Cuma, Ocak 21, 2011

gündelik/ haftalık/ aylık ağacı

günce demek olmuyor artık, başka bir ad bulmalı, sürekli zamanı değişen, hareketli, aklına esince yazılan
22 january 2011 saturday
geçen ay picasaya gündelik fotoğrafları tarihleriyle yüklemeye başladım, çalışma albümlerim kapanmasın diye birkaç günde bir yeniliyorum. kendi çevreme dair çektiğim gündelik fotolar işte aralıktan bu yana neler oldu, yeni bir yıl daha geldi, yakın çevremizdeki herşey çok benzer durumda. odunlar hala odun, kalaslar kalas, kömürler kömür. yarın kömürüm bitecek de, öbür gün hava güzel olacak soba yakmaya gerek kalmayacak
bugün gurup yorum konserine gidilecekti, izmire, eğitim sen cilerden mesaj gelmişti, param olmadığını gidiş dönüş ve gereken paraları bir hafta sonra vermek kaydıyla gelebileceğimi, arabamda da benzinin olmadığını yazmıştım, sonra araba sorunu olmayacağı yazılmıştı ama herhalde organizasyon yapılamadı, haber gelmedi, biz de konsere gidemedik, radyodan dinleriz arada artık, herzamanki gibi.
kredi limitlerim mi dolmuş ne, bankalar artık kredi vermedi, kredi kartı da
ing ve denizbank kredi kartı vermedi, başka zaman olsa sıraya girerlerdi, alt tarafı 300-400 liralık olacaktı, ondan ona yatırıp biraz idare ederim diye düşünmüştüm.
denizbank kredi de vermedi, aileden birinin kefilliği gerekliymiş, kurtaran hesapları kapatmak istiyordum da, fortis de kira geliri belgesiyle verebilecek sanırım. biz kredi vs borçları annemle birlikte ödüyoruz ama benim üzerimde görünüyor borçlarımız, benim maaşımda yeterli görünmüyor sanırım. emekli olurken 1.500 kadar bir maaşım vardı. 3 yıl oldu, ben daha 1.300 gibi birşeydeyim. şimdi bir de kredi paraları vs olunca, ay sonunu getiremiyorum. maaşı alınca kedilere bir çuval mama alıyorum 45 liraya, onu bile yetiremiyorum. daha 1 ay olmadan bitirdik gene, kendi ekmek paramımı düşünecem kedilerinkini mi, annem ne yapıyor diye mi, üff yani bu parayı kim icad ettiyse, değiş tokuşlu bir ekonomik düzen daha mı iyi olurdu ki. tabi herkesin neyi değiş tokuş edeceği de önemli olurdu, bazı önemli malları olanların iktidarı büyürdü öyle de.
bir iki kere sağlık ocağına gitmiştim, aile doktoru olmuş, ama öyle bir tavrı vardı ki, esirler üzerinde fiziksel sorun oluşumuyla psikolojik açmaz arayan nazı doktorlarının eğitimini almış gibiydi. aile hekimliğine yeni geçildiği için doktorların da stresli olduğunu söylediler idareden. önce bizim sokağa mor kapıdaki tonton doktorun bakacağını söylemişlerdi, elim yandığında gitmiştim. sokağın bir bölümü ve ben de dipteki mavi kapıdaki doktora gidecekmişmişiz dendi. 2 kere gittim, yaklaşımını beğenmedim hiç, yanında hemşire de bulundurmuyor, kendisiyle konuşurken 3 ay sonra başka doktora geçebileceğimizi söyledi. 3 ay günümü göstereceğini farkettiriyordu. yani daha 2 kerede doktoru tanımak olası değil tabi. kendisinin yapısı gereği özellikle seçilerek ona verilmediysek özellikle. gerçekten sisteme yeni geçişten kaynaklanan durumlar da söz konusu olabilir. hastalık edici şeylerin benden uzaklaştırılması için isa mesihe dua etmeye başladım bir yandan. enfeksiyon eden mikropları viralleri kovmak için. ya da vücudun enfeksiyonlara karşı direncinin güçlendirilmesi gerekli. beni bu doktorlara muhtaç etmesin lütfen. amen
geçen facebook da hz muhammed sav evinin fotosunu göndermişler, kendisiyle rüyalarımda karşılaşmıştık. bizim şimdiki evimizle çok benzerliği var. görüntü olarak, bizim evden yanyana 2 tane koysan, onu farketmek çok etkileyici oldu benim için. birileri haberdardı sanırım, belediyenin evlerde değişiklik yapacağı söylenirken, çıkmaları, kaldırıp, pencereleri değiştirmek olasılığından bahsediyorlardı. o zaman da kabeye benzetecekler herhalde. onun içine de alınmıştım. bizim ev eski köy evi, çıkmalarla yapılmış, bunu bozmak tamamen yapının özelliğini yok etmek amaçlı birşey olur, bu çevrede çalışma yapanların zaten özellikleri korumak gibi niyetleri yok pek.
yandaki hacı hörü hanımla kiracısı sünni sivaslıların bağlı oldukları camiyle birlikte şehadet bozmak amacıyla kullanıldıklarını farkediyorum, davranışları müslümanlıktan iğrendirici nitelik taşıyor. daha önce böyle birşeye tanık olmamıştım. gerçekten iman ve inanç sahibi olmadıklarını iktidarların yönlendirdiği ibadet görüntülerinin olduğunu gözlemliyorum. gerçek inanç ve ibadet insanlarında sonsuzluğun bir ışıması, pırıltısı, canlılığı, sewgisi, merhameti ve mücadele ruhu olur; öyle şehadet bozmak/ bozdurmak için filan adiliklere tenezül etmezler, yapılanların kendi inançlarına değeceğini bilirler. allah korkusu denen şey odur işte. kendi hükümlerinde olmayanları kirleterek çıkar sağlamaya çalışmak inanç ve ibadete uymaz. bu şekilde elde edilen hiçbirşeyin hayrını da görmeyeceklerini bilirler.
bu çevredeki ruhaniyetle ilgili önceden bilgileri ve çalışmaları olmuş sanırım, ibadet ehli diye onlara güvenen ruhaniyet bağlılara ilişkin bilgi ve yönlendirme yapmışlar. onlardan çıkar sağlayıcı durumlar yaratılmasında kullanılmışlar. çevrede bir salapurya türü yapıdakiler var böyle kullanılan, onlar çok farkında değil olup bitenlerin; bir de bu tür dini bağlarıyla kullanılanlar. normal eski halkından pek kalan olmamış. herkes tedirgin yaşıyor, dini bağlarıyla kullanılanları da sünni sivaslılar gibi, cemaat bağı olanlar gibi, yorumsuz istenilenleri yapacaklardan seçmişler. ne zaman kendilerine ne yaptırılacağı sorunsuz oluyor bunların. belediye yolları yarım bıraktı, başkalarının geçişleri yavaşlatıldı, daha kapalı bir hale getirdiler burayı, gene de bazen trafik çok yoğun oluyor, birileri geliyor gidiyor, sokakta dolaşanlar, oralara buralara telefon edenler, çevredeki evlere girip çıkanlar, tahmin ediyorum ki bazı dolaplar çevriliyor, o tür şeylerle bağlantılı birileri. böyle kepaze sürüleri başarılı olamaz aslında da, işte bunların efendileriyle anlaşmalar yapıp adilikleriyle kazanç sağlayanlar yüzünden. başka bir nedeni yok, hepsi aynı bataklık çamurunda sidik yarıştırıp kazanç peşinde koşuyorlar. dünyanın hali neden böyle belli işte.
kendilerine verilen bilinç ve düşüncelerini kullanıp üretken olamayan güruhlar, başkalarına /sewmedikleri ırk ve inançların ürettiklerine muhtaç durumdalar. herhangi bir düşünce bilinç kaygısı olmadan ürettikleri çocuklarının bile bakımını yetiştirilmesini nerelerden öğreniyorlar. birilerinin hayatıyla ruhaniyetiyle uğraşıp şehadet bozmaya çalışırken elde edebildikleri şeyler bunlar işte. elde ettiklerini afiyetle aksırıp tıksırıncaya dek yesinler. bu zavallılıktan çıkar sağlamaya çalışan sözüm ona üretici/ileri güç durumundakilerin bozulmaları da aynı nedenlerden. çok endişelenmesinler, dünyanın gerçekten sonu geliyor. doğal yaşamı yok ediyorlar, yüksek teknolojideki fanuslarda yaşayabileceklerden başkalarına hayat bitiyor
allah beyin vermiş düşünsünler diye, düşünmeyi yorumlamayı tartışmayı yok etmeye kullanıyorlar. başka ne elde edeceklerini sanıyorlar ki, herşey herkes için daha kötü olacak tabiiki
23.1.2011
vodafone internet hattımla sorun yaşıyorum. paket mayısta bitecek, aylık 55-60 lira civarındaydı ama, sınırsız internet olarak kullanınca 100-108 lira civarında oluyor/ da, 5 gb dolduktan sonra internet hızını yavaşlatıyorlar, hatta 3 gb den sonra da biraz yavaşlatılıyor. giderek hızı düşürüyorlar, neredeyse sayfalar açılamıyor, yazdım müşteri hizmetlerine daha önce ama sınırsız internet kavramları buymuş. kendime başka bir alternatif internet hattı bakıyorum. parasal sorun yaşamasam ek bir ev hattı hemen alabilirdim. yaşamımızı iyice zorda tutmak için özel olarak da düşük ekonomide tutuluyorum, yoksa parasızlıktan birilerinin eline düşmekten değil, kötü durumda yaşatmaktan çıkar sağlamaya çalışıyorlar. direnci düşürmek için yaptıkları şeyler. dayanışma olabilecek kişileri de çevreden uzaklaştırıyorlar. resimlerimi satabileceğim bir yapılandırmadan da uzak tutuluyorum. kurdukları mafyavari çıkar ilişkileriyle besleyecekleri adamlarına fırsat sağlıyorlar. çıkar torbalarıyla beslenen kepaze sürülerinin inançlarla ilgili herhangi birşeye saygıları yok. yalnızca kendi dünyevi iktidarlarının herşeye karşın sürdürülmesini düşünüyorlar. bunun için analarının dinini bile satılığa çıkarıyorlar. insanların da bağımsız özgür hareket edebileceği ne varsa yoketme peşindeler. toplumda yetersizliklerle güçsüzleştirilmiş kişilerle varlık sağlıyorlar. muhtaç insanlar, yaratmaya çalıştıkları halk bu işte. çok dindarlar ne de olsa.
hergün bunun için ibadet ediyorlar, tanrıdan kimyasallarla hastalıklarla güçsüzleştirilmiş, kendi başına hareket edecek hali kalmamış, onun iyiliğini düşünenlerin belirlediği konular dışında düşünme tartışma durumu yaptırılamayan, kendisinin üretip yaşam oluşturmaktan aciz olacak, bir halkları olması için tanrıdan yardım istiyorlar. tanrıyla inanç kapıları bu şekilde biçimleniyor. ve uyuşturucu/ fuhuş/ silah/ organ/ vs kaçakçılıklarıyla da, organize çalışmalarıyla da uluslararası kazanç sağlıyorlar. yüce devletlerinin gücüne allahın yardımıyla güç katıyorlar. tanrı ne için var ki zaten. insan milletinin bu işlerini de yapmadıktan sonra
yılbaşında adadaydım, evde kedilerle geçirdim, bir ara kutup köpekleri/ malamat/ olan komşu arkadaşlardan nazmiye çağırdı. annesi gelmişmiş. benim evin önünden geçiyorlardı, pazardan balık bişeyler almış diye, gitmeyecektim ama annesi olunca biraz onlara takılabileceğimi söyledim. 8-9 sıraları gidip geldim. eşi de gelmiş nazmiyenin. küslermiş konuşmuyorlarmışmış ama annesi var diye gelmiş, annesiyle onları barıştırmaya çalıştık. biraz konuşuyor gibi olmuşlardı ama sonra söylediğine göre, "aynı tas aynı hamam" mış. konuşmuyorlarmış.
gece yarısı çatıdan havai fişekleri izledim, annem ablamlardaydı, onla konuştuk
tarih nosu olarak kayıt farklılığının dışında yeni bir şey yok. herşey çok rutin bir şekilde /bir değil çok yıllar geçsede/ benzerliklerle dolu. insanlar birbirlerine çok fazla benziyorlar. ellerine para geçince yeni yılın modasına uygun bişeyler giyseler de, fiziki kumaşları çok aynı gibi. herhalde düşünsel olarak çok fazla benzeyişlerden kaynaklanıyor. yeni yılın tek farklılığı da modadaki yenilikler oluyor gibi, moda yenilikleri de olmasa yeni yıl kavramını kaldırıp at.
tabi bu benim çevremdeki gözlemlenenlerden, başka yerlerde başka kültürlerde neler oluyor bilmiyorum.
25.1.2011- aralıktan beri kütüphaneye gitmiyordum, 19unda gittim, hüseyinin cafe çalışırken gördüğüm biriki kitap vardı, roman, öykü hikaye yazımı üzerine.
"story" robert mckee
"roman teorisi" philip stevick
nette bulduğum bir gün aldım isimlerini, roman teorisi varmış, onu ve w. smith in kitaplarından aldım. 2 şubata dek, ama 2 ocakta gelecek diye yazmış, sonraki gün farkedip telefon ettim.
roman teorisi kaynak kitap olduğu için fazla tutmamamı, inceleyip getirmemi istediler, gerekirse telefon ettiklerinde büyük olasılıkla getirebileceğimi söyledim.
yazın işleriyle uğraşan kişilerin kütüphanesinde olmalı, param uygun olduğunda alayım. şimdilik kütüphaneden yararlanayım.
sokaktaki çalışma devam ediyor. geçen durmuştu, 1 ay olmuş, gene başlamışlar. işçiler köşede çalışacakları için arabamı biraz yukarı çektirdiler. çarşamba günü izmire gideceğimi söyledim. sıkışıp kalmayayım diye.
eczaneden 2 seferdir tetradox alıp parasını sonra veriyorum. geçen hafta alıp 3-5 gün sonra verdim, bu gün de alıp 2 gün sonra vereyim dedim. sağolsunlar arada çok sıkışınca böyle yapmaları çok iyi geliyor. kediler baya hasta bu ara, soğuk, bir de kalabalıklar, evdekilere yutturuyorum birer tane, diğerlerine mamalarının üstüne serpiyorum. onlar sağlıklı olursa bizler de iyi oluyoruz. arada vücutlarının sabunlu su ve domestos damlatarak hazırlanan solüsyonla silinmesi de dışardan gelebilecek mikropların önlenmesinde katkıları oluyor. evde kalanlar için.

Çarşamba, Ocak 19, 2011

hot topics.me /ve gruplar

geçen birkaç aydan bu yana julian wikileaks assange kampanyalarına katılıyoruz. dünya da değişimlerin olabileceğine inancımızı artırdılar sanki. iyi bir şey oldu.
neler olup bitiyormuş diye araştırdık, ingilizcemin bu kadar kötü olabileceğine inanamazdım. google vb haberlerine baktık hep. olup bitenler iyi. dünyanın gidişatına ilişkin kapalı kapılar ardında yapılan gizliliklerin toplumlara açıklanabilir bir yanının olması muhteşem.
o araştırmalar sırasında hottopics.me sayfasıyla karşılaştım.
gruplar vardı, sayfa üyelerinin ilgileri doğrultusunda oluşturuluyordu. freespeech diyorlardı. benim de "war to fascism" ve "templier knights' confidential documents" gruplarım oldu.
kendime dair yaşamsal bulduğum araştırma konuları. oradaki dokümanları dolaşırken gördüklerimden de etkilendim belki de. "secret society" deki dökümanlar.
faşizme karşı mücadeleyi insanlık ve inanç mücadelesi olarak görüyorum. dünyadaki varlığımızın tanrısal bağlarıyla uygun görmediğim bir ideoloji. varlıklar sezgisel ve fiziksel bilinçle varolmuşlardır. faşist ideoloji, bilinçsiz insanlığın yaratıcısıdır. özbilinçle denetlenemeyen varlıkların tanrısal bağlarının yokedilmesi, bir bakıma onların yaşadığımız dünyada esaret altında tutulmaları. korkunç şeyler bunlar.
tapınakçılarla ilgili de son yıllarda araştırıyordum sürekli. yazmıştım. kendi yaşamıma dair olup bitenlerden yola çıkmıştım. onlara dair, masonlara dair, ve başka guruplar
tanrısal bağları olan bu yapının/ tapınakçıların, inançlarının kullanılarak nasıl çirkinliklerin yaşatıldığı. bunların dünyadaki iktidarlar/devletler adına yapılışı. tanrısal bağları iktidarlara uşak etme adına, her türlü aşağılıklara adiliklere yol açıcı şeyler yapıyorlardı. fuhuşçular, uyuşturucucular, silah kaçakçıları, organ tacirleri, öldürmeler
o doğrultuda hazırlanmış senaryolar hayata geçiriliyordu.
bu araştırmayı yapmaya mecburum.
çünkü benim yaşamımla da bağlar oluşturuldu
karşılaştığım ve yaşamımda sözlerini duyduğum bir yapının araştırılmasına katılmam gerekirdi zaten. sonradan sapkınlıklarla bozulan bir yapıya dair, bende olan bilginin de görülebilir olması gerekir. başka bir araştırma nedenim yok.
hangisi olursa olsun, inançları çirkinleştirmemek gerekli.
çıkar amaçlı sapkınlaştırmalara da dur denilmesi gerekli
bu bile, başlı başına bir meydan okuma, bana yüklenen bilgiyle de başka bir çarem yok.
ilgi duyan arkadaşların ellerindeki dökümanlarla o sayfalara gelmelerini beklerim
bir tartışma ve konuşma sürecini başlatabiliriz belki de
"hottopics.me" de yazacaklarımın burada da bağlantıları olacak

Salı, Ocak 18, 2011

war to fascism/ faşizme karşı mücadele/ sawaş

war to