Pazartesi, Aralık 21, 2009

dikkat

ben bu yazılara ilk başlayışımda dediğim gibi, yeni öğreniyorum herşeyi ve kaydediyorum.
yalnız benim bildiğim 1991 yılından bu yana yaşamlarımızla oynanıyor.
o nedenle o zamandan bu yana benle, ailemle ve o sıralarda çevremizde olan kişilerle ilgili
yazılar, fotoğraflar, filmler, anlatmalar, imalar
ne olursa olsun, hepsini bin kere inceleyin, şüpheyle karşılayın
acaba bunu nasıl yapmışlardır, ilaç, bellek silme, fotomontajlar, yalan dolan vs, tuzaklar
o şekilde inceleyin herhangi bir şeyi
çünkü ben, kendi bilgi bilinç ve birikimimle yaşadıklarımı dünyaya karşı ilan edebilirim
beni gerçekten tanıyanlar tanıktır buna zaten
benim manevi yapımı kullanmak amaçlı, çok boyutlu bir şeylerle karşılaştım
yalan dolan, hastalıklar, tuzaklar vs nin dışında
yakın belleği silici, zihin silici kimyasallar da kullandıklarını düşünüyorum
öyle haysiyetsizlikler işte
onun için "gördüğünüzü duyduğunuzu" sorgulayın derim
ve yaptıklarının karşılığında maddi ya da yokedici olarak neler elde ettiklerinin açıklanmasını istiyorum ben

gen

gen taşıyıcılığı
1991 yılından beri, görünmeyen şerefsizce yaşamımıza saldıranlara karşı mücadele içindeydim. mücadele sürüyor, şimdi artık görünüyorlar, daha çok görünecekler
neyi neden yaptıkları bilinecek.
o, ilaçlar, sorunlar, görünmeyen saldırılar sırasında, tanrıya dua etmiştim. şimdikilerden fayda yok eski atalarımızdan yardım gelsin diye.
hatta o zamanlar, yunanistanlı ergülle enverin evinde 2. katta kiradaydık, alttaki atölyeyi de kiralamıştım. terzi newbahar yazıyordu dükkanda, onun cam pencerelerini afişlerle kaplıyordum.
o zamanlarda fransız kültür derneğinde avrupalı bir fotoğraf sanatçısının sergisi olmuştu.
"eski türklerin kutsal diyarında"
sibirya resimleri vardı. afişini alıp atölyeme asmıştım.
tabi yıllar geçti üzerinden
bana kutsal diyarlardaki atalarımdan destek eli uzandı gerçekten
maddi manevi mesajlarını aldım hep
"ne olduğumuzu bilsek"
"bildik"
bana hz isa, johannes, hz meryem ana olarak göründüler
hayatımda yerleri var
zaten fiziken işaretlerini taşıyordum çok eskiden beri
evlendiğim ilk yıl farketmiştik, karaciğerimin üzerinde yay şeklinde ince beyaz yara izi gibi bir işaret vardı, sanırım bekaretin gidişiyle birlikte zamanla kaybolup gitti
bir de ilk gençlik yıllarında sağ elimin üzerinde olan bir işaret var. onu önemsiz buluyordum ama
üzerinde oynandığını ayırdedince, önemli olabileceğini düşündüm.
dedemin yaptığı teldolabını temizliyordum. mutfakta yiyecek filan konuyordu.
böcekler dolmuş içine diye
bir karafatma gibi bir böcek birden fırlayınca elimi hızla çekip dolabın kapaklarını tutmaya yarayan çiviye çarpmıştım, orta parmağımın hizasında el üstümün tam ortasında yara oldu. çivi geçmesinden. kemik görünüyordu beyaz gibi. 1,5 cm kadar gözkapağı gibi bir yara
işte zeytinyağı vs evde birşeyler sürüldü sardık filan. sonra orası gerçekten gözkapağı gibi tümsek kaynayıp gitmişti. yıllar sonra bile elimin üstünde hafif tümsek bir izi vardı. bazen soran oluyordu "eline ne oldu" diye.
bir süredir farkettim ki, o düzleşmiş ve belirsizleştirilmiş. ilginç
ne zaman olmuş, farketmedim hiç.
sanki o kapak kaldırılıp içindeki tümseklik alınıp deri yapıştırılmış gibi. düzleşmiş, yine göz gibi duruyor ama belirsiz
bunu benim bilgim ve iznim olmadan yapıldığını biliyorum. sanki birileri işaretleri gizlemeye çalışmış gibi, onun için bu işaretle ilgili de bir konu olabileceğini sanıyorum. yoksa niye benden habersiz basit bir yara ile oynansın.
bir şey var mutlaka diye yazıyorum, öğreniriz nasılsa bunu da
ben daha önceki yazılarımda bana açılan iyon kapısından bahsetmiştim. aşağıdan yukarı doğru yazılar çıkmıştı bir lavhanın üzerinden ve en sonda hz muhammed adı gelip mühür gibi uzun süre kalmıştı. ilk yazılar basit kare şeklinde -gazetelerdeki yazılardan gördüğüm kadarıyla çok eski ibraniceye benziyor olabilirler.
iyon sütun başlıkları eski rulo şeklindeki yazıları sembolize eder.
halikarnas balıkçısı cevat şakir kabaağaçlının "anadolunun sesi" tarih ve hellenizm kitabında bazı yazılar var.
bütün eserleri:8
bilgi yayınları:241
birinci basım 1971, ikinci basım ocak 1982
o zamanlar basın yayında hocamız olan şadan gökovalı baskıya hazırlamış. onun dersi için almışım sanırım
onda 47. sayfada iyonlar bölümünde israilden gelen bir kavim oldukları belirtiliyor.
yolcular, yönlüler, bela kavmi
burada yunanlılarla karışıp iyon uygarlığını kurmuşlar
zamanla anadolu içinde kalmışlar, unutulup unutturulmuşlar
çocukluğumda duyardım, eskiden 1800 ler filan herhalde, köyde adı maria olan filan birilerinden bahsedilirmişmiş, 1960 lı yıllarda ailemden tanık olanlar var, civardaki mağaralarda hz.isa ve aziz resimleri varmışmış
eskiden acıpayam akalan, alan (alanın delileri) civarlarda filan bir büyük nüfus yangını anlatıldığını duymuştum, tam net değil ama, yok olan belgeler filan
bir de büyüme zamanlarıma doğru, ailedenerkek çocuklarına geçen bir hastalıktan bahsedildiğini duymuştum. dayımlar konuşmuştu. üstelemiştim bana geçmeyeceğini ama erkek çocuğum olursa ona geçebileceği gibi bir şeyler.
sonra konuyu kapatıp gitmişlerdi, herşey unutulmaya terkedilmiş
tamam da
unutmamışlar birileri, başka yerlerdeki belgelerden yola çıkıp herhalde çıkar sağlamak için, neyse o da, ailemizle oynanmış hep, hem manevi sömürmeye çalışırken, hem de aşağılayıp onursuzlaştırılmaya çalışılmışız
yani yapılanları başka türlü kavrayamıyorum
annemle oynanmış, kardeşimle kocam olan kişiyle
sağlıklarıyla, yaşamlarıyla oynanmış
ben, insanların eşit olduğu düşüncesiyle "kan bağlarının- genetik yapı anlamında" önemli olmadığını düşünürdüm hep, insanların ırkları nedeniyle ezilip aşağılanmasına karşı çıkardım, ezilen halklar kavramını desteklemek için kan bağını düşünürdüm yalnızca.
dünyada her türlü insan ırkına yer olduğunu ırkları nedeniyle ezilip aşağılanmalarına karşı çıkardım
dünya herkese aittir diye
1991 yılından beri yaşadıklarımız, kör sağır ve dilsizler ordusuyla örtbas edilmeye çalışıldı hep
ve atalarıma teşekkür ediyorum, mesajlarıyla beni yalnız bırakmadıkları için
inançlarla olan bağımı ayrı bir "şehadet" bölümünde yazacağım. ama
dünyadaki valığımız, hallacı mansurun "en el hak" deyişi gibi tanrının bir görüntüsüdür aslında ve dünyada tanrıdan gelen kodları kullanma biçimimiz bizim ruhaniyetle bağımızı gösterir.
herkes o ruhaniyet bağını koruyamaz,
genlerinizdeki taşıyıcılıkta öyledir işte, manevi varlığınızın ruhaniyetinizin taşıyıcılığı sizi atalarınızla karşılaştırır, size ne anlatılırsa anlatılsın, siz neye inanırsanız inanın, gerçek olan sizi aşağılamak istemez, çünkü inanç taşıyıcılığı vardır
gerçekte mirası taşıyan da budur işte, size verilen akıl zeka düşünce gücüyle açtığınız kodlar, imanınızı inancınızı varlığınızı şehadetinizi korur görünür yapar, sizin başka insanlar halklar için tavrınız bile kendinizi yargılama biçimidir bir anlamda
haysiyetsizliklere karşı dayanıp direnişinizdir
atalarıma yeniden teşekkür ediyorum, &

herkese mutlu noeller

Cumartesi, Aralık 12, 2009

amaizing to me- kendime şaşırıyorum

gerçekten 20 yıla yakın bir süre geçirdiğim zamana ve yaptığım işlere bakınca kendime şaşırıyorum.
bir süredir, yaptığım tezleri picasa sayfama yüklüyordum.
sonra yüksek lisans öğrencim ayşegülün tezini de yükledim. danışmanı olmuştum.
iki öğrencim daha vardı seyhan ve muhammed ali, ancak onların tezleri bende yok.
tez hocası seçmek ve kendini kabullendirmek zordur.
ben tezimi yazarken sorunlar yaşamıştım. bazen hocalarımla bazen kaynaklarla ilgili.
umur hoca birlikte yüksek lisans tezimi yapmıştık, danışmanımdı. bazen okulda yardımcı olurken, bazen, eve gelip çalışmalarımla ilgilenmişti.
daktilo ile yazıyordum o zaman, ne zordu, tam sayfanın sonuna gelince bir bozulma olunca,
hadiii yeniden aynı sayfayı yaz bakalım.
adem gençle çalışmamız çok zordu.
beni doktoraya o seçmişti ve tez hocam olacağını söylemişti sınav sırasında.
ingilizce sınavında baya iyi not almıştım. o sırada ders aşamasında aynı sınıfta olduğumuz aylin bile, 5 yıl amerikada öğrenim için kalmıştı ve benden daha düşük ingilizce puanı almıştı.
çeviri yorum ve iyi dilbilgisi gerektiriyordu. tabi ki onun bildiği kelime sayısı benden daha çokmuştur, ama, sözlük kullanıp çeviri yapılırken çeviri yaptığın dile hakim olmak önemli oluyor.
nesrin, aylin, ben 3 kişi alınmıştık doktoraya, dersleri sürdürmek bile zordu.
buca eğitimden beni derslere göndermek istememişlerdi. o sıralarda benle çok uğraşan bölüm başkanı yaşar sami gökgöz, rektörlükten doktora derslerine gitme izini alınca ve tez aşamasında özellikle, çarşamba günleri hocamla tez çalışmasına gidebileceğimle ilgili rektörlük izni sonucunda zorlukla kabullenmişti. benim işlerimi aksatacağımı verilen emirleri yerine getiremeyeceğimi söyleyip duruyordu. bir kaç kez bağıra çağıra çok kötü kavga etmiştik. bizlere el altından oğlunun natoda çalıştığını söyleyip korkutup sindirmeye çalışırdı, ve bazen de yanına elinde şişkin ajandalarla gelen bazı sivillerin kendisine öğrenciler ve personelle ilgili şeyler sorduklarını, istese sicillerine işleyip işlerinden edebileceğini filan.
ne kötü zamanlardı. çok kişiye de zarar vermişti zaten. birisi atanur doğandır. birlikte heykel yapıp çocuk parasını isteyince, sivillere şikayet etmiş, okulundan dersten terörist zanlısı gibi çıkarılmıştı, olay olmuştu.
adem bey yurt dışında olduğundan tez çalışmasına fevzi saydam ile başlamıştık, sonra adem hoca gelince ona geçmiştim. zaten baştan öyle konuşulmuştu.
adem bey iyi bir sanatçıydı ama yapısı gereği çok zor biriydi. bazen kordon da levantura filan çalışmalarımı getirmemi söylerdi. bir keresinde ufuk semercioğlu ile mustafa toprak da vardı ve çok şaşırmışlardı. ufuk hanım fransa da böyle şeylerin olabileceğini söylerdi, ama türkiye de şaşırtıcıydı. genellikle onun fakültedeki odasında çalışırdık.
bazen çok iyi çalışmalarımız oluyordu, ama bazen korkunç zamanlardı.
habire tezimi uzattırıyordu.
ben onla tezi verme süremi konuşmaya gitmeden önce yanına birileri gitmiş oluyordu, ve iyi tezin uzun zamanda yapılması, çok araştırma yapılması, çok kaynak gibi şeyler konuşuldu mu, hadi benim teze gene yeni şeyler ekleniyordu. gereksiz yere çok uzatılmıştı. zaten bir de yaptığım işler ve savunması vardı. doktora düzeyinde sanatta yeterlik diye geçiyordu çünkü.
neyse işte
ben yard. doç olduğumda, lisansta öğrenciyken bazen sabahları birlikte çay içip simit yediğimiz ayşegül cesaret etti benim öğrencim olmak istedi. hastanede çalışıyordu, nöbetten çıkıp erkenden okula gelirdi.
başka hocalarla yapamayacağı tez konusu vardı kafasında. marksizmle ilgileniyordu ve onla sanat bağlantılı bir tez yapmayı düşündüğünü söylemişti. konuyu tartışmıştık
neler yapabilir, nasıl araştırabilir diye
epey tartıştık, tezini yaparken bazı akşamları bana kalmaya gelirdi, birlikte yemeğimizi yiyip içkilerimizi içerken, müziğimizi dinlerken
çeşitli şeylerden, tez konusundan tartışır, hazırladıkları üzerine kurgular planlar yapardık
neler yapabileceğinden, neleri kapsayabileceğinden filan
güzeldi
bir kere ben eczanedeyken polislerce yakapaça okulun önünden gözaltına alınıp polis arabasına atılan (ben akrabası olan diğer barışın annesi medineye haber vermiştim de ilgilenmişlerdi çocukla) uzun boylu barış bizimle yemeğe gelmişti. o da öğrenciyken başı beladan kurtulmazdı ki, bir kere internet kafeden çıkarken faşistler dövmüş, yaraları vardı, yüzü gözü morlukları vardı, çok üzülmüştüm ve onu yemeğe davet etmiştim. o sırada ayşegül de gelince üçümüz geç saatlere dek yemekler yeyip, müzik dinleyip içki içmiştik. güzel bir akşamdı. zor gülüyordu, yaraları morlukları acıyormuş diye ama, giderken ve sonraları bütün acısının geçtiğini söylemişti.
o dramatik olay beni hala gülümsetiyor. o da o dayak yemiş haliyle bile hiç aciz değildi.
ayşegül bir kere muhammet ali ile yemeğe gelmişti. gitmişlerdi sonra.
muhammet ali, jean paul sartre tutkunuydu. onla ilgili tez yapmak istiyordu. ayşegülün arkadaşı olduğu için benim öğrencim olmuştu. onla okuldaki odamda çalışmıştık. biriki kere orhan hançerlioğlunun felsefe ansiklopedisinden yararlanmak için gelmişti. kapıdan alıp gitmişti. bir kere ben karşı komşuların kullanmadıkları kalorifer yakıtlarını alırken o kenarda ansiklopedilere bakıp, gerekli olanları ayırmıştı. başka eve gelmedi, okulda çalıştık.
yaptığı çalışmalar üzerinde tartışıyorduk. istediği bir konu olmasından dolayı mutluydu çok.
bazen sevgilisi olan kıbrıslı bir kızla birlikte gelirdi. elvan dı sanırım adı. çalışmalarını hazırlıyor ve üzerinde tartışıyorduk.
bir kere yanında kağıt üzerinde bir resim getirmişti, üzerinde konuşmak için, yeni başlayan biriyle ilgiliymiş filan diye, ama sanırım konu söylediğinden başkaydı.
o da tezini keyifle sürdürmüştü. bitirmişti.
tezinin bir kopyası bende yok.
seyhan vardı sonra, çok herşeyi kendine sorun eden bir yapısı vardı ama iyiniyetli biriydi.
eğitimle ilgili tez yapmak istemişti, ben ona geleneksel eğitim yaklaşımlarını kendimle bağlantılı göremediğimi çok yararlı olamayacağımı, ama, aktif öğrenme ile ilgili araştırma ve çalışma yaparsa birlikte konuyu araştırabileceğimizi söylemiştim. o aralar, kamile hanımla mustafa bey kemal bey benim çalışma yapıma bakıp yorum yapmışlardı. bilmeden aktif öğrenme sürecini gerçekleştirdiğimi söylemişlerdi. seyhana benle çalışmayı düşünüyorsa bu araştırmayı ya da başka konularda kendisine yararlı olabilecek başka bir hoca ile çalışmasını önermiştim.
o biraz araştırma yapıp gelmişti. eğitim bilimlerinden aktif öğrenmeci hocalardan yararlanmıştı epey. özellikle yaşar yavuz hocayla iletişimi olmuştu. konularını hazırladıkça üzerinde tartışıyorduk. iyi bir çalışma olmuştu ama, eğitimdeki hocaların statükosu yüzünden biraz tartışmamız olmuştu. onlar daha kalıpçıydı. ben işin özgürlükçü yanıyla ilgiliydim. sınav sırasında tezin kabul edilmesi için onların istediği olmuştu tabii.
tezini verince ikindin şarap içmiştik bende imam barış çam da bize katılmıştı, sonra onlar gitmişlerdi.
başka gelmek isteyen birkaç kişi, tez konuları yüzünden ve tez sonrası okulda kalma amaçları nedeniyle başka hocaların öğrencisi olmayı tercih etmişlerdi. benim öyle bir durumum ve konumum yoktu ne yazıkki
bir de ufuk adında bir öğrenciyi anımsıyorum. aftan yararlanıp gelmişti. demir ali selamet hocanın öğrencisiydi, ben onların atölyeye çok gidiyordum o zamanlar, o zamandan tanışıyorduk.
demir ali beyle tamamlayamadığı tezini mehmet fırıncı ile tamamlamak istemişmiş, olmamışmış,
tezi tamamlayamamışmış.
bir kaç gelip gitmişti, konuşmuştuk eşinden okulundan filan,
bana tez konusunu göstermişti, ona demir ali hocanın hatırı için öğrenci olarak kabul edebileceğimi yalnız tez konusunu benim yaklaşımlarımla ilgili olarak seçerse yardımcı olabileceğimi söylemiştim.
yıllar önce bitiremediği tezi getirip bana o yazdıklarıyla geçirmemi istediğini, sınavda kendini aftan yararlanıp geldiği için geçirecek hocaları bulacağını söylemişti.
yalnız konu, tamamen benden uzak bir konuydu diye anımsıyorum. demirali beyle fırıncı baskı resimcilerdi, konu onlarla ilgiliydi. benle hiç uzmanlık vs alakası yoktu. onla epey tartışmıştım bunu. bana ısrarla o tezi alıp üstlenmemi söylüyordu. yani benle hiç ilgisi yoktu, nasıl üstlenirdim ki. benim çalışmalarımla da alakasızdı. benim önerdiklerim üzerine düşünmeye bile gerek duymuyordu. o eskiden yaptığını geçirmek istiyordu. ve benim neden kendimle, çalışmalarımla bağlantısı olmayan bir işi üstlenemeyeceğimi anlamıyordu, anlamak istemiyordu. ona konusuyla ilgili hocalara gitmesini öneriyordum. sonra gitti ama benim ona yardımcı olmadığım için yerimi haketmediğimi, vs vs imalar ederek.
kendisine en iyi yardımın, konuyla ilgili tartışmaları ilgili kişilerle, güvendiği hocalarla yapmasının olduğunu anlamamıştı. yıllar önce yapıp bitiremediği bir tezi üstünde durmadan geçip gitmeyi yeterli görüyordu. olamayacak bir şeydi tabi. ben kendim anlamadığım benle alakasız bir şeyi nasıl savunurdum ki. kim savunurdu yani, nasıl savunurdu. neyse
işte tez çalışmaları çeşitli zorluklarla doludur.
ben kendime, bu çalışmalar sırasında bir sürü sorunlara ve hastalıklara karşın, engellemelere karşın
nasıl yapabilmişim diye şaşırıyorum.
hayret

Çarşamba, Aralık 09, 2009

news

yeni fotoğraf makinesi ve taşınabilir hard disk aldım.
eski fotğraf makinamın çekimleri özellikle geceleri iyi olmuyordu artık.
sanyo vpc- e870 alışmaya çalışıyorum.
taşınabilir hard disk de gerekliydi. eski black book um büyüktü.
felixos artık sokaklarda, eve gelip yemeğini yiyor, sobanın yanında yatıyor
dinlenince dışarı koşuyor. birsürü kedi arkadaşı var. böyle daha iyi, evde hapis olmuyor.
3g internete alışmaya çalışıyorum. süresini ayarlama konusunda özellikle

Çarşamba, Eylül 09, 2009

inançlarıma dair bir not

ben herhangi bir kurumsal dinin/ iktidarlarca oluşturulan ve kullanılan dinin inancından çok, varolan manevi alemin inancını kabul ediyorum. saf bir inancı, tabi bunu görmek ve yaşamak gerçekten zor oluyor, ama yüreğinizin sizi götürdüğü yerlerde dolaşıyorsunuz. bütün dinleri, inançları ve hatta inançsızlıkları dolaşıyorsunuz. iktidarlara uşak edilmiş bir maneviyatı kabul etmediğim için belki de.
açıklaması zor.
kutsal kitapları da okurken, onların içinde yazılanları yalnızca bilinç düzeyinde görmekle birlikte, o maneviyatı ve ruhaniyeti kabul edilmiş kişilerin yaşadıkları süreçteki ruhani atmosferi görüp sezdiğiniz zaman onlara ulaşmış oluyorsunuz aslında. yani bilinç düzeyinde bir bilgi süreci olurken, sezgisel bir bilgiye ulaşıyorsunuz. onların maneviyatını ve ruhaniyetini önce öyle görüyorsunuz. yani bunlara sonra gene değinmeyi düşünüyorum. herkesin anlayacağı bir şey değil.
bu nedenle sırf inançlara saygımdan ötürü, ibadet ederim. bütün tanrısal mekanlarda, beni kabul ederler, ben de onları
yıllardır oruç tutarım, işte fitre zekat vermek gerekir. yaşamımız ve sahip olduğumuz şeylerle ilgilidir bu.
biz yıllardır, ihtiyacı olan, öncelikle öğrencilere verildiğini biliriz. temiz inançlı olmalı, işte bize iyi bir hayat kazandırmak için uğraşmalı diye.
ben de öğrencilere, devrimci öğrencilere vermeyi öncelikli bulurum hep.
çünkü kötü, kirlenmiş ve her türlü adilikle rızk çıkarmaya tenezzül eden düşmüş ve her türlü haysiyetsizlikle elde ettiklerine karşın hala aç kalmış, komşusuna, doğaya, inançlara, namuslara saygısı olmayan ve hatta bunlar inandıkları söylemiyle ibadet edenler de olabiliyor bazen, böyle hiç bir inancın kabulü olmayan çok kişinin olduğu bir dünyada; kalan bütün güçleriyle, zorlukla çok güç koşullarda namuslu, onurlu, insan kalma mücadelesi verirken, bizler için de hala namuslu onurlu özgür yaşayabileceğimiz bir dünyanın hayalini kurduranlara, devrimcilere
vermeyi doğru buluyorum, tabi kendi coğrafi çevremdekilere ulaşabiliyorum
işte geçen yıl hapiste olan ailesi olmadığı için zor durumda olan bir devrimci için kullanılmıştı
bu yıl da bir kaç gündenberi 5-6 kentte birden gözaltına alınan esp liler için kullanılması için para yolladım.
işte yaşamımın, arabamın, evimin, mesleğimin, kedilerimin, dostlarımın, varsa ailemin, ya da ailem olarak kabul ettiğim devrimcilerin, namuslu onurlu özgür yaşam mücadelemi destekleyenlerin diyerek, elimdeki parama göre düşünerek bir para oluşturuyorum ve o parayı yolluyorum.
orucumun duasını ve manevi gücünü de onlara direnç olması için yolluyorum
teşekkürler devrimciler
bize namuslu onurlu özgür yaşamayı unutturmadığınız için
her şeye karşın hayatınızın ve geçen ömürlerinizin hesabını tutmadan mücadeleyi sürdürdüğünüz için

Pazartesi, Eylül 07, 2009

yeni bir ask mi ne

tabi ki pıtırcıgım yerini tutamaz
ama evde dolaşmaya başladı bile
1-3 ağustos gibi kadınlar denizine yüzmeye giderken yaralı bir şekilde yoluma atılmıştı. bir kaç günlük yarası vardı, ayağında, halsizdi baya. ordaki eczane filan, ilaçlar alıp ilgilendim, vahşiydi zaten, sokak kedisi gibiydi. koli aldım ordan eve getirdim sonra, ben denizdeyken ilgilenen olmamış, dönüşte balkona koyup sonra bahçede bakmak için aldım koliyle getirdim. hemen avkalanmasın, sorunu ne biraz belli olsun diye vete de götürmedim, kendi tıbbi bilgilerimle idare ettim işte, dob,şkonun tedavisinden kalan antibiyotikleri kullandım, biraz daha aldım, bacağında yara vardı ısırıkmı ne. düzeliyordu biraz biraz, bahçeye çıkarırım diye düşündüm, bir iki indirdim filan
sonraki gün ben evde yokken aşağıya uçmuş, 3. kat balkonundan işte
biri gelip dışarı mı bıraktı diye düşündüm. sonra aşağıda bazen yemek verdiğim karakızla yavrularının yanında buldum, ayağı gene kötüce olmuş. tam sokağa bırakılacakken kaldı gene balkonda, yalnız doğasını göstermeye başladı. onla ilgili okumuştum önceden, sonra oralarda babası olduğunu düşündüğüm kedinin de fotolarını çektim
amerikan kedisi, dünyadaki en zeki kedilerden sayılıyor, kiliseden arkadaşlarla konuşurken felix dedilerdi, ewet, felix
öğrenciler onun animasyonlarını getirmişlerdi, ekranda dolaşırdı filan.
o animasyonu kediyi gerçekten tanıyan birilerinin hazırladığını düşünüyorum.
bütün kediler meraklıdır bu "tuhaf meraklı"
tabiki kendi doğal ortamındaki performansı yok ama genede, evde dolaşırken kafasını taktığını bi yokluyor, gerekli bişeymi diye sanırım
duvar saati artık yerde duruyor, arada yelkovanları kontrol ediliyor filan
terlikler, filan kontrol edildi, evdeki kalan eşyaları da elden geçirecez sanırım,
fazlalıkları atacaz gene
normallerin katlanamayacağı bir huyu var
yatağımı elimden aldı
nasıl sokağa atacağımı düşünmeye başladım
nasıl yanımda dolaştırırım filan diye
işte şimdilik evde dolanıyor
kulakları diğer kedilere göre daha kocaman vaşak gibi
o nedenle, önceleri ona hiç isim vermedim, kedicik dedim geçtim, evde kalmasını istemiyordum ya, ondan, sonra ona "eşigulak" dedim, ekşikulak otu vardır. ben onu çocukken çok severdim
ordan,
filinta gibi birşey, 1-1,5 yaşlarında
sürer belki..

Cuma, Eylül 04, 2009

picasa sayfam çok karışmış

picasadaki fotoğraflarımı ve yaşamıma dair belgelerimi koyduğum sayfamın çok karıştığını gördüm. çoğunu düzenlenmeleri için kaldırdım. elden geçirip daha okunabilir bir hale getirince yeniden görünür hale getirilecekler.

Perşembe, Eylül 03, 2009

Cumartesi, Ağustos 15, 2009

"calix meus ınebrians"

kasem beni sarhoş ediyor

beni neşelendiriyor, yaşama sevinci veriyor

"kutsal kase efsanesi'nden"

kutsal kasenin, isanın çarmıhtayken karaciğerinin üstündeki yaradan akan kanın toplandığı kase olarak tanımlandığı ve, onun maneviyatıyla ilgili 'inancın taşıyıcılığıyla' ilgili olduğu düşünülüyor.

bazı kaynaklar kutsal kase kavramını, geçişleri kapatılmış 'diri' bir kuru kafa ile bağlantılı olarak inceliyor. ona açılan yol için suskunluklarını sürdürenlerden sözediliyor. /gizli parşömen bilgilerinden/

bunu üstlenen /geçişi gerçekleştirenin/ kişinin sonsuz yaşamları olanlarca aziz kabul edildiği,

olayla ilgili bazılarının da kendilerine özel bir kabulle geçişlerinin olacağı,

bunlar biraz doğrudan ruhanilerle de ilgili olanlardan

sürecek..

"veritas vos liberabit"

"gerçek seni özgür kılacak"

Salı, Ağustos 11, 2009

not l

kendi yaşadığım çok şeyle bağlantılarını gördüğüm "sion gücü" ve "tapınak şövalyeleri" ile ilgili araştırmalarımı sürdürüyorum. o nedenle henüz bu konudaki yazılarıma başlamadım. bazı kaynak kitapları bitirimem gerekli. kendi yaşadıklarımı/ yaşatıldıklarımı not etmeye başlamıştım zaten. herhangi bir yorumu oluştururken, önyargılardan uzak; haysiyetsizce çıkarlar için manevi güçleri kullanan, gerçek inançlıların- tapınakçıların müsveddesi dahi olamayacak kişileri görürken, gerçek samimi inanç sahiplerine de saldırmamak gerektiğini düşünüyorum. zaten herkesin yaptığı, kendi inançlarının, ahlak ve değerlerinin görüntüsüdür.

ben kendimle ilgili olanların peşindeyim, kimseyi yargılamak gibi niyetim yok. herkesin yaptıklarının yaptırdıklarının kendi inançlarıyla olan bağlantılarının sorgulanması gerektiğini düşlünüyorum.

bu arada çevremizde olup biten bir sürü şey de var. onları da zaman zaman kaydediyorum zaten. en azından kimlerin "nerde" olduğu da gerektiğinde görülür.

Cuma, Haziran 05, 2009

kütüphaneme ilişkin

elimde kalan kitaplarımın vs fotoğraflarını çekip picasaya koyuyorum. bröşürler vs, kitapların içinden çıkanlar da.
annemin bazı şeyleri de var içlerinde. hala fotoğraflarını koyamadığı ablamın verdiği büyük boş bir albümü, /artık onun fotolarını da cd ye yüklüyoruz, bazen denizliye giderken cd sini yanında götürüyor, gerekirse kardeşleriyle paylaşır diye/ ve dini kitapların büyük çoğunluğu anneminkiler. onlar da kütüphaneye konuyor.
önceden daha çok kitaplarım vardı, ama 2 kere ev dağıtınca, bazı sonradan yerine gelebilecekleri feda etmem gerekti. yer sorunum olmuştu. bazı kitapları okulun kütüphanesine vermiştim. özellikle sol kaynaklı kitapları öğrencilere vardiydim. 5-6 çuval vardı. broşürler dosyalar fotokopiler filan derslerde öğrencilere dağıtılmıştı zaten. bazı kitaplarımı satın alan bir öğrencim olmuştu. tkp li suat.
baya 8-10 çuval kadarını da öğrencilerimin desteğiyle karşıyakada bir eski kitapçıya satmıştık. az bir paraya. zaten onlarda kitapları çok ucuza sattıkları için, öyle olmak zorunda kalmıştı. orhan hançerlioğlunun 9 ciltlik felsefe ansiklopedisi, nazım hikmet seti gibileri de vardı. mecburiyetten oldu, koyacak yerim yoktu ve zaten ev eşyalarımın büyük çoğunluğunu da bazı arkadaşlarımla öğrencilerime vermiştim. çiçeklerimi de dağıtmıştım. fotoğraf makinelerimi de. birikim dergilerinin hepsini almıştım, öğrencilere verdiydim, bedolara. kullanmadığımgiysilerimi de zaten zaman zaman dağıtırdık, ben kilo aldıkça giyilemeyenler çoğalıyordu zaten, bazılarını ümmü hanım köye yollamak için almıştı, tarlada çalışırken giyilebilecekleri seçip, bazılarını öğrencilere verdik. yani evdeki eşyalarımı kitap vs. dağıttığıma hiç pişman değilim. öğrencilerime de kendilerinin kullanmadıklarını başka arkadaşlarına ve ihtiyacı olan kişilere vermelerini söylemiştim zaten verirken. kişilere özel vermediğimi de belirtmiştim. öyle verilenler sayılıdır.
küçük bir oda dolusu tuvalim vardı, onları da koyacak yer olmayınca tuvallerinden çıkarıp rulolar halinde saklamaya başlamıştım. onları daha iyi koşullarda saklamak isterdim aslında. neyse. öğrencilere yaptırdığım /parasını vererek tabi/ heykelleri de öğrencilere vermiştim, onlar gereksinmesi olan arkadaşlarına dağıtacaklardı. taylan, adem ve arkadaşları vardı o sırada, evdeki 20 şişe kadar şarap içki vs de vardı onlara vermiştim. hatta eski bir yatağım vardı, kütüphanesini ve komodinlerini baltayla kırıp sobada yakmıştım, sade birşey olmuştu, onu da öğrencilerime vermiştim, pıtırcık, tombiş, toraman, benekisi saymazsak, "ben sevgililerimle yatamadım, alın siz yatın" demiştim onlara da, gerekirse gene ödünç verebileceklerini söylemişlerdi gülerek. ilk onur ve bedo ile başlamıştı kitap vs dağıtım işim. bedo ile kahvaltı yapmıştık bir gün ben o zaman projesini yapmaya başlamıştım olayın zaten. o da "öyle şey mi olur" demeden, ne güzel olabilecek bir şey olduğuna katılmıştı. ve özgürleşmeye katkısını konuşmuştuk. bir de sean pean in, çok emek verdiği evi suikastla yanarken karşısında seyrederken ne kadar özgürleştiğini düşündüğünü okumuştum bir ropörtajında. yani gerçekten benim için çok iyi oldu. yani kullanmam gerekenlerin dışındakileri başkalarının kullanacak olması.
şimdi darmadağınık az bir eşyam var, yetiyor. belki biraz raf türü şeyler iyi olabilir. artık zamanla onlarda. çalışmaya, üretmeye, ve yaşamaya katkıda olacak kadarı yetiyor. bir de geçende aysuna demiştim. elde ettiğin şey, başkalarının yaşamlarına onurlarına hasar verici olmadıktan sonra. diye
izmirde annemde ve kuşadasındaki kütüphanedeki kitaplarımı da fotoğraflayıp picasaya koydum
aslında çok iyi olmuştu. ama heryere tıkıştırdığım bir sürü şeyler çıkıp duruyor, çoğunu atmadan önce kaydedip koyuyorum. sobada yaktığım çok şeyler de oldu bu arada. picasadaki sayfam baya karışık oldu, albümlerimin düzenlenmesi gerekli ama çok fazlalar ve evde net yok, net kafelere filan gidiyorum, o nedenle düzenlemem biraz zor. artık öyle idare edeceğiz bir süre daha. en azından elimde olan şeyler vs, kayda geçmiş oluyor. bazılarını kaydettikten sonra atıyorum zaten. kalması gereksiz olanları filan, başkalarına verilemeyenleri sobada yakmak iyi oluyor.
herkese öneririm, sizin kullanımızın bittiği değişik eşya vs türü şeyleri, kitaplarda dahil, kullanabilecek olanlara vermeye çalışın. bazıları 2. elde satılabilirde. kullanımı biten ilişkilerinizi bitirebilmek gibi, gerçekten yaşamınıza iyi geliyorlar.

Çarşamba, Mayıs 20, 2009

elam-tamil halkları için dua ediyorum

evde internet bağlantısı olmadığından yaşadıkları sorunları bir kaç gündenberi öğrendim ve sorunlarının çözümü için yardım eli uzanması için dua ediyorum.

kimse din, ırk ya da başka nedenlerle faşizme hizmet etmemelidir, ettirilmemelidir. faşizm bir insanlık suçudur, ve dünyanın geleceği faşizme karşı oluşla kurtulacaktır. tanrısal alemden herkese verilen bir dünyayı, herkesin başkalarının yaşam ve varolma, onurlu yaşama hakkına saygısıyla kurulan sistemler sahip çıkabilecektir

Pazar, Mayıs 10, 2009

bir rüya gördüm içim üşüdü

geceleri sabhalyıp ikon konusunda gelişmek için çalışmalar yapıyorum ya
gündüzleri çeşitli saatlerde uyuyorum
akşamüstü uyumuş kalmışım, ve çok yıllar öncesinden gsf de doktora yaparkenden çok hoş bir bayan vardı, sanırım adı füsun, onunla konuştum, öldürülmeye çalışılmış
bilmem şimdi nerelerdedir, soyadını da bilmiyorum
benim o zaman sınıf arkadaşım nesrinin yanına giderken tanıştığımız kişilerdendi. seramikten aylin ve nesrinle birlikte ders yapmıştık,
gsf bornovadayken üçümüzün nesrinin odasında bir fotoğrafımız vardı, bendeki kaybolmuş sanırım, sonra gsf inciraltına taşınınca ben orda adem gençle tez çalışmasına katılmıştım, aylinle az görüşüyorduk ama nesrinle sürekli görüşüyorduk. onun eşi de dikilide belediyeyle ilgili bir yerde çalışıyordu sanırım. çünkü genellikle nesrin oğlu yiğiti alıp dikiliye giderdi, çok şikayet ederdi. eşiyle ilgili konulardan filan, oğlu hasta filan olmuştu da kendisi ilgilenmişti filan vs gibi şeyleri olurdu
birkaç kere ona gitiğimizi anımsıyorum, eşi olmuyordu evde zaten, sanki bir kere evinde arkadaşlarıyla bir toplantı olmuştu yaşgünümü neydi, enver de dışarda diye bende katılmıştım gibi anımsıyorum. çok karışık net değil ne olduğun unutmuşum
o günleri hepten unutmuştum, silinmişti herşey
yalnız biz enverle dikiliye festivale gitmiştik, o zaman o haber filanla uğraşırken ben nesrinle oğlu yiğitle görüşmüştüm, onların sanırım sorunlu bir evleri vardı, annesininmiydi neydi, dışardan merdivenlerle girilen bir ev vardı, içerde uzun odalar loş filan, öyle birşeyler hatırlıyorum
ben adem gençle tezim uzatılıyordu hep diye çok sorunlar yaşıyordum, onun yanına gidince genelde nesrinin odasına gidiyordum. oda arkadaşlarından birisi cemal meydan dı.
sonra ayrı odaları olmuştu sanırım.
birkaç kere seramik bölümünden aylinle de görüşmüştük, onların çalışma atölyelerini de gezmiştik
ben o zamanlar çok hasta oluyordum.
rüyamda füsun hanımla konuşurken içim üşüdü, bahçedeki komşuların sesiyle uyanmasaydım sanırım bu rüyamı da unutup gidecektim
yaşadığımız bir sürü kötü şeyin temelinde oradaki bazı kişilerin bağı olabileceğini gördüm
oradaki kişileri hatırlamaya çalışsam iyi olacak, çok uzaklardan mesaj geldi.
füsun hanım nerelerde acaba, neler yapıyor şimdi, onun başka arkadaşları da vardı, konuşuyorduk bazen

Perşembe, Mayıs 07, 2009

yaradılışın kökenlerinin araştırılmasından 1

Geçenlerde dem ya da denge tv de matrixin birini izledim. Bir yerde “beni burada bu şekilde konuşturan, geleceği bilmem değil, beni bu güne getiren yoldur, bugüne dek geçirdiğim süreçtir” türünden birşey söylendi.
Nisa suresinin sanırım 45. Ayetinde “sizlerden sarhoş,hasta yada kendini bilmeyecek durumda olanlar, ne söylediğini bilene dek namaza durmasın..” diyerek başlar.
Tapınak şövalyelerinde de /konuyla ilgili bilgilenmeye çalışıyorum, kitaplar alıyorum/ küçük çocukların tapınağa kabul edilmemesini, büyüyüp kendilerini bilene dek beklenmeleri gerektiği; ve bir kuşla başka bir kuşu avlamaya çalışanların arkadaş olarak kabul edilmemeleri, ilkelerinden bazıları.
Geçen gün meryemana evine gittiğimde, italyanlar için bir ayin yapılıyordu, katılmak istemiştim ama, benle yaptığım resimlerle ilgili olarak konuşan genç papaz, ayinlerinin yalnızca katolik ya da hıristiyanları kapsadığını söyledi. Onların ilkeleri öyleymiş.
Yani bir sürü inançta, bilinçli istekli tercih kabul ediliyor. Kendilerini bilinçle inanarak istekle seçenler kabullü. Gerçekte şeriat, tarikat, hakikat, marifette bu böyle. Hakkel yakin.
Tabi inançların biçimlenişinden değişik din inanç ve tarikatlar olarak görüntüsünden başka, kişisel bakış açıları da var. Kişilerin yaşam tavrını oluşturuyor. Herkesin kendi bilinç ve istekleriyle oluşan inanç biçimlerini, tercihlerini tartışıp eleştirebilirsiniz. sözgelimi kendilerini zincirlerle döven bazı tarikat üyelerini kabullenmek güç gelebilir. Onlar için hasan ve hüseyinin acılarını paylaşmadır. Bilerek yaptıkları birşey.
Kültür ve sanat derslerimden birinde müzik konusunda caz ve blues türü zenci müziklerini inceleyen bir öğrencim, bu müziklerin kökeninde afrikadan amerikaya esir olarak götürülen zencilerin bağlandıkları zincirleri birbirine vurarak oluşturdukları ritmlerin olduğunu belirtmişti. O çok zor koşullarda bile yaşamsal birşeyler üretmişlerdi.
insan düşünce ve davranışlarının ne kadarının kendi kontrollerinde olduğu da bir tartışma konusudur. İçinde bulundukları ortam ve şartlarda, fiziksel ve psikolojik donanımlarıyla yaşamlara katılırlar. Yaşam oluştururlar diyemiyorum. Yaşam oluşturmak için çok şey gerekli, bilgi, bilinç, teknoloji, birikim, paylaşım, bilim, sanat, sezgi, araştırma, sorgulama, değişim, yenilik, üretim, yorum, ..
“neden seni seçtiklerini anlıyorum” bu sözü kendime yönelik duyduğum zamanlar oldu. Hıdırdan, hz hızırdan, londrada ve atinada. Çok fazla anlamasam da manevi alemle bağlarım oldu, zaman zaman. Her insanda bir mesaj varmış, benimki çok geciktirilmiş olsa da açılıyormuş. Bir de, bana beni uyutmayacaklarını söylediler. Burda iyice uyuyup dinlenmemi. Bu konu kafamı kurcalıyor. Anlaşılan bana öte tarafta da dinlenme yok. Asıl ordaki sawaşa hazırlanıyorum galiba. Bu tarafta yaşadıklarıma dinlenme filan derlerse sonrası ne olacak bunun. Budanın nirvanaya ulaştığı ağacı bulmak için hindistan bahreyn taraflarına gitmeyi düşünürken, öte tarafta kaçılacak ne tür yerler olabilir diye düşünmeye başladım ciddi ciddi. Yıllardır, çeşitli şekillerde el altından öldürülmeye çalışıtğımı farkediyorum. Küçük tuzaklar hastalıklar, intihar psikolojisi oluşturmaya çalışmalar vs vs. Neden ölmeye karşı o kadar direnç gösterdiğimi de anlamaya başladım sanırım. Ordaki sawaş daha büyük. Kaçıyorum herhalde. Ve manevi alem beni iyon sütun başlıklı bir geçişle kabul ediyor. Üzerinde hz muhammedin de ismi kocaman bir şekilde yazılmıştı. Uzun bir süre görünmüştü. Önce başka yazılar da geçmişti. Başkalarının değerlendirmeleri beni ilgilendirmiyor. Onlar kendileri ve bilinçli muhataplarıyla cebelleşsin, benim üzerimde hiç bir yetkileri yoktur. Herkes kendi inanç aynasında yaşasın. Yaptıkları zaten kendi inançlarını temsil eder. Beni değil. Aldatarak, bilinç yitimi yaparak, hasta edip, güçsüz ve zor durumlarda bırakarak, en yakınındakileri aileyi kullanarak elde ettikleri herşey kendi inanç kalitelerinin yapısını gösterir ve bu şekilde elde edilen hiçbirşey hiçkimseye hayırlı gelmesin. Hakkım hiç helal etmiyorum.
Hayatımın hiç bir döneminde askeri, politik ya da sivil faşizmle ilişkim olmadı. Yani içinde bulunduğumuz ortamlarda faşizmden etkilendik, acılarını çektik. Öyle ilişkimiz oldu. Belki yaşadığımız şartlar nedeniyle şiddet ve faşizan davranışlar içinde yer almışızdır. Sorgulanır bu durum da. Ancak, ideolojik olarak faşizmle ve uzantılarıyla, faşist bir partiyle ve üyeleriyle katılımcı ve destekçi olarak hiç bir ilişkim olmadı.
annem acıpayamda ilkokul 1e giderken boşanmıştı; biz, annem ablam ben denizlide dedemlerdeyken evin bütün eşyalarını alıp gitmişmiş. Hiçbirşeysiz kalakalmıştık. baba kavramını hiç yaşamadım diyebilirim. Bizim ev babasız evlerdendi. İşte dedem vardı. İlkokula giderken bazen gelirdi olay olurdu, annemi dedemi kötüleyerek beni götürmek istediğini söylerdi. Çığlık çığlığa kaybolmak isterdim, okulda öğretmen yanımda olmadan o adamla konuşamazdım. Yıllar sonra muğlada yatılı lisedeyken de öyle oldu, asuman öğretmenle birkaç arkadaşımla birlikte konuşabilmiştim. Bana kendisini aramam için yırtıp buruşturduğum bir kart bırakıp gitmişti. mhp kale ilçe başkanı olmuşmuş, hiç aramadım tabi. Hala öldümü ölmedimi bilmem, merakım da yok. Annem çocukken bize nafaka almak için icralık davalar filanla uğraşmıştı, hatırlıyorum.
Çeşitli manevi ortamlarda söylemiştim. Londrada da söylemiştim. “benim için kan bağlarının bir önemi yok” diye. Öyle. Maneviyat da beni öyle kabul ediyor. Maddi manevi öyle bir ihtiyacım yok. Sentetik kan da üretildiği için gelecekte de ihtiyacım olacağını sanmıyorum. Annemin çalışarak bizlere sahip çıkarak, yaşatmaya okutmaya çalışmasına olan saygım kan bağlarının çok ötesinde birşeydir. Bir takım mahlukat bunu kendilerine yakışır bir şekilde çok güzel kullandılar.
Bir şekilde maneviyatla bağım oldu, ruhaniler iktidarlara ve hırslara alet edilmiş paçavraya dönüştürülmüş inançların temizlenmesini istiyorlar. 91 yılından bu yana tam olarak neler olduklarını bile anlamadığım şeyler yaşatıldımk. Karşılaştığım inançla ilgili çıkar için kullanma manevralarıydı sanırım. Haberim olmadan, bilmeden, aldatarak kullanmaya çalışılmışım hep. Ne tür ilaçlar kimyasallar kullandılar, hasta edip, yalnız bırakıp kendi istedikleri yola sokmak için. İnsanların zihinsel gücünü yok ederek elde edecekleri şeyler ne bunların. İnanç saygısı değil bu. Benden bu kadar korkmalarına neden olacak şey neydi acaba. Kendi halinde hayvanlar, çiçekler sanat manat solcu molcu bişeydim. Biraz fazla kedi düşkünlüğüm vardı o kadar.
Aslında olay uluslararası boyutta olup biten bir sürü şeylerle ilgili. Gizli gizli yaptıkları anlaşmalar vs türünden şeyler var. Ve kötü olan şey, bunlarla alakalı bir maneviyat olayı da var, işte benle ilgili olan işin o boyutu. Bir bu takım mahlukatın lanse ettiği şeyler var. Yaptıkları şeyler filan. Mardindeki mazıdağı bilge köyü katliamı gibi şeyler. Bir takım muktedirlerin hazırladığı şeylerden biri bu olay da. Kendi iktidarları için yaptırıldı. Bir yandan koruculuk sisteminin de sorgulanmasıyla yeni bir açılım yaratmayı da düşündüler sanırım. Olayın kuşadasındaki bazı kişilerle bağlantısı olduğunu düşünüyorum.
Yıllarönce bosna-tuzla da yaşananların da sorumlusu ve savaş suçluları yalnızca sırbistanda değillerdi. O zaman demirali selamet hocayla ilgili ekiplerin de olaylarla bağlarının olduğunu farkettim.
Çok kötü durumlara düşürüldüm. Kendi isteğiniz ve bilinciniz olmadan bir takım şahıslar sizi çeşitli adiliklerde kullanıyorlar, ve siz düşünsel, fiziksel ve psikolojik olarak elinden bütün yaşamsal olanakları alınmış halde, neydi o olup bitenler diye bakıyorsunuz. Bütün suçunuz da inançlı saf kimseye bir kötülüğü olmamış bir insan olmanız, bir de kimsenin adamı olmayışınız. Kendi sanatınızla uğraşmanız v s. İnancınızı, insanlara saygınızı, ailenizi, mesleğinizi, arkadaşlarınızı, konşularınızı, öğrencilerinizi hertürlü adilikle kullandıklarını farkediyorsunuz. Bunların örgütleyicileri sorumluları bulunmalıdır. İnançlara saygısı olanların beklentisi bu.
bir de bu takım şahıslar allaha filan da inanıyorlar (!) dillerinden düşmüyor. Allah ve din adına başka inançların içinde yer alıp, hem onları aşağılayıp hem de kendi kutsal iktidarları için çıkarlar sağlıyorlar, arada bazı iyi çocuklarına cinayetler filan işletiyorlar. Korkunç şeyler. Siz insan kalmak için debelenirken de değişik ülkelerden türkiye içinde ya da dışında bir sürü olayla bağlantılı olanlar da, düşüp kendilerine muhtaç kalmanız için beklemede kalıyorlar. Olan sizin hayatınıza oluyor. Dehşet şeyler tabi. İnanca saygılı adamlar bunlar ne de olsa(!). inançsız, devleti herşeyin üstünde gören bir güruh daha var.
Gerçek inanç sahibi olarak adiliklere, haysiyetsizliklere tenezzül etmeyenleri bunların dışında tutmak gerekli tabi.
Hiç bir devlete karşı maddi manevi bağlılık hissetmiyorum. Devlet halklara insanlığa doğaya, inançlara saygılı yapılandırmalar oluşturursa saygı görsün, var olsun, yoksa bir devlet gitsin başka devletler olsun, yada daha yaşamsal yapılanmalar olsun. Olacaksa varlıklara inançlara yakışır yapılanmalar olsun. Hertürden inancın varlığın temsil edildiği yapılanmalar olmalı.
aslında geçirdiğim yalnız yıllarım bu yazılarımı hazırladı. Bir de gerçekten maneviyatın kendi gerçekliğiyle kendim karşılaştım. “kendi bahçesinde dal olamayanın biri, girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor” der ya şair, inanç adına inançları aşağılayanların benimle ilgili olarak söz söyleyebilecek hiç bir manevi güçleri yok. Bir takım çıkar ilişkileriyle var oluyorlar ve dünyadaki kötü olan çok şeyden sorumlular. Hiç bir yetkileri olmadığı halde nasıl öğrendilerse manevi bağımı kullanmaya çalıştılar. Mertlikleri onurları şerefleri o kadar bir mahlukat düzeni işte. Dünya bunların iktidar yetkileriyle her zaman daha kötü olacak. Herkes için.
Ben faşistlerden uzak durmaya çalışıyorum ya, saygısız şahıslar, her türlü sıvışıklıkla yanaşmaya yol arıyorlar. Eskiden beri diyordum, hatta selmanın evinde kiracıyken chp- ödp diye yanıma gelip giden, ve faşistlerle ergenekoncu derin devletçilerle işbirliği içinde olan (sonradan iyice açığa çıktılar) hülya ya bile söylemiştim, “mhpci ülkücü faşistler ben ölürken bir damla su verirlerse lanetlensinler” diye. hatta hülya da dahil olmak üzere çok kişiye, ülkücülerin faşistlerin sofrası bana haram olsun, benimki ülkücülere faşistlere haram olsun dedim. hülya ailesinin babasının chp, genç parti vs olurken kendinin ödp ye yakın olduğunu söylerdi, hatta bana ödpye üye olmayı önermişti. sonradan kızkardeşi deryanın kocası bülentin bahçelinin adamı olduğunu buca mhp başkanı mı ne olduğunu söylemişti de bozuk olmuştuk. ben gelmesini istememiştim artık, bir kere kapıyı çalmıştı da ben "ben gel desemde sen gelme" demiştim, o girmişti ve arkadaşlık da bitmişti. ben ordan taşınmak için uğraşmıştım sonra zaten. Kendi bilgi bilinç ve isteğimle faşistlerin ne evlerine gitmişimdir, ne sofralarına oturmuşumdur, ne onlardan birşey almışımdır, ne de vermek istemişimdir. Çevremde yalanla dolanla tuzaklarla dolaştıklarını farkettiğimde de hemen uzaklaşmışımdır. Ya onlar yüzünden türklüğümden iğrendim, hala uğraşıyorlar, daha ne istiyorlar bilmem. Haysiyetsizliğin bu boyutu da aşşağılık birşey. Eşimi, annemi, ablamı çevremdeki bir sürü kişiyi rezil kepaze ettiler, ben de aile diye birşey bırakmadılar, kediciklerimin ölümünden sorumlular , yalnız pıtırcık değil diğerlerinin de ölümünden sorumlular. gerçekten hakkım helal olmasın. Ve böyle elde ettikleri hiçbir şeyin hayrını görmesinler. Hiçkimse hayır görmesin inşallah. Yeter artık yaw.
Önceki salıydı sanırım pazara girdim, arada bir giriyorum. Çıkarken havuç alacaktım, baktım bir yerde biraz kötü, yandakinde ise daha iyiler vardı, 500 lira fazlaydı, ordan alayım dedim, havuçların yarısını seçtim, baktım satıcı genç birisi boynunda ayın içinde uluyan kurt kolyesi var. Bıraktım, “almıyorum vazgeçtim” dedim. Öbür satıcının kötü havuçlarından seçtim. Başka türlü içim rahat etmezdi. Hayatımın hiç bir döneminde bu mahlukatın dükkanlarına bilerek girmedim, alışveriş etmedim, dostluğu bırakın yani. Hep yalanlarla tuzağa düşürmeye çalışırlar, farkedince gitmem. Kişisel tercihim olmadılar hiç bir zaman.
Kuşadasında da çok fazla kişi tanımam fazla gidip geldiğim yok, kendi halimde yaşayıp gidiyorum. Gene çevremde komşuları filan kullanarak uğraşmaya çalışıyorlar, sonra onlardan da bahsederim. Çoklukla alışveriş ettiğim bir eczanede bile sormuşumdur. Bir sürü bayrak vardı da, buradaki kişiler ne tür siyasi görüşte diye. Yani bayrağı vs faşizan amaçlarla kullanan bir yerlere de girmek istemem diye. Demokrat atatürkçü faşizmle alakası olmayan kişiler olduklarını filan söylemişlerdi. O civarda bir kedi yavrusuyla tuzak yapmışlar bana. Magic emlak tur vs. Bir yer. Ali beyle tanışmıştık, mardinliymiş diye konuşmuştu. Mardin süryani kürt vs konuşmuştuk. Kediyle karslı ortağı ilgileniyormuşmuş, biraz kediyi severken konuşmuştuk, hatta seçimler zamanı, oy vercek bir parti de olmadığından oy vermeyeceğini söylemişti ali bey. Ben demokratik platforma oy vereceğimi söylemiştim. Açıkça sormuştum siyasi görüşlerini filan da, öyle fazla parti vs ilişkilerinin olmadığını, herkesi kabullendiklerini vs söylemişlerdi. Mary adında ingiliz bir bayan da çalışıyordu orda. Çevrede de faşizan birşey farketmedim. Tarçın adını verdikleri kediyi seviyordum geçerken, yavruları oldu, ilgileniyorduk, bazen çocuklar filan da oluyordu, başkaları da oluyordu ama ilgilenmedim, kediyle ilgili iletişimim oluyordu. Kedinin yavrularının hepsinin kendisininmi olduğunu sormuştum birkeresinde, çünkü cins farklılığı gibi birşeyler vardı. Hatta birini almayı filan düşünüyordum, mardindeki katliam olduktan sonra ali bey mhpci filan düşünceleri olduğunu, özellikle ortağının ve herkesin düşüncelerine saygı göstermek gerektiğini söyledi. Ben de benim onlara benim düşüncelerime saygı göstermedikleri için kabulümün olmadığını söyledim, oraya o olmadan bir daha girmeyeceğimi, kedi filan almak da istemediğimi söyledim. Hoşçakalın deyip çıktım. Ortağı bir bayanla konuşuyordu. Sonra o çevredeki kişilerle konuşurken onların hepsinin mhpci filan olduklarını, alinin de sefil serseri bişey olduğunu söylediler. “Onlarda pkk ile aynı” gibi birşeyler söylediler. Ben de “pkk mhpden iyidir, tercih etmem gerekse pkkyi tercih ederim hiç olmazsa dağa çıkma hakkım olur” dedim. Olup bitenlere tepem attı, daha önce de sormuştum oralardaki kişilere, kedi sevdiğim yeri ve kişileri tanıyıp tanımadıklarına faşist kişilerin olduğu yerlere girmek istemediğimi filan. Bilmiyoruz filan demişlerdi. Alenen tuzağa düşürüldüm. Çok uğraşmışlardı demekki. Hatta hep alışveriş ettiğim eczaneye bile girmedim başka eczaneden ilaç aldım. Onlara da sormuştum, birşey dememişlerdi. Tepem atık bir sürü küfür ettim. Yani örgütlü şahıslar bunlar benden haberleri olan kişiler ve beni oraya çekmekle neler elde ettiler acaba. Yani benim ailemi, çevremi bozup, kedilerime zarar veren zihniyetin elemanları; oraya kediler filan koyarak, mardinli birinin ardına sığınarak tuzak kurmuşlar. Şerefsizlik işte.
Sonra orda burda söylenirken, o kedi yavrularını da köpeklere yedirmelerini onlara başka şeyin yakışmayacağını söyledim. Çünkü çevremde, yolda orda burda kaç kere kedi yavrularını köpeklere yedirip canımızı sıkmışlardı. Bir kere tombiş toraman arka bahçedeki köpek kedi yavrularını yeyince panik atakla başparmağımın tırnağını bile ısırıp delmişti de pansuman filan yapılmıştı. Cici görünmek için ne çok uğraşmışlar. Ne elde ettilerse işleri bitince maskelerini çıkardılar belliki. Temel zihniyetleri vahşet yaratmak olan güruhun hayvan sevgisi imaj yaratmaktan başka birşey değildir. 6-7 yıl kadar oldu sanırım. Bir güruh afganistan dağlarından yakaladıkları bir ayıyı aç bırakıp, tırnaklarını ve dişlerini sökerek, aç bırakılmış köpeklere parçalattırmışmış, gazetelerden okuyup dehşete kapılmıştım. Ayıyı amerika yerine koymuşlarmış. Afganistan dağlarının bir gariban ayısını.
Belli ki bu faşist güruh benim sahip olduğum maneviyatla ilgili bazı kişilerle anlaşmalar yaptılar, benim için yetkileri yok, anlaşma yaptıkları kişilerle muhatap olsunlar beni rahat bıraksınlar artık. Bu takım mahlukatın benim üzerimde söz sahibi olabilecek hiç bir manevi değeri yoktur. İnançlara saygısı olmayanların ne tür ambalajlar kulanırlarsa kullansınlar bizim tarafımızdan kabulleri yoktur. Bizden görebilecekleri şey bize yaptıkları kadardır. Başka birşey beklemesinler. Hiç kimse beklemesin
Ben bunlar yüzünden başka ülkelere amerikaya filan gitmek istiyorum. Hayatıma yaşam hakkıma kastediyorlar. Artık kaldıramiyorum. Hayatımda burada kalmamı gerektirecek birşey bırakmıyorlar.
İşte yaşadığım bir sürü şey, geçirdiğim onca yol ve yapayalnız zor yıllarım ve inanca olan saygım, beni, inanca saygısı olmayan güruhlara karşı isyan edenlere, allaha inancı olmasa bile haysiyetsizliğe karşı olanlara, başkalarının hayatını harcamak yerine sorumlularla hesaplaşma yoluna gidenlere, gerekirse bir apartman dairesine silahlarını yığıp ölene dek savaşanlara minnettar bırakıyor.
Benim yaşadığım maneviyatla ilgili olarak, 91 yılından bu yana kimlerin nelerin karşılığında neler aldıklarının, kimlere neleri yaptırdıklarının açıklanmasını istiyorum.
mukadder (aybey) caglar

Salı, Mayıs 05, 2009

"sendeki mesaj açılıyormuş"

"haberin olsun, çok daha önceleri açılması gerekliymiş, neden geciktirildiği ve... tartışılıyor, konuşuyorlar..."

Perşembe, Nisan 23, 2009

miras üzerine

benim el mirasım
1991 yılından bu yana,
benle ilgili olarak kimlerin kimleri kullanarak, hangi yüce değerler ve inançları için, hangi inançların içinde yer alıp, neleri yapıp yaptırarak neleri elde ettiklerini açıklayıp açıklatanların olacaktır.

sürecek..

bilinç kapanışı

öyle bir şey varmış
annem kaza geçirdiğinde ben onunla arabanın üstünde gözgöze geldiğimizde, çevremde bir karanlık olmuştu. yere düşmedim ama, sonradan olaylar yaşanırken oradaki kişiler ve doktor bana sürekli kendimle ilgili bireyle soruyorlardı. bilinç kapanması olmuş ve bunun ciddi olduğunu, daha önceleri olup olmadığını sordular. kullandığım ilaç ya da kimyasal maddeleri, uyuştucu vs. onlara eskiden içki, genellikle kırmızı şarap içip sigara içtiğimi başka uyuşturucu vs kimyasal kullanmadığımı söylemiştim. sonra yavaş yavaş hatırlama oldu. ilk anda herşeyi hatırlamakta güçlük çekiyordum.
buca yıldanberi hayatımızla uğraşanlar neleri, hangi kimyasalları kullandılar acaba diye aklıma geliyor.

Cuma, Nisan 17, 2009

ikona çalışmaları için araştırmalar yapıyorum

kavram ressamları beni hep çekmişti
sonra kavramsal sanatçılar
burda meryem ananın çevresinde dolaşırken ikon resimleri beni daha çok çekmeye başladı
araştırmalar yapıyorum
ali ekber çiçek' "yok yüzüm peygambere" der ya bir türküsünde, işte öyle dünyalarda dolaşırken
kimsenin ne peygamberlere, ne birbirlerine, ne çocuklarına, ne de aynalarda kendilerine bakmaya yüzlerinin olmadığı dünyalarda dolaşırken, manevi ve ruhani dünyaların izlerini taşıyan ikonlar,
yazılarıyla, olaylar dizisini biçimlendirişleriyle, kenar açıklamalarıyla beni çekiyorlar.
araştırıyorum, zaten post modernist ikonlarla ilgili çalışmalarım, karışık teknik işler oluyordu
belki kendi yaşadığım manevi deneyimlerin de ikonlaştırıldığı şeyler çıkabilir.
değişik dini resimler, hz. isa ve meryem ana, ve azizler, kabe resimleri, diğer inançlarla ilgili resimler, budhist vs. ve günümüzde inançları esir edenlerin maddeyi ikonlaştırmalarıyla ilgili yorumlar

Pazar, Mart 22, 2009

istihbarat örgütleriyle ilgili

bugüne dek kendi bilgi, bilinç ve istencim dahilinde, askeri, sivil ya da özel hiç bir istihbarat örgütünde gönüllü ya da görevli maaşlı görevli olmadım. bunu daha önce de yazmıştım, geçen bazı şeylerle ilgili konuşurken onları irdelemeyi gerekli görerek bunları yazıyorum.
hiç bir zaman, çalıştığım milli eğitim kurumlarının, bankaların, pasaport ehliyet tapu vs işlemlerimle ilgili emniyet ve belediyelerin, sağlık kuruluşlarının form, belge ve dilekçelerinin dışında, herhangi bir istihbarat örgütü üyeliği, bilgi verme vs türü form evrak vs imzalayıp doldurmadım. herhangi bir istihbarat örgütüyle ya da elemanlarıyla kendi bilgi ve bilincim dahilinde herhangi bir bilgi alışverişinde bulunmadım. yazılı, sözlü, pusula vs çeşitli şekillerde hiçbir iletişimim olmadı.
yani heryerde işlerini onurlu ve kimseyi aşağılamaya tenezzül etmeden sürdürenlerin olduğu kadar, her türlü aşağılık şeyleri yapanların olduğu ve bu türler tarafından çeşitli şekillerde yaşamlarımıza zarar verildiğini bildiğim için bunları yazma gereği duydum.
bir süre önce internette bazı şeyleri araştırırken, yaka kartları filan gördüm. tanıtımla ilgili şeyler. ben buca eğitimde 2000li yılların öğretmenliğiyle ilgili sempozyumda görevli olduğumda, posterle katılmıştım, ve grafik bölümünden bazı öğrencilerle birlikte katılanların kimliklerinin, yaka kartlarının, katılım belgelerinin, afişlerin gb hazırlanmasından sorumluyduk. genelde mehmet ilerinin atölyesinde depoda bazen de diğer atölyelerde çalıştığımız oluyordu. burak isminde bir öğrenci ve bir kaç arkadaşını anımsıyorum o çalışmalara katılanlardan.
o zaman sempozyumun sorumlusu olan leman tarhanın yaka ve tanıtım kartlarının yazılmaları sırasında bir kaç kere, biri fakülte sekreterinin odasındaydı, örnek alınacak başka sempozyumlara ait kartlar vs getirdiğini anımsıyorum.
hatta bazı arkadaşlarına da örnekler getirmelerini söyldiğini söylemişti, ve o koşuşturmanın ortasında, bir sürü çeşitli yerlerden rektörlükten, fakülte için yapılan işler için dışardan gelenlerin olduğu bir zamanda onların seçimi için çağrılıp, hatta bazılarını bizim yakalarımıza takarak karşıdan bakmışlardı.
sonra gene kendi çalışmalarımız üzerinde dumuştuk sanırım.
biz işimizi yapalım diye uğraşırken bazı kişiler başka şeylerin peşine düşmüşlermiydi acaba.
yani orada geçirdiğim 18 yılı geçkin (arş gör ve yard doçluk-daha önceleri öğrencilik de var)bir sürede buna benzer başka şüphelerim de oldu. özellikle içindeyken ayırdına varmadığınız bir sürü şey sonradan "acaba" oluyor.
gidilen yerler, yemekler, kokteyller, davetler ve çevrenizdeki kişilerin davranışları, sanki çoğu kendiliğinden şeyler görüntüsü altında son derece organize olaylar oluyordu.
o sırada çevredeki kişiler, ortam vs.
çeşitli ortamlarda benzer şeylerle desteklenmişlermiydi
evde, sokakta, işte, bir işin için resmi dairelere gittiğinde, soru işeretli hepside
evde tuhaf şeyler oluyordu ya,
sözgelimi
enver bir ara sık sık tatbikatlara katılıyordu, ve herhangi bir tatbikata giderken o bölümün techizatlarından veriliyor diye eve getiriyordu. kıyafetler, bazı malzemeler, kıyafet katıldığı tatbikata göre değişiyordu, onları yıkayıp, vücuduna uygun hale getirip, daraltıp vs, ütüleyip bazen yanında götürüyordu, bazen sabah servise yetişecek diye erkenden giyinip gidiyordu. koluna ya da göğsüne takılan basın amblemleri başka şeyler oluyordu, bir kere gazetecilerin basına değil de tamamen askeriyeye ait üniforma niteliğinde diye karşı çıktıkları birşey olmuştu sanırım. öyle bir konu hatırlıyorum. çantaların içinde bazı şeyler getiriyordu. sonra başka zamanlarda da gazeteden diye, gideceği görevlerle ilgili bazı şeyler çantalar, malzemeler getirdiğini anımsıyorum. bir kere silah vs birşeyler anımsıyorum. koşuşturmalı oluyordu o zamanlar, haldur huldur koşturuyordu, bazen tabikat uzakta olunca bir kaç gün gelmiyordu.
katıldığı tatbikatlardan bazı fotoğrafları vardı.
o kıyafetlerle ilgili esprilerimiz oluyordu, bir kere ufuk hanımlarla konuşurken, bazen koluna yahudiler gibi sarı basın yazısı oluyor deyince, "sokakta kendine dikkat etsin" diye takılmışlardı.
komşulardan da espriler oluyordu. bir kere ergüllerin evinde soba yaktığımız salonda ışıkla hacerle o elbiselerle ilgili esprilerimiz olmuştu. pandomim gibiydi.
bunları yazmamın çok anlamı yok belki ama genede, bir takım mahlukatın bu tür şeyleri bilinçle organize ederek kullanmış olabilecekleri nedeniyle aklıma gelmişken yazayım dedim.
birkere denizde bir tatbikata katılmıştı, hatta amerikalılar bir gemiye isabet ettirmişlerdi,
onlar kılpayı kurtulmuşlar diye sonra telefonda anlatmıştı. telsiz telefonlardan arıyordu o zamanlar evi.
istihbarat olaylarıyla ilgili olarak nasıl açıklayacağımı bilemediğim, zaman zaman değindim aslında, bir konu daha var, çok önemli. yani maneviyatla, ruhanilerle ilgili bir şeyler bunlar, ben o dünyayla çok eskiden beri zaman zaman karşılaştığımı biliyorum. ve o yapı, dünyada olup biten düzeysizlikler nedeniyle hoşnutsuzlar, kutsallaştırılmış devletlerle (devleti insanüstü, doğaüstü, varlıklarüstü hiç değişmez görenlerle) sorunları var. yani bu konuyla ilgili bazı şeyler var. nasıl olacak bilmiyorum ama birgün onları da anlatabilirim belki de.
işte bu nedenle geçen aylarda, bilgisayarım bozulmadan önce web sayfalarından bulabildiğim dünya istihbaratlarına yazı yazmaya çalıştım. başta cia mossad olmak üzere ama anlaşılmadık sanırım, ya da haberleri olmadı daha, zaman gerekiyor belki de. ben manevi yapıyla ilgili olarak yazdım o yazıyı, bir takım yanlış inançlar ve çıkarlar adına manevi yapıların aşağılanmasına neden olacak şeyler destekler yapılmaması için yazdım. çünkü birileri azgınca onursuzluklar yapıp kendi çıkarları için manevi yapıları kullanmaya çalışıyorlar diye. umarım duyarlar.
benimle birilerinin çok uğraşmalarının bir nedeni de onlarla/ruhanilerle ilgili olarak şehadet bozmak amacıyla olabilir diye bir düşüncem var. çünkü yaşanan çok şeyi birilerinin sorumsuz, liyakatsız ve onursuzca senaryolar düzenleyip çevremizdeki adamlarına yaptırdığıyla açıklamak yetmiyor. annemi dövmüşlükten tutun da, bozuk aile durumlarına, iş yaşamında sorumsuzluklara dek yalan yanlış bir sürü şey tezgahlayıp bunlardan bir şekilde çıkarlar sağlanmasını açıklamaya yetmiyor çoğu şey. işte o nedenle
bu herkesin susup duymazlıktan bilmezlikten geldiği benle ilgili /tanrı eliyle ilgili yaşananlardan kimlerin neleri yapıp yaptırarak neler elde ettiklerinin açıklanmasını istiyorum. eninde sonunda herkesin neler yapıp, neler aldıkları açıklanacak. öyle kimyasallarla tehditlerle baskılarla bozulan ve ne yaptığının bilincinde olmayan aile fertlerine yaslanmakla, yaşlı bunaklaştırılmış kadınların eteklerinin altında saklanmakla bu önlenemeyecek. kendi istenci dışında bir sürü abuk sabuk şey yaşatılan bu kişinin bu kadarcık hakkı olsun artık.
yazdıklarım zaten çok kişinin bildiği şeyler, yazılarımı bugüne dek "açık roman" adı altında yazdıklarımın hepsini bir daha gözden geçirip, yenilemeler yaptıktan sonra, bu çalışmamı başka bir şekilde sürdürmeyi düşünüyorum.
yaptığım işle gurur duyuyorum. bu güne dek hiç yapılmamış bir edebiyat olayı olarak görüyorum. ve "aklanması gereken birisi var" demiştim yıllar önce.
yazdıklarım benim gerçeklerimdir. bana namuslu, onurlu yakışır bir yaşam sürmemi ve yapıtlarımı üretmemi destekleyenlere katkıda bulunanlara zor spas
sürebilir...

Salı, Ocak 06, 2009

yüzlerce mektup, kağıt "gerçek yaşam tanıklarımız"

"yaşam tanıklarımız"
yüzlerce hapisten yazılmış mektup daha hepsi girilemedi- yarısı anca görülüyor,
sonra benim yazdıklarım,
sonra meralle o hapisteyken olan mektuplaşmamızdan-1991,
asuman, sayra bazı mektuplar,
tomur atagökün benim işlerimi eleştirdiği bazı mektuplar-1993,
şiirler, eski not ve şiir defterleri, kartpostallar
gmailim kapalı, picasaya giremiyorum, açılınca hepsine görünürlük kazandıracağım.
"benim yaşam tanıklarıma"

Pazar, Ocak 04, 2009

eski defterler, eski mektuplar, eski rüyalar, eski hayatlar

eski defterler

neden

91 yılından beri yaşatıldıklarımı baudrillard ın simülasyonlarıyla kullandılar.

benim tarafımdan görünenlerin, belki benim tanıklarımın, benim gerçek tanıklıklarımın görünebilmesi gayretiyledir. yoksa

sözgelimi hapishane mektupları, zaten nitelik olarak kendini tüketmiş, içi boşaltılma ve hayasızlaştırma ve itaat sürecini başarıyla geçirtilmiş ve yeniden kendine kimlik kazandırılarak yeniden yaşama katılmasıyla ve kabuluyle, yaratıcılarının başarı ve onur abidesi olan bir adamın sevgisinden özleminden filan değil. ve onun gibi çok fazla olan bir sürü kişi var, bunları yaratan ideoloji bunlardan da aşağılıktır

benim 91den beri geçirdiğim maddi manevi bu işkence sürecinde, en paçavra edilmiş halimle, en kepaze çarçur edilmiş hayatımla, namusumla, onurumla kendime,

o kimselerin yaşamı namusu onuru inancı ailesi çoluğu ve çocuğunun rızkına zarar vermeden yaşamış olan ve gerçekten çok acı çeken kendime, mukadder (aybey) çağlar nüfus kimliğiyle olup, aslında bütün kimlikleri önemsemeyen, en önemli olan şeyin insanları varlıkları yaşamsal kıldığınız süreç olarak görerek

ve o kadar provakasyonların ortasında yaptığım resimlerin, ürettiğim sanatsal yapının özüyle, yazdığım yazılarımla, sürdürdüğüm hayatımla,

karşılaştığım çok az sayıdaki, sanatsal ve yaşamsal yeterliği olan devrimci, demokrat, inançlı, insan ve varlıklara olan saygımla,

kendime, yaşam inancıma ve direncime duyduğum gerçek saygının ve sewginin görüntüsü olarak açık açık sergiliyorum.

bizim kelamımız zaten hep dost yürekleredir

sürecek..