Pazar, Aralık 16, 2007

tanrı eliyle karşılaşmam

başka bir boyut bu.
kesinlikle başka bir boyut.
kendimi bildim bileli bazı tuhaf şeyler anımsıyorum.
rüyalar
kutsal yerler
bazı özel insanlar
yalnız, 1990-91 belki 91-92
o zaman ayırdedemediğim özel bir şey yaşadım.
çevremde her şeyi ayırd eden
istediklerini elde etmek için inandıkları bütün tanrılarını
satacak kadar şerefli adamlar vardı.
bütün şereflerin kepaze olduğu bir kentin şereflileri
tıpkı hz. muhammed adına o'nun torunlarını
hasan'la hüseyin'i katledenler kadar şeref abideleri
tıpkı turan dursun'un din adına aldatanları gibiydiler
çok acı çekildi. çektirildi
her seferinde bazı günah keçileriyle işin içinden sıyrılmalar
yetmemeye başladı
simulasyon yetmemeye başladı.
dünya bu kadar zor ve kötü şeylere sürüklendiyse
herkes bütün dünya insanları sorumlu
bazıları
söylenenler, söyletilenler
hasta olduğunu
çevrende yardımcılar hazırdı
arada tanrı elinin söylettikleri, benim söylediklerim
başkalarının program tabelaları çerçevesinde söylettikleri değil
benim bağımsız söylediklerim.
bana yaşatılan her şeye değecek kadar ruhsal özgürlüktü
"hiç bir güç hiç bir insana, varlığa diz çöktürmek amaçlı kullanılmamalıydı
kim olurlarsa olsunlar
dağlar hep özgür olmalıydılar
sığınacak birileri olabilirdi- belki biz
ırk adına yoketme olmamalıydı, -alternatif geliştirilsin deyişim, amerika örneğini anımsadım, tek bir ırk değil de karmaşık yapısını filan.-
bunlara izin vermek dünyanın en aşşağılık, kötü insanından, fahişesinden
bile kötü olmaktı."
daha bazı şeyler
bana ulaşan tanrı eli'ni kullanmak isteyenler hoşlanmadı
başkalarının yaşadıklarının çoğunu bilmiyorum
bana yaşatılan 10-15 yıllık bir zaman oldu.
arada güzel anlar oldu
kediler, çiçekler
bazen annem
kendiliğinden, hesapsız insanlar oldu bazen az da olsa
becerilmiş bir 15 yıl
yalnız yapayalnız
bana kazandırdığın ruhsal özgürlük için teşekkür ederim
mevlana
bir eliyle tanrıdan aldığını diğer eliyle dünyaya
el dönüp dolaşıp bana geldiğinde
duayla

barikatta


dada
30.4.2004 cuma
bu ay ya da önceki ay radyodan yarısını duyduğum bir şiir beni etkiledi. Devrimcinin Aşkı'mıydı? üniversiteli kız mı? üzerime alındım sanki. tuhaf. sanki bana ait gibiydi. kim yazdı. kime yazdı bilmem ama bir yerinde ben de vardım. günlerdir aklımda, tümünü dinlemedim daha? ona ait bir yazı düşledim.
"Barikatta esmer bir adamdın. o bir kaç gün gözlerimi senden hiç alamıyordum. şimdi ayırdediyorum. sen de hep benim çevremdeydin. bir kere kalabalıkta siz ortada konuşuyordunuz. bir yere gidilecekti. bana dönüp "sen benimle gel" dedin. heyecanlanıp ne yapacağımı bilemedim. birileri girdi araya. sana birşeyler söylediler. "yeni o" filan gibi. "duruşu hiç öyle değil" demiştin.
sonra barikatta. kadınlı, çocuklu bir yığın kıyıda. benim gibi bir kaç üniversiteli. sen gelip beni çağırdın. çok özeldin. ortada bir yerde durduk, çevremizde kimse yoktu.sanki uzaklaşıvermişlerdi. beni senin yanına bırakmışlardı.
hafif kıştı sanki. nemli bir havaydı. bulutlu, yağışlı. gecekondu tarzı evler. uzaktan vadi görüntüsü; evler, ağaçlar, soba dumanları, sisler. barikatta insanlar diziliydi. sanki bir tepenin kıyılarındaki surlara dizilmiştik. etten duvar deniliyordu.
sen beni çağırdığında çevremizdekiler uzaklaştı. bir an'a bir şans verdiler sanki. çok hoştun, kararlı, erkek. o renklerin arasında esmerliğin laciverte dönüşür gibiydi. konuştuk. kendine baktırıyordun. gülüştük. şimdinin düşü mü bilmem bana sarılıp, öptün sanki. kucaklayışını anımsıyorum hep. birileri seni çağırdı.
"bekle geleceğim" deyip gittin. sonra geldin gene. ama seni hep çağırıyorlardı. bir ara barikatın dışında bizi görenleri konuştuk. korkuyu, direnci, gülüşüp bakıyorduk birbirimize. bazen ciddi. senin gülüşün karşıdan görenleri çok şaşırtıyordu. uzakta duruyorlardı. bize hiç bakmıyor gibi duruyorlardı. bir kadın. sanırım senin abla bizi yalnız bırakmaya özel çabalıydı. bir de esmer bir genç arkadaşını anımsadım.
o gün orada varlığıma hayatıma egemen olan bir ruhla karşılaştım. devrimci ruh dedikleri şeydi belki de. 17 yaşındaydım. bütün gerçekliğinle karşıma dikilmiş bana bakmıştın. birlikte, yanyana karşı vadiye bakmıştık. sisliydi.
sonra birileri bizim üniversiteli grubu senin dışındaki bir yakaya yolladılar. tepenin öbür tarafıydı. orada eyvanlı bir evde konakladık. ve ne oldu biliyormusun. kendimi yalnız bırakılmış bulmuşken -çevredeki o kadar insana karşı- sen geldin bize yiyecek birşey getirmiştin. ben sevinirken. birileri "ne arıyor burada" filan diyordu. "kendi yerine gitse ya" sen birazcık çekingen duruyordun. seni yolladılar gene. ve bizi apar topar kampüse geri... orada senin adınla ilgili bir numara yaptık. giderken seni başka isimle çağırdım. mahsustan bana kızdığını. "gözlerindeki" "gözlerindeki ışıltı."
barikatların olduğu yerde çocuklarla yattığım bir oda.- sanki abla onu odadan zor çıkardı. duvar halısının önünde konuştuk. duvar halısının renkleri filan. bir ara evlilikten konuşulunca, "ben hiç evlenmeyi düşünmüyorum" deyince nasıl gülmüştün. gece bir ara çay içmeye mi kaldırmıştın. (zeynep adını beğendiğim, seninki hasan mıydı ne) (o gece oyüce zat, hz hızır sizin yanınıza gelip birlikte çay içmiştiniz. onunla ilgili konuşmuştunuz, onu bırakıp benim yanıma gelememiştin. o da bana bir bardak çay göndermişti seninle. ben derin uykudayken sen o çayı benim başucuma koymuş, sabahleyin içmemi söylemiştin de ben "soğuk çay mı içireceksin" diye espri yapmıştım. sonra sen o soğuk çayı içerken ben de bir iki yudum içmiştim. tanrıya şükürler olsun.)
sonra sabah senin gözlerinle uyanmak...
ortada konuştuğumuz yerde, ilk gittiğimizde halkla birlikte halay çekilmişti. bir ara sen de katılmıştın. fotoğraf makinasıyla fotoğraf çekmiştin. sonra nasıl o evde dolaptan şişe alıp su içmiştim. sen bana bakıyordun. bardak arayıp, suyun bardakla içileceğini anımsatmıştın sanırım.
bir ara bahçelerde karadut yemiştik. sanki başka bir arkadaşla gidip oradaki kadınlarla ve çocuklarla onların arasında karadut yemiştik. sonra sen gelmiştin. ve biz yine yalnız kalmıştık. barikatları dolaşmıştık birlikte. senin arkadaşlar çevrede başka şeylerle ilgileniyordular hep. (gibi)
bir yerde taşların üzerine oturup akşamüstü elden ele dolaşan şarap şişesi. birileri içer gibi yapmıştı. ben yine sana uzatmıştım.
(bir çeşmeden su içmiştik. -orada çeşme yoktu diye baya şaşırmıştın. bir zat, hz. hızır, bu sefer tipi başkaydı. bizi izliyordu. ben biraz tedirgin olunca sen. bu aralar buralarda , halktan biri demiştin. o günlerde senin çevrendeydi. ve çok şükür benim de- o çeşmeden su içerken konuşmuştuk. sen ilerde olacak bazı şeyleri, bana dair hoş şeyler demiştin. görüşecektik gene. o sudan içip elimizi yüzümüzü yıkayıp, biraz da üstümüz ıslanmıştı. ayaklarımız. sen benim yüzümü yıkamıştın. birisiyle ilgili "sanırım söylediği doğru " demiştin. sonraki günlerde sen o çeşmeyi bulamayıp, şaşırmıştın. :)))))) "dün burdaydı nereye gitti?:))))))))
unutacağım şeylerden bahsetmiştin.
(31 mart- şimdi anımsadığım, sanırım ben orada hz. hızırın 3 suretiyle karşılaştım. tanrıma teşekkür ederim ki o yüce varlığın mekanında seninle birlikte konuk edildik. umarım bu onur ve gurur benim ruhumun sonsuza kadar ve seninkininde yanımızda olur. bizle birlikte varolur. )
akşam kulübeye / sığınağa ilk başka bir arkadaşınla girdiğimde sen tahta sandalyeleriyle tahta bir masanın başında ayakta duruyordun. sigara içiyordun. senin arkadaşlardan biri çok sigara içmenle ilgili birşey söylediydi. ben de duramayıp "sigara içmek sana çok yakışıyor". gülümseyişin.
sonra o masada sanırım karşındaki yere oturup çay içip toplantınıza katılmıştım. o sırada halktan kişiler dışardalardı. sizi çok kabullüydüler. olabilecek şeylerle ilgili tartışmalarınıza katıldım. beni dinlediniz. bir ara benim bunları unutmam gerektiğini söyledin. sanki pazarlık yaptık. orada o sığınakta sizlerle yaşadığım sıcaklığı, dostluğu ve ruhu unutmak hiç istemiyordum.
daha önce şarap içerken de unutacağım şeylerden bahsediyordun bazı. arkadaşlarına "gerçekten unuturmuyum" diye sorunca. "unutursun" demişlerdi. sanki pazarlık yapmıştık. bana herşeyi hatırlatacaktın sonra. "seni saklayabilmem için burayı bunları unutman gerekiyor" demiştin. yanımda oturan arkadaşın "o hatırlatmazsa ben hatırlatırım"
sonra toplantı bitince dışardan bazı kişiler de içeri girmiş konuşulurken sen beni kıyıya çekip gözlerime bakıp - gözlerine baktırıp "bakalım sana da sigara içmek yakışıyor mu? gözlerime bakarak içeceksin". "öksürtür"
kıyıda -barikattaki taş kulübenin içinde benim yüzüme ışık vuruyordu. gülmeden gözlerine bakmamı söyledin. "sen koyu bakıyorsun" deyince gülmüştün. bir ara arka taraftakilere dönüp "biz burada sizin yanınızda birbirimize ait olduk" dedin.
karım.
(o sırada bir şey oldu. sana bir zorlama yapıldı sanırım. seni dışarı çağırıp birşeyler söylediler, yaşlı dinç masallardaki efsanedeki hızır'dı sanırım. kalabalık bir grup olarak geldiler. seni benimle evlendirttiler. o ritüeli anımsıyorum. öbür taraftakiler benimle ilgili bazı şeylere önem veriyorlar sanırım. hatırladığım başka bir iki olayda daha buna benzer şeyler oldu. inançlar başka da olsa benimle ilgili benzer davranışlar yapılıyor. belki bana özel bağlantılar vardır. yalnız nasıl oluyor bilmiyorum ama öbür tarafta benimle ilgili birşeyler var. benim yalnız kalmamı istemiyorlar. allahtan, sevmediğim, beğenmediğim, pislik tipleri bana layık bulmadılar hiç. teşekkür ediyorum buna. bakalım önümüzdeki zaman neler gösterecek. yalnız bitmesi gereken ilişki zamanında bitirilmeli. enver de hapise girip eline hızır dokunuşundan sonra benimle birlikte olabilmişti çıktıktan sonra. yalnız o sahip olduğu değeri ayırdedemedi. kendine verilen değeri hazmedemedi. çok dolduruşa gelip dolmuşa bindi. çok kötü kullanıldı ve zarar verici yapıldı. zayıf nitelikli olduğundandı herhalde. daha erken bitirmeliydim. neyse. o sığınakta, halktan insanlar girdiler içeri. aralarında o yüce şahıs. efsanevi görüntüsüyle. sana, kolumdan tutturdu. bana dokunarak, bana bakıp, bana duyurarak, benim de kabulümü aldı. sonra birbirimizi öptük. hatta ben biraz bozulmuştum da, "böyle şey mi olur" diyecek oldum da yanımdaki arkadaşın, sonra sen "suss" yaptıydınız bana. o manevi atmosferi, o yüce şahsın bana bakışı, bize bakışı, orada bulunan halka bakışı çevresine yaydığı manevi ışıltısı, "nur" iyi ki bunu anımsadım. o manevi, ruhani ışıltı zaman zaman karşılaştığım bir şey. o anda ayırdedmeye başladığım anda belki beni varlığım için yeni bir aşama olmuş olacak. geçen yaz londra'da da belki aynı değil, başka inançlardan olduğunu zannettiğim, ama beni gerçekten kabul eden bir gurup yaşlı dinç, ruhani ışıltılı insanlar anımsıyorum. kadın ellerime kadehime dokunmuştu. sanırım onlar 1990-91 yıllarında karşılaştığım tanrı eli'yle ilgili kişilerdi. ama yüce makamda bu manevi yapıların bağlantıları olduğuna inanıyorum. belki bende hepsinin kabul ettiği bir mana var. umarım yüce makamın ve varlıkların, erenlerin, evliyaların, varoluş ruhlarına saygısızlık etmeden, özgürce yaşama hakkımı kullanabilirim. bir şey daha benim karşılaştığım yüce makam bir dudağı yerde, bir dudağı gökte değil, halklarıyla beraber, insanlarının içinde karşılaşıyorum. sanırım bana işaret bu. halktan insanlar. "bütün insanlar iyi şeylere layıktır" ve "savaş" "insan onurunu bütün varlıkların yaşama hakkını savun." "varoluşa yakışmayan şeylere karşı savaş" "özgürlük" umarım yanılmam. 1.4.2006 cumartesi) (20.12.2007- bu manevi yapıyla karşılaştım. özellikle londrada radisson otelden gittiğimiz bir yerde, hızırın eli beni oradaki diğer manevi yapıya bırakmıştı. konuşmaları anımsıyorum. öncesinde başka birkaç yere gitmiş ve büyük bir şefaat kapısıyla karşılaşmıştım. çok eski sneak yapısı, yahudiler, ion kökeni...hz muhammed sav.den bir kabul. st paul de karşılaştığım kabul. sanki başka bir boyut görünmüştü. sanırım burayla ilgili şeyleri sonra yazmam gerekiyor. ama çok kısa da olsa değinmeden geçemeyeceğim. nasıl oluyor bilmiyorum ama bir maneviyatla karşılaşıyorum bazen. farklı elektromanyetik dalgalar gibi şeyler ama birbirlerinden haberdarlar. matrixe benzer bir şeyler filan. bunları daha sonra daha ayrıntılı yazayım. konuşmaları, görüntüleri filan. )

dudağının kıyısından öpmüştüm seni. sen beni başımdan tutup öptüğünde çok heyecanlanmıştım. elim senin bedenindeydi. önce, bana sevgilim olup olmadığını sormuştun. hiç sevgilim olmadığını söylediğimde / duyduğunda biraz şaşırmışmıydın, bana mı öyle gelmişti? belki de sevgilisi yok diye sevinmiştin bile? beni kendine ait yapmıştın. orada pencere / oyuktan dışarı bakmıştık. evler üzerine konuşmuştuk. sarı ışıkları pencereleri, nasıl bir ev düşüyle ilgili. söylediklerimi çok beğenmiştin.
kulübe gibi bir yerdi. orada küçük bir pencereden dışarıya bakılıyordu. kıyıda bir ampul sarkıyordu. o yarı karanlıkta da bakmıştın bana. esmer kısa saçlı bir genç arkadaş diğerleriyle biraz uzakta bizi yalnız bırakmaya çabalıydı. bizimle çok ilgiliydi. o senin dostundu. o kişiyi hapishane ziyaretinde de görmüş gibiyim. senin çevrendeydi. onlar birşeyler yaparken birilerini oyalarken sen görünmüştün.
her yerde hatırladığım ciddi duruşla bakarken dudağının kıyısında hafif bir gülücük oluşuyordu.
"sigara içmek sana çok yakışıyor ama gene de bu kadar sigara içme" bakışı bana da sigara verip birlikte içmişmiydik.
gece o kulübe gibi yerde sarı lambanın ışığında dururken birden biri girip "geliyor" filan dedi. hemen yanımdan ayrıldı. öteki arkadaş yanıma geldi. içeri kasımmıydı mustafa mı girdi. bize napıyorsunuz diye sorunca "yıldızlara bakıyoruz" demiştim. beni dışarı çıkardı. (sanırım kampüsten gelenlerin sorumlusuydu. aslında ghyocular çiğlideydi, benim gültepeye getirilmem mana içinmiş) yanımda sinirle paltosunun eteklerini fıttırta fıttırta yürüyüp -karanlıktı- "senin ne işin var orada" diye kızdı. onun (hıdırın) sevgilisi olduğunu söyledi. "yıkılacak buralar" dedi gibi. (sanırım hıdırın kim olduğunu bilmiyordu. ama ününü duymuş, beni ona karşı kullanmaya çalışıyor gibi hatırlıyorum. bana sorduğunda ben gene hıdırın adını başka söyledim. masanın kıyısında duran şahısla ilgili, "yok o değildi, yeni gelmişti, hıdır denilen kişi biraz önce çıkmıştı" gibi şeyler söylediğimi anımsıyorum. o sırada kendimi kötü hissetmiştim. o sığınak daha hoş' tu. 1.4.2006)
ismiyle ilgili birşeyler söyledi. beni kaldığım eve mi bıraktı, diğerlerinin kaldığı eve mi götürdü bilmiyorum. (kendilerinin olduğu yere götürmek istediği, ben de halkın evinde kalmayı istediğim gibi bir şey de anımsadım) sabah öte yakadaki eve sonra kampüse....
(o gece kaldığım merdivenlerden çıkılan evde, gece hıdır gelip beni bulunca iyi bir kavga etmiştik. arkadaşları da vardı. sevgilisi olduğu şeylerle ilgili, beni aldattığı, okulumu bıraktırıp, orada alıkoyacağı, bana hiçbir şey sormayıp hayatımla ilgili kararlar verdiği bilmem ne allah kahretmesin, ne gerek vardı bilmem.:)))))
(gece kot pantalonum, gömleğimle yatıp, sabah erkenden durağa gittim. halk kavgamızı duymuştu. o sırada o yüce zat sizinle çay içtiği suretiydi sanırım. benimle ilgilendi, konuştu. cebime "arkadaşlarınla birlikte yersin" diye bir avuç şeker koydu. almak istemedim, ağlamaklıydım, bozuktum, o çok anlayışlıydı. "biz sizi birbirinizi seviyorsunuz diye.." sonra benimle otobüse binip, arabada az kişi vardı. 3-5. ben şöförün arkasında iki kişilik koltuklardan sonraki tek kişilik yere oturmuştum. o yanımda ayakta durup, bana doğru eğilip konuştu. hatırlıyorum. onları sonra yazacağım. alnımdan tuttu. gözlerine baktırıp, dudakları kıpır kıpır dualar okuyup, bazen eliyle bazı işaretler edip sallayarak. ağaçların yanlarından geçerken bazen camda onlara bakıp, birşeyler oldu. ağzıma bir şeker koydurdu. rengini bile anımsıyorum. ilerde olacak şeylerden, hıdırın acı çekeceği şeylere karşı ona yardım etmemiz gerektiğinden. o sırada benim söylediğim bir şey onun hoşuna gitmişti. gülümsemişti. "...." demişti. 1.4.2006
sonra şöförün arabayı durdurup "o yaşlı adam nereye gitti, kapıları açmamıştım, şurada ayakta duruyordu" diye arabanın içinde dolanışını hatırlıyorum 2.4.2006)
o sıralarda tariş işçilerinin direniş binasına da gidilmişti. sanırım oraya birara sen de geldin. işte orada benimle aleni ilgilendin. gözlerin güldü. (ama ben gültepeyi unutmuş durumdaydım) yanımdan ayrılmak istemedin. o esmer arkadaşın haber vermişti sana sanırım. çünkü ilk o gelip, bakıp hemen dışa koşmuştu. seni yine çağırdılar. yanına oturduğum bir işçi kadın. "o genç seni seviyor hem de çok dedi. utandım. sonraki gelişlerinde yüzüne bakmakta zorlandım sanki. giderken yanıma gelip vedalaştın... beni de götürmek istemişmiydin. siz sonra geldiğinizde biz gitmiş olacaktık. işçi kadınlar konuşuyordu. "seven bir adamın bir kadına baktığı gibi baktı sana" "burada onu tanıyan bütün kadınlar senin yerinde olmak için neler vermezdik." "evlenmiş diyorlar yalnız üniversiteli bir kızla" "gerçekmi ki" "belki bu kızdır"
sonra gelişinde ben soğuk durunca bana sitem etmişlerdi. ayıpladılar beni. tarişte üniversiteli arkadaşlar senin kendileriyle de ilgilenmeni istemişlerdi. alenen gelip söylemişlerdi. sonra seninle ilgili başkasının (gülçinin) sevgilisi olduğun söylenmişti bana. nerminle nursel bir kaç kız (kızmıydılar kadın mı bilmiyorum hala) daha vardı. seni başka bir yerde bir işe yollamaya kalktılar gene. hatta birileri sen gelince bozulmuşlardı. sanırım senin o gece orada olamayacağın başka bir yerde iş! olduğu gibi bilgileri vardı. ama senin o esmer arkadaşının beni görünce "sakın bir yere gitme, dur burda" deyip dışarıya koşup sonra seninle gelişini anımsıyorum. tarişteki ilk karşılaşmamızda. sonra seni şutlamaya çalıştılar sanırım. bizim işçilerle özellikle kadın işçilerle oturduğumuz büyük salonun yanındaki koridorda, sanırım dışarıdaki bir işe gönderilme gitme konusunda 10-15 kişi kadar bir gurupla tartışmanızı karşıdan görmüştük. senin yerine gitmeye gönüllü arkadaşların vardı. işçi kadınlardan biri "git yanına" demişti bana. sen döneceğini söyleyip gitmiştin, biz de orada sabahlayacaktık sözde, ama bizim grubu gene kampüse yollamışlardı...
sanırım sen geldiğinde biz yoktuk.
bir ara çiğli'ye gidildi. barikatlara çatışmalar vardı. bana münevver demişlerdi orada. yürüyüşler. tanklar çiğliye girdiğinde biz bir evde saklanıp, sonra arka yollardan yürüyerek şoseye çıkıp bulduğumuz vasıtalarla kampüse geri.. yıllar sonra polis olduğunu öğrendiğim biri beni senin çevrenden uzaklaştırmak için özel çaba göstermişti. senin bir kadınla birlikte olduğun duyurulmuştu. onu kötü yaptığın filan.
orada o barikattaki silüet ruh ve varlık olarak benimle birlikte oldu hep. belki görüntüler zamanla yitirildi, unutuldu, herşey zamanaşımına uğradı.
bir ara okulun koridorunda bir arkadaşla göründün. onu sonra yazayım.
"bana ait ama hep üniversiteli olacak" "universal"
dediğini duyar gibiyim.
ayrı kalmanın zorunluluğu görünmüştü. düşlerde yaşanacak aşk.
sonra çamdibi/çınarlıdaki pazar
"karşıdan gelenin gözlerine bakma"
"bir ev bir gece aniden uyanıyorum.
çamdibinde pazarda karşılaşma. üzerimde kaldığım evdeki bayan arkadaşın giydirdiği kırmızılı bir bluz vardı. uzaydan gelmiş gibiymişiz. en. "onu hiç böyle görmemiştim, sarhoş gibi sendeledi" filan demişti. onun çevresinde 3-4 arkadaşı vardı. gözüne bakma demişti en. ama şöyle bir baktım. geçerken e.yi durdurdu. ben arkada duruyordum. bir ara bana bakarak konuştu. sanırım adımı vs sormuştu. gülümseyip bakmıştım ona.

zaman beni sıra arkadaşlarımdan birine aşık etti. yada öyle sandım. o barikattaki ruh tu aşık olduğum. env. benimle evlenmek için gelmişti. şimdi düşünüyorum da onu birileri mi yönlendimişti diye.
zaman zaman bana birşeyler içirildiğini düşündüm. sanırım bu doğru bir şey. maneviyatı kullanmak için maddi yapıyı aciz bırakmakla ilgili gibi bir şeydi.
neden unuttum herşeyi neden?
inan hep onun yanında oldum. içerde dışarda. bir ziyaretine gittiğimde seninle konuştum sanki. bana dışardaki hayatı mı sormuştun? benim üzerimdeki simli kırmızı mıydı? görüş yerindeki herkesi dolaşmıştın. sonra bizim yan tarafımızdaki bölmeye gelip konuşurken bana bakıp bir sigara yakmıştın. karşındakini bilmedim birşeyler olmuştu. sonra gardiyanlar görüşü alel acele bitirmişlerdi. gözlerinde sanırım burukluk ve korkunç bir kızgınlık görünmüştü giderken.
yiğit arkadaşların vardı. ziyarette benim karşımdakini birşeyler konuşup çevre mekanlarda durmuşlardı. bir tanesi ziyaret sonuna dek yan bölmede karşısında kimse yokken beklemişti. biri sigarasını yarım fırlatıp atmıştı. dramatik bir şey olmuştu. o zaman anlamladıramamıştım. koğuşlarına giderken birşeyler olmuştu. uzaktan sesler duyulmuştu. bağırışlar.
ve ziyaret bitmişti...
-unutmak gereken şeyler demiştin? neydi
__________________________________
sahip olduğum herşeyi onun dostu yaptım. senin gücün yoktu onda. ama barikatın aynı yanındaydı. ona güç güven ve sevgi verdim. yaşama sevinci oldum. yıllar geçti barikattan ayrıldı. sendeki ışığı yitirdi. evlilik bitti.
boyalarla uğrşıyorum şimdi. kediler, öğrenciler, annem, yeğenler, çiçekler (22. nisan. 2006, kedilerin dışındaki hiç bir şeyin dostça varlığından emin değilim. yalnızca kediler var.)
eski dostlar anmak bana yaşam gücü veriyor hep. bir kaç yıl önce okulda gece derslerine girerken devrimci gruptan öğrencilerle tanıştım. bazıları öğrencim oldu. kızlı erkekli bir grup. mezun olurken öğrenci kantininde oturuyorduk. devrimci olduğunu sandığım -öyle olduğunu söylemişlerdi- bir öğrencimle kahve içip konuşurken gençliğimi andım. o öğrenci de gidiyordu artık zaten.
"gel hadi beraber yemek yiyelim, şarap içelim" dedim. bir akşam geldi. gençlik işte. hatta yeni gençlik. hoştu. bir beyefendi gibi oturdu karşıma iki şişe kırmızı şarap içtik beraber konuştuk. joan baez dinledik. boyalarımı gösterdim. sanat, dünya. yeni gençlik, birikim üzerine konuştuk. bir ara gözleri dolu kitaplıktaki "vurulduk ey halkım" a takıldı mumcu'nun. seni andım gene yitirdiğimiz gençliğimizi. yaşayamadığımız sevgileri. sonra kahve içip. onu senmişsin gibi yolculadım. sanırım onun donanımı başkaydı.
o gece ben bana bugünkü gücümü veren dostlarımla, senin ruhunla kan kırmızı şarap içtim.
yaşam devam ediyor. tanık olduğum o ruhtan sonra bakılacak kendine baktıracak kimse yok sanki.
günümüz gereği barikatların yeri değişti. ben genelde uzaktan bakıyorum. besili, şişme bebek gibi sıkıştırıcılar, geciktiriciler, viagralarla donanımlı hayatlar beni çekmiyor.
insanlarda zaaflar yaratıp kullanmaya çalışanlar, hamiliğe soyunanlar beni itiyor. farkettiğim anda kaçıyorum. nasıl direniyorum bir bilsen.
kendisini tüketmiş insanlara yaşam enerjisi olamıyorum.
başkalarının yaşamları üzerine oyun oynayanlar, kararlar verenler, insan harcayanlar beni masalarına meze yapmaya çalıştılar. olmadım. yalnız kaldım kaçtım.
belki yanlışlar yaptım. ama hiç ihanet etmedim. kimseye aşık olamadım. aykırı resimler yapıyorum. renkler, kavramlar, insandan (22.4.2006 bu gerçek hayvandan yana olmaktır aynı zamanda) yanayım hep. isyancıların içindeyim (sanırım bu durumla ilgili de tartışıp, yaşadığım şeylerden kaynaklı yeni saptamalar- ya da yeni bakış açıları oluşturmalarım gerekiyor. yobaz, statükocu, gerçek dışı, devri geçmiş şeylerle ilgili kasıtları artırıcı hiçbir şeyi tezelden kabul etmemek gerekiyor. bazı kasdi şekillerde eski bir değeri bugünkü koşullarla ele almak son derece yanlış olabilir. sanırım konu- mana- zaman- o zamanki ve şimdiki şartlar- sonucun etkileri vb. durumlar değerlendirmelerde etkilidir. belki bireysel özgürlüklerde farklılıklar olabilir).
seninle beraber olsaydık. birlikte yaşasaydık ne olurdu bilmem. bir önemi de yok zaten. aslolan yaşanandır. ben o barikattaki gücü sevgiyle ve saygıyla anıyorum.
hayata -ki sokakta herhangi bir arabanın çarpıp sakatladığı bir kediye sahip çıkan eski bir kadın olarak karşıma çıktı hayat, geçen yıldı- güzel bakma, zorluklara direnme, insanları sevme, çevre dostu olma, esaslı resimler yapma, yalnız kalabilme gücü veren ruha sevgiler.
senden sonrası yok,
3. 1.05
orada seninle çeşmesinden su içtiğimiz yaşlı adam -sen burada çeşme yoktu diye şaşırmıştın+ su içerken birbirimiz için dilek dilemiştik- sabah- hani gece ne olduğunu unuttuğum bir tartışmadan sonra kıyafetimi çıkarmadan yattığım gecenin sabahı- durakta benimle konuştu. "ben sizi birbirinizi seviyorsunuz ...." dedi. biraz konuştuk ben ağlıyordum sanki şeker verdi. almadım. otobüse benimle bindi. konuştuk. elini başıma koydu. çok uzak zamanlara ait birşeyler söyledi. bazılarını çok net hatırlıyorum. cebime şekerler koydurdu. birini ağzıma attırdı. "arkadaşlarınla yersin" dedi. hayatım cebimdeki şekerleri birileriyle paylaşmakla geçti hep.
"..yardım etmeyi unutma" dedi. anneme. sana ilişkin de birşeyler söyledi. biri senin yaşadığını söylerse hiç şaşmayacağım. sonra şöför arabayı durdurup "o yaşlı adam nereye gitti, kapıları hiç açmadım ki," baya söylendi, kalktı arabanın içinde dolaştı. arabada 3-5 kişiydik.
o hızır dı artık biliyorum. insanların ona ihtiyacı var. o hep olmalı. dostumdur hızır. vay be hep öyle kalmalı.
kendimi gece yurda girerken hatırladım sonra
barikata 2.gidişimde seni hatırlamamıştım. beni bir yere götürmek istedin beni yollamadılar. şimdi anımsadım ""hıdır aslan" adını hiç unutma" dedin.
bakışın
sonra inciraltı yurtlarındaki olaylı karşılaşmamız ve balkon seranadımız.
ne mazi be.
ve diğer karşılaşmalar...
senli ve sensiz

20.12.2007- bu yazı ilk haliyledir. daha sonra geliştirilecek.

Cuma, Aralık 14, 2007

görülmüş ve yaşanmış bir mektup

10.01.2006 da formatlı notebooka- sonra blackbooka kaydedildi.
GÖRÜLMÜŞ VE YAŞANMIŞ BİR MEKTUP 7.8.2001 de düzenlendi.
Birlikte baktığımız güvercinler gitti, kırlangıçlar görünmez oldu. Kendi içimizde kendimizi yitirdiğimizi gören Kanadalı tayfalar; onlar da çoktan gemilerini terk ettiler, denizleri bıraktılar.Uzun bir süredir onlardan haber alamadım ama yerleşik hayata geçmişler. Yalnız tatillerde deniz kıyılarına gidiyorlarmış. Yalnız o uçkun olan tayfa zamanı dinlemeden vakitli vakitsiz kıyılara gidip o eski özlemleri ararmış.
Gittiğin zamanı unuttum.
Yazdıklarımızı buldum. Kendi tutsaklığımın dört duvarı arasından sana bir kez daha yeniden baktım. Seni görmeden de herşeyin yerli yerinde duruyor gibi olduğunu, sokağa çıktığım vakit aynı gökyüzünü yaşadığımı..
Saksıdaki çiçek, duvardaki kedi.
Birden bire bir hüzün.
9.10.1985 buca cezaevinden yazıldı.
"5.7.1992 Pazar 21.7.1992 de cezaevi mektupları elden geçirildi-
Gidişim hasat zamanı değil, tohumun toprağa düştüğü, yeniden doğumlara gebe olduğu bir Ekim ayının ilk haftasına denk geliyor. Ve ilk mektupta da dediğim gibi, namussuzluk, hırsızlık değil bu geri dönüşlü (?) gidişin nedeni. Üstelik, tutsaklığın daha ilk satırlarında kısa ve özlü bir geri dönüş müjdesi çırılçıplak kendini açığa vuruyor. Durumu ancak sen anlayabilirsin. Sen ne yapıyorsun, kendini bırakma, bir çok zorluklarla karşılaştığını ve karşılaşacağını biliyorum. Her şeyin üstesinden gelebilecek gücün var senin. Biz beraber nelere katlanmadık ki. Nereye kadar bilmem. Ama değilmi ki bu yürek bizde var. Daha çok şeylere katlanırız/ görürüz. Beni düşündüren tek konu sensin. Sana da dediğim gibi kendine göre bir yaşam tarzı benimse şimdilik. Kendine hakim ol. Canlılığını gücünü yitirme. İnan bunun için hep dua ettim gizliden. Resim yapmayı da ihmal etme. Daha büyük birliktelikler yaşayacağız...Çarşaf, havlu, pijama, eşofman, terlik, kitap, kalem, kazak getir bana. Bir de pazar torbası. Eşya koymak için. Çanta, havlu gibi şeyler alınmıyor da. Terlikler, o basit ortopediklerden olsa da olur. Tıraş fırçası ve evdeki sabunu koymayı da unutma. Bütün bunların yanında da, seni, vefa şampiyonu ilan etmenin, bir sıcak ruh okşamanın ötesinde bir gerçeği yansıttığı da ortada. Ama, kırlangıçlar her göç mevsiminde yine ayrıldıkları diyarlara gelip eski yuvalarını ararlar. Ya da yine aynı yerlere yuva yaparlar... Hangi şaşmaz duygularla bu beceriyi gösterirler bilemiyorum.
Yetmibeş kişilik bir koğuşta sekiz kişiyiz. Sekiz baş hayvan gibi tıkıldık buraya. Ranzalar üç katlı. Cezaevi kapısından girer girmez bir sıkı arama ki! Yahu, zaten onbeş günlük bir gözetimden geliyor insanlar. İçeri tankla girecek değiller ya. Ama olsun. Jandarmalar, gardiyanlar büyük bir titizlikle yapıyorlar görevlerini. Sonra görüşyerine alınıyoruz. Bir gardiyan elinde traş makinasıyla geliyor. Hepimizin kafası sıfır numara traş ediliyor. Sakal bıyık birbirine karışmış. Ama, onlara dokunan yok. Demek ki saç daha önemli. Sonra, hepimizin önüne lacivert cezaevi elbisesi atılıyor. Ceket ve pantolan. Giymek zorunlu bunları. Zaten kimse itiraz etmiyor. Üzerimizdekileri çıkarıp, mavi işçi tulumlarını giyiyoruz. Elbiseler hiç kimsenin bedenine tam uymuyor. Hele benimkiler tam bir felaket. Pantalon ayağımdan aşağı kayıp gidecek ama, elimle tutarak bir tek donla kalmaktan koruyorum kendimi. Sonra, jandarma ve gardiyanlar eşliğinde maltanın demir kapılarını geçiyoruz. Sekiz numaralı koğuş kapısının önünde durarak yeni bir demir kapının açılmasını bekliyoruz. Bir gardiyan var gücüyle iterek açıyor kapıyı. İçeri doluşuyoruz. Uzun süredir boş olduğunu öğrendiğimiz bu koğuşun ilk konukları biz sekiz kişi oluyoruz. Karşı koğuş tıklım tıklım dolu. Bizi görür görmez demir parmaklıklı pencerelerin önüne üşüşüyorlar. Yüksek sesle geçmiş olsun dileklerini iletirken, içlerinden biri, yönelttiği soru ile hangi suçtan içeri girdiğimizi, ne tür mahkumlar olduğumuzu anlamaya çalışıyor. Karnımız aç. Demir kapıyı yumruklayarak gardiyan çağırıyoruz. Kuru ekmek getiriyorlar ve bu gecelik idare etmemiz isteniyor. Battaniye de getiriliyor bu arada. Günler sonra, elimizi yüzümüzü bolca suyla yıkama şansını yakalıyoruz. Ayaklarımızı da yıkıyoruz. Üstümüz başımız kir içinde. Kir ve terden ağır kokular yayılıyor her birimizden. Ama, hiç kimse de birbirinin kokusundan rahatsızlık duymuyor. Gözetim altında alışmışız bu pis kokuya. Kimsenin umurunda bile değil.
İnsanlar kendi aralarında gurup-laşarak durumlarını gözden geçiriyor.
Bir yandan da bu dört duvar arasında olmalarına neden olan vatandaş aleyhinde atıp tutuyor. En seçme küfürleri savuruyorlar. Benim de pek aşağı kalır yanım yok hani. Durup duruken, üstelik de tanımadığım insanlarla birlikte ve yapmadığım, işlemediğim suçlardan ötürü buradayım. Adam belki kendince haklı. O, paçasını kurtarmaya çalışıyor. Ama, bunun ille de böyle rezilce mi olması gerekirdi?
Tutukluluğun ilk gecesi doğrusu cezaevi yatak ve battaniyeleri kuş tüyündendi. İşte öylesine mis gibi rahat ve deliksiz bir uyku çektim. Sanki dünya umurumda değildi." GÖRÜLMÜŞTÜR. GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
Bütün perdeler bir bir açıldı. Sana bakarken kendimi de tekrar tekrar görüyorum. Kendi kendimi yerleştirdiğim mekana bir kez, bir kez daha bakıyorum. Ve daha çokça bakacağım. Hiç aynada kendine bakarken paniklemiş miydin. Tercihlerinin ne kadar kendine ait olduğunu. Gerçekte ipleri elinde tutanla hiç gözgöze geldin mi? Yoksa bütün sorun benim gözgöze gelmemde miydi?
Beyaz camda bir müzisyen.
Bir çalkantı, bir kaos ve alkış sesleri duyuluyor.
Kukla iplerinden yerine asıldı.

Çarşamba, Aralık 12, 2007

öğrenci arkadaşlarla eğitim-sen sempozyumuna katılımımız


üniversiteler, gençliğimiz ve toplumumuz

mukadder cağlar, özge, barış, onur, ece, taylan, adem, mkemal, diğerleri *

1980 öncesinde üniversite gençliği, bugünün teknolojik olanaklarına sahip olmamakla birlikte,
üniversal düzeyde düşünebilen, forumlarla tartışan ve yorumlarla, felsefi dönüşüm çabalarıyla dünyanın değişiminde ve yönelimlerinde etkin olabilen bir yapıda görünüyordu.
gençiğin örgütlenme yapısı da bu yaklaşımla örtüşüyordu.
68 kuşağıyla birlikte başlayan özgürlük oluşumu ve yeni bir çağın sesi olma durumu,
gündemdeki siyasi iktidarların gerektirdiği faşizan toplum yapsı ile çatıştı.
dünya halkları ne yazık ki,
yeni gençliğin dinamizmini ve özgürlük tutkusunu yaşamsal kılabilecek siyasi kaldırma gücü olan yöneticiler, hükümetler, devletler oluşturamadılar.
ve yine yönetenler kendilerinin de tutsak olduğu faşizan kulelerden kullarını yönetmeyi ve kendi varlıklarını kutsamayı sürdürdüler.
bu sistemin değişmesinin gerekliliğine inanan asi gençlik çoğu toplumda düşman ilan edilerek, bozguncu diye nitelendirilerek katledildi, kırıldı, sindirildi.
dünya yeni ve heyecan verici bir yönelim şansını kaybetti.
romantizm bitti.
"bir ömür için bir ömür verilen" (can yücel) zamanlar başladı.
yeme, içme, bahçesinde hanımeli çiçekleri olan hayatlar, lüks özlemleri sewgiyi alt etti.
heyecan yitti.
katliamlar, işkenceler, aşağılamalar, baskınlar ve bozgunlarla sindirilen halkların çocukları,
kutsal devletlerinin varlıðı için yeni oluşumlar sergilemeye başladılar.
zaten kurumlar da bu yapılarla örtüştü.
korkunun kırallıðında yeni bir yaşam başlatıldı.
isyanın sesi değil,
itaatın güvencesi oluşturuldu.
kolestrol, yüksek tansiyon, mide haplarına viagralar, sıkıştırıcılar, geciktiriciler ilave edildi.
yaşamın güvencesinden haz ve mutluluk duyan bir gençliğin gereksinimi olan herşey,
duruma uygun olarak hazırlandı.
yaşlanma durumlarına uyum sağlatacak çok eşliliğin çeşitli versiyonları hazırlandı.
yeni bir toplumun oluşumunda özlemi duyulacak herşey oluşturuluyordu.
çeşitli şekillerde kürsüleri talan edilmiş hocalar (bedrettin cömert, doğan öz, bahriye üçok, turan dursun, vd)
üniversitelerden atılanlar, çoğu burnu sürtüldükten sonra yeni tarza uyum sağlayacak şekilde geri döndüler. (1402'likler)
yeni bir yenilik başladı.
bozguncu olmayan, geleneklere saygılı, kendilerine sunulan hayatı bazı dekoratif değişikliklerle tazeleyecek bir gençliğe bakıldı.
özel üniversiteler, vakıf üniversiteleri, hatta bazı alternatif denemelere yönelinildi.
gençliğin gereksinim duyabileceği sosyal etkinlikler, değişik çalışma toplulukları oluşturuldu.
krediler, harçlar, ikiliöğretim, yeni olanaklar arandı.
nitelikli vasıflı bir gençlik oluşturulmaya çalışıldı.
yani bu durumlar zaman zaman biraz şirket ilişkilerine kaymakla birlikte,
her şey isyandan daha iyiydi.
iyi bir iş, statü, rahat, konformalist tarz,
bütün toplum bir şekilde etkilendi tabiiki,
içki masalarında eskiden kalma devrimcilerin "ne olacak bu memleketin hali" tartışmalarıyla da renklilik oluyordu.
elverdiğince dünyanın hali de tartışılıp kurtarılma yöntemleri oldu tabiiki.
bunlardan etkilenen bir gençliğe de sahip olduk.
üniversitelerdeki "sol" guruplardan öğrencilerin durumu da çok zor. "potansiyel terörist" olarak ele alınıyorlar, ve
buna karşı konumlarını güçlendirebilecek teorik donanımları yok.
ne yazık ki, karşı koymaları ve başkaldırıları güncel ve yaşamsal tepkisel olaylar olarak kalıyor.
sürekli cezalardan başlarını kaldıracak halleri yok zaten.
gazete dergi masası açmaktan, afiş asmaktan, bildiri yayınlamaktan, seminer vermekten başka, tuhaf
cezalar alıyorlar. afişlere bakmak, kavgayı ayırmak, "kuşlama"yapmak, kötü kötü bakmak, harçlara karşı çıkmak, vs vs
her an onlardan birisini bir polis otosunda görebilme endişeniz olacaktır. -tutuklu, gözaltı vs olarak tabii-
her an kelli felli birilerinin çıkıp onları suçlamaları, toplum dışına itilmelerini önermesi olası -ki bazı eski solcular da buna dahil-
aynı toplumda yaşıyor olsanız da, üniversitede öğrencinleriniz olsalar da onlarla olan bütün diyaloglarınız sizi hedef yapmaya hazırdır.
ama sizin yaşadığınız en güzel şey, herkesin "hazır terörist" damgasını vurduğu bu gençler yüzünüze gözleri güleç bakarlar, ve
onların şenliklerinde yeriniz vardır.
size sundukları çay da dostluk çayıdır, kendi yedikleri içtikleridir, size zarar verecek bir şey değildir yani.
onlarla konuşmak gene de heyecan vericidir, hele itaat etirme endişeniz yoksa, fikir alışverişleriniz keyifli olur,
başka türlü pek konuşacaklarını sanmam zaten.
ilgisiz görünüp, susup
karşınızda olacaklardır.
ve "sol" ideolojiyi yaşamsal kılabilecek birikimi oluşturabilecek ne zamanları var, ne de ortamları.
böyle olunca "sol nedir, ne durumdadır" gibi sorularımız oluyor tabiiki.
bu çocuklar gerçekten zor durumda. bizlerin olduğu gibi
bu yaşanan süreçlerde gözlemlenenlerden bir şey de,
sunulan bir yaşam olarak
yine de en doğrusu,
fazla sivrileşmeden sahip oldukları şeyleri sürdürebilmeleri olanakları tanındı çoğu kişiye,
biraz uyum gerekiyordu,
"bazılarına" yapılan yargısız infazlarla, baskılarla, gözdağlarıyla, insanlıktan çıkarmalarla, F tipleriyle,
yine de en doğrusunun bu olduğuna ikna edildiK.
ewt yeni hayatın da kendine göre heyecanları olduğu açığa çıkıyordu.
örneğin,
durum tespiti
oks, öss, kpss süreçleri
yüzbinlerce insanın yaşamını etkiliyor ve neredeyse kimse gıkını çıkarmadan ailecek sınavlara, dershanelere, özel hocalara, kurslara koşuyor.
habire bir koşuşturmadır gidiyor.
tabi şansı ve olanakları olanlar.
bazı şeyler kaderdir.
öğrencileri çeşitli seçenekler bekliyor:
kapısı herkese açık "genel liseler",
en "başarılı" öğrencilerin kazanabildiği "fen,sosyal bilgiler,anadolu, anadolu öğretmen liseleri",
ve onlarcası bulunan "özel liseler",
meslek liseleri,
pek çok alt dalı bulunan liseler,
daha önce mezun olup sınavı kazanamayanlarla beraber,
ağırlıklı ortaöğretim başarı puanları DA dikkate alınarak,
yine yılın bir günü yapılan öss de şanslarını denemektedirler.
çeşitli örnekleri olan "fırsat eşitliği" burada da geçerlidir.
bu sınav sisteminde
sosyal ve ekonomik olarak iki ayrı uca mensup gençler geleceklerini kutucuklar aracılığıyla yaratmaya çalışıyorlar.
elemelerin ardından üniversiteli olabilen şanslı aznlığı bir kaç yıl sonra da
iþe girmeyi vaadeden kpss beklemektedir.
çok çeşitli üniversitelerin mezunları yine kurs, kaynak kitap
darboğazlarından geçerek
bu kez de çalışma olanağına kavuşmaya çalışırlar.
tabi bu durumun sonucunda haddeden geçmiş bir gençliğin posaları yaşamaya devam etmektedir.
duygu, sevgi, romantizm gibi kavramlardan uzak pornografik bir topluma ulaþma süreci de denebilir belki.
bu sistemden çıkan bireyler, yaşamdaki başarıyı yalnızca sınav sonuçlarına göre algılarlar.
sürekli yüzbinlerce, az bir kısmını tanıyabildikleri, rakiple mücadele ederler.
serbest rekabet duygusunu öğreniyorlar.
bu mücadele de zamanla dayanışma duygusunu törpüler.
başarılı olmak yalnızca başkasının başarısızlığına bağlı olduğu için
bu şekilde yetişen bireyler en doğal hakların bile yalnızca seçkinler için olduğuna ikna olmuşlardır bile.
kendilerinden nasıl mutlu olacakları
neleri ve nasl yaşamları özleyecekleri belirlidir artık.
kısaca sistemin gereksinimi olan insanların yetiştirilmesinde bu sınav sistemi de önemli bir role sahiptir.
sistem bir yandan gereksinimi olan seçkin, iyi eğitim almış ama düşünmeyen bireyleri yetiştirirken,
diğer yandan da yine düşünmeyen, sorgulamayan, toplumsal yaşamda yan rollere talip bireyleri kolaylıkla devşirebilmektedir.
toplumsal uyum açısından gerekli bu.
reformlar olmakla birlikte
üniversiteyi sanayiye bilgi ve işgücü yetiştiren kurum yaklaşımı
üniversitenin asıl niteliği olan "bilimsel üretim yapan kurum" olma özelliğinin arka plana itilerek,
yan işlevi olan meslek edindirme, nitelikli işgücü yetiştirme yönünün de öne çıkmasına neden olmuştur.
herhangi bir şeyi yaratmak, üretmek için de fazla istek kalmıyor böyle olunca.
araştırmacı yapı kayboldu.
sanki herkes belirlenmiş görevler doğrultusunda üstüne düşenleri yapıyor.
çoğu üniversite öğrencisi de deneyimli hocalarının istedikleri ve söyledikleri doğrultusunda
ödevler, sınavlar, fotokopilerle uğraşmaktan,
kendilerini kantine zor atıyorlar.
çoğu genç tv dizilerine bakyor, annelerimiz, anneannelerimiz, ev kadınları, küçük çocuklar gibi, tv karşısına oturtulan
program deyince onları tartışıyorlar.
filmin kurgusunu, taşıdığı elemanları değil, filmde geçen esas oğlan esas kadınları.
ne kadar bonuslarının olduğu konusunu çok rahat arkadaşlarıyla uzun uzun konu ediyorlar.
ders kaynatmalar.
şaklabanlıklar,
başkalarının hazırladığı dosyalarla not almalar.
bunlar genelde 20-25 yaş civarlarındakiler.
herhangi bir kof ideolojinin peşinden gitmeleri olasılığı yüksek tabiiki,
birikimden bilgiden yorumdan uzak kaldıklarında herhangi bir ırkçı söylemin itaatçisi olup,
toplumun gerçek bozguncuları olarak yerlerini bulacaklardır.
belki sırtları çok sıvazlanıp
belki iş bulup ekonomik olarak rahat olma olasılıkları vardır, ama
onların hayatları da berbat tükenmiş oluyor gerçekte.
başkalarını da tüketen hatta yokedici olmaya meyilli bir yapıya sahip olmak büyük huzursuzluk verici bir şey.
gençliğin durumu gerçekten zor hani.
heryerde öğrenmede isteksizlik ve özgüvensizlik durumu hakim oluyor
böyle olunca da
kendilerine araştırma yaptırıp tartışmaya çekmek çok külfetli oluyor.
yine de ara sıra başarıyoruz.
şiir yazmak, kitap, roman, öykü, sanat, sinema, müzik, beste kalmadı sanki
zaten herşey yapılmıştı.
virtüözlük yetti.
doyumsuzluk arttı.
sanırız biz gençliği yitirdik.
bir daha nasıl buluruz, hangi koşullarda karşılaşırız bilmeyiz artık.


*
mukadder çaðlar, ressam, deü. buca eğitim fakültesi, güzel sanatlar eğitimi bölümü, resim anasanat dalı öğr.üyesi, yrd.doç.
özge özden üz, resim öğretmeni, deü. buca eğt. fak. resim bl mezunu
barış aydın, öğrenci, deü. buca eğt. fak. türkçe öğretmenliği bölümü
onur uludoğan, türkçe öğretmeni, y.l öğrencisi, deü. buca eğt. fak. türkçe öğretmenliği bl. mezunu
ece güngör akdeniz, doktora öğrencisi, amerikada (kurum bilgilerini göndermesini bekliyorum)
taylan gündoğan, öğrenci, deü. buca eğt. fak. sosyal bilgiler öğretmenliği
adem aras, öğrenci, deü. buca eğt. fak. okulöncesi öğretmenliği
mustafa kemal coşkun, aü dtcf, sosyoloji bölümü, araş. gör. dr.
diğerleri -tartıştığımız, konuştuğumuz, yeni bir şeyler öğrenip yaşamımızı yenilememize ve geliştirmemize katkıda bulunan diğer öğrenci arkadaşlarımız, dostlarımız.

Salı, Aralık 11, 2007

ingilteredeki frida sergisinde yazdığım -2005

gizemli, mistik ögeler var.
boyayı cesur,
yerel renkler kullanılmış.
yaşadığı toplumun canlılığını
__değişik tuhaf bir sessizlik
ve dinginlik
yalın
altta başka üstte başka katmanlar kullanmış.
yazılar, süsler, semboller
havada uçan bir özlem
gereksiz ayrıntı yok
figürleri sembollerle
__süslenmiş
alicia balantta gül,
____ağaçlar, gökteki iki yıldız
________bulutlar
___dalgalar, içten içe
_____hınzırca gülümsüyor sanki
bir bulut sanki hep aynı
____yerden çıkıyor
____düz, temiz boyanmış
___portrelerde kişiye özel
_____semboller kullanmış,
_______yazılar, yerli hocası
bazen portrelerin yüzü yok
____bazen geometri
__küçük çalışmaları var.
____kara kalem, suluboya
__aynı figürü çalışmış
_______kazanın ilk çizimleri
sembolik nesneler
ya da çevresindeki
nesnelerin sembolleştirilmesi var
__bazen yaldız
__çizimler, denemeler
__devrimciler, halktan
_____kişiler
öyküleme, allegorik (?) bir tavır
tahta çerçevede de boyalar
___hayalleri, düşleri
__________semboller olmuş
hemşiresini sembolize edişi
__kara yerli yüzlü
_sol memesinden süt emiyor
ağaçlar, arkada yağmur mu
______kar mı
çarpıcı, etkileyici,
__meksika halk sanatını,
__kendi, kavramlarıyla
anlamlandırıp biçimlendirmiş
______ince işlenmiş yerler var
acımasızlıklara karşı zarif
_içli bir anlamlandırma
__biçimlendirme var
her rengi ve biçimi cesurca
____kullanmış
diegoyu kocaman yanında
____kendini küçücük
_______ayaklı çizmiş
amerikan bayraklı bir
_____resmi var ama sembolik
teknolojiyle dumanlanmış
__bir bayrak
__güneş ve ay meksika
_aztek kültürünü etkiliyor
____iki zıt dünya
__elinde meksika bayrağı
__yapıştırmalar var.
bazı kalabalık figürleri
__ince ince çalışacağına
_dergi gazetelerden kesip
__yapıştırmış
amerika da amerikayı
__sembolize eden resimler
yapmış
çizimler sayfanın bazı
_yerleri dolu bazı
___yerleri boş,
küçük kağıtlara semboller
___yazı araştırmaları
portrenin kıyısında
__bir göz denemesi daha.
bazı küçük orantı bozuklukları
__deformasyonlar var
__özellikle çizimlerde
_parça halinde resimler
__var.
içinde bulunduğu durumu
__komikliklerle ifadeleri de
___var. ironi şeklinde
kendisi için önemli kişileri
___çok güzel onore etmiş
desenlerde zaman zaman
___çocuksu bir tat
bazı naturmortlar çok
__gerçekçi bazı yerlerde
__hiç takmıyor
aynalı exsantrik bir çerçeveye
__çiçek koymuş
küçük çizimler yapıp
_____ordan büyük yağlıboya
lar yapmış
boyanın sürüşünü her zaman
fazla önemsememiş
doğayla bütünleşmiş
__bazen ağaçla
__bazen hayvanla
__bütünleşmiş figürler
alimünyum, cam üzerine
___de boyamış
madalyon gibi portre yapıp
__küçük bir tuvale gömmüş
tuvalin çerçevesiyle ilişkilendi
__rilmiş küçük çalışmalar
____var. deniz kabuklu,
__aynalı portreler
sanki diegoyu çok sevmiş
__alnında diegolu başka
_____bir resminde
___yine sembolik
en iyi bildiği kişinin kendisi
__olduğu için resim yaptığını
_____söylüyor.
__sanki ölüm kıyafetinin içinde
_____resimlerini yapmış
___değişik çerçeveler
__cesur kadınmış
sanki zaman zaman
__tuvallerine zarar vermiş
__sonra yeniden elden
_______geçirmiş
organlarının sızısının sesini
___tuvallere dökmüş.
genelde gökte iki sembol ay/güneş
__aztek tapınak etkisi
___teknolojiye hakim olma
büyüsü yapıyor gibi
__kendini etkileyen figürleri
___yapmış. her dinden
_______her milliyetten aynı resimde
___alında göz
değişik nesneler
__nefertiti bile var, isa
antik heykeller sosyalistler
__buda napolyon ve
_____hitlere benzettiğim 2 portre
___yürüyüş yapan halk
__doğayla çevresindeki
nesnelerle bedensel bütünleşme
__ler yapmış.
_dramatik, dehşet verici
___çarpıcı, vahşi, içten, ince
____sezernişli, hınzır, hafif
_______alaycı
portrelerin arkasına kendile
__riyle bütünleştirdiği mekan
____oluşturmuş. çiçekler
kağıt üzerine denemeler
_____yapmış.
__sergileniş.
bazen tek yazı
__tek bir resim
dönemler, portreler
__arkadaşlar, naturmort
__resimlerin boyutları
______önemli değil
__yazılar la desteklenmiş
____duvarlarda yaşam öyküleri
sözlerinden örnekler
__sanatsal bütünlük
___salt biçimsel değil
çok yönlü

sevgili frida merhaba

eski bir anıya mektup

31.5.2004 salı

eski sewgililer; hıdır aslanı anımsadığım zaman yazdığım yazı, ona, selim martine ve kod adı şehmuz olan arkadaşlarıma ithafen.

sana yaşayabilme ve sewebilme gücü diliyorum.
zorluklara karşı direnme.
biliyorum bazı sabahlar, günler kötü gelecek, geceler sonra..
yalnız bazı sabahlar
gökyüzünün rengi ne olursa olsunyaşama sewinci ve yeni aşklara bakış. güçlü dostlar
onlarla birlikte sohbetler,
tartışmalar, birlikte yenen yemekler, içilen şaraplar
ben bir sürü şeyi bilmeden yaşadım. sezdim ama. bazen zor geldi.
kendime de dayanma gücü diliyorum.
yaşam dewam ediyor. günler geçiyor.
tıpkı bir kış manzarasında "kuşlar uçarken" de olduğu gibi.
beklerken ki gibi.
tükenirken, yenilirken gibi.
mücadele gücü diliyorum her daim.
belki insan yeniden sewebilir.
varolmak için yeni bir şey deneyebilir. bir müzik aleti bir gitar çalmak gibi.
şiir yazmak. sewilen ve sewenin olduğu bir kitabı görmek.
bir dostu sezmek yanıbaşında.
gökyüzünün mavisine bir daha bakmak. belki gece bir yıldıza tutunmak.
dünyanın herhangi bir dilinde bir melodiye sahip olmak.
herhangi bir dilde bir dost adıyla seslenilmek.
kendini ve sewdiğini dostlara emanet etmek.
belki bir parça ağlarken bile güzel olmak. güzel ağlamak.
sewilene sitem ederken bile bir hoş olmak.
belki hep bir roman yazmayı düşlemek.
birlikte yaşama düşünü yazmayı düşlemek.
bir kere daha sewmek zamanı.
bir kere daha sewmek.
tutunmak.
dost bakışlı, dost yürekli olmak.
herşeye rağmen.
sonsuz bir güçlülük sewmeye karşı.
zamanı tanıyıp, zamansızlığı görmek.
herşeye rağmen dayanma gücü diliyorum.
bazen başında kawak yelleriyle dolaşmak.
sewmek zamanı bir kediyi sewmek bazen. bir foku.
tülsü'yü sewmek- aziz nesin'deki.
yeni sewmeler olabilir miydi?
denemek- bazen güzel midir.?
____________
bazen "mihail mihalioviç"i düşlersin sözgelimi.
bir müziğin eşliğinde başka yerler gidersin.
internet üzerinden konuşma
bir havaalanında ilk karşılaşma
soğuk memleketlerin izleri