Pazar, Aralık 23, 2007

ışık apartmanı- selmanın evi

esas kadın ergüllerin evinden oraya öğrencilerin de desteğiyle taşınmıştı. o olayları sonra anlatalım.
üst katta habibe hanımlar vardı, karı koca hacılar. erzurum, ispirliler. kızları hülya, selma onları seviyor diye, arkadaşı olmuştu. akşamları gelir, şarabından içerdi sıklıkla. uzun bir zaman her akşam. bir iki kere onun şarabını da içmiştiler sanırım. romanın baş kadın aktristine ödp ye filan üye olmayı önermişti. seçimlerde de o ve bir de esas kadının karşı dairesinde ibrahim abileri vardı, eşi ayten, oğulları murat ve bazen kız arkadaşı alev. chp yemi oy verilsin ödp yemi, vs tartışılıyordu. demokratik platformlar da duyulmaya başlanmıştı o sıralar.
hülyanın ömer ve şevket isimli kardeşleri varmışmış. dışarda merdivenlerde merhabalaşılıyordu. kız kardeşi derya vardı, evli, eşi bülent ve 2 çocuklu. her gün çocuklarıyla annelerinin evine gelirlerdi. işadamı kocası da akşamları.
yukarıya bazı bayram ziyaretleri olduysa da, iletişim hülyanın aşağıya inmesiyle, bazı durumlarda da dışardan gelirken doğrudan 4. daireye girmesiyle oluyordu.
karşıdaki ibrahim abilerle diyalog daha hoş, demokrat ve insancaydı/ görülüyordu.
arada hepbirlikte yemekler yiyorlardı.
ibrahim abilerle esas kadın daha çok ilişkiliydi. ona- ibrahim abisine bazı tartışmalarının sonunda hasan cemalın "kürt dosyası" kitabını almıştı.

uzun hikayeler..
ibrahim abiler evden antalya laradaki evlerine giderken mercan isimli kedilerini bıraktılar sokağa, bir de evlerini tutmaya gelen üç kız öğrenciye çok önerip, esas kadına arkadaş bırakmışlar. beğenmişler çocukları.
kızlar aileleriyle gelmeye başladılar, müzik öğrencisi olan çok yetenekli seray, esas kadının 78 lerden uzaktan tanıştığı bir tıplı arkadaşının kızı çıktı. yemeğe filan konuk oldular, bir kere kuşadasındaki öve öve bitiremedikleri geve oteldeki tatillerini bitirmeden antalya mersin taraflarındaki evlerine gideceklerine geri dönüp bir kaç gün daha kaldılar. ortak arkadaşlar hatırlandı, ege tıptan eray, hamza vs. hamzanın hapishane anıları, yurtlardan bazı kişiler, doktor arkadaş çok hümanist insanlara yardım eden bir tip olmuştu, diyaliz hastası annelerine üzülüyorlardı. 2. el araba alım satımı ve mercedes araba tutkusu üzerine konuşuldu, eşi hoş bir bayan dı, bir de oğulları vardı. ankarada filan çok iş yapıyordu. esas kadının külüstür arabasının değiştirilmesiyle ilgili de konuştulardı. değiştirilemedi tabii. herhalde parası yetmedi.
o sırada tuhaf denebilecek bir iki şey. birisi, yemekte filan kızı mutfaktan birşey getirilmesine yardımcı olurken, babası tarafından kapı kollarına karşı uyarılıyordu sürekli. dolaşırken, gider gelirken kapı kollarına takılmamasını, bir tarafına taktırmamasını filan. gülüşülüyordu sonra. biraz tuhaf bir durum var izlenimi oluşuyordu. ..
diğer arkadaşları, seraylarla birlikte gelmiştiler onlar da, menemenli pınar ve aliağada işçi babası annesi,
nevra, ailesiyle tanışılmadı sanırım, ya da yalnızca babası kapıdan konuşuldu belki de.
aileler gittikten sonra kızlarda tuhaf şeyler gözlendi, evden çıkarken filan, telefonlarının kulaklığı sürekli kulaklarında olup,
arada kapıyı çalıp saçma sapan davranışlarla saçmasapan şeyler istemeye başlamışlar. 2 kaşık yoğurt, ellerinde birer kabak kaşık vs, hepsi koridorda, bir yandan kabak oymaya çalışıp bir yandan iyi oyamadıkları için, daha iyi neyle oyabileceklerini sormalar vs.
çocuklar eğlenip eğlendiriliyorlardı sanırım, arada çatıya çıkmayla ilgili birşeyler duyuluyordu.
sürekli esas kadını evlerine çağırıyorlardı, gitmedi. bir kandil gecesi, ailesini, arkadaşlarını arayıp kandillerini kutlayıp, çocuklara kandil ziyaretine gitti,
hoş olmayan bir şeyler oldu.
üstte hülyaların karşı dairesinde sevim hanım kocası ve kızları idil, mesafeli bir diyalog. onlar çıkınca girenlerle de öyle.
alt katta güzide hanım, yıllarca almanya da yaşamış, eşi ölmüş, oğlu tarkan gelini nilüfer, torun mikail, sonra boşandılar aylin gelini oldu arada görüşüyorlardı.
ışık apartmanının karşısında bir evde yaşlı bir kadın çevreyi gözlemlerdi sürekli.
köşe karşıda da nurhaklarda ölen alpaslan özdoğanın abisi kenan- pakize- bülent- ışıl.
onlarla tümüyle rastlantıyla tanışıldı. kedileri, köpekleri justy ve rex vardı. esas kadının kedilerinin varlığıyla sokakta karşılaşmayla tanıştılar. hoş insanlardı. halen çok seyrek olarak geçerken uğruyor bazen.
yanda makedonyadan göçmüş gelmiş olan hanımefendi yapılı emine hanım vardı, çok az kızı havvanımla da tanışıldı. esas kadını sever onun gelip gitmesini isterdi hep, esas kadının annesiyle de arkadaş olmuştu. zarif bir bayandı. güzel yaşlı bir bayan. nezaketli.
bir süre sonra apartmandaki demokratik hava değişmeye başladı.
hülya eniştesinin mhp diye bir partide yönetici filan olduğunu söyledi. esas kadın onlarla ilgili konuşurken de "onlar da insan, iyi tarafları vardır" vs dediğini anımsıyor, çok esefle.
bir gün kenan beyle birlikte arabanın patlayan lastiğini değiştirmeye çalışırken, aylinle konuşurken tarkan da geliyor. omuzunda 3 tane ay işareti filan.
esas kadının canı sıkılıyor. hülyayı çağırmıyor pek. bir kere yalnız kalmak istediğinde, kapı çalınıp hülya gelmek istiyor. esas kadın, yalnız kalmak istediğini söyleyip "ben gel desemde sen gelme" diyor. kız giriyor. çok soğuk bir durum. nedensiz. öyle görünüyor işte. fazla kalamadan gidiyor. görünüşteki dostluk görünüşte bitmiş oluyor. zaten yokmuş ki.
zaten evde cansıkıcı şeyler oluyor, merdivenlerde tuhaf insanlarla karşılaşıyor bazen. kimseyle ilgili değil, bakmadan geçip gidiyor. herakşam şarap içmese katlanılmaz ve dayanılmaz zamanlar. zor günler. yalnız. kedileri var, çiçekleri. sıksık yukardan ilaçlı suyla yıkanan pancurların suyundan çiçekleri bozuluyor, söylüyor filan. bir kaç kere haber veriyorlar yıkarken.
evinde tuhaflıklar oluyor, sanki birileri giriyormuş filan gibi, hasta oluyor antibiyotikler başlıyor sıksık. daha önce ibrahim abisiyle kapı kilidi değiştirilmişti. sonra arkadaşı ismet beyle birlikte kapının kilidi değiştiriliyor. kendi öğreniyor. neredeyse 10 kere kapısının kilitlerini değiştiriyor.
hülyanın kardeşi ömer, kapıları kilitli kaldı diye sık sık balkonlardan tırmanıp evlerine balkonlardan giriyor. birkaç kere şevket.
resim yapmaya çalışıyor. orada yüksek lisans öğrencisi ayşegülle gerçekten güzel zamanları oluyor.
annesiyle sorunlar var. tuhaf şeyler oluyor. kimsenin bir dediği bir dediğini tutmuyor.
evi değiştirmeye çalışıyor. zor gibi. eşyaları atmayı düşünüyor. sonra 78 li arkadaşlarıyla karşılaşınca,
evi boşaltıyor..
devam edecek...

öğrencilerle olan diyaloglardan

bu bölümde öğrencilerle olan ilginç diyalogları anımsadıkça eklenilecek.

geçtiğimiz yıllarda esas kadının öğrencilerle çok dostça geçirdikleri zamanları olmuştu,
ancak,
zaman zaman bazı öğrencilerden karşılaştığı birbirini tutmayan tuhaf davranışlar nedeniyle
oranın neresi olduğunu, yada polis okulundamı hocalık yaptığını sorguladık, sordu bazen

sanırım geçen yıldı,
fakültenin soğuk, tenha bir zamanında, dışardan daha souk olan eşyasız odasına girdi,
kısa bir süre sonra, kapıda bir kız öğrenci, biraz paniklemiş havalı,
"hocam siz atölyenize girdikten sonra hemen kapıdan yaşlı beyaz saçlı sakallı bir adam çıkmış, koridorda bir kaç kişi o nu konuşuyor, çıkarken kaybolmuş adam, nereye gittiği görülmemiş sonra bana size bir bak gel dediler"
görmediğini söylüyor
öğrenci ısrarla "merih (tekin bender) hoca da görmüş" bir yandan da oda kapısının önünde durmuş atölyenin giriş kapısına bakınıyor arada, (oda kapısına gelip tuhaf şeyler söyleyip giden öğrenciler bu davranışı yapıyor hep- bir kaçına "orada kim var" diye sorduğunu anımsadı)
"herhalde daha bana görünüp korkutmak istemiyorlar, bak siz çok korkmuşsunuz,
beni sevdiklerini biliyordum zaten, korkutmamak için görünmüyorlar, ileride görüneceklerdir" konuşması daha bitmeden,
öğrenci geldiğinden daha tuhaf bir şekilde bakıp kaçarcasına gidiyor. "korkma, birileri seni korkutmak istemiş olabilir" filan arkasından sesleniyor
sonraki bir iki gün içinde, merdivenlerde merih hanımla karşılaştığında ona söylüyor, merih
öyle bir şey olmadığını söyleyip, kızgınlıkla kendisini niye böyle şeylere karıştırıyorlar diye söylene söylene söylene söylene çıkıyor..

çok çeşitli diyaloglar var daha yazılacak.
bir kere de, yalnızca öğrencilerin değil hocaların da karıştığı bir şey olmuştu.
resim bölümünün önünde küçük bir kantin vardı oturacak yerler filan,
bölümün yapısı gereği öğrencilerle tartışmalar konuşmalar olurdu hep zaten. kokteyllere gidilirdi. bölüm galerisinde kokteyller başlamıştı
seçimler zamanı, yanlış değilse o seçimlerde biz arkadaşlarla ödpye oy vermiştik. vesile uğur filan, çoğu kişi öyle konu ediliyordu, matematikten sevgi ile de sık görüştüğümüz bir zamandı, can yücellerin filan aday olduğu zamandı.
yine de zamanı bir kontrol edebiliriz sonra.
seçimlerin sabahı herkes şoktaydı, tuhaf bir şekilde hem de, tabi konuşmalar yorumlar, "mhp nasıl bu kadar oy almış ya, allah kahretsinler, sanırım akp nin de oyları yüksek olmakla birlikte mhpye daha çok şaşırılıyordu, sevgi filan bir sürü kişi "üüüüüü üü" "bundan sonra böyle" deyip eliyle kurt işareti yapılıyordu, o seçimlerin etkisi geçene kadar bir süre sürdü bu. belki bir kaç gün, çevremizde bu tuhaf psikoloji hakim oldu/edildi.
tuhaf olan, bir kaç öğrencim bana gizlice, korkuyorlardı, bazı konuşmalara tanık olmuşlar,
onlarla olan konuşmayı söylememek kaydıyla
o konuşmalar ve işaretlerden uzak durmamı, başka amaçlarla kullanmak için planlandığını duyduklarını söylediler.
adacık gibi bir şey daha. çocukların söyledikleri doğruysa, allah böyle elde edilen hiçbirşeyi kimseye hayırlı kılmasın, lanetlenmiş olsunlar

başka konuşmalardan biri,
bir kere değil çeşitli kerelerde değişik kişiler buna ilişkin değişik şeyler söylediler.
herhangi bir kasıt olabileceği gibi bir düşüncem var.
kadın doktoruna gitme ve cocuk sahibi olma, çocuk aldırma vs.
resim bölümünün çalışma yapısından kaynaklanan bir şekilde, değişik konuşmalar hocalarla öğrenciler arasında geçmiştir. yani bir anneyi, hamile kadını, ölen çocukları, kürtajı vs konu eden bir öğrenci konuyla ilgili konuşmaların başlangıcı olabilir.
ben de bir ara değişik zamanlarda bana kadın doktoru, sorulduğunu filan anımsıyorum. memurlardan filan. geçen 3-4 yıldan beri özellikle konuşulduğunu düşündüğüm şeyler var.
bana çocuk aldırma, doktora gitme vs.
hayatımda bir kere kadın doktoruna muayeneye gittim. 90-91 gibi anımsıyorum. enfeksiyondan, nasıl kaptığımı bilmiyorum. şüpheli bir durum bence. o zamanlar sık görüştüğümüz arkadaşlardan mine eczacı olduğu için, onun da doktoru ve arkadaşları olan bornovada muayenehanesi olan, "gülserin balık" adındaki sarışın kumral gibi uzunca hafif dalgalı saçları olan bir bayan doktordu. 15 günlük tedavi ve sonra kontrole gitmiştim. saçları biraz daha kısaydı 2. görüşmemizde. başka doktora ihtiyacım olmadı.
bir süre sonra arş gör arkadaşım tijen şikarın da bir sorunu olduğu için sanırım onun için de birlikte gitmiştik bir kere daha. aynı doktora gittiğimiz gibi hatırlıyorum. bir süre sonra o kadının antalyaya taşındığının söylendiğini anımsıyorum. başka bir kere eski evdeki bir komşumun yanında şirinyerde bir doktora gittiğimiz gibi anımsıyorum. daha eskiydi bu. bekleme odasında beklemiştim. o sırada oturduğumuz evin yakınlarındaydı muayenehanesi. çok net değil.
hiç çocuğum olmadı, çocuk da aldırmadım. öyle bir ilişkim de olmadı zaten. kadın doktorlarıyla ilgili mediko ve 9 eylül hastanesinde de komikliğe varan şeyler anımsıyorum bir kaç kere. ultrason çekilirken muayene olmak gerektiğini söyleyince "sonra gelirim" diye kaçışım filan. medikodada muayene etmeden ilaç yazmak istememişti doktor. sanırım idrar yolları enfeksiyonu vardı, ağrı olunca, kanser olabileceğini, muayene etmek gerektiğini yoksa ilaç yazmayacağını söyleyince, muayene olmadan çıkıp, kendim eczaneden 2 kutu cipro alıp iyileşmiştim.
zaman zaman muayene olmak gerekir tabi gerekince de, hangi hastalık olursa olsun, güvenilecek doktorlara muayene olmak gerekiyor. bunun nasıl olacağını bilmiyorum. hipokrat yeminli insanlar. bir kere cansıkıcı bir tacize uğramıştım. mecburen dekanlıkta gittiğimiz doktorun birinden de, o sırada hastaydım, grip öksürük vs. sonradan çok canım sıkılmıştı. kaç yıldan beri ilaçlarımı kendim gidip alıyorum eczaneden. doktora gitmekten soğumuştum. bu hepsine söylenen bir şey değil tabi. belki doktorlarla ilgili bir bölüm açmam daha iyi olacak.
kısa geçiştirilince gerçekten insanlığa hizmet idealleri olan insanları, doktorları da incitmemek gerekiyor. zaten her meslekte, bulunduğu yapıyı kişisel hırsları için kullanabilen, çevrelerine zarar verebilen şahıslar çıkabilir. bunların önlenmesi nasıl olacak, belki üzerinde durulması gereken şey bu. bazen insanlar yeterli bilgileri olamayınca da istemeden sorun olabiliyorlar. yaptıklarının bilincinde olmadan. bilinçli ve kasti şeyler çok daha kötü tabii.
bunlarla ilgili, kadın doktorları ve çocuk aldırmalarla ilgili, bazı şeyler konuşulduğunu, sorulduğunu anımsıyorum. karışık bir şekilde. herhalde başka sorunlarım vardı o aralar, evde filan. hastalıklar vs. kimlerin ne amaçla ne sorduğunu anlayamayacağınız bir durum yani. hele kişilerin kendi sorunlarından, ihtiyaçlarından ve yaptıkları işlerinden yola çıkılınca.
bir ara bir sürü kişi bu tür konuları konuşuyordu da, aklımın bir kıyısında kalmış nedense.
net hatırladıkça kaydederim.

bir kaç yıl önceki derslerimden birinde hüseyin uysal, engin ve erkan adlı 3 öğrenci baya sorun yarattılar. izlenimim kendi başlarına yaptıkları birşey değildi, konuşmaları imaları, duydukları şeyleri tekrarlamaları, vs vs. hüseyin diğer bölümlerden filan arkadaşı olan kız öğrencileri depoya sokup başka dersler işlenirken filan girip çıkıp sorunlar yaratıyordu, keman çalmaya kalkıyordu ama, sanırım bir yerlere göndermeler yapmaktı niyetleri, emine başkandı o zaman, onu başka sınıfa geçirttirdim. zaten beş altı kişilik bir sınıftı. engin çok iyi bir çocuktu ama, annesiyle babası ayrılmışmış, kız kardeşi vardı ve kendisi de kaza geçirmişti diye sorunluydu biraz, kullanıldığını düşünüyorum. bazen derse bir kaç erkek arkadaşını filan getirmişti, sonra getirmesini istememiştim. ders yaptırmamak için uğraştılar. erkan da hiç söylediklerimi dinlemeden, yaptığı bir kaç illüstrasyonu kabul ettirmeye çalışıyordu, bir iki kız öğrenci gayret ediyordu ama, derste konsantrasyon olmuyordu zaten. zaten sınava çağırmadım onları. dersteki durumlarıyla not verip, provakasyon edenlere sınırda geçme notu verip, öbür dönem başka hocanın öğrencisi olmalarını istedim. o zaman benden resim anasanat derslerini alıp yandal dersleri verdiler. sanırım çocuklar başarılı bir görev yapmışlardı. onlarda atabeyler isimleri geçti bir kaç kere. özellikle engin, parmağında tuhaf bir yüzük gösterip, tuhaf bir şapkayla kapıya dayanıp arada dış kapının oraya bakarak, atabeyler vs birşeyler hatırlıyorum. bu ismi bir kaç telafuz etmişlerdi, bir süre sonra sanırım onların dersleri bittikten sonra öyle bir operasyon anımsıyorum. çocuklar kendi başlarına yapmıyorlardı bu şeyleri, sanırım bağlı oldukları bir yerler vardı.
birileri çeşitli şeyleri, değişik şekillerde öğrencilere filan söyletip, onlarla filan, nedeni neydi, bu şekilde ne elde ediyorlardı bilmem. bazen öğrencileri kovuyordum, "böyle şeyler konuşacaksanız gidin" diye, "benle ilgili bir şey bile olsa istemiyorum" filan diye.

daha önceki yıllarda sadık isminde bir öğrenci vardı, arkadaşı çağdaş vardı. sadık da bilinçle zarar vermeye çalışanlardandı. hatta sonradan okula birileri gelip bir kız öğrencinin çantasını çalmaya kalkışmışlarmış da o yakalayıp güvenlikçilere teslim etmişmiş. filan, yani yalnızca öğrenci olmayan havalardaydı. derslerimde sorun yarattı ve bana zarar vermek için de çaba göstermiş, diğer öğrenciler tepki göstermişlerdi, anama küfrediyormuşmuş filan. sonra annesinin rahim kanseri olduğunu ve çok üzüldüğünü duymuşlar bazı öğrenciler, bana yaptıkları nedeniyle "oh olsun" filan demişlerdi de, çocukların sapkınlıklarını annelerine bağlamamak gerektiğini konuşmuştuk sınıfta. o sınıfta özellikle, bir kaç öğrenci ve yanlış hatırlamıyorsam sevinç adındaki bir öğrenci, sadığın resmi düzeyde de bana kara çalmasını önleyici bir girişimde bulunmuşlarmış. konuyu bana dolaylı şekillerde duyurmuşlardı sonradan. cumhuriyet halk partisi gençlik kollarından birileri kızı takdir etmiş çok, politikaya girmesini istemişlermiş. daha sonra konuyu bana açan başka öğrencilerle konuşurken, onaylamadıkları, pis ve kötü, iftiracı bir durumu reddetmenin, kendi yaşamsal süreçlerinde onurlu bir davranış olarak kendi kendilerine elde ettikleri bir yaşam referansı olduğunu söylemiştim.

konularla olan kopukluklar, olaylar olurken yalnız onları yaşamıyorsunuz da ondan. o sırada evde okulda, işte, alışverişte, komşularda vs çeşit çeşit sorunlar yaşıyorsunuz. bazı şeyleri uzaktan baktığınızda görüyorsunuz.


devm edecek....

Cuma, Aralık 21, 2007

romandaki kişilikler

bu romanda adı geçen kişilerin gerçek hayatla ve yaşayanlarla uzaktan yakından ilişkileri yoktur. hepsi bir hayal ürünüdür. tanıdığınız yada ilişkilendirdikleriniz olursa bir rastlantıdan ibarettir. belki dejavu olabilir.
süreç içersinde yazılım genişleyecek, açıklamalar olacak.

tombiş:
tombiş toroman:
çıtır, pıtırcık:
benekis- benekus- benek
bulut:
rüzgar:
ülaka: kur'an-ı kerim de en çok geçen isim, "onlar" demek.
ufuk-reçhan semercioğlu: gerçekten bucadaki nitelikli kişilerdendiler.
mustafa toprak.: şerefli adamlardan biri
rengin akboy: işini iyi bilen biri, ordinaryus prof.
envar: nurlu demek
ahmet-nurten: evlerine gelip gittikleri "annemiz" dedikleri yaşlı bir kadınla çok iyi ilgilenmişler. madalyalık bir memleket meselesi.
enver-ergül: yunanistanlı evsahipleri:
psikiyatri doktoru beyazıt yemez: romanın esas kadınını, kimyasalların etkisiyle korkunç bir zihin çalkantısı yaşarken yaka paça ona götürüp 20 gün rapor alıyorlar. ufuk ilgileniyor. içeride esas kadına ısrarla tanrıyla konuşup konuşmadığını ve nerede konuştuğunu soruyor. ona tehlikeli paranoid ya da paranoid şizoidden bahsedip, ilaçlarını içip iyileşmesi gerektiğini söylüyor. esas kadın rüyalarından, inançlarından, peygamberden bahsetse de ısrarla tanrıyla olan konuşmayı soruyor ve esas kadın ona, yaşadığı o çalkantıya rağmen; "arada dua ediyorum, dua etmek tanrıyla konuşmaksa, dua ederken konuşuyorum" diyor, ama o gene de bu yanıttan pek tatmin olmuyor. esas kadının o zamanki kedisinin kızartılıp yenmek istenmesiyle ilgili de bir konuşmaları geçiyor. "kadın herhalde benim kızıp tepki göstermem içindir" diyor, doktor şüpheyle ona bakıyor.
yıllar sonra esas kadın başka bir psikiyatri doktoru olan ayşegül özerdeme gittiğinde koridorda doktoru uzaktan görüyor. çalışanlardan öğreniyor. amerikada eğitim görüp gelmiş. şişmanlamış filan. esas kadın onun tanrıyla ilgili konularda düşüncelerinde değişme olup olmadığını filan düşünüyor. belki amerikada birkaç tanrıyla karşılaşmıştır diye.
ordinaryus prof. cevdet arsal: rengin akboyun hocası, sonra esas kadını ona götürüyorlar, özel muayenehanesine. üçü odasına girerken telefonda birilerine"şimdi geldi, özeldir, ilgileneceğim" vs diyor. ona uzun süre kullanacağı ilaçların tarifini veriyor. çok çevreye kendini hasta gibi lanse etmemesi filan da söyleniyor, sanırım iki doktorda aynı şekilde yaklaşıyor. düzelecek ve bir şey olursa ilaçlarını içecek. çevresindeki insanlara güvenecek. kendisi yolunu bulmakta zorlandığında onlara güvenecek, söylenenleri dinleyecek.
çalkantı korkunç, sarhoşluğu düşünün. sarhoşsunuzdur ve çevreyle algılamanızdaki çalkantıyı.
psikiyatri doktoru ayşegül özerdem: 91-92 gibi yaşadığı iki psikiyatri doktoru deneylerinden sonra esas kadın, yıllar sonra, ilerde tam tarih yazılacak, 2001 gibi rektöer emin beyin arkadaşlarından hale hanıma sorup tavsiyesiyle gidiyor. mantıklı buluyor kadını. doktor ona özellikle medyada tv gazete vs, kendisi için yazılmış olduğunu sandığı şeyler olup olmadığını soruyor. esas kadın arada olduğunu söyleyince de, bu tür hastalıklarda böyle şeylerin normal olduğunu ve bunları dikkate almamasını, insanların yaşadıkları süreçte adacıklar gibi hastalıklar yaşayıp geçirdiklerini, belki bir daha hiç hasta olmayabileceğini, kendi kendisine yardım edebileceğini, kendini hasta edecek düşüncelerden kişilerden uzak durmasının iyi olacağını, ilaçları kullanmamayı deneyebileceğini, hatta o arada kendisine gidip düşüncelerini anlatabileceğini söylüyor. ve yaşadığı şeylere ilişkin bir şey soruyor. o sırada içeri biraz evel koridorda duran, oranın çalışanlarından olduğunu söyleyen esmer uzunca boylu kemikli zayıf adam kapıyı açıp içeri bakıyor.
esas kadın sonra doktora, bu şekilde şeyler olduğunda, o kişilerin polis olarak mı çalıştıklarını düşündüğünü ve kendisini denetlemek amacıyla mı baktıklarını düşündüğünü söylüyor. biraz esas kadının mazisinden bahsediliyor. o konuşmadan sonra ilaçları bırakıyor, dışarlarda filan pek şey yiyip içmmemeye dikkat ediyor. tadını beğenmediği şeyleri döküyor. öğrendiğimize göre hala ilaç kullanmıyor. gerçekten her şey bir adacık gibi olup bitmiş sanki.
ali nejatın düğünü: ghiyodan ali nejat fuarda evlenirken, esas kadın pistin kıyısında okul arkadaşlarıyla otururken bir içki yanlışlığı oluyor. kendisi farketmeden. gazetecilikten birbirine benzer tipleri olan iki arkadaşından birisi, ergun gümrah olabilir, uzunca boylu sarışın, renkli gözlü gibi. o kişinin içki kadehini esas kadının önüne koymuşlar, bir garson, birkaç yudum sonra gelip kadehi almak istiyor, çevresindekiler arkadaşları olduğunu, içkinin kalmasında bir sakınca olmadığını söylüyorlar. biraz sonra kadeh yarılanınca garson gelip o içkinin ona ait olmadığını söyleyip kadehi alıp gidiyor. esas kadına yeni bir şarap getiriyor.
eşi de oralardayken bir ara kıyıda pencere kenarında oturan, hiç dikkat çekmeyen, dursun adındaki bir adam, yanında genççe bir kadın ve sonra yanlarından kalkan bir adamın olduğu masaya oturtuluyor. kısa bir süre. nasıl ve neden olduğunu anlamıyor hiç. bir adacık gibi birşey işte. hala o kişilerin kimler olduğunu, neden öyle birşey olduğunu düşünürmüş.
andrew cumanan: esas kadının karşılaştığı arkadaş olduğu kişilerden birisi, eşcinsel, gazetelerde dramatik bir şekilde çıkmıştı. fuları çok hoştu. harbi serseriydi.
john mark karl: bir ara çok adı geçiyordu. onunla ilgili bir şeyler söyletmeye çalışıyorlardı. esas kadın duyduğu konuşmalardan onu karl marks olarak anladı. sordu. sanırım orada bozuk bir durum olmuştu.
mine-osman ülkü: esas kadının gazeteci kocasının arkadaşlarıydılar. bir ara minenin yeni tanıştığı birilerine kefil olmamasını söyledi diye, soğudulardı. arkadaşlıkların engellenmesi gibi anlaşıldı filan. sonra kefil oldukları kişiler kaçıp onları ortada bırakınca, minenin eczanesi batıp, durumları kötü olmuştu, onlara bucak aşiretinden birisi ekonomik olarak yardımcı oluyor diye duymuştuk. sonra bir kaç kez karşılaşılıp bir daha görüşülmedi sanırım.
osmanın yalnız evlerine yatmaya gelmesini istememişti, osman da enverde kötü durumdaydılar. o dönemden bir iki yıl kadar sonra osman gene geliyor, akşam balkonda konuşulurken, boyuna paradan bahsediyor, ve bazı tehditkar imalar. esas kadın onun kurt işareti yaptığı elini yumrukluyor. birşeyler konuşuluyor. sonra gitmeye kalkıyor, enverle itiş kakış yapıyorlar arkada, şaka diyorlar ve esas kadın kapıyı açarken osman kendini zor dışarı atıp, "kızımın adı deniz, kızımın adı deniz" diyerek gidiyor. o sıralarda olan ikinci kızlarının adını deniz koymuşlardı. denizköyde yol geçen hanı gibi bir evlerinin olduğunu söylemişti balkonda.
ışık teoman-hacer kırkayak teoman: esas kadının gazeteci kocasının arkadaşlarındandılar। ışık belediyede halkla ilişkilerde çalışırken, çakmur zamanında yeni başlayan izkent evlerinde kooperatifin olduğunu haber verip, kendisi annesini girdirdiğini filan söyleyip, onların da kooperatife girmelerine etken olmuşlardı.
selmave cezmi beyler: evlerinde kiracı oldum, şu anda yazmak istediğim şey, oğulları cihan öldüğü zaman, yukardaki hacı habibe hanımın söylemesiyle bir kaç kişi gitmiştik. kalabalıktı evleri, selma çok kötüydü, cezmi bey birden "affedin beni, sizden çok özür diliyorum, ben yapılan kötülükleri önleme yerine güldüm geçtim, şimdi tanrı bana yukardan gülüyor, oğlumu o yüzden aldı, yapılmaması gereken şeylerin yapılmasına izin vermemeliydim, selmanın suçu ve haberi yok, affedin" diye defalarca konuşmaya ağlamaya başlamıştı ki, birileri onunla ilgilenip, oğlunu kaybetme şokuna girdiği söylenip, bizleri selmanın yanına doğru götürmüşlerdi. o başka bir odadaydı. acaba cezmi beyi bu kadar dehşete düşüren olay neydi? o anda çok acı çekiyordu ve baskısız konuşmuştu. neler olmuştu onun da bilgisiyle?

romanın geçtiği mekanlar

bu romanda geçen mekanlar kesinlikle gerçekdışıdır.
herhangi bir şekilde duyduğunuzu tanıdığınızı sansanız bile es geçiniz. heryer bir rastlantıdan ibarettir. dejavu gibi bir şey olabilir tabii.
süreç içersinde mekanlar ve açıklamaları yazılacak hep.

hierapolis:
smyrna:
denizliköy:
denizköy:
izmir:
deu. buca eğitim fakültesi:
eylülköşk:
tınaztepe:
laventure:
baryum:
lasera:
birlik apartmanı: 6 nolu daire
deü. tıp fakültesi:
galeri:
forbes köşkü:
buca tren istasyonu:
günaydın gazetesi izmir bürosu:
gazete ege izmir bürosu:
yeniasır:
smryna hilton:
prenses otel:
ergülle enverin evi:
minenin eczanesi: gamze eczanesi,
ışıkla hacerin evleri: 2 yerde
ışık apartmanı-selmanın evindeki kiracılığım
halikarnassos- bodrum:
marmariz:
istanbul: sarıyer, emirgan, kuştepe, özdemir sabancı emirgan ortaokulu,
kaplanlar mahallesi:
depremevleri:
muğla yatılı kız öğretmen lisesi:
kuşadası:
kipa:
londra:
radisson hotel:
atina: yolcu gemisi,
çeşme:
alaçatı:
mitillini:
tom amcanın kulübesi:
müze:
köprü:
elbiselerin olduğu yer:
karşılanma yeri:
piccadilly:
özgürlük parkı:
radyo cewlik: dj.lik denemem,
pazar:
ırkçılık karşıtı festival:
ghiyo:
londra metrosu
kuzey kıbrıs havayolları uçağı
erdoğan kız öğrenci yurdu:
o ağacın altı:
kumsal:



devam edecek.. açıklamaları yazılacak.

mazimdeki susurluk izleri

esas kadın susurluktan sonra gazetelerde çıkan tam sayfa afişleri arş görler odasındaki masasının arkasındaki duvara nasıl sıralamıştı. onların önünde çekildiği fotoğrafları bulunamıyor hala.
susurluk kazasına karışan kişiler okulda karşısına çıkıyorlar, oradaki bazı güvenlikçilerle görüyor. cafettodan taraftan karşılarından geliyorlar 3-5 kişi. esas kadın sekreter arkadaşı ümmü dumanla birlikte dekanlık tarafından geliyorlarken.
evden okula gelirkenki yolda da deri ceketle -sonradan adı gonca olan kadına benzettiği- bir kadın bir süre onun yakınında yürüyor. o sırada o kadının gerilimini farkedip huzur aradığını düşünüyor.
çok iyi hatırlamamakla birlikte, susurluk zamanlarında o evde tuhaf birşeyler olmuş.
osman ülkü, ışık teoman, enver, aralarında bazı şeyler oluyordu. enver o zamanlar ve daha sonraki süreçte ağlıyordu bazen. evliliklerinin sonuna doğru psikolojisi daha başka bir hal aldı, önceki suçluluk duygusunun yerini hakettiriş olduğu kabullenmişliği yansıyordu.
eşine davranışı değişmişti, bazen ona kahve vs pişirip içirdiğini filan. tuhaf soruları vs. bir kere ona içirdiği kahveden kendisinin de içmesini söyleyince, baya bozulmuştu.
gittikleri yerler bağımsız değildi artık. birilerinin tavsiyesiyle bir yerlere gidiyorlardı. bazılarını ayaküstü değinilirse,
varyanttaki şato restorandaki, gazetecilerin vs olduğu kalabalık bir toplantıya gitmişlerdi. ışık filan da vardı. tanıdık bazı arkadaşlar. esas kadına zorla, ısrarla, birşeyler içirip, ilerde meşhur olacak bir sanatçıyla dansetmek isteyen bir arkadaşlarıyla dansettirmişlerdi, esas kadının direnmesi üzerine de onun gazeteci kocasının da adamın karısıyla yada sevgilisiyle dans edeceği söylenip, çok kısa bir süre, sanırım 2-3 dk dansederken esas kadın kocasına nerede diye bakınmaktan adamın yüzüne bile pek bakamamıştı. ama eşinin boylarında kumral, zayıf sayılacak bir adamı anımsıyor. adamın karısını göstermiyorlar nedense.
şatoda biriki yemek daha anımsıyor. ghıyocular filanla.
bir kere bir düğüne götürüp, düğün sahipleri kavga edince, esas kadının barıştırmasını, hatta adamlarla tokalaşıp yanaklarından öpmesini filan da söylüyorlar da, o reddedip yalnızca konuşuyor vs.
sanırım kordonda baryum diye biryerde 2. katta gazetecilerle bir toplantı olmuştu, biraz tuhaf. sonra oraya biriki daha gittiklerini anımsıyor.
bir kere çok tuhaf bir şekilde, genelde şarap ve bira içen karısını, daha önce karşılıklı rakı içemediklerini filan söyleyip, onu kordonda bir yerin ikinci katına çıkarıyor. çok az kişi var orada. birileri tavsiye etmişmiş. bu susurluktan sonraydı sanırım. biraz rakı içiyorlar. esas kadın hayat boyu içtiği birkaç rakıyı susuz içtiği için, suyla içemediğini biliyor, ama, "rakı içtiğin belli olsun" deyip içerden getirdiği suyu koyuyor. kalkıp bir yerlere gidiyor. biriki arkadaşını görmüşmüş, ona iyilik yapıyorlarmıymış, yapacaklarmıymış. 3-4 kişiler. birisi gazeteciydi gibi. ellerinde makinaları vardı. sahne. mekanın orta masalarından birisi, duvarda uzun bir ayna mı ne var. enver karşıda merdivenlerden çıkılan yerde o kişilerle konuşulurken, bir şeyler konuşuluyor, şaka mı ne, içlerinden genç olan, öğrenci gibi bir şey anımsanıyor, enverin yerine oturup, bir sahne oluyor. o sırada enver yanındaki kişi-lerle birisi o arada aşağı iniyor, garson kenara gidiyor. fotoğraf makinalarıyla uğraşıp birşeyler konuşup fotoğraf filan çekiyorlar. esas kadına birşeyler söylüyorlar. vs. sonra sanırım tatsız birşekilde eve dönüyorlar. esas kadın o sırada eşinin yanında olan kişiyi son zamanlarda alışveriş ettiği bir market civarında görüyor gene, yaşlanmış, biraz daha kilolu bir şekilde. bir de civarda o aralar daha genç olan bir kız vardı- gazeteci çağlayan kocapatanın yetenek sınavına girileceği günün gecesi, yeğeniymiş de sabah sınava girerken neler yapacağı üzere 5-10 dakka envere seslenip kapıyı açınca ayaküstü gelip gittikleri kızı andırıyordu, sanırım o kız o adamla birlikteydi.
birlikte bir tatilde marmaris yada bodruma gittiklerinde tarif üzere lüks sayılacak bir oteli ararlarken, yolu kaybedip, esas kadının da isteğiyle oradaki kalabalık bir pansiyonun dışarıdan merdivenli çatı katındaki bir odada kalıyorlar.
böyle tuhaf zamanları da romana koymak zenginleştirecek tabiiki।

bir de buca heykeldeki mişmişte tuhaf bir durum olmuştu. enver ne hikmetse mişmişe gidip birşeyler yiyip içmek istedi, gittik, içeride sanırım 3 masa vardı, biri çok doluydu, birinde bir bayan vardı, en içtekinde de orta yaşlı şişmanca bir adam, enver beni oraya oturtup birşeyler almaya kalktı. yan masadaki kadın adamla bir şeyler konuştu,bana da konuştu gibi anımsıyorum. adamın gazetesini bana uzattılardı, kahve fincanları anımsıyorum.
"madem kadın adamı tanıyordu, niye birlikte oturup bize ayrı masada oturmamızı sağlamıyorlar" diye söylenmiştim। sonra kadın mı gitmişti de masa boşalmıştı, boş masayamı geçmiştik, enver kaba davranmışım diye kızmıştı bana. bir ikramlarınımı çevirmiştim vs. ama uygunsuz davranmışım gibi bir durum olmuştu.
aslında bunlara benzer durumlarla çok fazla karşılaştım, çok yoğun. ve karşılaştığınız kişileri ayırdetme şansınız pek kalmıyor böyle olunca. hele aradan epey bir zaman geçince ve kendi sorunlarınız işlerinizle ilgiliyseniz, o sırada karşınıza bir olay çıkmışsa, hastaysanız vs hayatınızdan bunlara benzer küçük olaylar geçip gidiyor. belki sonradan birilerinin sürekli konuşmaları imaları sonucunda ayırdetmelere başlıyorsunuz, ewde, okulda, derste, sokakta, durakta, markette sanki insanlar anlaşmış o sırada benzer isimler, konular konuşulup duyuruluyor.
birileri soruluyor. birileri kendi aralarında konuşuyor vs.
yakın zamanlarda bu tür şeylerin aslında zihinde bilme oluşturarak, yaşanılan, size yada başkalarına yaşatılan şeyler hakkında bilginiz varmış, psikolojisi oluşturmak amaçlı olduğunu düşünmeye başladım. yarım yamalak şeyler söyleniyor, sonra birileri konuşuruken "hani bilmemneyle ilgili konu" vs deniliyor. yarım bildiğiniz ya da doğrusu birşeyler duyduğunuz ne olduğunu anlamadığınız bilmediğiniz bir konuda bilginiz varmış, hali oluşturuluyor gibi sanırım.
yani başka başka hasanlarla ilgili konu oluyor, birileri yarım birşeyler söyleyip konuşurken, hangi hasan için olduğunu bilmediğiniz bir durum yaratılıyor gibi. yani bireysel bir iş değil, çok yapılı bir şey. sanırım ben bunlara benzer şeylerle çok karşılaştım.
bir de zihin toplama sorunu oldurulunca.
okulda, arkadaşlarınızla, ailenizden kişilerde olan bazı şeyleri anımsıyorsunuz gözucuyla.
sanırım susurluk izleri devam etti, ailemdeki kişilerin korktuğu zamanları anımsıyorum. annemin filan. zaten çok insan özgür iradesiyle onaylamadı çok şeyi. aldatma, tehdit, gözdağı, zorda bırakma, yalan vs vs. geçmişten bugüne bir baktığım zaman bunu açıkça anlıyorum.
benim kendimle ilgili olarak yaşadığım çok şey de bu var. ve bu tarzı sürdürecek kişiler, yani insancıl çözümler içerecek yapılar oluşturmak yerine kendilerini ne pahasına olursa olsun kanıtlama. herşeye herkese çirkef bulaşıyor böylece. kimsenin dışarda kaldığı filan da olmuyor. öyle sanılsa bile. gerçekten demokrat insanların böyle çözümleri tercih etme tenezzülü bile olmuyor.
devam edecek....