerleştirecektik. zır zır. sonra ben duş alıp çıktım. sık banyo yaptığım, giyeceklerimi çıkardığımda yıkayışım hep sorun. aldım pıtırcığı bilgisayarımı göstereceğim diye kipaya gittim. kipa da hp ciler yoktu. geçen gün sattığımız mal bizi ilgilendirmez diyen genç vardı. ona sormadım. müşteri hizmettekilere sordum. hp yardım bölümünü arayın, diye tlf verdiler. yazdıklarımı cd'ye kaydedemiyorum. bir de açılışta welcome yazısı varken maviliğin sol üst köşesinde 8-10 cm kadar yuvarlak bir beyazlık oluşuyor. onları soracaktım. pıtırcığın arabaya konulan kum plastiğini aldım. dikdörtgen şeklinde. sanırım daha rahat olur. ordan koçtaşa gittim, bulaşık makinasına su çıkış hortumu, lavabo techizatı aldım. pıtırcık arabaya biraz daha alışıyor. bir de kucağıma gelmemeyi öğrense -araba sürerken. yollar çok kalabalıktı. sonradan anımsadım. bizim öğrenciler eylem yapacaktılar. konakta. belki de ondandır. geldim. pıtırcık biraz bahçede kaldı. annem de aşağıdaydı. gelirken shellden benzin alıp arabayı car wash yapmıştım. içi de çok kirliydi. elektrik süpürgesini indirdim. uzatma kablolarıyla arabayı süpürdüm. bagajı filan. bir kova su alıp iç temizliği yaptım. bu arada biraz pıtırcığı peşinden koşup, baktım kapının önünde bekliyor. onu eve bıraktım. pınar bir bardak çay ikram etti. "yorulmuşsundur" diye. tüy toplama rulolarıyla koltukları temizledim. arabanın zeminine serilenleri banyoda yıkadım. araba baya temizlendi. annemin bisikletine biniyoruz, benim twist & shape balkona çıkardım, kullanıp sonra balkondaki sedirin altına sürüp, yerden tasarruf edebilirim. şu ara en büyük sorunumuz bu. yer muhabbeti. salondaki kutu kutu kitaplık giderse biraz daha durum iyileşecek. ablam alır belki diye gelmişti. bakalım ne yapacak. ben kitaplığımı dağıttım, resimlerimi şasisiz bıraktım, insanlar tencere, bardak, tabak sorunu ediyorlar.

2 nisan

pazar çöp atmanın, arabanın yıkanan şeylerini sermekten başka dışarı çıkmadım. annem pazara gitti geldi. arada bir zırvalıyor. bensiz olamayacağını biliyor. işkesiyor. herkes gibi itaat ettirip kullanmak. başka becerileri yok. demek ki insaniyet olarak sıfırı tüketmiş insan sürüsü, özgür olamadıkları, bu şekilde olamayacakları belli. başkalarını sömürüp askıntı olarak yaşamak işlerine geliyor belki de. işin kötüsü çok fazla insan bu durumda. herkes, ortalık berbat durumda, insanlar varoluşlarını gerçekleştirmek için haysiyetsiz yaşamayı sindirmiş durumdalar. benim gözlemlediğim kadarıyla bütün türk halkı sidikli kontese dönüşmüş durumda. herkes birbiriyle kakışıyor. görüntü ve biçimin dışında değer taşıyan bir şey yok sanki. cem karacanın deyimiyle bindik bir alamete gidiyoruz kıyamet. merhamed duygusunu yitirmenin getirileri herhalde. annem bir ara şükran hanıma gitti. sabihaya yönetici parasını ödedi geldi. 19.30 gibi ibrahimler hollanda'dan aradı. telefon sorunluymuş 3-4 kere aradılar. internetle konuşalım demişler, bilmiyorum dedim. güzide teyzeylede konuşmuşlar. ben "yazın yanlarına gidelim" deyince telefonları kapandı. bir

daha aramadılar. özge aradı. geçen gün devrimle konuşmuştuk, telefon vs.

3 nisan

sabah pıtırcığı alıp okula gittim.9.30-10 gibi. sonra rektörlüğe gidiyordum. bizim özgür gündemci çocuklar, kitap satışıyla ilgili "hocam bir ara konuşsak" dediler. onlara rektörlükten dönünce görüşelim dedim. arabayı rektörlüğe bıraktım. heryere manyetik kart koymuşlar. tuvalete başkasının kartıyla girdim. bir yandan da güldük tabii. pıtırcığa çanta bakmak için amerikan pasajına gittim. ginko bilobao ve bir vitamin komplexi aldım. kedi ürünleri deniz akvaryumdaymış. biraz ilerde. ama çantalar hiç güzel değildi. amazonunkiler daha güzel, onun da kredi kartı bağlantısı yapamıyorlar. dönüşte uğurun oraya uğradım. o da beni görünce geldi. geçen gün sormuştum. iki bayanla fotokopici yerine yemekle ilgili bir yer açmış. bayanlardan birisi sevgilisiymiş. bana güzel bir salata hazırladı. 3 milyon ytl. yemekler 3,5 muş. doğum günüymüş. okuldaki mumluklardan 3 tane koydum. bir sürü mum, bir kaç tane de tütsü akşam üstü çıkarken sevgilisine bıraktım. salata yerken biraz konuştuk. okulun yapısını onlar da biraz tuhaf buluyor. öğrencilerin derslere istedikleri gibi girip çıkmalarını filan. valla onlara da "polis okulunda mı nerde hocalık yapıyoruz, karıştırıyorum" dedim. dönüşte ademi gördüm. bölüme geliyordu. konuştuk. bir kaç yere sormuş, en uygun fiyat veren karşıyakadaki kitapçıya bir torba götürmüş. cumartesi diğerlerini de götüreceğiz. devlet neredeyse bütün kürtleri terörist ilan edecek, ama o çocukların bana bakışı saygısı gerçekten çok fazla. hatta sevgi saygı ilişkimiz var. sanırım karşılıklı güven duygumuz oluşuyor. ben yaşadığım, yaşatıldığım -ki ne yazık ki hemen hemen çoğu, faşist tc kaynaklı ve tescilli- bir sürü kötü, aşşağılayıcı kasıdlar içinde sıkıntılarıma dayanma gücü veren bu çocuklara minnettar kalıyorum. bu arada yine tc de benim kadar zor şartlarda yaşayıp, faşistlere ırkçılara karşı mücadele etmeye çalışan, demokrat olmaya çalışan, insancıl olmaya çalışan kişilere de allah yardım etsin diyorum. annemi aradığımda ablamla oturup çay içmeye hazırlanıyorlarmış. valla dörtbuçuk sıralarında ayrıldım okuldan. geldiğimde ülaka hanım şükran hanımla oturuyorlarmış. sonra şükran gitti. nurten hanımların elektriği kesilmiş. buzdolaplarını boşaltmaya gitti. içindekileri karşıdaki semayla paylaşmışlar. allah biliyor ya o insanlar, kesinlikle annemi sorun yaratma amaçlı kullanıyorlar. yıllardır. bu kadını yakınlık, komşuluk, yardım ayaklarıyla pis bir şekilde çirkef davranışlara yönelterek -bizimki de kendine sahip olamayan aptal türk halkının numunesi- ki arada devlet adamı olduklarını söylüyorlarmış, kadını, yaşlılığını onlara olan güvenini kendi çocuklarına düşman edici şekilde fitliyorlar. vebali oğulları serhatla semihin üstüne olsun. bu annemi böyle çirkef davranışlara sürüklemeye çalışmaları da faşist ve ırkçı tc.cilerin allah sonsuza kadar utancı yapsın. akşam üstü bir tartıştık. o nurtenin eviyle ilgilenirken eniştemle konuştum. o da eşyalarını bir odaya koy dedi. yani kadının azgınlığını dünya biliyor. artık "çekip giderim" diyorum. faşist ve ırkçıların düzmecelerinden bıktım. annem de huzurevine gidecekmiş. tc kendi halkına yaptığı aşşağılamayı nasılsa kendi bayrağında taşıyacak. bana, mukaddere yaptıklarını da tanrı anadolunun türklüğü kabulü üzerinde değerlendirecek. türklük bizi aşşalıyorsa, anadoluda işi bitsin. demokrat insanca çözümler üretenler gelsin. artık tek tip, tek ırk dünyanın yeni yapısına zaten hiç uygun değil. önemli olan insana insan onuruna yakışır bir sistem kumaktır. diğer bütün sistemlerin değişmesinde bence bir sakınca yoktur. annem benim devrimci arkadaşlarıma filan laf edip duruyor. aydemire filan pis pis, çevrede bir takım pislikler "terörist arkadaşları var" diye daha önce tedirgin olduklarını söylemişler. beni arkadaşlarımdan uzaklaştırıp, istedikleri gibi at oynatmayı hayal ediyorlar. valla varlar. her türden arkadaşım var. yeri gelir hesap çıkar. ayrıca tanrının hesabı anadolunun türklüğü kabulü üzerine. benim naçizane isteğimi aldı. lütfen herkes insan gibi davranmayı öğrensinler, yoksa hiçbir zaman hayvanların kalitesine ulaşamayacaklar. yaşlı, aldatılmış, yalnız insanların eteklerinin altına sığınmasınlar. belki şerefenin anlamını öğrenirler. anamın yakasına yapıştım. aslında onu bu hale düşürenlerin yakasına yapıştım. faşist ve ırkçıların. söylenen aşşalık şeylerin gideceği yeri gösterdim. sonra mustafa geldi. benim salondaki eşyalarımı bu küçük odaya aldık. annem resimlerime göz koydurulmuş, çöp atsak, yaksak filan diyor. birileri resimlerimin kazanacağı değer korkusuna fitliyor belli. tepem attı. gerçekten türkiye amerikan uşağı, mandası olmayı ve amerika tarafından yönetilmeyi hak ediyor. kendi insanını nefret ettiren bir yapının kimseye hayrı olmaz. insanlarının düzeyini yükselteceğine, zavallı duruma düşürüp kazanç sağlamaya çalışmak suçtur. faşist hitler yönetimi de aile üyelerini kullanarak bir sürü insana zarar verdirmişti.

4 nisan

sabah çıkıp gittim. pıtırcıkla. "hoşçakal anne" dedik gittik. okulda otoparkta, adnan semenderoğlu adındaki öğretim üyesi beni arabamın yanına park edip, günaydın vs. laf atıp konuşmak istedi. bakmadım. gene de ısrarla günaydını sürdürdü. "hey sana söylüyorum" gibi seslendi. "değil" dedim. bozuldu. "günaydın değil ve ben kimseye günaydın demek istemiyorum" bozuldu. tartışmaya kalktı. aldım pıtırcığı çektim odama gittim. melikeyle gül vardı. onlarla konuştum, anlattım. sonra çocuklarla internetle gugenhaim ny müzesinde sanatçı resimlerini izledik. bir iki kişi daha geldi. ara verdik. tansastan meyva yoğurt ekmek vs aldım. öğlen odamda yedim. öğleden sonra daha kalabalıktı. çalıştı çocuklar. ben biriktirdiğim bir sürü şeyi sanatla ilgili şeyleri filan dağıtıyorum. biraz hevesleniyor gibiler. sabah birkaç mumluk filan verdim hoşlarına gidiyor. ümmü hanım biz müzelere bakarken bana içinde kart olan zarf getirdi. kipa kartıymış. biraz sararmış bir kağıdın içinde geldi. tarih yoktu. yeni mi eski mi anlamadım. önceki kartımla birlikte kipaya gittiğimde soracağım. internete girerken kablo yetmedi. ümmü elektrikçiye sor dedi. telefon açılmadı. bilgisayarcılar verelim dediler. önce göndereceklerdi. sonra yarın bir öğrenci gönderip alın dediler. annem güne gitti. hayriye, nudiye, ayşe, annem oturmuşlar. ben beşe doğru geldiğimde yoktu. altıya doğru geldi. mustafaya söylemiştim. geldi bulaşık makinasını benim odaya aldık salondaki kitap dolaplarını koridora sıraladık. salon biraz düzene girdi. benim oda biraz karışık . olsun. ayıklamalar yapıldıkça düzenlenecek. gereksiz herşeyi atmak istiyorum. hafta sonunda bulaşık makinesini bangonun altına monte etmeye çalışacağız mustafa ile. belki perşembe de yapabiliriz. ayrıca hafta sonu ademle karşıyakaya kitap götüreceğiz. sağolsun çocuk ilgileniyor. annem akşam üstü mustafanın yanında biraz dı dı etti. bir ara mustafanın karısı pınar uğradı. biraz düzene soktuk ortalığı, annem daha sakin. aslında beni hep merak ediyor. birlikte daha iyi olacak. inşallah bunu farkeder. daha sonra biraz daha büyük bir ev alma, takas etme gibi emeklilik filan gibi yaparız. inatlaşıyor, kanırtıyor, saf onun bunun ağzına bakıyor. kendi çocuklarıyla düşman gibi oluyor. biraz da bizi sürekli sorunların içinde tutmak isteyenlerin denetimi var gibi geliyor bana. annem benim odada tv seyretmeyi tercih ediyor. akşam üstü çıkarken 3-4 yıl önce mezun olan çiçek isimli öğrenci sergi davetiyesi vermek için geldi. fikret, dürdane, neslihan filan vardı. iyi çalışıyorlardı. çiçek, öğretmenlik yapıp, askeriyede resim dersleri veriyormuş. yanında bir genç vardı. fazla konuşamadık. davetiyesini öğrencilere vereceğimi söyledim. iyi çalışan biriydi. resim çalışmalarını sürdürüyormuş. onların sınıfı gerçekten iyi çalışıyordu. yaptıklarının yararı kendilerine. derslerde hep söylerim. "yaptıklarınızı yanınızda götüreceksiniz" diye. bugün bir ara guggenhaim sanatçılara bakarken, hoş bir espri oldu. sanatçının biri öpüş isimli resim yapmış. tabi modern. çocuklar, "kafa nerde, öpüş nerde" diye bakarken. o sanatçının öpüşü buymuş, herkes kendininkine baksın dedim. gülüştüler. bu ara "made in .." den bahsediyorum. "yaptığınız kendinizi gösterir" düşünüyorlar biraz.

5 nisan

öğlen okula gittim. pıtırcık biraz otların arasında dolaştı. o sırada eğitim bilimlerinden arzu ile duygu dolaşmaya çıkmış. biraz konuştuk. arzu tuncelili. sevdiği bir eşi vardı ayrıldılar. yine de ayrılığın hüznünden başka kötülük yok. biraz konuştuk. benim polis, ülkücü, faşist, ırkçı tc işbirliğinin sonucu olarak eşimin kullanılması sonucu çok zor şartlarda, hatta zaman zaman dost arkadaş toplantısı deyip, yediğim içtiğim şeylerin kimyasallarıyla hasta edilip doktor vs ayarlanıp ilaçlar içirilerek, yaşatıldığım hayat, karşılaştırılmaz tabii. onlar tuncelili, munzurun has çocukları, düzeysizlik yakışmaz onlara. tanrı bana yapılanları, türklüğün varoluşuna sonsuza kadar utanç olarak koysun. anadoluya türklük bana yapılanların insan onuruna yakıştığı kadar yakışsın. ben tc.nin değil ama tanrının bana yakıştırdığı maneviyatla istiyorum bunu. yaptıkları aşşağılık şeyler, türk soyunun varlığının sonsuza kadar yüzkarası olsun. türklük de bana yaptıkları kadar aşşağılansın. hiçbir insandan değil, tanrıdan ve manevi alemden, aksadan arzediyorum. yapılan aşşağılık şeyleri yoketmeye çalışacaklarına, hala saygısızlığa soysuzluğa devam ediyorlar. bunun cezası anadolu türklüğüne aksa'dan gelsin. dersime soktukları öğrencileri pis ve saygısız kullanarak da aynı pisliklerini sürdürüyorlar. ülkücü, faşist köpeği gibi kullandıkları öğrencileri dersime provakasyon amaçlı sokup, saygısızlık yaptırıp, söylediklerimi dinlemeden, doğru dürüst dersle ilgilendirmeden, uydur kaydır sorun yarattırtıp, iğrençliklerine devam ediyorlar. benim derslerimde araştırma yapmayan, derslerimde provakasyon yapıp çalışmaları önleyen, söylediğim şekilde çalışamayan öğrencileri öğrencim olarak kabul etmiyorum. o şahısların bugüne kadar derslere girseler de mukadder hocanın öğrencisi olma gibi lüksleri olamaz. bir hocanın öğrencisi olmak, onun söylediği çalışmaları yapmakla olur. kitap okumayan, araştırma yapmayan, felsefeyi araştırmayan, sanatı ve sanatçıları incelemeyen, kroki, boya çalışması, kolaj, vb çalışmaları yapmayıp, sokaktaki insan kadar sanat hakkında konuşan, ve dahası bunun için ayarlanıp hazırlanan öğrencileri kabul edemem. bazen anlıyorum ki bazı öğrencileri benim derslerime özellikle sokup, mukadder hocanın öğrencisi olma lüksünden yararlandırdılar, helal olamasın, hayrını görmesinler, aşşağılık kasıtları saygısızlıkları anadolu türklüğüne vebal olsun. beğenmedikleri kürt çocukları son derece saygılı, buca eğitimde hatta dokuz eylülde bana en çok yardım eden yüzümü güldürenler. bugün engin isimli öğrenciyle problem oldu. çocuk geçen yaz kaza filan geçirmiş, anne babası ayrı. iyiniyetli davranmaya çalışıyorum. doğru dürüst derslerle ilgilenmiyor. uyduruk kaydırık şeyler yapıyor. sanırım sağcı ülkücüler kullanıyor. kullanmasalar çocuk iyi birisi olacaktı. belli ki zaaflarından yararlanıp benim öğrencim olmasının avantajlarından yararlanmaya çalışıyorlar. okuldaki bilgisayarı, internet kablosu uzattırtıp sanatçıları, müzeleri incelemelerini sağlamaya çalışıyorum. lulea bienaline baktılar, guggenheim müzesine girdik. istedikleri sanatçıları tıklayıp bakacaklar, üniversitenin sanat bölümünün 2. sınıf öğrencisi, düzeysiz, sokaktaki herhangi sanat bilgisi olmayan insan gibi konuşuyor. anlayacak kapasitesi yok. çünkü zihinsel olarak kendini oluşturacak yorum yapabilecek düzeye gelebilecek araştırma yapmaktan acizdir. "öğretin hocam" diyor. söylediğim hiçbir şeyi yapmıyor. birşeyleri ezberleyip sanat üstüne zart zurt etmeye amade hallerde. çalışıp araştırıp konuşsa anlama şansı olur, cahil bıraktırılıp, ezberle, doğru dürüst derslere bakmadan üstünkörü geçiştirilerek kullanılıyor. işte "ey türk gençliği" atatürkün türk gençliği, ırkçı söylemler adına, mukadder hoca başka türlü harcanmış, al işte düşünüp kavram oluşturmaktan aciz, soyutu anlama kapasitesi olmayan ve daha acısı, çalışmayan araştırmaya gerek duymayan gençlik. hoca ne diyor, anlamaya çalışacağına, saygısızca ileri geri konuşuyor. bütün gençliğinin hoşluğunu cehalete esir ederek harcanan gençlik bozuntuları. tabi böylece benim gibi insanları da baştan harcatıyorlar. bunlar tanrı kavramını nasıl algılıyorlar ki? soyutu anlama acizleri. bizim bölümde iki arzu var. biri hamile, geçen yıl ileri derecede bozuk gözünden lazer ameliyatı olmuştu. kocasıyla çalışıyor. arada merhabalaşırız. hatta geçen yıl mı ne projesi üzerinde konuşmuştuk da, "ben hiç böyle şeyler düşünmemiştim" deyip gitmişti. öbürü cemile arzu cambazoğlu, geçen yıl okula gelen gsf.den zafer aytekin adındaki adamla evlendi. ikisi de sapık. sürekli benimle ilgiler, hoş aslında herkes benimle ilgili ya, karının işi gücü benle ilgili anlamsız işler yapmak. geçen dönem benim sınavımda aptalca şey yapmış. siktiretmiştim. aslında bölümde bir sürü kişi birbiriyle ilişkili benle ilgili kurgular peşindeler. benim kabul etmeyeceğim yaptıkları, hayatımı daralttıkları herşey anadoludaki dokuz eylül kavramına zarar versin. dersteki olaydan sonra onur geldi. böyle durumlarda hemen onuru devreye sokuyorlar. neyse konuştuk biraz. en azından okuyan araştıran filan bir çocuk. 3-4 yıl önce türkçeden mezun oldu, yüksek lisans ve öğretmenlik yapıyor. ona da bazı dosyaları mum ve mum kablarından verdim. aslında gençliğin hali çok berbat, ucuz kahramanlıkla, ödleklikle kendileri olma özgüveninde bulunamıyorlar. büyüklerin hali de daha farklı değil, düzülmüş türk halkının numune varlığı işte. insanlarını birbirini becerme, birbirlerinin haddini bildirtme, birbirlerini denetlettirtme, aile bireylerini bile birbirlerine karşı kullandırtmayla, ırkçılıkla varlık bulacak türkiye cumhuriyeti. hitler de buna benzer şeyler denemişti. alman halkının utanç sayfası olarak tarihe geçtilerdi ya. hoş, kavgam kitabını sattırtan bir zihniyetin nesi olabilir ki. kazanç 3 aşşa 5 yukarı hitlerinki kadar olabilir. dün gece saat 1 de kenan aradı. dayımın oğlu, amerikadan gelmiş, espri yaptık, "sapık sandıydım, ta amerikadanmış meğer, neyse ki sapık çıkmadı" diye. ona amerikaya gitmek istediğimi söyledim. yazın inşallah gideceğim. bıktım buralardan. biraz başka dünyalara bakıp geleyim. hoş dönüşte buralara iyice yabancı oluyorum ya. ama gene de başka yerlere gidip gelmek iyi olur. en azından bu monotonluktan kurtulurum. adamlar beni türklükten iğrendirmek için neden bu kadar çaba harcıyor. anlamadığım o. baskı, pislik, düzeysizlik, hasta ve kötü durumlara düşürmeye çalışma, türk insanına sundukları şey. tc tarafından hemde. yabancılar çok daha iyiler. "ben kan bağlarını önemsemem" derken haklıyım aslında. önemli olan insana sunulan yaşama saygısı ve onurudur. 1990-91 yılından bu yana bana, bu mukaddere yapılanlar, kabe de dahil olmak üzere kutsal yerlere kabulümle, rüyamda hz. muhammet'le karşılaşmamla, hz. hızır'la görüşmemle, tanrı eliyle, anadolunun türk soyunu kabulü konusuyla ölçüştürülsün. aşşalık faşistler yaptıkları pislikleri temizleyeceklerine daha benim hayatımla oynayıp yaptıkları pislikleri doğruymuş gibi göstermeye çalışıyorlar. vebali türk soyunun üstüne olsun, hayrını görmesinler inşallah.

6 nisan

dün iyi söylemişim. çok yıllar önce aklanması gereken bir insan demiştim. ben de dahil kimlerin aklanması gerekiyor acaba. bence ak parti bile türkiyeyi aklamaya yetmeyecek. bugün mustafa ile bulaşık makinasını monte ettik. maşallah çocuk gerçekten çok iyi çalışıyor. umarım iyi bir iş bulma şansı olur. akşamı ettik. ama mecburen lavabo- mermeri yüksek oldu. onun bizim mutfağımıza uygun bir mermerle değiştirilmesi gerekiyor. önümüzdeki günlerde sanırım hallederiz. ona 50 milyon ytl verdim. dün akşamüstü okuldan çıkarken bankamatikten para çekerken arabada pıtırcığı gören öğrenciler laf attı. fıstıkçı guruptan gibi bir erkek öğrenci biraz pencereden pıtırcıkla ilgilendi. yanında bir iki kız vardı. "dişi mi erkek mi" diye sordu. bende "sana ne biz sana soruyormuyuz, nesin diye" diyince "ama ben erkeğim, belli oluyor" ben "biz nerden bilelim, bak benimki belli olmuyor" deyince oradaki öğrenciler bir güldük ki. değişik masalar vardı. tiyatro masasındakiler "kadınlık bizde kalsın" oyununa çağrı afişi verdiler. para çekip geldik. bir ara sevgi- matematikteki çıkıyormuş, indi, biraz konuştuk. kırmızı bir chevrole almış. ben kadillak alacağım dedim. eski amerikan arabalarının yenilenmişlerini alacağız diye güldük. bugün 50 milyonu mustafaya verdim. okuldaki halının ne kadar edeceğini bilmediğim için 75 çekmiştim. erkan telefon etti. bulaşık makinası monte etiğimizi cumaya getirmesini söyledim. yıkamaya verdiydim halıyı.

7 nisan

sabah pıtırcıkla okula gittim. sanat eserleri inceleme. panofskynin ikonografik incelemeleri üzerinde durduk. sanatçı incelediler. kaydını geç yaptırdığı için gelen havva ismindeki kız geldi. ona devamsızlıktan kaldığını söyledim. dersleri izlemek istediğini söyledi. ona, çok iyi çalışıp araştırmalarını iyi yaparsa geçirebileceğimi söyledim. ama devam sorunu olmazsa. iyi çalışacağını söyledi. öyle yaparsa geçirebileceğimi söyledim. sevindi. teşekkür etti. öğleyin uğurla sevgilisi çağrının yerinde salata yedim. yemekleri biraz geç gelmiş diye, streslilerdi. arş. gör.cananla merih de orada yiyorlardı. sonra bir ekmekle su aldım. öğleden sonra onuru aradım. öbür bilgisayardan bilgilerin buna aktarılması için usp mi ne bir cihazla gelecekti. geldi ama işe yaramadı. hotmaille email göndermeye çalıştık. hepsi gelmedi. öğleden sonra 3. sınıflar daha benim söylediklerimi yeni yeni anlamaya başladılar. öyle söylediler yani. askeri yurtta kalan bir kızın annesi muğla öğretmen lisesinden mezun olmuş biraz konuştuk. gençler temiz belki ama yetersiz bilginin getirdiği özgüven eksikliği davranışlarında görülüyor. onur gelince tanıştırdım. çocukların arasında pek demokrat yapı görülmüyor. ne oldukları pek belli değil ya. işte ezbere bir hayatın ezbere halli türk gençleri. bari bir şeyleri araştırıp çalışsalardı. sevgiyi aradım, halıyı getirebileceklerini söyledim. bir ara erkanla yanlarında çalışan arkadaşı getirdiler. 10 ytl aldı. öğlen ademle görüştük cumartesi kitapları karşıyakadaki kitapçıya götüreceğiz. bugün derslerde baya çok konuştum. çocuklar gerçekten anlamakta güçlük çekiyorlar. soyutu, çağdaş ve yeni sanatı, kavramsal gelişim sürecini anlamakta güçlük çekiyorlar. çalışıp, okuyup, kafa yormaları gerekiyor. yapmıyorlar. üstüne üstlük benden de çekiniyorlar, etkim altında kalacakları korkusuyla, baştan uzlaşmaz bir tavır oluşturma eğilimindeler. bir kaç yıldan beri dersime giren gençleri özellikle bu tür davranışlar üzerinde etkiliyorlar. sistemli bilinçli bir süreç oluşturulduğuna eminim. gençler farketmiyor. değişik etkisi içindeler. davranışlarını konuşmalarını görünce hepsini oluşturan tarz açığa çıkıyor. güdük, anti demokratik, bilgiyi yorumu olmayan, kabadayı ayaklarlı, öz saygısız, göstermelik davranışları bir şey sanan, gerçekte öğrenme tutkusundan çok kendini beğendirme, kabul ettirme eğilimli, ezberci ve tabii ki sağcı profilli bir genç sürüsü. tek tük sol eğilimliler var. onlar da azlar. soldakilerin araştırma öğrenme eğilimi daha fazla. bana karşı çok saygılılar. bugün rahime telefon etti. haftasonu ya da salıya görüşeceğiz. istanbula filan gitmiş gelmiş. tomur atagökle, beral madra ile görüşmüş. kadınlar kütüphanesine gitmiş. baya istekli görünüyor böyle giderse tezini hazırlar. kominist suat aradı. kitapları almak için gelememiş. pazartesi alacağını söyledi. 13-14 tane kadar önemli sanat kitabını 150 ytlye alacak. 150 milyona yani. yarın da biraz bir şeyler satarsak, ademin parasını verdikten sonra, kredi kart borcumun birazını ödeyebilirim. yaza amerikaya gitmek için biriktirmem lazım. konsolosluğa online vize işlemleri için araştırmaya başladım. ama gidince bir birbuçuk ay kalmak gerekir. pıtırcığı ne yapacağım? bu önemli bir sorunum. bugün okuldan aydemire telefon ettim ev cevap vermedi. cebine mesaj çektim. haber yok. umarım iyilerdir.

8 nisan

gece bir ara<>

öğleden sonra adem gidebiliriz diye mesaj çekmiş, 2.30 gibi, pıtırcığı aldım. onu evden aldım. bir de arkadaşı vardı. iki çuval kitap. bazılarını seçip almış. ben söylemiştim. karşıyaka smiryna gittik. çalışan insanlar. yolda birisi korna çalıp aynayı gösterdi. "iyi aynasız olmadığımı biliyor, aynana bak diyor" dedim, güldük. bir ara pıtırcık çişini yapsın diye durduk. onlar sigara içti halimize sevimli gülüşlüler. kitaplara 250 ytl verdi. 50 ademe verdim. ona paylaşırız demiştim. geçen günkü kitaplardan 120 almış, onunla beraber paylaştık sayılır. biraz konuştuk orada. biri ermeni kökenliymiş, sanırım diğeri de kürttü. ansiklopedilere 150 verebileceğini söyledi. belki götürürüz gene. bir ara "hocanın esprileri" dediler. gülümsüyorlardı arada. eski kitap, dergi, gazete kokan emekçiler. çay içtik. orada çalışan çocuklar filan vardı. kitaplığımı dağıtmam biraz değişik geliyor. ama çok saygılılar. hatta duyarlılar. bu çok önemli. gerçekten bu insanlar bana karşı dostça duyarlılık gösteriyorlar.

"hayatımı dağıtıp çarçur ettiler, biraz da ben kendim dağıtayım, bakalım ne olur"

ademi çankaya da bir yolda bıraktım. annem evdeymiş bir ara zeminde oturan pavyoncunun karısı zeynep gelmiş gitmiş. eve gelirken aşağıdan pınar seslendi, biraz konuştuk, isterseniz gelin demiştim. mustafa, pınar, küçük çocukları toprakla geldiler. işsizler, aşağıda 8-10 kişi küçücük evde sığışıyorlar. bazen okulda 90-91 yılında ufuk semercioğlu ve arkadaşları mustafa toprak, rengin akboy üçlüsünün anımsanması için mi çocuklarının adını toprak kodurulmuşlar(!?) diye aklıma geliyor. bu ara o günleri anımsatmaya çalışıyorlar hep. yeni bir yaşamdan çok eski tipleri anımsatmaya çalışıyorlar, geçen gün biz onurla bilgisayara bakarken de öğrenciler sürekli susurluk ayranından bahsediyorlardı. tuhaf beni hiç etkilemiyorlar artık. kopardılar kendilerinden. başka insanlara, başka inançlara ait olabilecek- yada işin gerçeği hiç bir yere ait olmayacak kadar bir özgürleşme içindeyim. onların kazancını bilmem, benim kazancım sanırım bu doğrultuda.

sevgili mukadder sen hoş bir insansın.

9 nisan pazar

sabah sabah ülaka'nın bütün azgınlığı üstündeydi. duş alacak olmam kadını kudurttu. şimdi düşünüyorum da, kadın benim çevreye hoş görünmemi istemiyor. sanırım benim evimde kalmasını, bana iyilik olarak yaptığını anlatmaya çalışıyor. ablamlar, kimse onu yakın ilişkide istemiyor. misafir gibi gelip gidiyor. benim bunca yıldır ona olan zaafımı kullanmak istiyor. bir takım siyasi ayarlı kişilerin de işine geliyor bu durum. beni doğal çevreden yalıtarak, istedikleri yöne çekmek. umarım hiç kimse bunu başaramaz. tanrı bana özgürlüğü sunanlara, kazanç versin. annem için sanırım artık benim yapabileceğim fazla bir şey yok. davranışlarıyla beni kendisinden de özgürleştiriyor. 70 yaşında bir insan.

kızıyla otursun. yok, sorun haline getirilerek, benim yaşam dinamizmimi becermede kullanılacak. "bir insan sizi sevip değer veriyorsa, çevrenizle çocuklarınızla iyi ilişkiler içinde olmanıza katkıda bulunur. bazı inanmadığı şeyler bile olsa sizin düşman olmanıza neden olacak söylenler geliştirmez. sizi kendine esir etmek için yalnız bıraktırma yolunu seçenler dost değildir. çıkarları için sizi kullanmak istemenin başka bir yoludur bu." işte dostluk bu anlamda önemlidir. annemi yalnız muhtaç durumda bir kadın haline getirerek sürekli çevresine düşman bir insan haline getirerek elde edecekleri hiçbir şey hiç kimseye sinmesin inşallah. benim için de zor. bir duş almak için, çamaşır yıkamak için sorunlu haller yaşamak. çözümü benim 3-5 ay başka bir ülkeye filan gitmem. dil kursu vs. maddi sorunlar da yaşıyorum. nasıl olacak bilmem. benim için en ucuz çözüm dağa çıkmak, o da bunca yıldır hayatımızı zehir edenleri çok rahatlatacak. aslında ellerinden gelse öldürecekler, kim vurduya götürtmek için uğraşıyorlar. ona da tanrı izin vermiyor. gerçekten yaratıcı yanı olan bir insanı çar çur etmek tc ye özgü bir şey mi yoksa her yerde böylemi? herhalde derece farkı vardır. annem için duam, benim bana destek olan insanlara, öğrencilerime dağıttığım eşyalar, tencereler onun bu denli karatılan ruhunu yaşarken ve neresiyse mezarında hafifletsin, aydınlatsın. yaşadıkları sürece çevresindeki insanların kötü durumlarda olmalarından mutluluk duyan bir yapının varlığı gerçekten çok kötü bir durum. insanların bu hale getirildiği bir sistem, düzen değişmeli. inşallah en azından bunu görürüz. kitap koyduğum koca kutulardan birini yere çarpınca bir üstüme yürüdü. yumruk vuruyor. kutuyu kafasına çarpmışım diyor. hani sağlam insanın kafasına vursan öldürür. ittim, çekyatın kıyısında duramayınca yere oturdu. atıverdi kendini yere. yıllardır. benim kendisini dövdüğümü söylüyor. ve ben hiç dövmedim. ama üstüme geldikçe yeter diye ittim. ayrı evde eşya koyup hanım benim eşya bekçisi olarak hayat geçirmemi, ve kendisine gelip gitmemi hep sağlayıp bir takım insanların ekmeğine yağ bal sürmeye devam edecek. ben yokum. çekip gideceğim. fırsatını buldum mu. param olsa şimdi gideceğim. herkes biliyor bunu. amerika için online vize girişimi yaptım, umarım eksik bir şey yoktur. 1-2 ay gidip gelebilirim belki. sanırım pıtırcığı da götürmek durumundayım. sonra onu funda ya götürdüm. önce zırlandı, kendisi gitmek için, sonra götürdüm. kadın sürekli kakışıyor. zaten ülaka bu konuda sülalede meşhurdur. hani benim bazı ruhani mucizevi şeylerle bağım varsa kesin anneme katlanmamın büyük önemi vardır. hele bir de kasıt ilaveli ülaka, sanırım tanrı bile bana özel durumlar yapıyordur. bakalım ilerde nasıl şeyler olur. doğrudan yada dolaylı kasda kabul yok. tanrım bana direnme gücü, sağlıklı ve dürüst şeyler yapma gücü versin. ablamla 2 kere telefonla görüştük. umarım bir işe yarar. zuhal'e telefon ettim. iyi oldu. ablası meralin ölümünde filan gidememiştim. "psikolojik ve fiziksel olarak yanında olabilecek durumum yoktu" dedim. zaten annemle ilgili gördüğü bildiği şeyler var. özgeyle konuştum istanbuldaymış. bir hafta sonu manisada kaldığında ona gitmeyi düşünüyorum. zuhal söyledi bugün mevlit kandiliymiş. tanrı kandillerle bağımı güçlü tutsun. en azından bir sürü kasıtla karşılaşmama karşın, yalnız kalmalarıma karşın, başta eski eşim ve annem olmak üzere aile üyelerimin bile çeşitli isimler altında kasıtla kullanılmasına karşın, 1991 yılından beri tüketilmiş bir ömre karşın yine de kasıtsız yaşadığımın hatırına olsun bu. bu mukadderin istemleri tanrıdandır, insanlardan değil. herhalde yanında güven ve dostluk duyduğum insan tanrı lütfudur. süresi ne kadar olur bilmem. bir gün herhalde kendi varoluş ve yaşam sırrıma ulaşacağım. tanrının kandilleri sonsuzdur. ve benim kandil dualarım hep olur. 29 eylül 2004 yanlış anımsamıyorum umarım, yazılıkaya kandil gecesi- dua ettim.

bugün annem azgınlığının doruklarında söylenirken, "doğru benim annem hacer-i esved" dedim. karşılaştığım bunca şeyi o ışıltısıyla görüştüğüm karataş'tan başka kim ne kabul edebilir ki.

10 nisan

sabah bisikletin duruşunu hayli düzeltip çıktım. annem iki çekyatı verip bir tane almak için konuştu. çıkınca pıtırcıkla beraber ta alsancaktan dolaştık. öğlene doğruydu. dönüşte migrostan yiyecek birşeyler aldık. okulda pıtırcık biraz çimenlerde oturdu, gezindi. sonra odada çalıştım. toplantı var diye sabire ile bekir geldiler. "söyleyecek bir şeyim yok, kıyıda oturacağıma odamda oturayım" dedim. beni toplantı ayaklarıyla çevrelerinde tutmaya çalışıyorlar. insanlık yapamayınca, dahası insanlık yapmaları zamanında insan gibi davranmayı beceremeyince, zaten başka bir seçenekleri kalmıyacak ki. bana da amerikayı yeniden keşfetmek kalıyor. bir ara aveaya fax çektim. hatları kapatmak için. 50 kuruş yanımda yoktu, yarın götürürüm. mehmet fırıncı toplantıya katılmamla ilgili bir şeyler söyledi. merdivenlerde. idari midari vs. umarım ne yaparlarsa yapsınlar, tanrı bu mukadder için hayra dönüştürür. fırıncıya, "tanrıya ısmarladım, benim için başka bir galakside dünya gibi yaşam üretecek, ben de gideceğim" dedim. güldü. "arasıra sizi bir kaç kişiyi görmeye gelirim" baya durdu ve güldü. sanırım gerçekten ciddi olabilir bu diye düşünüyordur. valla olur mu olur yani. ağanın eli tutulur mu. tanrının ne yapacağı belli olmaz. beni hızırla görüştürüp, "tanrı eli" veren yapı ne yapar belli olmaz. hem de ben hiç istemeden olmuştu bunlar. öbür tarafta bir şeyler oluyor. birilerini birşeyleri, inançları vs. benimle mi deniyorlar, ben mi napıyorum. bir anlasam varya, sanki benim üzerimde kudret abidesi davranıp onursuz şeyleri üretenlerden bisiklet isteyip neler yapacağım. hoş dünyanın haline bakılırsa az buçuk halleri açığa çıkıyor. kim ne verdiyse aslında kendisinde kalan o oluyor. çıkışta emine biraz bir şeyler söyledi, çalışmalara katılma konusunda, o da idari vs gibi bir şeyler söyleyince "bana kasda yönelik daranışlara perde olacak şekilde davranmaması" gibi bir şeyler söyledim. sonra çalışmalara katılınmasıyla ilgili söylediklerine konuyla ilgili gönderilecek olan e maili ciddi bir şekilde okuyacağımı, belirtecek birşeylerim olursa yazacağımı söyledim. odamda oturduğum sırada gazide mastır yaptığını söyleyen banu isminde bir kız, belki de kadındır-bilmiyorum- yanında uzun boylu genç bir erkekle atölyeleri dolaştığını, yanındaki kardeşinin de sınava gireceğini söyledi. duvarlar filan bomboş tabi. ona 2. sınıflarla çalıştığımı. çocukların sürekli kendilerine gösterilen şeyleri kopya eden bir yapıdan çıkarılıp düşünsel işler üretebilmeleri için kağıt üzerine çalışmalar yaptıklarını, sanatsal yapıyı kavradıktan sonra, ister tuval ister video yada başka bir teknikte işler üretebileceklerini, şimdilik onu yapmaya çalıştığımızı söyledim. o da gençliğin ezberci olduğunu söyledi. kardeşinin sınavıyla ilgili anabilim dalı başkanına yada bölüm sekreterine gitmesini söyledim. geldiğimde annemin koltukçuları daha gelmemişmiş. sonra getirdiler yeni koltuğu. iki kardeşlermiş. biri annemle baya iyi konuşuyor. bir ara benim yaşımı sordu. "sana ne benim yaşımdan" dedim. 35 yaşında filan gösteriyormuşum. sonra mustafa geldi. bazı eşyaların yerlerini annemle değiştirdiler. ben de kasetleri seçiyordum. 8-10 tane kaset o aldı. küçük bir çuval kaseti öğrencilere vereceğim ne yaparlarsa yapsınlar. bir çuval ansiklopedi hazırladım, bir büyük torba da kitap hafta sonu götürürüz dedik ademle. ev baya rahatladı. aslında insanın kullandığı kadar şeyinin olması gerçekten çok rahatlatıcı, ben de baya çok şey atıyorum. bugün anneme komşu sibelle nurten hanım gelmişler.

bir ara ümmü odama bir yazı getirmişti. toplantıyla ilgili birşeyler söyledi. "belki de buralarda gitmem için hayırlı bir şey olur" dedim

11 nisan

sabah derste engin gene sorunluydu. sağcı ya da nasyonal zihinlerin etkisindeki gençler benzeri davranışları gösteriyor. herhangi bir şey çalışmadan doğru şeyler yaptıkları, çevrelerindeki insanları gütmeleri gibi anlayışlar sergiliyorlar. çocuklar resmen kendi itaat ettikleri zihniyet tarafından sömürülüyor. araştırmacı ve yenilikçi olmak yerine, güce itaat etmek üzere kullanılıyorlar. düşünen, araştıran, sorgulayan, yorumlayan bir bakış açısı suç gibi. biraz konuştum, anlattım gene de biraz zor. pek ilgilenmeyi düşünmüyorum artık. çünkü saçmalıyor. belli yakasını kaptırmış, zamana bırakmak gerekecek. isterse başka hocalara geçsin. zaten ona söylediğim şekilde çalışmadığı için öğrencim olmadığını söyledim. bunca yıldır derslerime girip çıkan isimlerini unuttuğum öğrenciler gibi. mukadder hocanın öğrencisi değil. kızlar 3 taneydi. gül, buket, esin. daha ciddi çalışma eğilimliler. ama hiçbirine güvenmiyorum. aslında çevremde öyle bir durum var ki kimsenin iyiniyetine güvenmiyorum. herkes duruma göre davranacak şekilde hazırlanmış görünüyor. öğlen arabamla alsancağa dolaşmaya gittim. benzin bitince bir taksiciye sordum. şaraphanenin ordan 50 ytl benzin aldım. öğleden sonra kızlarla müze inceledik. suat kitapları aldı. dosyalar, bazı istediği fotokopileri de aldı. 150 ytl verdi. bir ara geldi bizimle çay içti. rahime ile melek geldiler. konuştuk. rahime baya iyi gidiyor. melek de hazırlanıyor gibi. giderlerken, cambazoğlu arzu. sınıf sınav listelerini getirdi. rahime ile meleğe onun geçen dönem sınavda yaptığını anlattım. sonra da getirdiği listeyi yırtıp çöpe attım. okulda biraz saçlarımı düzelttim. tıraş yaptım yani. eve geldim. ekmek almaya gittim. ali bakkala. biraz ekmek gelmesini bekledim. annem bir tane daha çekyat almak gibi zırvaladı. hiç gerek yok halbuki. kadın tamamen maddi bağımlılıklı. 70 yaşındaki bu halini birileri de alenen kullanıyor. ablam mukaddes hanım gelecekti sözde eşya filan almak için. yarın da gaziemir de günü varmış. perşembeye gelecekmiş. annem abuk sabık bir dizi seyrediyordu. diğer tvde seyret dedim bozuldu. yanıma gelip bana da izletmeye kalkışıyor. gitti sonra, küs filan yapıyordu. iyi geceler pıtırcık

12 nisan

öğlene doğru çıktık. sabah banyo yaptım. odamdaki dergi konulan rafı boşaltıp kapının önüne çıkardım. çok şeyi azaltmak istiyorum. öğrenciler de gelince dergilere gömüldüler. önce engin gelmişti bir erkek arkadaşıyla. derste yabancı istemediğimi söyledim. diğer öğrenciler gelince gitmesini. benim dosyalarım da dışardaydı onları karıştırırken eski citibank bankamatiğini bulmuş. iptal yazımı filan. amerikaya gitmeyi düşünmediğim zamanlarda iptal ettirmiş olduğumu söyledim. oğlan giderken engini öptü. yapmayın öyle şeyler dedim. gidince engine kampüste erkek erkeğe öpüşen oluyor mu dedim. "çok hocam" dedi. sonra melike, gül, buket, erkan geldi. engin biraz kaldı gene salladı gitti. diğerleriyle biraz çalıştık. ümmü bir iki yazı bıraktı. 4.30 dan sonra öğrenciler gidince "bir gönderi var, yolluyorum" diye telefon etti. bir adam istanbul belediyesinin, istanbul lalesine kavuşuyor sempozyum nedir. birşeylerini göndermişler. adam eğitim bilimleri vs sorup oyalanmak istedi, sekretere sormasını söyledim. 5 ten sonra eve geldim. annem birşeyler yapıyordu. yarın ablam gelecekmiş, telefon ettim, arabayla gelip kitaplıkları götürmesi için. öyle gelip bakıp gidecekmiş. "arabayla, engininkini filan al, burası sıkış depiş, biraz hafiflesin" dedim. bilerek mi bu bencillik, arkasında başka birşey mi var? geçen hafta gelip görmüştü. iyi bir insan gibi davransa, sorunlarını hafifletelim anlayışında olurdu. eşyalar tıkış depiş olsun, ben kaçayım. o da iyi evlat ama annesinin ona ihtiyacı yok ayaklarıyla hoş beşe devam. tabi başka bazı kişilerin de bu durumdan elde edecekleri çıkarlar olmalı ki, sorunlarla dolu itişkakışlar sürdürülmeye çalışılıyor. yarın hazırladığım ansiklopedi vs götürmek için ademe mesaj çektim, cevap yoktu. pıtırcığa da taşıma çantası bakmak istiyorum. annem öbür odalara gitmektense yanımda oturmayı tercih ediyor. nurten hanımlara gitti geldi, dolma yapcakmış diye zırladı. salona gitmesini söyleyince zır zır etti. sabah ben çıkarken de nurten hanımın yanına çıkmıştı. onlar geçerken sözde merdivenlerdeki ışıklar kesilmişimiş de benim ışıldağı vermişmiş, gidip hem onu hem de pazardan ısmarladığı maydanozu almış gelmiş. şimdi de tv dizilerini izliyor.

13 nisan

öğlene doğru duş alıp ayırdığım ansiklopedileri kitapları bir kaç torbaya bölüp arabaya taşıdım. mustafanın yardımını isteyecektim, yokmuş. bazı yapamadığımız işlerde onu karısı pınarı çağırıyoruz. para veriyoruz. ben annemden gizli de veriyorum. onlar için de bizim için de iyi oluyor. okulda adem masalarında arkadaşlarıyla oturuyordu. konuştuk, gelmeye karar verdi. bir arkadaşı apo daha vardı, ama arabada yerimiz olmadığı için gelemedi. onlar "badigartsız gelsin, ben varım, pıtırcık var" deyince gençler güldüler. onu beklerken müzikçk tahsin kılıç geçiyordu. merhabalaştık. "kitapları satıyorum" deyince, "kendi kitapların değil mi" deyince, "evet, başkaları yazmış, ama benim kitaplarım" deyince güldü. "kendi kitaplarımı satıyorum. bazılarını kütüphaneye, bazılarını öğrencilere, bazılarını çöpe" güldü. kedimle ilgilendi, söz dinleyip dinlemediğini sordu. pıtırcığın anarşist, ne yapacağı belli olmaz bir kedi olduğunu söyledim, biraz şaşkınca güldü. sanki öyle bir şey sevilirmiymiş gibi baktı gibi. ademle çıktık. oda biraz pıtırcığa bana alışmaya başladı. bugün biraz daha durgundu sanki. uygulamaya gitmek için şık giyinmiş. takım giymişmiş. biraz üstü tüy oldu ama olsun. yolları karıştırdık gene. ilk ayrımda ben dalgınlıkla ileriye girdim. sonra karıştırdık da karıştırdık. en sonunda feribot tarafında vs çıkıp istasyon civarında bir iki ters yola girip, bir sokaklarda gel git yapıp sonunda bulduk. kitapçı hasan da yeni gelmişmiş. diş yaptırıyormuş, konuşurken gülerken biraz yarım yarımdı. 160 milyon dedi. para bulamadı. sonra hesaba gönderecek. 10 verdi. onu ademe verdim. almak istemedi. cebine koymaya çalıştım. cepleri kapalı. "cebin nerde senin" gülüşleri. 50 ben sonra vereceğim. hoşça ayrıldık. dönüşte pıtırcığa çanta bakmak için carrefoura girdik. pet şovda taşıma çantası bilmiyorlar. onlara amazon com.a bakmalarını söyledim. içerde de yoktu. sanırım bu amazon üzerinde durmam gerekli. dönüşte yüksek sesli müzik dinledimk. çocuk pek alışkın değil ama alışır artık. dönüşte tansaşta yiyecek birşeyler alalım dedim, ama yemişmiş. yolda inebileceğini söyledi. ben de onu arkadaşlarının yanına kadar bırakacağımı söyledim. "seni badigartsız aldık, arkadaşlarının yanına bırakacağız" hoşuna gitti, güldü çocuk. sonra pıtırcığı biraz çimenlere bıraktım. ablam gelmişmiş. bir saate kadar geleceğimi söyleyip okulda biraz çalıştım. börek filan alayım dedim ama istemediler. ablam annemde biraz değişiklikler yapmış. eşyalarla ilgili saptamalar yapmışlar. iyi olmuş. bence onun ara sıra annemin bu tür konularıyla ilgilenmesi gerekli. söyledim de. sonra kipaya gidelim deyince ablamı da bırakalım dedik. onu ayırdığı bazı eşyaları da aldık. evine bir çay içmeye girdik. eniştem vardı. iyidi konuşmaları. annem yine kuyumcu eczane çantası almış, o çantayı arabada bırakırsa alacağımı söyledim. ablamla eniştem de istemiyorsa başka çanta almasını söylediler. koçtaşa kipaya gidecektik, ama yolda vazgeçtik. arabayı herzaman benzin aldığımız istasyonlardan, shellde yıkamaya girdik. orda çalışan bir çocuk askerden dönmüş. elimi tokalaşmak istedi. içimden olumsuz bir şey olmaması dileğiyle işçi eli diye toka ettim. askerliği de bitmiş diye. arabamı yıkadı. müşterilerinden biri albaymış diye gelibolu da askerliği rahat geçmiş. bir genç gelip onu öptü tokalaştılar. tc de erkek erkeğe öpüşme baya yaygınlaşmış durumda. belki eskiden de çoktu ama bana tuhaf gelmeye başladı. bence alışmamız lazım. yakında eşcinsel evlilikleri tc türkiyede de görülmeye başlanabilir. hoş olur aslında. zaten eski türk padişahları karıdan çok oğlancılık yapıyorlarmış. atalarına saygısızlık yapmasalar iyi olur. özellikle padişahçılar. oğlancı padişahlar, oğlancı padişahçılar. zaten adamlar türk karılarına hiç pirim vermemiş ki. bütün osmanlı padişah karıları yabancı kökenli. adamlar ruhen ya karılarını küçümseyip pislik gibi görüp kendi ırklarından karıları kullanılmaz karı olarak durdurdular, ya da türk karılarını padişah karısı olamayacak kadar aşağı gördüler. başka hiç bir açıklaması yok. merhaba oğlancı türki soyu. bu kafadaki adamlara bence karılık haramdır. yakında kızkıza öpüşmeler de yaptıralım. yaşadığımız yerdeki geçmiş idarecilerin pisliğini belki biraz temizleyişe başlarız. bekir yıldız da evlilik şirketi kitabında biraz bunları işaret etmişti. belki de benim bu mukadderin bütün sevgilileri o nedenle hiç türk değildi. yani yabancı kökenliydi hepsi de. bence bunda tanrısal bir alamet haberi var. hiç bir şekilde aşağılanmayı onaylayamayız. çözüm: ya türklük faşistliği ırkçılığı bırakacak, ya da bizim hep yabancı damatlarımız olacak. umarım insani bir çözüm anlayışımız olur. gelirken annem migrosa girmek istedi. 70 ytllik alışveriş yaptık. ödeme sırasında kartlarımı arabada bırakmışım, gidip aldık. çocuk ödemeden kaçacakmışız gibi komik bir şekilde baktı. evde annem seyredeçeği dizileri beğenmezsem gidip diğer odada izlemekten bahsetti. ablamların sözleri biraz etkiledi belli. biraz izledi. şimdi odasında yattığı yerden izliyor. daha güzel tv de koyduk odasına :)))))

14 nisan

sabah sanat eserleri incelemede bedrettin cömertin kitabından çalıştk. pıtırcık ortada dolaştı. öğrenciler odaya kapaatmamı istemediler. chi oldu taze enerji, pek uyku alameti göstermediler. ikonografik incelemeye uygun bir rönesans dönemi resmi ile bir film inceliyecekler. resmin konusu isa meryem havariler ya da mitolojik olabilecek. öğlen bahçede bir dolaştım. yiyecek çantamızı da taşıyoruz yanımızda. eski ev sahibim derviş beyle telefonlaştım. pazartesi ya da salı 200 Ş dolar depozitimi verebileceğini söyledi. elektrik suyu da konuşacağız. öğleden sonrakilerle biraz konuştuk. sonra bilim teknik ilaveleri üzerinde uzunca konuştuk. galaksiler, değişik bilim konuları vs. öğlen bir ara bankamatiğe kredi kartı borçlarıma bakmaya gittim. baya çok gene. o sırada oradaki bir masada ıhlamur ağacı dikicilerinin konuğu oldum. daha önce onlardan bir kaç çam ağacı sertifikam vardı. 1. sınıf öğrencileriymiş bunlar. sonra bir de ıhlamur ağacı dikicisi olabileceğimi şimdi paraolmadığını söyledim. bankamatiğin yanına oturmuşlar ama zamansız, maaş zamanı değil. gülüştük çocuklarla. ademleri göremedim. dün akşam çıkarken masalarının başında bir sürü güvenlikçiyle bir konuyu tartışıyorlardı. bugün ne olduğunu öğrenemedim. umarım önemli bir sorun yoktur. akşamüstü pıtırcıkla durgun durgun geldik. annem vesile hanımla oturmuş. tarhana çorbası filan yapmışmış. canım istemiyordu ama biraz katıldım. o bir ara nurten hanımlara gitti geldi. oğlanları semih gelmişmiş. ahmet bey ona "annemiz" gibi vs demiş. bende saygı duyulan bir komşu demek daha uygun dedim. kötülük düşünmüyoruz amaçlı annemiz yerinde denebilir belki. ben de rabia yı seviyorum. anne demektense saygı duyduğumuz bir komşumuz demek daha uygun. sonra kitapçı hasan bey telefon etti. dün parası yoktu, bankaya havale edeceğini söylemişti, onu yapmış teşekkür ettim. çocuklar için iyiler dedi. acaba hangi çocukları anladı?

15 nisan

evden hiç çıkmadım. galiba çöp attım geldim. dünmüydü acaba. neyse. evi sildim. annem tencere taksidi ödemeye, ve allerji hapı almaya gitti. salona ve benim yattığım odaya halıları serdim. yerdeki bir kaç parça halı ve paspası yıkadım. her zaman giydiğim rahat spor ayakkabılarımı ve onunla yıkanacak bazı şeyleri makinada yıkadım. bir ara anneme vesile hanım geldi ondan önce seli geldi kızıyla annem sacda börek yapmış, çaya çağırdı. bende banyo yapıp saçımı boyamıştım. kızı bana boyalı saçlarıma tuhaf baktı. sonra da görsün korkmasın dedim. saaçlarım kuruduktan sonra da gördüler, baya iyi oldu gibi. anneme salondaki tv de programları bulmayı öğrettim. bugün ruhum tamir görmüş gibi oldu. umarım iyi bir şeyler olmuştur. ekranda snowboardcılar var. iyi geceler.

16 nisan

pazar. sabaha karşı uyuyamadım. sonra baya uyudum. annem bir ara pazara gitti geldi. uyanıp dışarı baktığımda ahmet beyle nurten hanım bahçeyi düzenliyorlardı. "kolay gelsin, haber verseydiniz biz de katılırdık" dedim. zaten bitirmek üzerelerdi. annem gelince birlikte, benim getirdiğim saksılardaki çiçekleri bahçeye indirdiler. annem bugün komşulara gitti geldi hep. akşamüstü sabiha ile bir daha pazara gittiler. doğru dürüst birşey almamış. havuçları doğrayıp attık. işer yaramadılar. ben uyumuşum. komşu hanımlarla bakkalın orda oturmuşlar pazardan gelişte. sonra bir ara nurtenlere gitmiş. salondaki anten çekmiyor, ona çözüm arıyor. yeni bir stever alınacakmış. kipaya bakarız" dedim. o yokken ben apoları aradım. figenle konuştuk. anneme taşındığımı bilmiyorlardı. bir ara beraber çarşıya çıkmaya karar verdik. ben cepli kot bakacağım. "bugün pazar, bugün beni ilk kez güneşe çıkardılar, ve ben...masmavi gökyüzüyle"

17 nisan

anneme öğlene doğru kardeşi gülsüm hanım telefon etti. tuhaf teyze diyesim yok. gelecekmiş diye. birkaç telefonlaştılar hangi arabaya binileceğini filan. annem kalmayacağımı bildiği için "sen yakalanmadan git" dedi. duş alıp pıtırcıkla çıktık. eski evsahibine uğradım. karısı vardı. kızı ezgi ile. biraz durdum. benim çıktığım yere bir polisle karısı öğretmen gelmişler. polis vs sevmediğimi biliyorlar. nedenini yineledim gene. demokrat ve insan olmaya çalışanlara değil, faşistlerin tepkisidir diye. depozit olarak verdiğim 200 doları verdi. kahve yapacaktı, "olabilirse yarın filan geleyim

derviş beyle birlikte içelim" dedim. elektrik su paralarının bankadan silinme zamanını öğreneceğim zaten. iyi bir şekilde ayrıldık. şehirde dolaşıp okula gittik. bahçede pıtırcık kaçtı. binanın birine girdi. üst katlardan topladım. koşarken binanın giriş kapısındaki bir öğrenciye seslendim. kaçırma içeri diye. ilgilenmedi kerata. "o kızgınlıkla ona siz de genç olacaksınız dedim. hoş değil ama pıtırcığa kemer bağlamam gerekecek. bir ara kendinden küçük bir kediyle cebelleşmeye başladı. odada biraz internete girdim. gelirken ademe geçen gün korumalarla ne olduğunu sordum. bir arkadaşlarıyla ilgili bir konu yüzündenmiş. benle ilgili değil yani. benim geçen yıllarda dersimi bilerek ya da bilmeyerek provake eden bir kız yanına çöreklenmişti. bu çocuğun da kısmetini açtık yani. bir ara bankamatikte borç odeme yaptım. gelecek ayım maaşından bile yedim yani. 350 ytl kadar gitti. kalan kredi borçlarını öğrenip durumumu görmem lazım. sonra internet yoktu. annemi aradım bir bayan çıktı, annem geldi "gülsüm bir arkadaşı filiz mi emine mi ne gelmişler. daha oturuyorlardı. kendime ıhlamur yaptım. duramadım. dolaşayım diye çıktım. feryalle karşılaştık. onu biraz ısrarla dolaşmaya çıktık. alsancaktan dolaştık. pıtırcıkla birlikte. arabada tabi. iyi oldu. uzun zamandır görüşmemeiştik. babası ölmüş. kuzeni. amerikalı bir arkadaşıyla nişanlanmış. ohao mu neresiymiş. dönüşte onu bıraktım. annemi aradım teyzemin gittiklerini söyledi. feryale kahve için başka zaman gelmek üzere ayrıldım. onu görmek beni sevindirdi. annem iyiydi ama teyzemlerden pek konuşmadı. eh işte dedi. ablamı arayacağına gülsümü aramış, ben de konuştum artık. "kocaya varana kadar ülakanın yanındayım" diye. teyzem de "ikinizi birden evlendirelim "dedi. "yabancı damat bulacağız biz" dedik. ben "annemi arasıra size getiririm" dedim. kardeşi ne de olsa ben pek ilgilenmesem de. onu bırakır ben başka yere giderim. bir ara annem tencere tava lafı etmeye kalktı. spora bakıp ilgilenmedim hiç. bir ara aşağıda rabia ile, sabiha ile konuşmaya gitti. ablamı aradım. nasıl oduğumuzu sorunca "iyi dedim, annem için daha iyi oldu, sen de bazı şeyleri götürünce daha iyi olacak, bir de benim banyoma çamaşırıma karışmasa tamam" o da daha çok rahatladı. değere felefon ettim. munzur barda oturuyormuş, kuzeni daha iyiymiş. bir işe girme durumu varmış. ben taşınmadan önce konuşmuştuk. hastanede kuzenine hastabakıcılık yapıyordu. özlemi aradım. geldiğini duymuştum. hoşgeldin deyip, resimlerimi getirmiş mi diye. ev yanıtsızdı. kardeşi seçili aradım. istanbuldaymış. özlem için "iyi" dedi. yine de daha aramamamı söyledi. "özlem sizi hazır olunca arar" dedi. resimlerimi getirememiş, bir ingiliz sevgilisi vardı ona bırakmış sanırım. hoş bir çocuktu. sanırım onunla olan ilişkisini pek bitirmek istemiyor. umarım sonra onunla yine iyi bir halde görüşürüz. şimdilik pek ilgilenmesem daha iyi olabilir. sanırım bazı kişiler kendi olumsuzluklarını benim doğal çevremdeki şeylerle de yansıtıyorlar. neyse yaptıkları kendilerine vebal oluyor. ben londraya gitmekten çok hoşnut kaldım. allah razı olsun özlemden. yoksa zor giderdim. feryalle diğer ülkelere gezilerden bahsettik. maddi durumumu ayarlayıp gezmelere başlasam iyi olacak. bir de emekli olup dokuz eylül üniversitesindeki ortamdan bir kurtulsam. insanlar hem benimle devasa ilgililer, hem de beni iğrendirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. türk hali işte. neyse arada bazı gençler filan bazı insanlar görünmeye başladılar. sanki daha insancıl çözümler isteyenler cesaretleniyor gibi. türkiyenin çağdaş ve evrensel dünyada onurlu bir görüntüde yer almasını isteyen, daha hoş yapıdaki insan ve gençlik halliler. siyasetle ilgili olmayanlar da var. biraz daha sevimli çözümler farklılıklarla yaşam kalitesi gibi bir anlayış seziyorum. konuşmadan bakışlarla. umarım bu anlayış kabul görür ve herkes için iyi olur. katı ırkçı, milliyetçi, yobaz ve acımasız hallerin yapan da dahil kimseye yararı yok. tanrı herkes için hayırlısını versin. bir kere yıllar önce çok acı çektiğim zamanlarda yine de insanlar için tanrıdan şans dilemiştim. şimdilerde çok önceden bir karşılaşmanın şahsında bana da yardım edebileceğine inandığım biri için o şansı istiyorum. ".....onlardan biri gelecek, sanırım o kişi bana da yardım edebilecek birisi." sanki pazarlık ve alışverişti. 1990-91 yer ve mekan gizliydi. onu sonra söyleyeceğim. gideceği yer zamanı ve mekanı gizli. başka yer, başka galaksi. belki beni ilgilendirmiyor.

18 nisan salı

pıtırcıkla gittik. sabah bir kaç bayan öğrenci geldi. gül baya ciddice çalışma eğiliminde, umarım sürdürür. birer çay içtik beraber. gençlerin dış yaşamları sanatla ilgili çalışmalarını etkiliyor. birileri yıllardan beri olduğu gibi benim yaklaşımlarımı kendi istedikleri kişilere yaptırıp diğer öğrencileri olumsuzlayarak derslerimi provake ediyor. ama yaklaşımlarımı ve enerjimi, önerilerimi gizlice alıp başka yerde değerlendiriyorlar. bilinçli yapılıyor. görünüşte mukadder hoca başarısızlaştırılmaya çalışılırken fikirler başka yerlerde kullanılıyor. ali babanın çiftliğinde hırsız var diye bağıran horoz aklıma geldi. bügün özellikle öğleden sonra öğrencilere istediğim çalışmaları yapmazlarsa hiç bir zaman kendilerine mukadder hocanın öğrencisi demesinler dedim. iki erkek öğrenciyle bir kız daha geldi. lütfen geliyorlar. her zamanki gibi yineledim. "derse herhangi bir atölyeye girer gibi, herhangi bir öğrenci gibi gelir gidersiniz. değnekçilik yapacak değilim. tehditle not ya da devam gibi şeylerle yapacağınız çalışmanızın etkisi olmaz. benim öğrencim mukadder hocanın öğrencisi denilemezsiniz. ne şimdi ne şimdiden sonra böyle yaparsanız sizi reddederim. geçmişte de gelecekte de şimdi de benim yaklaşımlarımı dikkate almayan, saygı göstermeyen kişiler benim öğrencim olamazlar, kabul etmem. ona göre mukadder hocanın öğrencisi dedirtecek çalışmalarınızla gelin" dedim. araştırmalar, sanatçı incelemeler, değişik tekniklerde çalışmalar, nobel dahil, sanat ve felsefe üzerine kitap makale okunacak, kroki çizimleri, fantastik karışık teknik kolajlar, röprodüksiyon araştırmaları. her hafta yapılan çalışmalar benimle tartışılacak, benim önerilerim dikkate alınacak. yoksa benim öğrencim olunamaz. herhangi bir atölyede, herhangi bir hocayla yapılan işlerin benimle ilişkisi olmaz, mukadder hocanın öğrencisi demeleri için bunlara dikkat edecekler. yoksa misafir gibi gelir giderler. bir saat vakit ayırmakla sanat olmaz. zaten okula, kuruma geliş amaçları yaptıkları işin amacı sanat mı başka şey mi davranışlarını ona göre belirlemeleri gerektiğini belirttim. polis asker niyetli gelenler de benimle ilgili olamaz. melekle rahime gelince de belirttim. bir şeyler dediler. militarizmden bahsetmeyin, benim militarizmle ilişkim yok, sivil bir insanım diye. erkek öğrencilerden biri çıktı gitti. diğeri zaten daha önce siktirolup gitmişti. okul bu ara pek ciddi hazırlıklı. yine insaniyetsiz şeyler peşinde gibiler. her zamanki gibi duam daha önceleri de söylemiştim, kötü aşşağılayıcı şeyler yaparlarsa, allah iyi olacak şeyleri bile daha kötü yapsın diye. dün daha iyiniyetliydim. hatta bugün sabah emineye uğrayıp, perşembe günkü toplantının saatini sordum. sırf iyiniyetli yanlarını dikkate alarak-söyledim de. kızı gelmişti, odasına büyümüş, internetteydi. biraz konuştuk. o da sevindi gibi. ama şimdi gitmesem mi diye düşünmeye başladım. yazı mazı yazsalar da yüzlerini görseydim. ümmüye söyledim de. gençler tuhaflar. bir şeyleri araştırmaktansa itaat etmek daha işlerine geliyor. anarşizm ruhu gerekiyor biraz. şu ara okulda "bir anarşistin kaza sonucu ölümü" ilanları var. nerdeyse herkes elaltından benimle ilgileniyor. yıllardan beri böyleydi, şimdi deşifreler daha arttı. bazıları daha ne kadar benim sırtımdan varlık göstermekten vazgeçip kendileri olma onurunu edinecekler ki? akşamüstü annemle tansaşa gidecektik arkadaşı vesile hanım -diyarbakırlı kürt- birlikte migrosa gittik. alışverişe migrosta peynirli ıspanak böreği almıştım, mantı diye işlem yapmışlar. aradaki fiyat farkını soracağım. sonra geldik, annem salondaki tv anteni peşinde benim analog uydu cihazını da sabihanın kocası orhan beye vermiş, isterse parçalarını kullansın diye. işe yaramıyor da. biraz gitti dolaştı geldi, banim yanında olmam onu daha çok rahatlatıyor aslında. benim sevmediğim diziyi de yanımda izlemiyor. söylene söylene gidiyor. biz pıtırcıkla takılıyoruz. herzamanki gibi. şimdi yanıma geldi. başka şeylere bakıyor.

19 nisan

13.09 ilk defa bahçede oturup laptopumu kullanıyorum. hoş bir şey aslında. biraz önce pıtırcıkla geldik o biraz bahçede durdu, sonra odaya bıraktım. kredi kartlarının borcuna baktım. önümüzdeki ayın maaşı gitmiş durumda ama kitapların satışından kalan 500 ytl duruyor. bugün bir sürü sol grup masa açmış. tkp kominist suatın gurubu ayağa kalk bildirisi dağıtıyordu. bankamatiğin orda bir masada 19 ytlye denizli kuşadası seyahati vardı. gencin birisi küçük tanıtım afişi verdi, katılmamız için öğrencilere söyliyeyim dedim. havalar güzelleşiyor, öğrencileri çalışmak için dışarı çıkarmaya başlayabilirim artık. araba park yerinde uğur'la selamlaştık. yanında bilgisayarcı eralp vardı.

öğleden sonra zaten doğru dürüst derse gelmeyen kızlardan biri izin almaya kalktı. bağırıp çağırıp bir güzel günlerini gösterdim. bu şekilde yapanların ne şimdi ne sonra mukadder hocanın öğrencisi olduk deme haklarının olmadığını söyledi. çalışıp, araştırıp, iş üretip, kitap makale okuyup bunları benimle tartışmaları gerekiyor. son derste güller boztaşın tınaztepede sergisi varmış diye gitmek istediler izin verdim. diğerleri 4.30 da filan gitti. ben de oturup film izledim. aslında şimdi devam edebilirim. akşam üstü pıtırcığı sırt çantama koyup geldim böyle daha rahat taşınıyor. kanguru gibi. bahçeye koydum. sonra benimle birlikte apartmana girdi. annem vesile ve nurten komşularıyla oturuyordu. öğleden sonra roche firmasının enfeksiyona karşı bir ilacını belki almak için mat eczanesine gittim. hap değil şırıngaymış, cesaret edemedim. iki kutu augmentin aldım. burnumun üstü yağlı bir şey kullanınca şişme yapıyor. o enfeksiyona karşı teramisin sürüyordum. bakterisid diye yeni bir merhem daha aldım. her gün ikisini birer kere sürüp deneyeyim bakalım. birileri bilerek kötü görüntü yaratıp çıkar elde etmeye çalışıyor. ben de kendi kendimi tedavi etmeye çalışayım bakalım. benim kimse için bilinçli olarak istemiyeceğim şeyleri, kötü zarar verici şeyleri bazı insanlar alenen yaptırmaya çalışıyorlar. tanrı adına tanrıya karşı gelmek, hz muhammed adına torunları hasanla hüseyini öldürmek gibi bir şey bu. tanrı elini kullanmak adına bana yıllardır neler yaptılar ki. enverin beraberliğimizin son zamanlarında özellikle yaptırdığı bir takım anlamsız davranışlar ve söylettiği bazı saçma sapan şeylerin etkilerini şimdi göstermeye mi çalışıyorlar ki. bir sürü insan o zaman çevremizde olan kişilerin de içinde olduğu susurlukvari bir yapıyı yaşatmak, hatırlatmak için kıçları yırtılıyor nerdeyse. gerçekte benim için anlamları bitti. o zaman karşılaştıkları şahıslarla görüşsünler, ben ilgilenemeyeceğim. insani çözüm arayanların dışındaki hiç bir şey beni ilgilendirmiyor. belli ki benimle ilgili konular önemli, yahu hiç mi insan onuru yoktu be. fırt fort dolaşıyorlar, valla benimle ilgili bütün sorumlulukları yollayacağım bir frekans buldum, türkiyeyi 40 yıl yöneten fotör şapkalı adam dememiş miydi "dün dündür, bugün bugündür". bana hapları dayayıp yapılan hiç bir şey beni ilgilendirmiyor. nehirin suları değişti, anılar bulanık, artık yeni anılarım var. inanıyorum ki tanrı benim için başka galaksilerde yeni yaşanabilir dünyalar yaratabilir. benim evi boyayan -bir zamanlar ki- dersimli çocuk iki de bir herşeye hassiktir çekiyordu. 90-91 yılından beri yaşatılanlardan daha iyi olanaklarda yaşayabileceğim yerler var. bir yandan beni zora sokup benim paçama yapışıp varolma onursuzluğu gösterenlere şans yok. varsa şerefleriyle varolsunlar. bu türlerin benimle ilişkisi olamaz. haşaratları tercih ederim. fırsat bulduğum zaman türkiyenin dışında bir yaşam kurmak istiyorum. belki kırgınlığımın geçmesi için bir şans olur bu. herkes için. yoksa ikide bir yaraları kaşıyıp kendi şerefsizliklerini dünya aleme deşifre edenlerle hiç kimsenin kazanacağı bir şey yok. biz annemle şimdi danimarkadaki roj tv.yi seyrediyoruz. baya güzelmiş. kürtçe de güzel bir dilmiş. gençliğimdeki kürt arkadaşlarım aklıma geldi.

eczaneden dönerken emepli gençler seslendiler. konuştuk biraz. 6 mayıs şenliğine davet ettiler. 1 mayısa katılmak isteğimi de söyledim. sonra kızlar odama gelecek konuşacağız. okulda bütün siyasetler 1 mayıs hazırlığındalar. yarın toplantı var, gelmeye çalışacağım dedim emine için. bir yandan da yazı filan dedikleri için bir yazsınlar yüzlerini bir göstersinler diyorum. bir yandan emine her toplantıya gelmesen de olur, bazılarına katılman görüşlerini bildirmen iyi olur filan dedi. kararsızım aslında. emekli olsam, ya da paralı koca bulsam hemen çekip gideceğim. bir ihtimal bir dağ ya da gökdelen gerillasının paçasına takılıp gidilebilir.