Cumartesi, Mart 13, 2010

ingilterede çin mahallesine gitmiştim/ china

bir keresinde bir arkadaşımla (fero fırat) orda buluşalım demiştik, ben erken gitmişim, dolaşmıştım çevrede, orda karşılaştığım çinli arkadaşlarıma burdan merhaba diyorum
başka bir kere ferolarla birlikte bir çin restoranında yemek yemiştik.
ben oralarda dolaşmayı sevmiştim gerçekten, öğrencim özlemle de dolaşmak istemiştim, çin mahallesine yakın bir yerlere götürmüştü beni, bir kafede oturmuştuk, onun bazı arkadaşları vardı anımsadığım o çevrelerde, bazen onlarla selamlaşıyordu, türkler filan da varmış tanıdığı. kaldığı evin oralardaki otobüs durağının orda bir fırın/ayaküstü atıştırma yeri vardı, balık ekmek filan anımsıyorum, kıbrıslılar işletiyormuş, onlarla arası çok iyiydi, alışveriş yapıyormuş sürekli, bazen ona yiyecek veriyorlarmışmış, tanışmıştık, bizi mutfak bölümüne davet etmişlerdi. ben gelirken ordan bir sandviç almıştım sanırım, havaalanında kalkış yapan uçaklara bakarken yemiştim. ingilteredeki halası da bir kıbrıslıyla evlenmiş, çocuğu olmuşmuş, evlenmeden önce antalyaya tatile geldiği zaman izmire uğradığında tanışmıştık, beni ingiltereye davet etmişti. londrada onun evine de gitmiştik bir iki.
özlem kafede de bazı kişilerle selamlaşmıştı. birşeyler içtikten sonra, ben, çin mahallesi yakın olduğu için orada dolaşmak istemiştim. gitmiştik, ben çevredekilerle satıcılarla selamlaşırken filan, özlem tedirgin olmuştu. oralarla ilgili kötü bişeyler duyduğunu filan. tenha bir sokakta korkup o sırada tanıdığını sandığını söylediği iki kişinin peşine takılmıştı, yolu bulabilmek için. türk olduklarını filan, kumral sarışın yapıda birileriydi sanırım, ben daha o kişlerden uzak durup çinlilerle konuşmanın daha iyi olduğunu söylerken, korkmuştu, kendine söylenen bazı şeyleri hatırladığını söylemişti. kendine söylenenleri yapmazsa türkiyeye dönemeyeceğini söylemişlermiş ona.
ne kadar ilginç şeylerle karşılaşmışız haberimiz olmadan
herşeye karşın ben çin mahallesini sevmiştim, bugün anımsadığımda korku filan değil, güzel ve sıcak duygularım var oraya dair, kendimi ait hissettiğim ruhani bazı şeyleri farketmiştim sanırım. benim maneviyatımı kendi istediklerince yönlendirmek adına yaşama hakkımıza saygısızlık eden bazı kişilerin yaptıklarına karşı, ruhani boyutun beni izleyip gördüğü bir yer olmuştu. çinli arkadaşların çindeki ve diğer yerlerdeki çinli ya da çinli olmayan arkadaşlarına da selam olsun.
"katyuşa" çince versiyonunu günlerdir dinliyorum, dinleyeceğim
onları daha çok anımsadım
pekin olimpiyatlarını tv den izlemeye çalışmıştım, açılış ve kapanışta özellikle,
çok etkilenmiştim
umarım bir gün çini/china görme şansım olur
aslında benim uzakdoğu ve çinlilerle bir bağım var sanırım zaten
"sarı ırk" deniyor onlara, benim de çok eskiden beri, manevi olarak bir "sarışınlığım" vardır,
ve,
eskidenberi ora insanları için duyduğum; oraları görenler ve bilenler tarafından, "küçük küçük, çok hareketli, "böcük" /böcek" gibi insanlar" deyimidir
benim de lise yıllarımdan bir "böcek" ismim vardır. arkadaşlarla herkese bir isim takılırken, bana da "böcek" demişiz, nasıl olduysa artık
picasa sayfamdaki evraklar arasında sınıf arkadaşlarımızla takma isimlerimizin yazılı olduğu eski bir defter kabı sayfası olacaktır, koymuştum
yeni ayırdediyorum ama benim çinlilerle baya bir yakınlığım varmış.
"mao" yu daha çok araştırmalıyım
araştırmaya başladım, mao felsefesinden etkilenen ibrahim kaypakkaya ile bir anımı yazdım yukarki bir bölümde.

Cuma, Mart 12, 2010

kiracı olarak oturduğumuz ev çevrelerindeki kişilere dair

selmanın evi aklımda sürekli

onun oğlu cihanın ölüm şekli, hülyalarla ilgisi olduğunu düşünüyorum o olayın da. kendisi onlara çok güveniyordu. çok iyi insanlar olduğunu söylüyordu hep. daha önce kocası cezminin çocuğunun ölümünde söylediklerini yazmıştım. hülyalar demokrat chp- ödp gibi görüntülerle, türbanlılarla dini toplantılarla çok kötü şeylere önayak oldular. damatları mhp ciymiş sonradan söylenmişti, faşist ideolojinin çarpıklığını herkes yaşadı orda.

ben taşındığımda karşı dairede bir doktorla eşi vardı, hemen ev alıp çıkıp gitmişlerdi

sonra ibrahim ayten muratı hatırlıyorum orda. muratın kız arkadaşı alev geliyordu bazen

onlardan sonra üç kız öğrenci gelmişti, onlarla ilgili de yazmıştım

ümmü arka sokakta oturuyordu, sekreter

bir de bedri karayağmurların ablası vardı o sokakta oturan, bedri bazen onlara gelir giderdi karşılaşmıştık bir kaç kere, onların sorunları olduğunu söylüyordu

ilginçliklerle bağlantılılardı belki de, okulda ve ev çevresinde olan ilginçlikler

izkent birlik apartmandaki kişilerle ilgili şeyler ve çevredeki bazılarıyla

orada yaşadığımız süre içinde, ailemizle ilgili organizasyonlarda kimlerin nasıl yeraldığı açığa çıkar biraz,
şimdi uzaktan baktığım zaman, aile çevremizdeki kişilerle, okul çevresindeki kişilerin birbirleriyle çok koordinasyonlu şeyler/ işler yaptıklarını görüyorum, onlarla ilgili hatırladıklarımı yazacağım

izkentteki evi belediyenin yaptığı kooperatifi olarak girmiştik. yüksel çakmur zamanıydı. arkadaşlarımız hacer ve ışık söylemişlerdi,

biz almanyalı bir ailenin evinde kiracıydık. özmen apartmanı mı netdi. göksu fotokopiden ferruh önayak olmuştu orayı kiralamamıza, sonra o havaalanında işe girince çıkmışlardı ordan. biz de 1 yıl kadar kalmıştık. ev sahibi bayanın adı asumandı, erhan diye bir oğulları vardı diye hatırlıyorum, dindar insanlardı, sonradan asuman hanım türban filan takmış, oraları sonra anlatırım /kiracı olarak oturduğumuz ev civarlarını anlatırken.

bir akşam ışıklar bize gelmişlerdi, ışık annesine ve kendi için girmiş kooperatife, bizi de sokmak istemişti, biz istekli değildik, annem isterse ona sormak istedik, o hep bir ev sahibi olmak isteğindeydi. annem de o sıralar benim istemediğim bir adamla evlilik yapmıştı. şimdi o evliliğin de bir takim iktidar odaklarınca yaptırılmış olduğunu düşünüyorum. sonradan bitti zaten, kendilerine yakışır şekilde. duyduğum kadarıyla annemi akrabalarına götürüyor diye şaibeli kötü yerlere filan götürmüşler. bize bulgaristanda ateşe konsolosluk çalışanı dedikleri oğlu polismiş, ankarada görevlendirilmiş sonradan, annemle onlara gitmişlerdi bir kaç kere. hatta annem çok hasta olmuşda gelin aysel çok iyi bakmışmış filan. şaibe şaibe üstüne.

o sıraki evliliği nedeniyle annem ev istemedi, ödemesi problem olur diye, bizim girmemizi istedi, bizim bir evimiz olsun diye. aslında onun ısrarıyla girdik, biraz bizim paramız vardı, annem evlenirken eskiden olan biriki bilezik ve parasını ablamla ikimize üleştirmişti, sonradan veremezse diye, onun parasından kullanmıştık. enverin annesi babası biraz vermişllerdi. baştan kaba inşaat bitene kadar biriken paraları öyle ödemiştik. sonra ay ay maaşımla ödemiştik.

ilk kaba inşaatını görmüştük. inşaatlar bitince biz ergüllerin evine taşınmıştık, annem o adamdan ayrılıp yanımıza getirmiştik. çekilişe gittik. üçümüz, onlar benim çekmemi istedilerdi. ben de çekmiştim. hala ev evraklarım arasında çektiğim kağıt duruyor. onları da düzenleyemedim, hepsini karışık filan yeniden görünüşe açacağım artık. dostlar için.

sonra ev bitince annem oraya taşınmak istemişti. ve biz de onu oraya taşımıştık. hala da duruyor.

ilk kişiler zamanla gittiler. ben girişte şerife hanımla kocası belediye çalışanı fuat diye birilerini hatırlıyorum, enver o adamı bazen eylemlerde filan görüyormuşmuş, sonra onlar çıkınca yaseminle mürsel diye genç bir çift anımsıyorum. yaseminin de kedileri vardı. onlardan sonra sabiha orhan taşındılar galiba.

annem görüşüyordu, ben çok fazla bilmiyordum, yaseminin kedilerine bakmaya giderdik bazen hatırlıyorum kedileri gösterişini. kocası nöbetçi çalışırken filan annemin yanına gelir giderdi hep yalnız kalmamak için.

sonra sabihanım anneme girip çıkmaya başlamıştı. teyzem teyzem diye annemi yere göğe koyamıyorlardı. hatta bizim sorunlu zamanlarımızda bile anneme, "teyze bu kızın sana birşey yapsa ben sana kendi annemden çok bakarım" filan diyormuşmuş. annem komşularının kendisini ne kadar çok sevdiklerini söylerken anlatmıştı. bana karşı pervasız kışkırtılırken farkında değildi tabi, o sırada onlara öyle davranmaları istenmişmiş ne bilsin benim safdirik annem. sonra kapıya demir yapılırken filan annemin istemediklerini yaptılardı, güle oynaya. teyzelik bitmişti galiba. aslında onlara artık uzaklaşma vakitlerinin geldiği söylenmişti sanırım sorun çıkarılıp ayakları kesildi annemin evine girip çıkmaktan.

son zamanlarda bazı şeyler hatırlıyorum, sabihanım daha önceleri bir tanıdıklarına, ben gerek görmediğim halde, anneme ısrar ederek mutfak dolabı yaptırtıvermişti. onlarla ilgili bir şaibe daha vardı sanırım. sürekli annemin evinde oluyordu, her yere telefonlar edip duruyordu. 3 tane telefon oluyordu yanında. konuşma tarzı gereği birilerine bişeyler yaptırtmaktan bahsediyordu habire. 2 kere mi yönetici yapmışlardı onu üstüste.

bir keresinde eve geldiğimde, şükran nurten sabiha bir kişi daha vardı, konuşuyorlardı, annemi kışkırtıyorlardı, nurtenle ahmetin üst katındaki muşlu aileyle ilgili, onlar çok rahatsız oluyorlarmışmış da. gelin balkon yıkarken su sıçramış aşağıya annemin de biraz üstüne gelmişmişmiş. onlara birşey yaptırmayı birilerine şikayet etmeyi vs vs konuşuyorlardı. nasıl kızıp söylenmiştim. yağmur yağmıyormuydu hiç diye. annemi niye kışkırtıyorlar diye çok kızmıştım. biriki avuç temiz su düşmüş diye birilerinin hayatıyla oynamayı nasıl düşünebilirlerdi diye. ve söylemiştim "bu şekilde gelecekseniz benim evime gelmeyin" diye. bozulmuşlardı tabi.

bunlar allahı ağızlarından düşürmeyen, kuran okuyan zatlar aynı zamanda.

bir de sabiha ile ilgili anımsadığım son zamanlarda "bombay'ı istediğini" söylüyordu hep. orda hadleri bildirilmesi gereken kişiler varmış diye. müslümanlara zarar veriliyormuş diye. elinde telefonlar habire birileriyle konuşuyordu. o konu komik gelmişti bize, hindistana bombay'a niye laf etsinki bilgisiz bir kadın. kısa bir süre içinde bombayda 4- 5 yerde birden metro patlamaları olmuştu. korkunç bir katliamdı. şimdi bakıyorum da, o kadıncağızı öyle bir eylemle bağlantılı olarak kullandılar. çevremize koydukları kişileri bu tür şeylerde kullanıyorlardı, habire birşeyler söyleyip duruyorlardı zaten.

bir de annemin beyin ameliyatı olduğunda söylediği birşeyi unutmuyorum. "ne yedik içtik de oldu, ne bileyim" demişti. ona bazı kötü kimyasallar yedirilip içirilerek bilinciyle oynadıklarını düşünüyorum. nurtenler sürekli yapıyordu sanırım bunu. annemi çok kışkırtıyorlardı bizlere çocuklarına karşı. onu kötü yalnız bir duruma düşürmeye çalışıyorlardı hep. kışkıtmalarına bilinç kaybı, unutturma yapacak kimyasallarla sürdürüyorlardı. semalarda olmuştur. bir kere orda çok hasta olmuşmuş, çay içerken. sabihada olmuştur. çünkü kaliteleri öyle insanlar. kuran okuyup, allah adına konuştuklarını iddia ederler. anneme annemiz, büyüğümüz, teyzemiz diyerek, çevresiyle çocuklarıyla kötü geçimsiz çekilmez bir duruma düşürmede çok şey yaptılar. kendi inançlarına annelerine teyzelerine yapacakları şeyler bunlar tabi. bunlar bu kişilerin bağımsız yaptıkları şeyler değil tabi. devletin içindeki bir takım faşist odakların örgütlenmelerin piyonları uşakları olarak yapıyorlardı herşeyi. çünkü yapılanlarla sonuçlarını uluslararası boyutlarını düşününce olayların bireysel münferit olaylar değil, işyerimizdeki çevremizdeki olaylarla bağlantılı çalıştıklarını görebiliyoruz. bu gibi kişilere kemik yalatıp, diğer yerlerde çok büyük boyutta paralar, silah kaçakçılıkları vs vs dönüyordu tabii. bizler önceden annemle ablamlarla daha iyiydik. görüşüyorduk. benim şimdi onlarla görüşmememin nedeni, çevrelerinde faşist örgütlenmeyi farketmem nedeniyledir.

dünyada yapılan haysiyetsizliklerin savunucusu olmayı kabul etmedim hiç bir zaman. bizim inancımız şehadetimiz böyle oluştu. onun için hangi kitabı okusak hak yolunu görürüz. o da bizden haberdardır. herkesin okuduğu kitaplarının, dualarının, peygamberlerinin, herkesin kendi yapıp yaptırdıklarıyla ilgilerini açıklamalarına neden olmalarını diliyorum. ettikleri bütün duaları kendi yapıp yaptırdıklarını açıklayıcı olur inşallah

sonra hatırladıklarımı yazacağım gene

buca eğitimdeki kişilerle ilgili şeyler

buca eğitimle ilgili yazdığım bölümler oldu, ama yaşamımızdaki organizasyonlarda kimlerin nasıl yer aldığının açığa çıkması açısından, diyaloğum olan herkesi isim isim tanımlayıp, hatırladıklarımı yazacağım, öğrenciler de dahil
VESİLE YILDIZ;

bucada en çok iletişimde bulunduğum kişi

okulda yüksek lisans öğrenciliği zamanında tanışmıştık. kemal kamile hocalar aracılığıyla

ondan önce puslu bir anı var onla ilgili;


yanında dalgalı koyu renkli bir bayanla benle konuştuğunu, birileri dekanlığın önünde beni onlarla tanıştırmıştı, beni soruyorlarmışmış gibi, envere benle arkadaş olmak isteyen iki kişiyle tanıştığımı anlattığımı anımsıyorum, birlikte dekanlığın önündeki bahçeden bölüme doğru yürüyerek konuşmuştuk

bir de bizim enverle gittiğimiz bazı yazlık yerlerde onla karşılaştığımızla ilgili puslu bir kaç anı var./burası ilginç biraz/. marmaris, bodrum, çeşme gibi, vesile her yerde tanıdığının arkadaşlarının olduğunu söylerdi, çok arkadaşı vardı gerçekten, onla gittiğimiz her yerde hep birileriyle karşılaşılırdı, evde durmayı, yalnız kalmayı sevmezdi, fırsat buldumu arkadaşlarıyla gezilere giderdi,

enverle birlikte gittiğimiz bir yazlık mekanda, marmaris gibi bir yer, aşağıdaki ingiltere bağlantılı şaibeli bayanla da ilgisinin olabileceğini düşündüğüm bir yerde, vesilenin görüntüsü de puslu bir şekilde dolaşıyor, yanında bazı kişilerle karşılaştığımızı filan, gazetecilerin olduğu bir grupla da karşılaşılmıştı, elit bir yer, bambu ya da sahte bambu gibi sandalyeler, minderleri filan vardı galiba, masalarda örtüler, bir kaç masaya dağılmış kişiler, çevrede dolaşıyorlar, tiyatrovari haller, ben pek çevreyle konuşmuyordum, enverle oturuyorduk, bizim sol tarafımıza doğru bir kapıdan içerilere girip çıkılıyor, garsonlar birşeyler getirip götürüyor, seçkin görüntüler, enver arkadaşlarıyla filan konuşup gidip geliyordu, ben yalnız otururken yanıma gelen birileriyle konuştuğumuzu anımsıyorum, bir ara canımı sıkacak birşeyler, envere kızdım sanırım niye beni buraya getirdi diye, birileriyle ilgiliydi sanırım, orda bir gazeteci ve bir garsonla konuştuğumu hatılıyorum, neden kızdığımı söyleniyordum sanırım. bu yeri daha çok hatırlamalıyım

onla daha net olarak hatırladığım, kemal kamile hocaların öğrencisi olarak olan karşılaşmamızdır. bucayı adam etmek için dekan galip karagözoğlunun kemal hocaları getirttiğini söylemişti. ilginç, galip karagözoğlu da emekliliğinden sonra ingiltereye yerleşmişti, bizlere ordan kart atmıştı. vesilenin ingiliz bir billy amcası vardı, bir ara ben de tanışmıştım. adam kazada(!) ölen arkadaşları meralle birlikte arkadaşlarıymışmış, beni de meralin yerine koyarak arkadaş olmak istediğini söylemişti, , üçümüz birlikte bir yerlere gitmeyi konuşmuştuk, sonra vesile beni uzak tutmuştu, ikisinin yapması gereken bazı şeyleri olduğu için, sonra da billy amca gitmişti zaten, vesile bana başka geldiğinde filan görüşürüz demişti öyle kalmıştı

benim eşimden ayrılma zamanlarımdaydı, tenefüs aralarında filan konuşuyorduk, resim bölümünün önündeki yerde kantin vardı, önceden oturacak yerler vardı,

ben daha çok matematikten sevgiyle görüşüyordum o sıralar, lisansda sınıf arkadaşım olan sayra ince (muran) ın eski arkadaşıydı, fahri sümerin de arkadaşıydı, lisansdan tanışıyorduk, eşi ve kızıyla /ezgi diye hatırlıyorum/öğrenim için amerikaya gitmişlerdi, sonra eşinden ayrılıp gelmişti, o sıralarda annesi istanbuldan gelirkenmi giderkenmi kazada ölmüştü, nasıl olduğunu anlamamışlardı, iyi ki gelip onu kısa sürede olsa gördüğünü konuşmuştu, babası kemal moralı, sayra ile ikimizin turgut pura da ödül alınca radyoda programımızı yapmıştı, kasete kaydetmiştim, sayralarda bir parti anımsıyorum, sayranın parise eşi mustafa ile giden kardeşi süreyya ile ilgiliydi sanırım, kalabalıktı, konağın odaları doluydu, paris usülü kırmızı punç yapmıştı mustafa, herkes içmişti, arkadaşımız leyla ile o zamanki eşi doktor necil /diye anımsıyorum/ onlar da vardı, hocalarımızdan olanlar vardı, enver de gelmişti, sevgi orda varmıydı eşiyle birlikte tam hatırlamıyorum, yalnız onunla ve eşiyle bir yerde karşılaşıp selamlaştığımızı anımsıyorum, eşi amerikaya önceden gittiyse tam hatırlamıyorum

sevgi sürekli resim bölümüne geliyordu, derslerinden çıkıp tenefüz aralarında filan, "kurye gibi" sürekli bölümün önündeki yerde hocalarla oturuyordu hep ya da fahri hocanın odasında oluyordu, onun için çeviriler filan yapıyordu, kendi bölümünden çok resim bölümü elemanı diye espriler oluyordu, bazen öğrenciler onu resim bölümü hocası sanıyorlardı

o aralar hacerin kardeşi kebuterle de seyrek görüşmelerimiz olmuştu

sonra vesile de yalnız bir arkadaş diye, liseden hocam olan kemal hocanın güveniyle arkadaşlığımız oldu, birlikte üniversiteyle ilgili filan biryerlere gidiliyordu, kemal kamile hocaların bilgisi dahilinde


heryerde arkadaşları oluyordu

ingilizce kurslarına da gitmiştik birlikte; kursları ayrı bir bölümde incelesem iyi olacak, çünkü araştırma görevliliğine ilk başladığımızdan itibaren yabancı dillerde kurslara gitmiştik, benim daha önceden amerikan kültürde aldığım kurslar olmasa, o kurslardan çok şey elde etmiş olabileceğimi sanmıyorum, ezber ön plandaydı, kelimeleri yaz karşısına türkçelerini yaz, genellikle ezber cümleler kur filan, amerikan kültürde genellikle kelimelerin anlamını bilmeden öğreniyorduk, pasajlar okunup yerleşip sonra tanımlamalara geçiliyordu filan, ne olduğunu anlamadan deyimler yerleşmiş oluyordu, hocalara göre değişiyordu tabi; bu çok önemli, derslerde de kurslarda da hoca çok önemli, bir kaç kurs hocası elvis presleyi dinletmişti


vesile sarayköylüydü, bir kaç kere ailesiyle de tanıştığımızı anımsıyorum, annemle de tanışmışlardı,

sürecek..

Perşembe, Mart 11, 2010

bir kavramsal sanat çalışması / yaşadıklarımızdan/ yaşatıldıklarımızdan /hayallerimizden / düşlerimizden / inançlarımızdan oluşturulmuştur

filmler, fotoğraflar, çizimler, yazılar, mektuplar, videolar, boş defterler boş tuvaller boş photoshop sayfaları, boş bilgisayar ekranları; izleyici ya da katılımcıların bulundukları her yerden katılımlarının sağlanacağı malzemeler, internet bağlantılı, kalemler, boyalar etc.

panolar, labirentler gibi bir yapılanış uygun gibi, yere göre tasarımlar oluşturulabilir
değişik panolar üzerine
inançlarını koruyup yaşam oluşturma isteğindekilerin yaklaşımı bir bölümde/bir pano da olabilir
herkesin inandığı konusunda
zor olmakla birlikte başka bir bölümde/panoda da diğer inançları nasıl gördükleri üzerine
ve
bizlerle ilgili olarak, kendi yaşamım üzerinden, bizlerin yaşamını istedikleri yöne çektirip, istediklerini yaptırtarak; kendisi bunu istedi, annesi bunu istedi, kardeşi, kocası, arkadaşları, öğrencileri bunları bunları istedi' beyanlarının yer aldığı bir bölüm/ pano; ve, bağlantılı olarak,
bu yaptırılanların karşılığında elde edilenlerin görüntülendiği, yazılarla göründüğü
ve bu işlemlerde bulunan kişilerin fotoları, hangi kişiler bunların uygulanmasında yer almışlarsa
onlar, yaptıklarını aleni değil de tehditlerle, gizli saklı, uyutup uyuşturarak yaptırdıkları için,
"orospudan düşük kalitede kendilerini satışa sunup kazanç sağlayanlar" ibaresiyle;
fotolarında biraz fotomontaj olacak, resmi ya da sivil kıyafetleriyle "erkek" olanlara, ruj sürdürülüp, eteklik giydirilecek, bir ellerinde inandıkları kutsal kitap, bir ellerinde bayrakları, göğslerinin üzerinde ulusal kimlik noları,
yazılı olarak da neyi nasıl yaptırıp neyi gaye edinerek, karşılığında neler elde ettikleri
ve daha küçük fotolarla olabilir, birlikte işbirliğiyle çalıştıkları ekiplerinin fotoları ve görev dağılımlarının olduğu belgeler,
bunların çok kaynaktan olması çalışmanın güvenilirliği açısından daha iyi olacaktır
değişik ülkelerdeki istihbaratçıların katılımı olabilir, halklardan da belgeler
"kadın" olanlarına yine bir ellerinde inandıkları kutsal kitaplarıyla, bir ellerinde bayrakları göğüslerinde ulusal kimlik noları , bunlar kadındı galiba yazısıyla
kimlik noları büyük olacak, hapishane fotoğraf çekimleri gibi
bunların aileleri çocukları varsa, ok işaretleriyle ebeveynlerinin fotolarına bağlanıp gözleri bantlı olarak/ gazetelerdeki gibi fotoları olacak /herkesin bir mirası vardır
bunu geliştirebiliriz süreç içersinde
bir bölüm/ panoda "sığıntılar" başlığıyla
yaptıklarından nedamet ettiklerini ve ya etmediklerini beyanlarıyla
daha önceleri yapıp yaptırdıkları "kahramanca" işlerin sonuçlarına katlanmak için, bizim çevremizdeki kişilere; ailemiz başta olmak üzere, annemiz başta olmak üzere, bizlere sığınarak yeni çıkarlar sağlamaya çalışanlar ve yaptıklarının bedelinden kurtulmaya çalışanlar listelenecek, miraslarıyla birlikte, inandıkları kutsal kitapların, savundukları bayraklarının, kimlik nolarının gölgesinde duracaklar
bu tür fotolar arasında, haysiyetsiz iş yaptığı ayan olanların fotolarının belden aşağı yerlere asılması daha iyi olacaktır
bir bölüm /panoda, içinde bulundukları şartlar nedeniyle /iktidar sorunları ve zor koşullar gibi
olup bitenlere seslerini çıkaramayanlar, izleyiciler
bir bölüm /panoda, inançlarının gücüyle karşı çıkabilenler; aynı inandıkları kutsal kitapları, bayrakları, kimlik nolarıyla, destekçileriyle sergilenecekler/ onlara çok şey yazılmasa da olur
yaptıkları kimliklerinden önemlidir
bir bölüm /panoda, inançsız güruhun, bu tür yapılanlara karşı verdikleri ölümüne mücadeleleriyle, açlık grevleriyle, başkaldırılarıyla, sawaşlarıyla fotoları, inandıkları davaların manifestolarıyla
bir bölüm/panoda, "söylentiler" başlığıyla kanıtlanamamış dedikodular bildirilebilir
bir bölüm /panoda, hangi hukuk sistemlerinin ne tür yaklaşımlar sergilediği, ne tür davalar açtığı,
bir bölüm /panoda, bizm, ailemizin kedilerimizin, fotoları, yaşadıkları yerlerden mevkilerden fotolar, evlerimizin, giysilerimizin fotoları, bazı giysilerimiz asılarak sergilenebilir, ayakkabı terliklerden bir kaç örnek, annemin giydiği etekliklerden birisi olabilir, biz iç çamaşırlarımızı gizli yerlere asarız ama ben donlarımdan birini de sergiye koyabilirim
bu tarihsel olarak kabul görecek yaşamsal gerçeklikleri olan bir "kavramsal sanat çalışması projesi"dir
gerçekleşti zaten, beyanlar, belgeler toplanıyor sürekli

europa

lars von trıer's "europa" izliyorum
cannes film festivali 1991- juri ödülü (en iyi sanatsal katkı) ve büyük teknik ödül
etkileyici
bir sahne geçti;
nazilerden sonra yıkıntılar içinde yeni süreç başlarken, iş yapan kişilerin nazilerle bağlantısı olmadığına dair belge hazırlatılıyor. ve belgenin bir direnişçi ya da yahudi tarafından tanımlanması gerekiyor.
filmde öncesinde nazi bağlantıları olduğunu anladığımız bir işadamı içinde belge isteniyor. askeri düzeyde birisi getiriyor belgesini, ve askerlerle bir yahudi getirtiliyor, belge kontrol ediliyor, yahudiye o şahsın kendisini bodrumunda saklayıp yakından ilgilendiğini beyan ettirilerek o kişiyle sarmaş dolaş edilip belgesi imzalanıyor.
yahudi gene askerlerle götürülüyor. ve isyan ediyor, başka böyle birşey yapmak istemediğini söylüyor giderken. askeri yetkili onu bir yerden kurtarmışmış, karşılığında da böyle şeyler yaptırıyorlar.
hakkında belge düzenlenen şahıs çok bozuk, zaten nazilerin bitişinin gamı kederi üzerine bir de böyle bir olay adamın gururunu sarsıyor. intihar ediyor.
daha izliyorum filmi
nazi ideolojisinden bile aşağılık şerefsiz ve gurursuz olunabilirmi diye düşündürdü beni
yani bir nazi işbirlikçisi adamın, direnişçilerin yahudilerin zorla yaptırılmış beyanlarıyla yeni süreçte yer aldırılmaya çalışılmasını kabullenemeyişi
etkileyici
yaşlı zor duruma düşürülmüş, aldatılmış, uyutulmuş, uyuşturulmuş, bilinç kaybı yaptırılmış, tehditlerle karşılaştırılmış aile bireylerine yaptırıp söylettikleriyle varolmaya çalışan, hatta bu şekilde uluslararası olarak kabul edilme gayreti içinde olanların düzeyini düşündüm
ve onları her türlü haysiyetsizlikleriyle kabul edenlerin olduğunu
toplumlar kampa girmeden nazi, hatta daha kötü olabiliyorlar bu sayede
onursuzlaştırılmış sessiz yığınlara dönüştürülmüş insan sürüleri, yönetenlerin isteğiyle kendi çıkarlarına karşı olanları avladıkları, karşılığında iş para araba ev vs aldıkları bişeyler
"mafya war" oyunundakiler bile daha kaliteli, adamların kendi içlerinde raconları var.
öyle kancıklık yaparak filan mafyada olunamıyor
yani yıllardır olup bitenler, birileri boşuna sus paylarıyla durdurulmuyor herhalde
bişeyler var, ört bas edilmeye çalışılan, ne zamana dek bunu yapabilecekler ki,
bu konuda konuşabilecekleri yoketmek mi hedefleniyor,
demokratik bir toplum yok zaten, düşünüp tartışamayan, gündelik tepkimelerle ilerleyen bir toplumdan ne ne kadar beklenirki
sağlık sorunlarıyla uğraşan, işsizlik sorunlarıyla uğraşan
yani dünyada faşizme koşturtulan bundan çıkar sağlamaya çalışan iktidarlar
2005 de ingiltereye gittiğimde kısa sürede çok şey oldu yazılarımı elden geçirirken değineceğim gene orada olanlara
bir süre önceden beri kafamda sürekli orada bana bir kaç kere söylenen şey vardı
uzunca sayılacak yıllardan beri 3 türk erkek kardeşin olduğu, öylesine uyuma pozisyonunda yaşadıkları, yabancı bayanlarla evlenip, birbirlerinden başka arkadaşlarının filan olmadığını, birinin biraz daha diğerlerinden farklı olduğu, yani ordaki topluma girmeden uyuma pozisyonunda birşeyler yaptırıldıklarını izlediklerini filan
bakalım ben türkiyeye dönünce bu kişilerle ilgili benim çevremde dolaşanların olup olmayacağını, apartın 2. katına konyalı bir bayan taşınmıştı geçen yıl, ingilterede 3 kuşadasında 1 oğlu varmış, adı zehra dediler, ama başka duyduğum şeyler doğruysa onun ve çevremizdeki başka bazı kişilerin gerçek adları başka olabilir. varlıklı birisi yaşamak için bizim sorunlu aparta koşmuş gelmiş, komşuluk arıyormuş
retired edilmiş eski istihbaratçılar gibi belki de, yine bazı işler yaptırılıyor herhalde
yanda leylayla niyazi var bir oğlu bulgar mı ne bir kadınla evlenmişmiş, onunda oğlunun yurtdışına gitme korkusundan kendi kendine kaza yapıp hasta çocuğuyla karısının yanına gitmediği duyulmuştu
bunlar niye bizim çevremize sığınıyorlar ki, ne yaptılarsa ya da yaptırıldılarsa sahiplerine sığınsınlar, şanlı ırklarıyla şerefleriyle kendileriyle yüzleşsinler, naziye bile saygı duyasım geldi filmi izlerken
günceler ve mahalle romanları yazmak gerekli gibi
bizim çevremize kadar düştüler mi, muhtaç mı kaldılar
nazi işbirlikçisinin yeni hayatı sürmesi için direnişçilerle yahudilere zorla onaylatılması gibi mi davaları açılmıyor, tanık olduğum kadarıyla bunlardan utanıp sıkılacakları yok, elde ettiklerini mutlulukla hazediyorlar, intihar hiç edecek gururları yok bu takımın,
bari haklarında haklarımızda davalar açılsın. olanlar sorgulansın, ellerinde belgeler olanlar herkese açıklasın
uluslararası mahkemeler olsun
bir kaç yıl önce önemli bir askeri yetkilinin ingilteredeki bazı türk vatandaşlarının durumlarını görüşmek için ingiltere askeri yetkilileriyle görüştüğü haberleri olmuştu
ben, benle ilgili haber, belge, foto ve videoların benim tarafımdan da savunmaya açılmasını istiyorum, baştan beri açıkki bizler türk olarak kabul görmedik, çünkü öncelikle türk ve müslüman olanlar tarafından hiçbir türkün ve müslümanın aile değerlerine inançlarına yapılmayacak şeylerle karşılaştık
dünyanın neresinde olursa olsun, bu şekilde bulunan kişilerin onursuzluğu üstlenilemez
davalar açılıp sorgulamalar yapılsın, ve benle ilgili her konuda müdahil olma, söz ve savunma hakkında bulunma, yargılamalarında avukatlarımla birlikte yer almak istiyorum

Çarşamba, Mart 10, 2010

ilginç

mi acaba, ilginç mi yoksa rutin işlerden mi
sali günü kipaya alışverişe gitmiştim, gider gelirken bir kaç araç beni takip ettiğini farkettim,
biri çok dikkat çekiciydi, boncuklu bir kamyon.
dönüşte onu gene görünce kuşadası girişinde fotosunu çektim
önümden önümden gidiyordu özellikle gösteriyordu boncuğunu
giderken tamam birlikte gittik, dönüşte gene benle, özellikle önüme filan geçip gelmişti
ben de foto çektim, benle gidip gelen araçlar vardı başka ama en dikkat çekici olani boncuklu kamyondu
picasa sayfamda çektiğim foto görülebilir/ http://picasaweb.google.com/mukadder.cagla
ilginç mi
nedir bu tür şeyler
neyi hedefliyorlar
nolcak böle
bari cesur bazı adamlar çıksa da
şu önceki yıllardan beri benim çevremde olan bitenleri bi araştırsalar
noluyo, neden bazı şeyleri bu kadar örtbas etmeye çalışıyorlar
yaw boşuna uğraşmayın bizim şehadetimiz hak eliyle gelmiştir kolay bozulmaz, döner dolaşır bize gelir, insanlara doğaya, inançlara yazık ediyorsunuz
birileri çıkıp "dur" desin ya olan bitene, bu kadar korkulacak şey nedir, ahrettemisiniz, günahlarınızı ona buna taşıtmaya uğraşmayın, döner dolaşır bulur sizi
hukuk işletin, insanları yargılayın, kendinizi yargılayın, korkmayın, üç buçuk dünya, sonrası öbür taraf, zebellah bekliyor kapıda benden söylemesi, daha kapıdan girerken tepenizdeler
o yüzden bu tarafta yapılanları sorgulayın, öbür tarafa temiz gidin, temiz olmasanız da, kötülükleri engellemeye çalıştık dersiniz hiç olmazsa
"zebellah"= bir dudağı yerde bir dudağı gökte zenciymiş, elinde kıllı topuzu varmış, sorularına doğru cevaplamayanlar içinmiş
(biz çocukken ahretle korkuturlardı hep, mezara gireken zebellahın bizi kapıp sorgulayacağını söylerlerdi, o korkumudur nedir artık, bizim yaşam şehadetimiz onlarla birlikte gidiyor hep,
ben bu gidişle kesin o zebellahın hewali olarak yanında görevlendirilirim gibi geliyor bana, bilmem artık sonrasını.. taaaaa eskiden beri mezarlarında yatanları kaldırtır kaldırtır sorgulatırım yeniden yaniden, demedi demesin kimse, öbür taraf diye bir yer var..)
......
galiba 2012 maya kehanetlerine kabul demekten başka çare kalmıyor

Salı, Mart 09, 2010

yazdıklarımı yeniden elden geçirme kararındayım

bir kaç yıldanberi bu sayfaya yazıyorum.
gerçekten "ne olup bittiğini bilmeden yazmak"
bir şekilde kendine ulaşmak, herşeye karşın
her türlü adiliğe ve şerefsizliğe karşın
ve çevrenizdekilerle birlikte bunları yaşatılmış olmanız
o ilk zamanlarda hatırlıyorum, birileri beni kendilerine itaat ettirmek için konuşuyorlardı
"çevrende kimse kalmayacak, herkesin kentlerin üstüne ölü toprağı atılmış olacak,
sesini duyan olmayacak, duysalarda ilgilenmeyecekler"
evin yolgeçen hanı olacak(!)"
ben de karşı çıkıyordum tabi,
"böyle birşey herkese zarar verecektir, bütün dünya zarar görecektir
insanların konuşup tartışabilmeleri gerekir"
"insanhakları diye bişey var yaww" demiştim
sürekli paralar, birilerinin gününü göstermelerden bahsediliyordu.
kim bunlara nelerin karşılığında para veriyordu ki.
inançları olan varsa, yapılan haysiyetsizlikleri besleyecek para vereceklerine, "durun" diyemiyorlarmıydı. yoksa öyle işlerine mi geliyordu
herkes için,
1991 den bu yana, kendi ırklarının, bayraklarının, inançlarının dünyadaki olayların içinde bulunuş şeklinden, olup bitenlerden memnun mu herkes.
mutlumusunuz, herşey istediğiniz gibi mi oldu
bu gidişat iyimi
yani çok kişi anlamayacak anlasalarda umurlarında değil, öylesine ibadet ediyorlar, utanmayacaklar belli,
peki kapısına gidip ibadet ettikleri, gönül bağıyla divan durdukları peygamberleri kutsal kitapları, kabul ediyorlarmı bu yapılanları, utanmıyorlarmı acaba ruhaniyetlerinin bu kadar acze düşürülmüş olmasından, kendilerine yakıştırılan şeylerden ne duyuyorlar acaba.
ben kendimle ve çevremdekilerle ilgili yapıp yaptırılan şeylerden, yapanların yaptıranların bağlı bulundukları dinlerin, inançların, kutsal kitapların, peygamberlerinin baş yargıç olmasını istiyorum. yapılanları kendi ruhaniyetleriyle ne kadar uygun bulacaklar o makamlar karar versin önce.
bir kaç gündenberi, dünyanın leninizme, kominizme, karl marksa engelse; bu şahısların herhangi bir inancı aşağılamadan, eşitlik özgürlük mücadelesi geliştiren felsefelerine ihtiyacımızın olduğunu düşünmeye başladım. inançlarımızı riyakarca iktidar uşakları yapan zihniyetlere karşı bu çok gerekli. .
yazılarımı da yeniden bakacağım, belki yeni bulduğum, hatırladıklarım olur