Çarşamba, Aralık 29, 2010
günlük ağacı/ 29.12.2010// karakolluk olduk
daha önce de evden bişeyler alıp satıyor gibi bir durumlarında penceremi kapatmak istediğimde kapatamamıştım. araçlarını o kadar yanaştırıyorlar. karşı duvarın önüne doğru, hatta ortaya doğru bile koysalar bu sorun olmayacak, kendi evlerinin önünü daraltmak istemeseler bile. o gün penceremi açıp kapatmama engel oldukları için araçlarını bir daha başka yerlere, karşıya, kendi evlerinin önüne ya da sokak girişine koymalarını söyledim. 10 dakkalık işleri varmış da kötü biriymişim. laflaştık tabi ve fotoğraflar görünebilir. kendilerine de hörü hanıma da söylemiştim, bu şekilde sorun yaratmaya devam ederlerse polise haber vereceğimi hukuki sonuçları olacağını, verirsen ver diye efeleniyorlardı hep. hacı hörü hanım komşular iyi geçinmeli filan diyordu. avukatımla da görüşmüştüm savcılığa bu kişilerle ilgili dilekçe vermeyi. o olaydan sonra intihar, cinayet ya da kazayla, evinde arabasında ölü bulunan birileriyle ilgili haberler filan görmüştüm. bu tür şeylerde silah kafalarının değiştirilmesiyle ne gibi şeyler olabilir, farklılıklar filan, kriminaloji bilgim pek yok.
motorsikletlerini koymaya başladılar birkaç gün önceden beri. birşeyi tamir ediyormuş gibi ellerinde tornavidalar uğraşıyorlar bişeyler yapıyorlar, bu arada laflar, imalar, sataşmalar, benim evin kepenklerine çarpmalar, evime pencereme kıyısına yanaştıkları için de yürürken gelir geçerken nerdeyse kapımın önünden geçiyorlar filan. zaten daha önceden sorun olduğu için tatsız bir durum yani. değişik adamlar, telefonlarla konuşuyorlar, tuhaf şeyler söylüyorlar, karı alıp satmayla ilgili bişeyler bile duyurdular. geçen tamir ediyor yaygarasıyla yaptılar bunları. ilgilenmedim. bugün gene penceremin önüne dayamışlar bir tane daha motorsiklet yaygara yapıyorlar, araçlarını ordan almalarını söyledim. laubalice işleri bitince alacaklarını söylediler. pencereyi açıp süpürge sapıyla araçlarını ittim, bir taraftan bağırışıyoruz tabi. kovdum onları. evimin önünden gitmelerini polis çağıracağımı söyledim. açtılar telefonu "burda bir kadın var saldırıyor" diye polise telefon ettiler. "mukadder çağlar" diye bağırdım.
sonra yukarda beklerken polisler geldi, aşağıdan kimliğimle gelmemi söylediler, "niye zamanında gelmiyorsunuz" dedim.
indim, kimliklerle gelmemizi söylediler. bana ters davranıyorlardı o sırada biraz, mağdure con-tay-ten le konuşmuşlar. "karakola gel" dediler. bizi almaya gelmişlermiş. annemin ahmet abilerden geliyor olduğunu dün izmirden ilk defa bu evimize geldiğini ve anahtarının olmadığını hemen gelemeyeceğimi söyledim. birşeyler söylediler. "terörist mi götürüyorsunuz ya" diye bağırdım. "ben teröristmiyim, bir yere mi kaçıyorum" ben bağırırsam onlar da bağırırlarmış. zaten tepem atık, onlara penceremin önüne araçlarını koyarak beni taciz ettiklerini söyledim. o zaman bana bakışları biraz değişti. aleni görünüyor. çevrede motorsikletlerini koyabilecekleri yerler var. kimliğimi aldılar, annem gelince merkez karakola gelmemi söylediler, karakolda anlatılacağını, kendilerinin yalnızca götürme ekibi olduklarını söylediler.
epey bekledim, annemi aradım, gelemedi diye, ahmet abi gelince oyalanmış biraz. ona karakola gittiğimi kendisinin hemen gelmemesini orada beklemesini söyledim. anlattım olayı. daha önceden sorunlardan haberleri vardı zaten. hacı hörü hanımın "kızım gelecek" diye kiracılarını çıkarıp sonra bu kişilere kiraladığını konu etmiştik. rahatsızlıklarımı biliyorlar. sonra karakola gittim.
arkası yarın.. olsun.karakolda olanları yarın yazayım
giderken birkaç kere kamile ulaşmaya çalıştım. evden çıkarken ulaşamayınca face den kısa bir duyuru yazmıştım da. bir yandan da söyleniyorum, yaw assalar en son bunların haberi olacak diye. tam karakola girerken çıktı neyse. konuşarak karakola girdim, ergenokonvari davranışları, kasıtlı süreklilik taşıyan tacizleri nedeniyle soruşturma isteğimi filan. karakol önünde konuştuk biraz. annemle de konuştum. kapıda polisler vardı. evden neredeyse zor bulunan kaçırılmayacak terörist gibi götüreceklerdi ama sırt çantamdaki c4 leri aramadan beni içeri yolladılar. bakınıp kimseyi göremeyince kapı önünde bekledim. birilerine polismi diye sorunca, sivas takımındanmışlar, sivaslı (sünni) kömşunun ekibinin çok olduğunu ama benim yalnız kimsesiz geldiğimi söyledim. bana çağrı yapan polis benim de arkamda koskoca türk polisinin devletinin olduğunu söyledi. iyi amerikan polisi yoktu. dedim de. koskoca devlet polis vs penceremin kapımın önüne komşunun erkek koleksiyonu dizgisini durduramıyor/mu yalnız.
bir de "burda bir kadın var saldırıyor, hakaret ediyor" diye sözde şikayet edilen, kim olduğu bilinen birini ne olup bitti deme gereği duymadan "kimliğinizi alın karakola gideceğiz" diyebiliyor. ama con-tay-ten'in polislerle muhabbeti güçlü adamları vardı. con-tay-ten i nöbetçi amir odasında oturtmuşlardı, küçük tv bile izliyorlardı. kapıdan baktım. iki büyük amir masası vardı. polisler bazen bilgisayarda çalışıyorlardı, bazen iskambil, zıplayan top bişeyler oynuyorlardı, 2 odada bazen görünüyordu. eğitimde de sekreterler özellikle çok oynardı bu tür şeyleri. bütün devlet dairelerinde oynanıyor sanırım. ben de zorunlu toplantılarda "mayın tarlası" oynardım. asistanken. ben dolandım karakolda biraz. duvarlarda okunacak birşey yok. söyledim. neden halk güvenliğiyle ilgili bilgilenilebilecek afiş filan olmadığını, beklerken okuyup bilgilenilebilirdi. emniyet genel müdürlüğünden nasıl gelirse öyle yapılırmış. içerde kocaman "insan hakları evrensel beyannamesi" olduğunu söyledi birisi. bakındım bulamadım. bir memur, avukat görüşme odasında oturabileceğimi söyledi. iyi çay da fokurduyordu sürekli, biraz oturdum, yalnız başıma. duvarda çerçevede beyannameyi anca gördüm. tepede ve zar zor okunuyordu, zaten yakın gözlüğü de kullanmaya başladığım için uğraşmadım. sıkıldım biraz sonra, çay da içemedik, kalktım dolaşıyordum gene. kapı arkasında portmanto gibi bir yerde aynaları bile vardı. karakol bahçesinin yanında parkta top vardı, uzakta taşlar filan. o topun tarihi bir değeri olup olmadığını sordum. nöbet tutan memura. bilmediğini söyledi. girişte karakol amirinin odasıymış duvarda büyük harita gibi bir şey vardı. nasıl birşey olduğunu pek anlamadım, kapıdan görünüyordu. kuşadası haritasıymış ama farklıydı biraz, lavi havası vardı. arada dolaşırken kapı açık oldukça ona da baktım. birkaç gelen filan oldu. ben geldiğimde kapıda bir bayan vardı, onun sorununun benimkinden çok ağır olduğunu söyledilerdi, önce onla ilgili ifadeler alındı. bir polis poşetle çay şeker paketleri getirdi. bize çay mı içireceklerini sordum. su alınmamış diye olmamış. çeşmelerinden akan su içilmiyormuş galiba, damacanayla su alınması gerekiyormuş. sabaha pişecekmiş çay. orada sabahlanılacakmı diye sordum. ifade sıramız gelince alıp yollayacaklarını söylediler. ben girişte bunların amacının beni amerikaya yollamak, yada amerikan uşağı yapmak gayretlerinin mi olduğunu söylenirken. kapımın penceremin önüne gelip sataşmalarının yaşamımıza çevreyle olan iletişimimizi kopartma gayretlerinin nedenini filan, nöbetçi memur; bana kameraların olduğunu savcı incelerse gerek duyduklarını içeri atarmış, dedi. "yok canım, olmaz öyle birşey" dedim. benim kimsenin evine özel yaşamına bişey yaptığım yok ki. kendi yaşam hakkımı savunuyorum. onun mücadelesindeyim.
3 gibi evden çıkmıştım. hava kararmaya başladı, ışıklar yandı, kuşlar uçuyordu, ordaki bir memura ne güzel yerde görev yaptıklarını söyledim, deniz kenarında. aman aman diye yaka silkiyordu. beklerken 1 saat kadar geçmişti, o sırada nöbette olan memura beklerken sıkıntıdan içi bayılanlar için sağlıkçılarının olması gerektiğini de söyledim, sağlık ocağı yakın olduğu için gerek kalmıyormuş. kocası batman da olan bir kadın ve oğlu vardı, okuma yazması yokmuş diye onun ifadesiyle ilgili bişeyler konuşuyorlardı, koridorda. nihayet 5 gibi, beni ifade odasına aldılar. annemin dün geldiğini ve akrabamıza gittiği için anahtarı olmadığından evi bırakamadığımı söyledim, o nedenle sonradan geldiğimi belirttim. teşekkür ettim.
masa kenasına sıralar konmuş, ifade verirken dizleriniz kenarlara değiyor, kollarınızı masaya dayıyorsunuz, biraz bükülüyorsunuz ve ifade alan memurun koltuğu biraz daha yüksekte duruyor. işimi, eğitim durumumu, adımı soyadımı, evimi arabamı vs, beni ayten sandı sanırım önce, mukadder olduğumu söyledim. onlara daha öncede söylemiştim, benim polis çağıracağım diye söylediğimi, sonra onların polis çağırdığını. kimim çağırdığının önemi olmazmış. bakmakla yükümlü olduklarımı, kedilerle annem, dedim. temmuz ayında annemle satın alıp taşındığım
evin yandaki komşunun, kızı gelecek diye kiracılarını çıkardığını, sonra bu kişiye kiraladığını, ve 2-3 aydan beri sürekli çevreyle iletişimime zarar verecek şekilde tacizlerinin olduğunu anlattım, tartışma olduğunu, ev sahiplerine de bildirdiğimi, bu şekilde olursa polise bildirmek zorunda kalacağımızı, avukatımla savcılığa süreklilik taşıyan örgütsel tacizleri nedeniyle ergenokonvari ilişkileri nedeniyle soruşturma dilekçesi konusunu konuştuğumu. daha önce şikayet konusunu sordulardı. penceremin önünü kepenkleri açıp kapatmama engel olacakları şekilde araçlarını koyduklarını, araba ve motorsiklet, kendilerine söylediğim halde, işleri bitince gideceklerini söylenip lakayt davrandıklarını, sorun çıkarmak mı istediklerini sorduğumu, çevrede kendi evlerinin önünde araçlarını koyabilecek yerleri olduğunu söylediğimi, süreklilik taşıyan bir şekilde lafla, imalarla, pencere kepeneklerime çarparak filan taciz edildiğimi söyledim. geçen günlerde motorsikletlerini koyup gittiklerinde plastik bir tabanca atıldığını, sonraki gün gelen birnin aracını penceremin önüne koyarak elinde biriki tornavidayla tabanca kafası değiştirmekle ilgili birşeyler söylendiğini. bu tar imalar ve konuşmalarının süreklilik taşıdığını. son birkaç gündür de motorsiklet koyup, konuşmalar, telefonlar, kendi aralarında konuşmalar, karı alıp satmayla ilgili konuşmalar bile yaptıklarını ve orda pezevenklikmi yapılıyor diye sinirlendiğimi söyledim. o günde onları penceremden kovduğumu söyledim. 2-3 erkek oluyor genelde. oralarda tamir vs diye dolaşıyorlar. benim kepenklere filan çarpıyorlar vs vs. hep aynı kişiler de değiller zaten. con-tay-ten in erkek koleksiyonu çok zengin. kendini güvene almak için günün çeşitli saatlerinde gerek duydukça birileri gelip gidebiliyor.
bazı yaşıtı komşular annemi soruyorlardı bazen, gelince onlarla oturalım diye konuşmuştuk. tabi iletişimlerimizi bozucu organizasyonları var insanların. bornovada pancurcu metin olaylarıyla da hedefledikleri şeyler aynı zaten. çevreyle iletişimi koparmak. istihbaratın polisin askerin bilgisi dışında şeyler yaptıklarını düşünmüyorum zaten. bağlı oldukları birimleri bize düşmanca davrananların birimidir yalnızca o kadar. kendilerinden ergenekonvari bir yapılanmayla ilişkileri nedeniyle savcılık soruşturması istediğimi söyledim. daha önce çocuk sahibi olmak için çok uğraşma nedeniyle depresyon geçiren bir kadının sinirlenerek yaptığı bağımsız davranışlar olmadığını, akşam yatarken dışardan gürültüler geldiğini annemin sorduğunu yandaki kadının yaptığını söylediğimi, bu tür pancurları kapıları vurup çarpıp birşeyler atarak birşeyler yaptığının olduğunu, ama evine gelen birilerinin özellikle evimin penceremin açılmayacak şekilde önüne konuşlanıp laflarla imalarla sorun yarattıklarından şikayetçi olduğumu söyledim.
memur ergenekonvari diye belirtmek için yeniden çıktı aldı, öncekini yırttı. ifademi imzalattı. bana bir örnek verilecekmi diye sorunca, savcılığa yollanacağını söyledi, bir karakol tutanağı, bir de haklarımızla ilgili imzalattı. çıktım. kapıdaki nöbetçi polise sürekli dolaştığımdan bana gösterdikleri sabır için teşekkür edip iyi günler dileğimle çıktım.
ahmet abi annemi getirdi sonra eve, ertesi gün (dün) annemi izmire yolcu ettim. akşam gülsüm harita çizecekmiş diye geldi gitti. 2 tane hafif diktörtgen kareyi yanyana getirip, içlerine + işaretiyle önündeki haritadan bakarak çizmesini öğrettim.
bugün con-tay-ten in evinin önünde duran bir motorsikletle uğraştılar, karşısına başka bir motorsiklet daha koyup, yarım saate yakın benzin verip verip çalıştırdılar, bir ara benim kapının önündeki taşları takurdatıyorlardı, orda saksı örmek için beyaz taşlar vardı da, gittiler sonra, bir de hörü hanım için kocaman kamyonet geldi,
aslında toplumun faşizan şekilde yapılanmış, devlet mafyasıyla kontragerilla, gladio türü yapılanmaların içinde sivilliğini yitirtmelerinin görünmesi açısından korkunç bir olay. insanlar genelde, kılık kıyafet ve mal mülk, yiyip içtiklerinin dışında bir yere gidemeyecek haldeler. sakat kalmışlar, bağımsız düşünce üretecek halleri yok. con-tay-ten in zengin erkek koleksiyonundan sözederken, daha önce konuşurken bacalarıyla ilgili filan, hemen erkek bulup soralım, en iyi erkekler bilir, biz anlamayız vs vs gibi şeyler söylüyorlardı. hacı hörü hanım la. ben de en iyi mühendislerin kadınlardan çıktığını, kadınlardan da çok iyi mühendislerin olduğunu söylemiştim. kendi bacamı kaç saat uğraşıp kendim yapmıştım zaten. herşeyde erkeklere gerek olmadığını söyledim. çok meslekte kadınlar yapabiliyor, allah herkese beyin vermiş düşünsünler diye.
neyse, cemaat bağlantılı bir örgütlenmenin içinde oldukları kesin. sahil kenarlarında kendi adamlarının iş sahibi olmalarını da garantiliyorlardır bir yandan. yalnız onlar yok zaten civarda gözlemlediğim yaşadığım başka şeyler de oluyor. bunlar çok pervasız yalnız, arkaları çok sağlam galiba, amerikanın faşistleri besleyerek iş yaptığı çeçenistanda vs destekleri var sanırım.
bir de o silah başlarını değiştirerek devletin içinde bunların örgütlenmelerinden bağımsız olabilecek kişileri intihar, faili meçhul adları altında yokedilmesi olayları içinde bulunduklarını düşünüyorum. subaylardan, askerlerden, polislerden, değişik mesleklerden kişileri tabancayla intihar etti, arabasında vurulmuş bulundu filan diye haberlerden şüpheliyimdir zaten.
bu kontrgerilla mafyasında, satanist bir yapı hakim, daha önce yazmıştım, kedileri av yaptırarak bir de uyuşturucu kullandırarak münevver karabulut olayları gibi, gaz kaçaklarından ölümler gibi, insanları düşmanlaştırarak yiyecekleri içecekleriyle zarar verici şeyler verdirecek hale getirecek psikolojiler yaratıyorlar. bağımsız düşünme güçleri olmuyor. onlara uygun görülen cemaatlarla denetleniyorlar. ve kendilerine ne denilirse onları yapıyorlar. çok itaatkar sündük yapılarını da kendileri gibi olmayanlara düşman yaptırarak onlara verdirdikleri zararlarla tatmin edici yapı oluşturuyorlar.
kontrgerilla yapılanması da kendine ne şekilde olursa olsun, mecburiyetten, çıkardan, tehditten kaynaklı, sadık eleman sahibi olmuş oluyor. bunların istenilen yerlere, istenilen zamanlarda, istenilen şekilde davrandırılmaları da o yapının bir çalışması zaten.
farklı, aykırı, bağımsız yapıdaki kişiler, ırk ve sünniyet olarak kendilerinden değilse, ve kendi çıkarları için kullanılamayacak durumdaysa da onları yokediyorlar. kazalarla, hastalıklarla, cinayetlerle, intihar süslemeleriyle
bir tür oyun oynuyorlar sanırım
gerçek cesetlerle süslenen ekiplerin oyunları
demokratik bir gelişim yokedilmiş oluyor.
halkın sivilliğinin içine edilmiş oluyor.
itaatkar, kraldan çok kralcı, bağımsız düşünme gücünden yoksun kitleler oluşturuluyor
ve dünyayı idare eden istihbaretik oligarşik yapılar işte böylelerinden oluşuyor.
o silah başlarının değiştirilmeleri, o tür şeyler imalar edilirken telefonların edildiği yerler önemli bence. bunlara göz yumanlar, toplumdaki demokratik yapıları ve farklılıklarıyla gelişime yeniliğe açık kişilerin yokedilmesinde suç altındadırlar. hukuki olarak da bunları soruşturmayanlar suçludur. kimliği belli bir kişiye örgütlenip evinde sorun yaratarak, "burda bir kadın var saldırıyor" diye polisi yanıltmaya çalışmaları da suç.
bu kişiler, geçtiğimiz yıllardan beri, devletin içindeki bazılarına uygun olmadıkları için, intiharlar ve cinayetler adı altında yok ettirilen kişilerin vebalini taşıyan "ergenokonvari" bir yapılanmayla bağlantılılar; iletişimde bulundukları kişilerle birlikte soruşturulmaları ve incelenmeleri demokrasi açısından hayırlı olacaktır. eğer onu yapabilecek kişiler varsa tabii.
bir an için italya da yapılanlar aklıma geldi de
Cumartesi, Aralık 25, 2010
günlük ağacı-25.12.2010-sday
hz isa mesih in varlığına tanık olmak güzeldi gerçekten, dünyada güzelliği hiçbir zaman yitmeyecek bazı şeylerin olması belki de bütün kötü ve çirkinliklere dayanma gücü veren şeylerden, o gerçek bir tanrı kuzusu, bütün alemlerin sewgilisi
benim ruhani dünyaya olan sewgi saygı ve kabulüm biliniyordur artık. tanrısal alemlerde kabulleri olanları benim bu dünyadaki yetersizliklerimizle anladığımı sanıp yorumlamaya kalkmam bile söz konusu olamaz. onlara duyduğum saygı nedeniyle, inançların ruhaniyet bağlarının çirkin kötü adi aşağılık denebilecek biçimlerde yaratılana ve insanlığa yakışmayacak hallere çekilmelerine, dünyevi iktidarların çıkarları için kullanılmalarına karşı çıkarım. dünya yaşamında bizlere verilmiş olan bilincim olduğu sürece bu böyle olacak.
bütün kutsal kitapların ruhaniyet bağıyla olan ilişkileri, o muhteşem varlıkların yaşam şehadetiyle görünür. onların şehadetine girenlerin, öyle yol alanların da bu durumu aşağılık durumlara çekmeyecek kadar büyük sewgi ve saygı içinde olmaları gerekir. hiç bir ruhaniyetle bağlantılı söz/kelam/nefes te dünyanın güzelliklerine zarar verici, adi aşağılık, namussuz, tecavüzcü, haysiyetsiz, organ kaçakçısı, yurt yuva yıkıcı, şerefsiz, liyakatsız, uyuşturucu silah kaçakçılığını fuhuş ticaretini destekleyici bir ima bile görünmez.
yani çok zor bişey o bağlantılar. öyle laflarla göstermelik ibadetlerle filan kabul olmaz. ancak, anladığım kadarıyla, ibadetlerin o ruhaniyetlerin şehadetine girebilmede etkisi var. yalnız benim komşum bir kadının yaptığı gibi ibadet olursa ne denir bilmem. politik sürüklenmelerle yapılan ibadet çeşitlemelerinden diye düşünülebilir. dünyada olup biten bütün kötülüklere, uyuşturucu fuhuş ticaretlerine ses etmiyorlar da, bu sokaklarda doğmaktan başka hiçbir günahı olmayan masum kediciklere verilen yemekleri haram etmekle uğraşıyorlar. herkesin kendi evinde verdiği yemeklere hem de. onlara verilen yemek artıklarına göz koyuyorlar, dil uzatıyorlar. belediyenin kedileri sağlıklı yaşatması için sözleri diyecekleri olabilir, halk sağlığı açısından. ama bu dinci şahısların, bu yerlerde yaşamaya en az kendileri kadar yaşama hakkı olan kedilere karşı tutumu şaşırtıcı gerçekten, benim için. yan bahçedeki horozları tavukları attırdılar. köy havası oluyordu. geceleri kapalı yerlere koyma önerileri olabilirdi. vs vs
nasıl inançları oluyor bu insanların ben anlamıyorum gerçekten. bir şehadet yolcusu olduklarını söyleyip nasıl bir yandan haysiyetsizliklerle yaşam bulabiliyorlar, hiç anlamayacağım.
ruhani dünya çok farklı gerçekten. anlaması da tanımlaması da çok güç. oralardan dünyaya hediye olan ruhların dünya şehadetine sahip çıkan yolcularına çok iş düşüyor.
günlük yazacaktım sözde, kaldı gitti. yarın yazarım artık.
Salı, Aralık 21, 2010
julian assange'
trafalgar meydanında gezinip, müzelerde dolaşmışmıydın
bir gurup arkadaşınla, çevre ne kadar kalabalıktı
'pet' azizliğine uğramışlardan birisi
....
hangi tarihlerde oralarda bulunmuş olup olmaman zerre kadar önemli değil aslında
wikileaks'la geçirdiğiniz süreçle yaptıklarınızı doğru buluyorum
destekçinizim
o meydanda dolaşırken aralarında kaldığım bir gurupla diyaloğumuzu anımsattınız bana, yanımdaki birine "ne kadar onlara aitmişim gibiydi"
müzenin yukarsındaki kafe de kahve içip çatıdan çevreyi incelemek de güzeldi
ben kahvemi alırken paramı vermiştim, sonradan gelenlere kalmamıştı
....
herkesin istediğini yapıp yaptırabileceği başka yaşamlara karşı sorumsuz ve duyarsız olabileceği faşizan tutumlara karşı daha çok 'wikileaks'lar gerekli aslında.
birgün yapıp yaptırılan herşeyin açıklanabileceği düşüncesi, dünyanın gidişatı açısından iyi birşey
julian assange ve arkadaşlarını cesaretlerini kutluyorum
sanki cristmas hediyesi gibiydiler bu yıl için
robotlaşan ve faşizan ideolojilerle varlık kazananları yücelten bir yapılanmaya karşı, temiz bir nefes
umarım sizlere sahip çıkabiliriz, yitirdiğimiz çok şey oldu, sizlerle birlikte yitip giderken güzel, üretken, onurlu bir yaşam sürecine tanık olma şansını yaratabiliriz belki de
sizleri destekliyorum
ingilterede st paul katedraline de gitmiştik
birkaç kere
aileden birinin sıcaklığında bir mezar vardı, başkaları, tapınak şövalyesine ait olanlar
korkmadım oralarda dolaşırken, özlemle gittiğimizde taktis olmuştum, sıraya girmiştik, tam ortada beklerken çevremde serin alev dilleri gibi bir rüzgar dolaşıp haç şeklinde taktis edip yukarlara gitmişti, rastgele değil ne yaptığının bilincinde bir dolaşım. başımla rüzgarı takip ettiğimi anımsıyorum. aşağıdan gelip kollarımla haça doladı ve başımdan yukarı
benim anlayabildiğimin dışında nasıl bir anlam taşıyordu ki
dar merdivenlerden yukarı çıkmıştık birinde
mezarların olduğu yerlerde dolaşırken korkmamıştım hiç, loştu ve dua edenler vardı
girişte mum yakılıp dua edilen yere oturmuştum her seferinde
yukardaki terastan bakınmıştık
dışarıdaki heykellerin arasında dolaşmıştık, yollar
alışverişyapmıştım, oradan bazı şeyler almıştım, o sırada bir panik olmuştu, yetişemeyeceğimi sandığım birşeyle ilgili, çevredekiler de farketmişlerdi
benimle birlikte dolaşıp bakınan gölgeler
yuhanna ile bağlantılı birşey
"melekler şehri" filmindeki gibi, kütüphane bölmelerinden bakınanlar gibi, teraslardan bakınanlar
essex de gittiğimiz kütüphane, alışveriş yapılan bir yer, deniz kabukları
oralarda çekilen filmler ve fotoğraflar nerelerdedir
reiki'
6.2.2011s/ reiki bolluk bereket çalışması/ gülümseyen çocuk yüzleri arasında uyuyakalmışım. çok yorulmuştum, evdeki montaj işleriyle
30.1.2011 sunday/ gümüş mor alev çalışması// kırmızı ve turuncular, bir ara yeşil mavi mor görünüp gittiler. keskin yeşil bir kaç çizgi, yoğun olarak kırmızı ve turuncular hakim durumda; uygarlık ürünü tarlalar, köy gibi; işaret eden bir el üzerinde mor ışıltılar; göz, sürekli bakıp gözlemleyen saf temiz bir göz, dolaşıyor, hareket etmek istiyorum, gümüş beyazı gibi dalgalanmalar çevresinde fosforlu yeşil/sarı gibi; gümüş rengi işlemeli bir metal görüntü ortasında bir göz, çevreye gökyüzü gibi binlerce yıldız gibi noktacıklar gibi, açık ton üzerinde koyu mor lacivert belli bir düzende dizilmiş gibiler, durgun bir hareket, dalgalanma yok; sol yandan keskin, küçük çok parlak bir metal beyazı üçgen görünüp kayboldu.
23.1.2011-reiki/ renkler, mor dalgalanmalar, keskin yeşil renkli bir kristal göründü,
göl ırmak gibi bir yerde yıkanıp yunan arınan bir grup insan, dini bir ritüel gibiydiler, ganj gibi
bir büyük pencere, tahta, eski bir kahve ya da bekleme yeri gibi, kalabalık, çocuklar kadınlar vs, dışarıda 1-2 erkek, loş karanlık bir yerden gelecekleri/ haberleri bekliyorlar. pencerenin önünde bir kadın çocuklarıyla oturmuş dışardan bir haber bekliyor gibiydi, dışarı bakıyorlar, loş karanlık, oradan gelecek birilerini ya da haberlerini bekliyor gibiydiler. eski yıllara ait bir mekanda gibiler. geçiş yeri gibi. onları orada koruyorlar gibi, bir başka yere geçiş için bekliyorlardı. matrix gibi
yokuş bir yol çok geniş, aydınlık, iki yanda 1-2-3 katlı gibi evler, ağaçlar, balık gözü objektiften bakılıyormuş gibi
16.1.2011- ücretsiz 3.göz/ altın üçgen şifa çalışması/ kapalı yoğun bir yapıya girilme hissi, karıncalanmalar, çok ileri bir teknolojide yaşamsal elektrik mavisi bir fanus/kuvöz sezgisi, uzakta renkler, dalgalanmalar, yerinin nerde olduğu biliniyormuş, bir gemiyle ilgili bilgi/ bir yerde kalmışları alıp giderlerken görünüyorlar/ gitmek istedikleri yerlere ulaşıp ulaşmadıkları bilinmiyor, tuhaf şeyler bunlar
9.1.2011- ücretsiz kundalini şifa enerjisi çalışmasına katıldım. çok kapalı, sisli, vücut genelinde küçük karıncalanmalar oldu, sislerde büyük kurukafa gibi bir yerden girilen mağara seziliyordu, korkutucu değildi. yeraltı gibi bir yer ve atmosfer, dinlendirici bir yer gibiydi, sonlarda hafif renk ve dalgalanmalar oldu, genelde koyu ve kapalı renkler hakim
facebook daki reiki sayfasına katılımım durdu. çünkü sonraki çalışmalara katılabilmek için 150 lira ödemek gerekliymiş. özellikle şu sıralar içinde bulunduğum ekonomik sıkıntı nedeniyle katılamayacağım. 7.1.2011
mukadder caglar
Ynt: UZAKTAN ALTIN ÜÇGEN( 3. GÖZ) ŞİFA ÇALIŞMASINA KATILANLARIN HİSSETTİKLERİ
"Yanıtla #146 : 19 Aralık 2010, 22:53:11"
merhaba, 1 yıla yakın bir süredir facebook da sayfanızı paylaşıyorum ancak ilk kez bir çalışmanıza katıldım. çakralarımın kapalı olduğunu farkettim. meditasyon yaparken beni saran aydınlık eflatuna kaçan mor dalgalanmaları yakalayamadım. ama enerjiyi hissettim. hafif bir çarpıntı oldu. koyulukların arasından elektrik mavisi dalgaları farkettim. renkler tam görünmüyordu. bir ara alnımdan dalgalanmalar oldu, tepemden bir aydınlık, seçemediğim bazı figürlerin izlediği hissi oldu. göğsümden gümüş beyazı bir aydınlık, bir nehir gibi dalgalanıp geçti. bir ağaç kovuğunun içinde hareket etmeye çalışan, kendi çevresinde dönenen taze yapraklarla sarılı saf temiz canlı bir figür belirip kayboldu. seansın sonuna doğru, alnımdan altın sarısının içinde elmas gibi mor renkli dalgalanmalar oldu. rahatsızlık olmadan bir enerji hissettim ancak,
renkler ve figürler net değildi.
sanırım çalışmalara daha çok katılmalıyım. teşekkürler
__________
dün katıldığımda yalnızca kahverengi ağırllıklı renkler gördüm, önce koyu sonra daha açık tonlarda . bir ara mor silüet olan uzanmış bir figürün çevresinde altın sarısı dolaşım olmuştu.
20.12.2010 20.00
_____________
yıllardır yoga ve meditasyonla ilgileniyorum, reiki ile ilgili de bakınmıştım
bu tür çalışmalarda ilk devreleri doğal olarak geçiyorum sanırım hep, bir iletişimim oluyor.
çakralar açık olunca renkler aydınlık ve dalgalanmalar tamir edici oluyor
genelde bütün renklerle karşılaştım ancak benim genel rengim eflatun denebilecek aydınlık bir mor oluyor
reiki deneyimlerimi burdan paylaşmayı düşünüyorum,
o karşılaştığım figür, biraz peter pan, robin hood, hermes gibiydi, ve çok temizdi, saf, güzel, duru orman perisi gibi, göründü ve kayboldu, başında çevresinde filan yeşil yapraklar vardı
bedenimin içindeki ruh gibi, ağaç kovuğu gibi bir şeyin içinde döneniyordu
kendimle mi karşılaştım diye düşünüyorum
mari antonyet'in ruhumu bedenimle karşılaştırması, onu göstertmesi gibi bir şeydi belki de
Perşembe, Aralık 09, 2010
Pazartesi, Kasım 29, 2010
günce-leş l
her şey "julian" takvimine bağlanmış gibi oldu.
ne güzel şeyler yapıyorlar, daha güzelleri olur inşallah, bizimle ilgili belgeler ne zaman açıklanacak, lütfen çok uzamasın. kimler neler yapıp yaptırarak neler kazandı vs.
hayatlarımızla onursuzca oynayarak maneviyatları ruhanileri; katliamcı, uyuşturucu, fuhuşçu düzenlere alet ederek bunlardan kazanç sağlanmasına peşkeş çekenlerin de açıklanma zamanı geldi geçiyor bile.
hele bu aşşağılık kepaze sürülerinin efendilerini destekleyenler de sonsuza dek kendi manevi bağlarını kaybetsinler
................
çevremizde olup bitenler;
geçen hafta kadınlar denizine gitmiştim, hava çok güzeldi, denize girenler güneşlenenler vardı.
2 bayanla tanışmıştık, birinin adı fatma/fatoştu. bekar, özel bir hastaneden emekli olmuş, demokrat insanların işlettiği bir yermişmiş. artık kuşadasına yerleşmış.
ondan 2-3 gün sonra gece 2 sularında kapım çalındı, ben çalışıyordum.
komşu fatoş adındaki genç bayan, enes isminde küçük bir çocuğu var. 2-3 ev yukarda oturuyorlar, "telefonuna ihtiyacım var" diye çabuk kapıyı açmamı istedi, çocuğuna birşey oldu sandım önce.
kapıyı açarken kocası da geldi, adı yusuf tu sanırım, itiş kakışa başladılar, sakinleşmelerini söyleyerek ayırmaya çalıştım, adamın kızkardeşi de geldi, beraber ayırdık, sakinleşince eşini alabileceğini söyledim ona. kadını dövmüş filan, vücudundaki izleri gösteriyordu sonra
polis çağırmamızı istedi fatoş. aradık. 2 kere hemde 20-30 dakkayı geçmişti gelmeleri
beklerken kocası geldi gene benim evin içine girip holde saldırdı fatoşa, dışarı çıkarmak için. benim evimde yapmamalarını söyleyerek dışarı çıkmasını istedim, sürekli sakinleşmeleri gerektiğini söylüyordu. vurup öldürmekten laf ediyordu, bana da söylendi, karışmayacakmışım bana da bişeyler gelirmiş bak karışmazmış sonra. kızdım ona, kapısına gelen birine kendisi ne yapardı dedim. çocukları vardı bir de doğru dürüst düşünsünler diye. sakinleşince karısı evine gidecekti nasılsa, evde bıçakla kovalamış karısını, kadın da kaçmış. ona bir çay yaptım.
bir kere daha geldi, pencereden karısıyla konuşuyorlardı, kızdım beni niye sorunlarına karıştırıyorlar diye, geçinemiyorlarsa ayrılsınlar, dövmek ne oluyormuş. sonra gitti.
sonra sokak karanlık olduğu için el fenerleriyle polisler geldi 2 kişi, kapıdan fatoşu alıp evine gittiler. polisler varken de vurdu sanırım adam çünkü bir ara evden çığlık sesleri geliyordu. sonra karakola gittiler, 4-5 gibi filan ikisi dönüyorlardı, pencereden konuştuk biraz, onlara çocukları da olduğu için sorunlarını konuşarak çözmelerini söyledim. bana da sorun yaptıkları için özür dileyip gittiler. sonraki gün fatoşa ikisiyle birlikte çay içip konuşmayı önerdim, istemeden sorunlarına girmiştim konuşmam gerektiğini düşünüyordum. olmadı. 3-4 gün geçti aradan, biraz evel fatoş geçerken konuştuk, boşanacaklarını söyledi, kocasının kız kardeşleri yüzünden geçinemiyorlarmış. ona kendileri için hayırlı olmasını söyledim. üzücü birşey kendileri tanışıp evlenmişlermiş. sürekli kötü muameleyle de evli kalınmaz ki, çözmektense ayırmayı kötü davranışları kışkırtanlar varsa bir de
sonra sibirya kurtlarının/2 ve sokak kedilerinin annesi bir arkadaşla konuştuk ayaküstü, onun da kızının sorunları vardı, damadı el kaldırıyormuş diye sorunları varmışşmış, ama ikisi de ayrılmayı düşünmüyorlarmışmış. bu durumu engellemek için çözüm arıyorlarmış.
con-tay-ten in motosikletli bir sevgilisi var galiba arada gelip gidiyor evine. biz konuşurken sanırım o adam geldi gene. daha önce hacı hörü hanım bahsetmişti evli birisi varmış da bu reddetmişmiş diye. çocukları varmış diye ayrılamamış, kumacılık mı oynuyorlar ne.
önceleri daha çok adamlar gelip gidiyorlardı, tamirciler, kardeşleri vs diye konuşuyordu o zaman
artık kim neyse zamanla açığa çıkar
24 kasımda kütüphaneden aldığım kitapların süresi doluyordu, sabahlamıştım, uyumadan kalkıp erkenden gittim, 2 tanesini verdim birini uzattım bir tane daha aldım, wilbur smith
11. tablet, kütüphaneye bedia mı ne bir bayan geldi ardımdan, kütüphaneciyle konuşmaya başladı, mustafa balbay, vs ergenekon diye bir kötü örgüt yokmuş, o iyi bişeymiş. ben de orda kitap değişimi yapıyorum, biraz konuştuk tabi. hukukçuymuş, ben, yargısız infazlar yapanların, bir sürü insanın hayatıyla oynayanların masum olamayacağını söyledim. bozuldu, balbayın zulumnamesi varmış, okumalıymışız, biz okumadan biliyoruz bazı şeylerin ne olduğunu bizlere de çok şey yaşatıldı deyince, ne yapılmışmış bana, hapise mi atmışlar, işkence mi yapmışlarmış, ergenekon adı altında millete ne zulümler oluyormuş. pınar selekten bahsetti. ben de pınar selek in balbay dan çok daha temiz birisi olduğunu söyledim. ve, örgütte yer alan herkes için aynı suçlamanın olamayacağını ama, yargısız infazların sorumlularıyla, yaşamlarımızla harcayanlara hoşgörü olamayacağını belirttim. bozulup gitti hukukçu bayan, söylene söylene. bu aralar özellikle bu tipleri peşime takıyorlar. aile çevremizde anneme filan da uğraşıyorlar. dün onun günüydü 28 kasım, medine onda kalacakmışmış gece, biraz söylendim. ne kadar masum ki. bir adamla düşüp kalkacak diye hrantın öldürülmesinde yer alanlarla ilişkisi olan birinden herşey beklenir. gece birini içeri almaya filan kalkar vs. şüphelenirim tabi. oğluna diye gitmiş sonra. derin devlet sürekli türk ırkından (çevremde dolaştırılan bazı tipleri anımsadım, bbpci turancı tipler, eski tarih kitaplarında türk diye belirtilenlere benziyorlar. bizle ilgili asıl gizlilikleri onlara yaptırıyorlar herhalde, diğerleri figüranca oynatılıyor.) olmayan herkezi kepazeye çevirme gayreti içinde. öyle ezip yoketmeye çalışıyor. tehditlerle ekonumik durumlarıyla hırslar zaaflar yaratıp kendine uşak etmeye bakıyor. bu tür insanların sanat ve edebiyata dair birşeyler üretmesini de önlemeye çalışıyorlar ki psikolojileri düzelmesin. kendilerinin belirlediği şeylerin dışına çıkılamasın. batı kültürü çalıntısı ezberler onların çok işine yarar zaten. o kültürü anlama yorumlama kabiliyetleri olmadığı için ezilirler sürekli. ezik ezik diş bilerler hep. kendi insanlarının üretme kaygılarını çocuklarla sınırlayan bir zihniyetten ne beklenebilir ki başka.
geçtiğimiz yıllarda hertürlü haysiyetsizlikle yaşamlarımıza inançlarımıza kepazelik yapan, bir sürü insanın yargısız infazlarla yokedilmesinde yer alan kadroların bizler tarafından masum ilan edilmesine çalışılıyor aslında. şerefsizler, yaptıklarının sorumluluğunu almaktan aciz bir aşağılık konumdalar. 5 paralık, 1 dolarlık, 3 euroluk, 1 liralık kaliteleri yok, pezevenklerden orospulardan aciz kepaze sürüsünün. liyakatları bu haysiyetsizlerin. ırkçı faşist ideolojiyle gerçekleştirdikleri herşeyi, devrimci geçinenlerin acıma duygularını sömürerek ve emperyalizm karşıtlığından yararlanıp temize çıkarmaya çalışıyorlar. solculardan enternasyonel değil, vatansever milliyetçiler ulusalcılar yaratmaya çalışıyorlar. bu şerefsiz kadrolarının hesap sorulmadan tekavüde ayrılıp toplumda iyi laik dindar vatandaşlarmış gibi yaşatılmalarıyla da yerlerini alacak yeni kadroların yapacakları herşeyden hesap sorulmayacağı güvencesiyle çok daha pervasız davranmalarının baştan onaylanmasına çalışıyorlar aslında.
ben onaylamıyorum, herkes bilsin. wikileaks gibi yeni oluşumlarla herşeyin açıklanmasını istiyorum. herkes neleri yapıp yaptırdıysa yüzleşmesini bilsin.
faşizmle başka türlü mücadele edilemez. faşist kadroları deşifre etmeden yerlerini alacakların yapacaklarına dur denilemez.
30.11.2010 tuesday
Cuma, Kasım 19, 2010
ikon
1997 de çevrilmiş
komşunun çocuklarıyla ilgilenmemi istemişti, ilköğretimde 3-4-5 sınıf öğrencisi 2 kız bir erkek çocuk, onları alıp kütüphaneyi önermiştim
benim anlattığım herhangi bir şey ezbere olup unutulacaktır, vakit geçirmiş olmaktan başka işe yaramaz, tabi bazı etkileri olabilir, belki olumsuz
kendilerinin olayın içine girmesiyle, kitaplarla haşır neşir olmaları, internette araştırma alışkanlıkları onları daha iyi etkileyecektir
çalışma yöntemi geliştirmeleri için yaptıkları araştırmaları deneyimli birileriyle tartışmaları iyi olacaktır, biz de onu yapmaya çalışırız ve annelerinin "drama" konusunda araştırma yapıp bilgilenmesi, çocuklarının oyunları, öğrenmede kullanmaları açısından çok yararlı olacaktır
onlar formlarını aldılar ama henüz kayıt yaptırmadılar ben kaç yıldır kayıt yaptıracaktım, nihayet yaptırdım ve geçen aydan beri kitaplar almaya başladım.
ikon araştırmalarımla ilgili diye seçmiştim bunu, 150 sayfa civarında okudum,
cia kgb gibi şeylerle ilgili kişilere dair bişeyler anlatılıyor
onların kendilerine elemanlar bulma çalışmaları, üstlerince saptanan politikaları hayata geçirmek için yaptıkları, çok robotlaşmışlar
onları eğitirken insani değerleri yokedecek şekilde çalışmışlar, takım ruhu gibi birşey geliştirip yürütmüşler hep, başka hayatların harcanması onların doğal eylemlerinden olmuş,
kendi çalışmalarına uymayacak kişileri çeşitli şekillerde ortadan kaldırma iptal etme halleri
karşı bir ideolojiden olsa bile onların çıkarlarına hizmet edecek kişilerin saptanması
bu arada çeşitli ekiplerin birbirleriyle de mücadeleleri ve üstlerine olan bağlarının ekiplerinin gücüyle farklılıklarının olması
yeni elemanların kazandırılması çok önemli, bunun için kişilerin herşeyini kullanıyorlar denebilir
zaaflarını, ekonomik durumlarını, tehditler vs, sağlıklarını
romanın yazıldığı zamanları düşünürsek / yeltsin zamanlarına ait birşeyler anlatılıyor, sonra gorbaçov, duvarın kaldırılması çalışmaları vs/ şimdikilerin çalışma yöntemleri daha korkunç ve teknolojik olmalı, kimyasal şeyleri kullanmaları
ekiplerini normal yaşamda eğitiyorlar genellikle, insanların doğal yaşamlarını ve tercihlerini istedikleri gibi harcayabiliyorlar
şimdiyle karşılaştırıldığında, en korkuncu da bu "şeyler"in bütün herkesi kendi oyunlarına katarak sivil yaşamı yoketmeleri. demokrasiyi tamamen yokediyorlar.
Perşembe, Kasım 18, 2010
çevre üzerine
doğal yaşamın yokedilmemesi,
betonlaşmış bir dünya da insanlığı koruyacak en önemli şeylerden
Pazar, Kasım 14, 2010
Cumartesi, Kasım 13, 2010
günce-leş
yazılmalılar
15.11.2010
karşı bahçedeki horozlar ve tavuklar kaldırtılmış, geçen izmirden gelince öğrendim ve, con-tay-ten in şikayet ettiğini biliyordum daha önce söylemişti de, ben sahipleriyle konuşmasını önermiştim belki geceleri kapatılırlarsa sabah erkenden sesleri olmaz diye
yanında bir kadınla dinlemeden gitmişti, şimdi farkediyorum, onun öyle yapmasını istediler sanırım. ve benim de şikayet ettiğimi söylemişler tavukların horozların sahiplerine.
ben köpekleri şikayet etmiştim ve dilekçemi de facebook da yayınlamıştım, tavuklar horozlar köy havası veriyorlardı buraya, önceleri sesleri duyuluyordu ama zamanla alışılıyordu, tren yolunun kenarındaki evlerde kalmak gibi, zamanla ses alışılıyor
benim de horozları şikayet ettiğimi söyleyenler kimse yüzleşmek isterim yanınızda dedim sahiplerine, öyle birşey yok çünkü. yazları sinek oluyor diye kendilerine yazın sinek ilaçlaması yapalım demiştim, tavukları horozları kaldırtmak diye bir bahisim yoktu
ama hep yaptıkları gibi, çevreyle ilişkileri bozmak amaçlı şeyler bunlar
zaten onların yerine 2 köpek koymuşlar, kedileri kovalayıp duruyorlar, geçen bir civcivle bir kedi öldürmüşler dediler, bağırıyorlar, uluyorlar vs
ben hörü hanımla konuşurken con-tay-ten çıkıp belediyeden "işlem tamamlandı" diye yazı geldiğini, haklı olduğu için yazı yollandığını söyleniyordu, kedilere söyleniyorlardı habire, bu kadar kedi düşmanı olmamalarını söyledim, con-tay-ten "biz insanlara düşmanız" dedi, söylenecek bir laf olamazdı artık, sivas ta 2 temmuz da 37 canı yakmayı kimler hazırlamıştı ki.
con-tay-ten in ev sahibesi "hörü hanım" hacıymış, bir ara söyleniyordu, genç bir kız ona "senin hacılığın kabul değil" demiş diye
ben taşınırken kiracılarını çıkarıyordu, "kızım gelecek" diye
sonra kızı gelmekten vazgeçti oldu, ve evini bu kişilere kiraladı
bu çevrelerdeki çalışmaların bir parçası oldukları ortada. çevrede sürekli sorunlar hazırlanıyor, başka yerlerdekinden daha özel durumu var buraların, uydularla izlenen bir yermiş sanırım
nedeni ne olabilir diye düşünüyorum da
daha önce buralarla ilgili yazmıştım, ruhanilerle olan karşılaşmamı
bir de definelerden hazinelerden bahsediliyordu, hatta, "gerçek bir inançtan daha büyük bir hazine olamayacağını söylemiştim" ve "bir tesbihin ucunda küçük tahta bir haç gördüğümü, başka bir şey görmediğimi" hatırlıyorum
gerçek haçın bir parçası olduğu konuşulmuştu
bu civarlarda "tapınak şövalyelerinin hazinelerinin" olduğu sanılıyor sanırım, öyle bir rivayet var ya, ben başka bir rivayet daha duymuştum "o hazineyi herkes göremezmiş". bir de gördüğüm yiyecek içecek malzemeleri kupalar filan konu olmuştu. o sırada iki ayrı mekanda aynı anda bulunduğumuzu farkediyorum şimdi, bir de şimdi bulunduğumuz mekan. o karşılaşmada benim farkettiğim 3 mekanı aynı anda yaşamıştık, çevre görüntülerinden hatırlıyorum bunları da. belki daha fazlası. kendilerine dair izleri ne güzel saklamışlar. bunu farketmekten ayrıca çok memnunum. "teşekkürler"
bu civarlarda hazine adı altında bazı çalışmalar yapılmakla birlikte, asıl gerçeğinin buradaki ruhaniler olduğunu farkettim. çünkü hazine yani onların beklediği gibi bir hazine yok
isa mesih inançlısı ve bağlısı bazı kişilerin buralarda yaşadığı ve öldükleri gösterilmişti bana
çok inançlı hıristiyanlar, bilmem o gördüğüm küçük tahta haç gerçek haçın bir parçasımıydı
ve gerçek bir hazine inançları olduğu için azizler, erenler, evliyalar gibi geçiş yeri halleri vardı ve buraya ruhaniler onları ziyarete geliyorlardı
caminin orada murat dede yatırı olduğu söyleniyordu, rüyamda bir erenle karşılaşmıştım, o zat mı bilmem
ona dair neler yapılıyor, hatta öte alemle ilişkili kişilere yerlere nasıl şeyler yapılıyor bilemem,
yalnız buralarda eskiden kilise, sinagog gibi yapıların olması ve çok inançlı hıristiyanların ruhani varlıklarıyla uğraşıldığı anlaşılıyor
çok çirkinleştirme yoluna gidilmiş, şehadet bozma istenmiş sanırım
çevrede nerdeyse keraneye çevrilmiş yerler var, abuk sabuk yazılar
çirkin davranışlar, sokaklara köpekleri pislettirmeler, pislik içinde bırakmalar, kedileri köpeklere yedirme gibi duyarsız ve insaniyetsizlikler, satanist bir davranışlar bütününü daha önce farkedip yazmıştım zaten, çevredekilerin konuşmalarından da anlaşılıyordu.
son yıllarda buralarda baya çalışma yapılmış olduğu anlaşılıyor,
kedilerle ilgili sorunlar başladı, onların yaşadıkları eski evlerden kovma eylemleri başlatıldı, yemek verenlere verdiltilmiyor filan. ama, geçen con-tay-ten duvarının kenarından bir poşette birşeyler koymuş "karakış" yiyordu bir kaç kedi daha gitti, ne olduğunu anlamadım, fotoğraflarını çektim. sözde kedilere yemek vermeyeceklerdi, ne tür şeyler veriyorlardı bilmem artık. kedilere arada, parazit ilacı, antibiyotik filan veriyorum ama.
ben sesonline yazdım geçen gün, neler yapabiliriz diye, yalçın ergündoğan a ulaşabilmek için, "dünya yalnız bizim değil" çalışmalarına ulaşamayınca, o yazımı yayınlarım sonra
ben evimin önünde, çatıda yemek veriyordum, ona kızıyorlar
aç çocuklar varken kedilere yemek vermek günahmış, onlara bir tane bombayla ya da silaha verilen paralarla kaç tane çocuğa süt alınacağını söyledim, susuyorlar
sokakta doğmaktan başka suçları olmayan kedilerin rızkına gözdikmek neden
çocukları ayarlamışlar, buldukları yavru kedileri benim kapımın önüne bıraktırıyorlar şimdi de
yemeğini yiyen kediler yuva belledikleri yerlere gidiyorlardı yavrular gitmiyor bekleşiyorlar filan, komşunun çocuklarına ve kendisine de söyledim yavru kedileri annelerinden ayırmamalarını bulundukları yerlerde bakılmaları gerektiğini, ama kasti durum olduğu anlaşılıyor artık, bakalım sonu nereye gidecek,
belediyenin veterinerine telefon ettim, ameliyattaymış konuşamadık, kedilerle ilgili not bırakmıştım, bayramdan sonra konuşuruz artık, sokak hayvanlarının aşılanıp kısırlaştırılmalarıyla ilgili olarak 5159 sayılı yasa sanırım, ve doğdukları yerlerde yaşama haklarının olduğuyla ilgili
hayvanları koruma derneğiyle de konuştuk, bayram sonrası neler yapabiliriz diye konuşacağız.
ispanya da insan davranışları gösteren bir maymun türünün insan haklarından yararlandırılma kanunu çıkarıldığını da öğrenmiş oldum
2006 da yunanistana gitmiştim ya, "ırkçılık karşıtı festivale" orda nancy nin evinde, annesinin evinde kalmıştım birkaç gün. aşağıda bahçelerde bakımlarını herkesin üstlendiği 20-30 tane kedi görmüştüm de daha çok olduklarını ve çoğalmalarıyla ilgili olarak da, mahallede "bizim bunları kısırlaştırma hakkımız var mı" diye tartıştıklarını söylemişti.
gerçek uygarlık ezbere dayanmaz
biz kedilerin insan yaşamına layık bir kabulle yaşama haklarının olduğunu bile tartışamıyoruz,
hastalara, çocuklara, yaşılara ya da stresli yaşamlardaki herkese; doğal yaşam, kedi köpek, civciv vs önerilir. burda horoz sesi, vs vs diye doğal birşey bırakmak istemiyorlar. bir de evlerine gelip gidenlerle konuşup davranış gösteriyorlar, haber getiriliyor sanırım, telefonları pek kullanmıyorlar. bir ara pencere yanından soba borusu çıkarıp bütün dumanı benim pencerelerden yolluyorlardı, o deliği tıkamamışlar galiba, gene birşeyler yapıyorlar mı bilmem. kokular geldikçe bakınıyorum bazen nerden filan diye ama gece anlaşılmıyor. eskisi kadar değil gene de.
çok kişinin bir hayvan sahibi olmalarının altında yatan nedenin kendi isteklerini bir masuma yaptırtma, itaat ettirme isteklerinin olduğunu düşünüyorum artık ve bu türlerin kedilerden nefret etme nedenlerinin başında da, kedilerin çok özgür yaradılışlı olmalarının geldiğini.
doğal bir yapıyı bile kabullenemeyenler var, ve ilaçlarla filan hayvanların doğalarını nasıl bozmaya çalıştıklarını
bunu yapanlar insanlarla da uğraşıyorlar tabiiki, kimyasal ilaçlarla yaptırdıkları herhalde benim ve çevremdeki ailemdeki kişilerde görülüyor, başka kişilerde neler yaptılar kimbilir, herşeyin olduğu gibi bütün bunların da açıklandığı zamanlar gelecektir
çevreye yapıp yaptırdıkları bütün adiliklerle övünç duyan aşşağılık bir takım zihniyeti geliştirmişler
gerçekten allah bunlara başka türlü varolma gücü vermemiş
ondan devrimcilere düşmanlıkları, kendilerinde olmayan olamayan bir namus, onur insanlık kavramı onları bozuyor
ve herşeyi olabildiğince bozup aşağılama kendileri kadar paçavralaştırma gayreti
korkunç tabi, maneviyat bağının bu zihniyetlerde ne durumlara düşeceğini anlamamak olası değil
.....
bornova da da birşeyler hazırlanmış, zamanla anlaşılmaya başlandı
özellikle "metin göktepe" olayıyla bağlantılı olduğunu farkettiğim birşeyler var
bizim izkentteki evin pancurlarını da "metin" adındaki birisi yapmıştı o zamanlar, ahmet nurten saatçiler bulmuştu o kişiyi, onlarla aynı zamanda yaptırılmıştı pancurlar, anneme annemiz diyorlardı ya.
yeni evi alınca da, emlakçı gönül hanımın önerisiyle bazı tesisat işlerimizi hacı bey yapmıştı, kuşadasından "az bir parayla 3-4 günde hallederiz" diye gelen nezahat ın kocası mehmet ali bey bizi zor durumda bırakmıştı. ona kalsa iş 2-3 aydan aşağı bitmez hale gelmişti, küçücük banyo ve mutfak için 10-15 torba ceresit vs ile birlikte 18 çuval kadar kum aldırmıştı 3-5 çuval çimento ile, hatta bunları aldığımız adam /bir kaç kere de getirtmiştik de/ "siz ne yapıyorsunuz inşaatınız mı var" diye sormuştu. sonra hasta olunca da mecburen işimizi hızlandırmaya çalışmıştık, her taraf kazıldığı için öyle bırakamamıştık, tabi yeniden banka kredisi çekmiştik.
evi sattığımız kişiler kendileri girecek diye boşaltmamızı bekliyorlardı habire. çok zordu gerçekten, ben kendim de hafriyatta çalışmıştım ve açığa çıkan şuydu, herkes yalnızca cebine girecek parayı artırmaya çalışıyordu, verdiği vereceği zararlara duyarsızdılar
biz boyacı fayansçı vs bulmak zorunda kaldık tabi, mehmet ali beye parasını sonra maaş alınca bir kaç taksitle vereceğim diye konuşmuştum, daha bizim işlerimiz bitmeden 400 lira istedi, ve birilerinden bulup vermemi istedi, ilhandan 200 borç aldım, kalanını sonra vermek üzere, sonraki maaşla 100 daha verdik, bankadan destek hesap yapıp kalanını da verdik
evlerinde bütün çocuklarıyla çalışıyorlardı, açlarından ölmüyorlardı, evleri kendilerinindi ve bana "ihtiyacımız var illa bul birinden para ver" diye tutturdular. maaşımı almamı bile beklemediler, sayelerinde birkaç banka kredisi daha yaptırk. çok yakışıklıydılar gerçekten nezahatle ikiside.
neyse,
gönül hanımın önerdiği boyacı antalyaya gitmişmiş, hacı beyle çalışan salih usta yı önerdi
o geldi, o sırada biz, fayansları ve yerleri nasıl yaparız diye konuşurken bir kaç kişi önerdi, birlikte çalışıyorlarmış. ev çok sıcak oluyordu, kredi çektiğimiz için pancur yapalım dedik, bir arkadaşını önerdi, metin diye, bu arada salih ustaya çalışmak için önerdiği kişilerin mhp ci ülkücü faşist olmamalarını da söyledim. o tür kişileri işimizi yapmaları için çağırmayacağımı. onların çalıştığı kişilerin genelde emekçi ve demokrat yapılı kişiler olduğunu söyledi, metin de dsp liymiş dendi. 2 kızı varmış, birisi kör müş, devlet ona ve karısına para veriyormuş. vs vs
1200 e yapacağını söyledi, 500 verdik, malzeme alacak diye, birkaç gün sonra 500 daha, ev taşımış ve kiracısı ona kirasını vermedi diye bizim parayı kullanmış. işi savsakladı, sonra zar zor başladı, geldi gitti, salih ustayla konuşuyoruz, işte sorunları varmış vs vs. gelip 2 saat çalışıp gidiyor, malzeme kesmeye diye gidiyor gelmiyor, arıyoruz gece çıkıp geliyor vs. sabah geleceğini söylüyor. bekliyoruz, ben yokken annem bekliyor, gelmiyor arıyoruz filan, paramızı da verdik,
2 aya yakın sallaya sallaya yaptı, bitmesine yakın malzeme bitti diye 200 lirayı istedi, salih ustayla konuşarak onu da verdik, bir ik hafta daha salladı tabi, bitti derken, yarım pencerenin üstündeki parçayı takmamış açık kalmış, telefon edip hem ona, hem salih ustaya gelmemesini söyledim, anneme de onu eve almamasını. çünkü gelip giderken bir kaç kere işten çağırıyorlar diye anneme telefon edenlerle konuşturmuş, bizim işi bırakıp gidiyor diye annem bağırıp kavga etmiş, sürekli onu bekletiyor diye.
şirinyer den medine geldiğinde gelip yapıp gitmiş ve annem bana sonra söyledi bunu, ben ona bu şahıslardan gelen olursa bana telefon etmesini söylemiştim. söylemedi işi yapılsın istemiş.
eve temizliğe gelen saadeti de tanımış gelip giderken, onlara da birşeyler yapmaya gitmişmi ne.
salih ustaya telefon etmiştim, gülüyordu, annen çok mu etkilenmiş bu olaydan diye. ona da sonradan hacı beye de, annemin çevreyle ilişkilerini bozucu bir davranış yaptıklarını söyledim. yeni taşınılan bir ev, biri iş diye gelip gidiyor, tartışmalar oluyor, "paranı verdik niye işimizi yapmıyorsun" vs
tamamen bizim çevreyle, bi takım güçlerin kendi denetimlerinin dışındaki kişilerle karşılaşma olasılığına karşı yaptırdıkları birşeyler işte.
yaşlı beyin ameliyatı geçirmiş bir kadını iyice sorunlar yumağının stresin içine atacak, yalnızlaştıracak iyice çekilmez hale getirecek olaylar hazırlamışlar, her zamanki gibi
ben artık bu şeylerin altında yatan nedenlerden çok, bu olup bitenleri finanse edenleri, kimler hangi inançların kişileri diye merak ediyorum.
yani, doğru dürüst namus anlayışları yokmu, gerçekten herkes annelerine kızlarına karılarına çocuklarına yaptırdıkları şeyleri mi sergiliyorlar.
böyle mi var oluyorlar, başka varolma şehadetleri yok mu bu türlerin
inançları; uyuşturucu, silah, fuhuş, yargısız infaz vs vs alet edenler, bunlardan çıkar sağlayanların ve bunun için çalışma yapanların kimlerle bağlantılı oldukları da önemli.
yani işte toplumlarını cemaatlarını böyle idare ediyorlar.
ibadete gittikleri yerlerin bunlara, bu mahlukata maneviyatlarını açacaklarını sanan yok değilmi, cemaat diye gelenleri gördükçe utanıyorlardır onlarda, başka ne olacak ki
hangi peygamber, tecavüze, organ kaçakçılığına, uyuşturucu, silah ticaretine, çocuk pornosuna, fuhuşa tenezzül eder, cemaatının bunlarla var olmasından memnun olup gurur duyar.
gerçekten inançları bu haysiyetsizliklerden kurtarmak için komünizm gerekiyor, insanlık çok aşağılık durumlara gidiyor, böyle gidişat olacağına dünyanın yok olması daha iyi bence.
hamas düşüncesiyle herhangi bir bağım yok, hiç olmadı
filistinlilerle olan bağım da, zor koşullarda yaşayan bütün halklara karşı olan yaklaşımımla ve "el fetih" teki arkadaşlarımızla olan bağımızla ele alınabilir
inanç ve ibadetler konusunda da çok farklı olduğumuzu ayırdediyorum
ben inançların iktidarların kullandığı bir şey olmasından duyduğum kaygıyla da, komünist düşüncenin ve sistemin çok gerekli olduğunu görüyorum.
gerçek inanç özgürlüğü için komünizm gerekli
Pazartesi, Kasım 08, 2010
Perşembe, Kasım 04, 2010
kuşadasındaki yeni komşum "contragerilla orospusu ayten"
ayteni yıllarca hamile bıraktırıp çocuk yapacaklar diye farlutalla beslemişler
ilginç
çocuğu olmamış tabi,
kocası da akciğer kanseri mi ne bişeyden ölmüş /öldürülmüş /muhtemelen
sanırım postanede onu çok seven müdürlerinden birisi onun hayatına el atmış
sivaslıymış, sünnilerdenmiş
çocuğu gibi büyüttüğü bir yeğeni varmış, onla kaldığını söylemişti
erkek kardeşleri filan çokmuş
hatta sivaslı cemaatleri çokmuş
"öldürüle öldürüle bitirilemezlermiş" diye konu ediyorlarmış/ taşındığında söylemişti
neden gerek duymuştu ki
insanları "fedai" gibi bir hallere getiriyorlar
....
horozlar ötüyor diye şikayet etti, benim evin karşısındaki dud ağacının dallarını kestirip, karşıdaki evlerin teraslarından izlenir hale getirtti
komşuların çocuklarını sokaktan kovdu, oyun oynuyorlar diye
kediler bahçelerini pisletiyorlarmış filan bişeyler demeye başladı
ben taşınmadan önce o bahçelerde doğan birkaç kediden bahsediyorlardı
ben kedilere yemek veriyorum diye bozuk atıyorlardı/ kendi evimde hemde, onun bunun değil
bütün psikolojiden anlayanlar, çocuklar ve hatta büyükler için sağlıklı olsunlar diye, doğa hayvanlar, kediler köpekler, civcivler önerirler
amacı psikoloji bozmak olanlar başka tabii
sanırım telefonla konuşmadan direktif aldıkları bazı şeyler var, evlerine baya bir gidip gelen oluyor, çok erkek geliyor
ev sahibesi hörü teyzenin "manevi oğlu (!) sanırım osman mış adı, da benzeri şeyler yapıyor
....
değirmen sokak ve çevresindeki ruhani durumla ilgili şeyler aslında olup bitenler
...
eve taşınırken elektrik sobası yakacağını söylemişti, birileri ona soba vermiş, pencere kenarından boru çıkarıp soba yakmaya başlamış
dumanları benim penceremden evime doluşuyor/ sanırım hazır yakıt ve bazı plastik türlerinden yakıyor
daha önce sit alanlarından ümit hanıma da söylemiştim, evin rutubetli ve havasız olduğunu ve
karşı duvarda havalandırma delikleri açmak istediğimi,
yandaki bahçeye 70 cm duvarım olduğu halde, ışıklık için yeterli olmadığını söylemişti, küçük bir pencere için bile yetmezmiş
çevrede koca koca pencereler açmış evler var, çatıdan kendisi de görmüştü
bana evle ilgili çevredeki sit alanları için proje olduğunu, pencereler damlar vs çalışmaları olduğunu ve fazla birşey yapmadan beklememi söylediydi
evdeki rutubetli havaya karşı tek cepheli olarak evin pencerelerini açıp havalandırmam gerekiyor, o halde bile sürekli evde olduğumda betim benzimin rengi değişiyordu, konu oluyordu bu da
aytenin pencere kenarından çıkardığı borusuna karşı çıktım, "horoz sesi değil, kedi boku değil, kanserojen madde ve doğrudan beni zehirleyici olarak kullanıyor" diye, bacalarını evin tepesine almalarını söyledim
kendi sevdikleri birilerinin horoz sesi, kedi vs ile mi karşılaşmalarını isteyeceklerini yoksa kanserojen maddelerle mi, diye sordum onlara
o zaman kızıyorlar
kendileri bu taraftaki cepheyi sıkıca kapatıp, öbür yandaki bahçeden havalandırma yapıyorlar ve bacadan oraya duman gidecek diye, bacayı evin tepesine çıkarmıyorlar/ evleri 2 cepheli
önce aytenin kendi sağlığı gelirmiş, ve ben "bela"mıymışım neymişim
benim gibi komşu olmaz olsunmuş
ben de
bu dünyada her nasılsa komşuluklarımız olsada, bu tür şahıslarla inşallah öbür alemde komşuluğumuz olmasın diye dua ettim
...
sonra hörü teyzeyle gene konuştum, doğrudan zehirleyici olmayacak şekilde, dumanın yukardan damın üstünden dağılarak gelmesi için birşeyler yapılması gerektiğini
dedim, izmire gidip gelince ilgilenirim
bu durum kimse için kabul edilecek birşey değil, camkenarından boru çıkarma da yasal değil sanırım, bacaların belli bir yapılış durumları var, evlerin damından filan olur bildiğim
evlerinin damına baca yapamayacak kadar fakir de değiller
aytenin bacasının çevresinde şeffaf pırıltılı bir hareketlenme oluyor, uzaktan duman görükmüyor, bir hareketlenme ve pis bir koku
...
uzun lafın kısası, orada birileri bişeyler yapıp yaptırıyor
belli çok hazırlık yapmışlar
çıkacak bütün olaylardan
aytenin ve manevi osmanın bağlı olduğu istihbarat birimlerini, ve bu konuyu kanırtarak önlem almayan, yaşam hakkıma zarar veren bütün idarecileri sorumlu tutuyorum
herkes, kısa ve uzun vadede, yapıp yaptırdıklarının bedelini nasıl ödeyeceklerini düşünsün derim
uyarmayı toplumsal bir görev biliyorum
iş ciddi, doğrudan yaşam hakkımın ihlalini yapıyorlar
kimlerle nasıl anlaşmalara güveniliyor bilmem artık
....
gidince dilekçelerimi belediye ve emniyet birimlerine yazacağım
sonra da üzerime düşenleri yapacağım
ara ara bornovadaki evle ilgili bu olaylarla da bağlantılı bağlantılı organize şeylere de değinsem iyi olacak
birileri bu kadar azgınlıkları yapmak için yetkileri kimlerden nerelerden alıyorlar ki
bu takımlar inanç insanı değildirler, öyle görünmeye de çalışsalar, ibadet yerlerine sallanmaya domalmaya giderler, o tür meraklarını tatmin edme peşindedirler hep, inançları iktidarlara alet ederler
hangi peygamber şehadetinde, insanları öldürüp organlarını çalmayı, tecavüzü, haysiyetsizliği cemaatlere esinlemek vardır
başka bir mesih'in /mesih=tanrısal kutsanma ve kabulleri olanlardır/ makamına kendi mesihlerini acze düşürecek şekilde ibadet etmeye gidenlere ne denir
....
sürecek, olup bitenleri yazacağım, kimler ne diyecek kaydedeceğiz
Pazar, Ekim 24, 2010
zemheriyle karakış
ilk günlerdenberi birkaç yavru kedi var, sokağa mı atıldılar yoksa sokaktamı doğdular derken
eve gelip gitmeye başladılar, yemek yeyip kaçıyorlardı, belli ki sokakta doğmuşlar, vahşilerdi
fotoğraflarını çekiyorum bazen
bir de onlardan biraz daha küçük evden atıldığı belli bir kedicik
şimdi kocaman oldular
eve alıştılar, hatta bütün sokak kedileri evime girip kalmak istiyor, ama şartlarım uygun değil
bahçe filan olsa neyse
kocaman oldular şimdi, dikkat ettim baya kilolular
yemeklerini azaltmam gerekli, şimdiden göbek yapmaya başlamışlar
tabi kedilere arada tetradox antibiyotik, andozol parazit ilacı, bazen dişilere farlutal veriyorum
o çirkin sokak kedileri güzelleşti, ev kedisi gibi oldular
bir de pire tozu atacağız sanırım, tamamen sağlıklı görünmeleri işten değil
zemheri ve karakış adını verdiğim ikisi evde kalıyor, kıytırıkla pıytırık
zor dışarı atıyorum bazen çatıya filan
diğer bazı yavrulara çatıda yuva yaptım, naylonla örttüm, yağmur girmeyecek şekilde filan
kedilerin hepside göbeklendi yalnız, yemekleri azaltılacak anlaşıldı
ya o küçücük kedicikler koca koca ayıcık olmaya başladılar, kendilerine güvenleri gelmeye başladı, pek sewdirmiyorlar kendilerini, birikisine anca
bakalım bunlarla ne kadarlık bir sürecimiz olacak fotğraflarını koymaya başlayacağım
mahallede bazı kedilere yemek verenlerle konuşuyoruz, ben yokken yemeklerini versinler diye
hayvan severler var gerçekten
bir arkadaş var sözgelimi, 2 sibirya kurduyla dolaşıyor bazen, kedilere zarar vermeden geçiyorlar, durup konuşuyoruz, birgün onların kedilerle fotolarını çekmek istiyorum, yanlarından geçip giderken, bazıları sibirya kurtlarının kedi düşmanı olduğunu söylüyor ya külli yalan,
bütün iş eğitimde, işlerine öyle geliyor da ondan
bakalım bu seferki sokak kedileriyle olan öykümüz nasıl sürecek
Cuma, Eylül 24, 2010
sabahattin yavuz ve arkadaşlarına saygılar
bir kandil gecesi öldürülmüşlerdi, 24 ya da 26 eylül 2004 gibi
yağmurlu yazılıpınar/yazılıkaya da
Perşembe, Eylül 23, 2010
ben demiştim;
1991 de söylenenler şimdi gerçekleşmeye başladı;
herkesin yaşam hakkı var, oturursunuz masaya konuşursunuz;
düşmez kalkmaz bir allah;
'asla olmaz' denmeyecek şeyler var;
neredeyse 20 yıldanberi birileri faşistçe insaniyetsizce isteklerini yaptırmak için çok uğraştı, hayatlarımızla oynadılar,
sonuç; gene o zaman hakkın söylettiği yere geldiler
"masalarda oturulup konuşulacak."
herkesin yaptığı yaptırdığı kendi inançlarına, kendi analarına, kendi varlıklarına, kendi ailelerine değer; bunu da anlayacağınız bir zaman gelmiştir
geçen gün birileri bir sayfa yollamış da, tarihi filan yeniden yazdırdıklarını iddia edenler vardı,
herhalde onlar da neredeyse 20 yıl sonra başa dönme mecburiyetinde kaldılar.
neden dersiniz,
onca yıldır kurbanları hep kendilerinden olmayanlardan seçtiler ya,
kendi kanlarına, ırklarına layık bulmadıklarını başkalarına uyguladılar,
doğal olarak güç, onlara gitti
birileri kaybetti
eve ilk macintoch lclll masaüstü bilgisayar alınmıştı, tezimi yazacaktım; çok çok uzattırılan, gereksiz şeylerle yaşamımıza zarar verdirilen işlemler zincirinin birisi haline getirilmişti o da.
öğrencilerimizden cüney oral bilgisayar desteği yapmıştı, kız arkadaşı figen vardı, sonradan asuman ablayla aynı okulda öğretmenlik yapmıştı figen de.
cüneytin babası nato da çalışıyormuş denmişti, ışık apartmanında selmanın annesi türkan hanımın ona aldığı evde kiracı olduğum zaman da, arka cephede meryem hanımla kocası enver bey vardı, danua köpekleri çalınmıştı onların, sonra başka köpek almışlardı ve mahalleli istemiyor denmesin gibi bir nedenle, tam nedenini unuttum, çevrede oturanlardan imza toplamışlardı /acaba o imzaları söyledikleri şekildemi kullanmışlardı diye aklıma geliyor şimdi/ meryem hanımın kocasının da nato da çalıştığı söyleniyordu.
yani çevremizde olup bitenlerden nato cia mit jitem vs haberi olmayan yoktu herhalde.
91 yılı civarında, kürtleri ezip dağları diz çöktüreceklerdi ya, hani ben "öyle şey mi olur, bizim de bir gün dağlara çıkma zamanımız gelir" diye karşı çıkmıştım, bilinçli bir karşı çıkıştı
enver "bir konuda anlaşılamadığını" söylemişti, bana kızmışlardı o yüzden
kürtlerin de devlet hakkı vardı, masaya oturup konuşurlardı, çok istiyorlarsa onların istediği yerde konuşurlardı masada olur biterdi
tartışmak gerekirdi, ne olabilirdi ki başka, herkesin her canlının yaşam hakkı yokmuydu
bir de apo nun öldürülmesini istemişlerdi
ben, suçluysa yargılansın demiştim, öldürmek insanca değildi,
birileri onla oturup konuşulmazz diyorlarmışmış, asla olmazlardanmışmış
nereden nereye işte
"20 şu kadar yıl sonra bu sen değilmisin sewdiğim" diyordu ya şairin biri
işte öyle bir şey
"balıkçı" dan aklıma geldi
bilgisayarda ilk çalışırken basit bir "balıkçı resmi" çizmiştim,
küçük bir teknede balık tutan bir adam vardı, resmin adı "balıkçı" idi
hatta bilgisayarı temizlerken onu da temizleyecektim de cüneyt "bir tane balıkçı resmi çizmişsin, onu silermiyiz hiç" diye engel olmuştu
ama nazımın cdlerinden yüklediğimiz enginin çok sewdiği bir golf oyunu vardı onu silmişti, sonra yükleyeceğini söylemişti ama bir daha o oyun yüklenmemişti
o zamanlara ilişkin bazı şeyler yazmıştım önceden, eve giriliyordu diye şüpheleniyordum, bilgisayarımı bıraktığım gibi bulmuyordum bazen, envere söylediğimde bana hap içmemi söylüyordu, "kim gerek duyar böyle bir şeye" diyordu
o bilgisayarı diskini tamir gerekmişti, alsancaktaki macintoch servisine götürmüştüm, şebnem hanım vardı orda diye anımsıyorum
yine de düzelmemişti, geçen bir kaç yıl önce bilgisayarı/ekran, yazıcı/ aydemire vermiştim kullanırsa diye, benim laptop olunca gerek kalmamıştı, belki kasasını kullanabilirmi diye bakmıştı, olmamış sanırım o da başkasına vermişmiş. aydemirle bilgiisayarı tamir için gene macintoch servise gitmiştik, çankaya da başka bir yere taşınmışlarmış başka bilgisayarlarda satıyorlarmışmış artık, şebnem hanımla konuşmuştuk gene orda, olamayacağını söylemişlerdi, yeni hard diskler o kasalara uymuyormuşmuş vs
1991 den buyana kayıtlar olmuştur herhalde, 91 yıllarında ve sonrasında kozmiklerde ne kayıtları olmuş acaba bir öğrenilseydi; olayları tartışma ve yeni dünyaları oluşturmada ne gibi katkıları olurdu kimbilir.
halklar demokratikleşmede atılan bütün adımlarda yer alabilirlerdi
tartışma süreci önemli bir süreçtir, antik tiyatrolar neden yapılmış bilinmeli, buralarda toplanan insanlar felsefi tartışmalarla yaşam oluşturmuşlar.
nihayetinde faşizmi ya da demokratikleşmeyi tercih etme zorunluluğu var
yeni nagazakiler ve hiroşimalar istemeyenlar tercihlerini ona göre yapmalı
bazıları tarihi yeniden yazamıyor ama, 20 yıl sonra dönüp o zaman söylenenlerin uygulanmasında yer alabiliyor, bazı şeyler olabiliyormuş, hatta insanlık için gerekliyse iyi bir dünya oluşturma şansı olabilecekse olmalıymış da
herkesin yaptığı yaptırdığı haysiyetsizlikler kendi maneviyatlarında görünür, manevi makamlara utanç olurlar, daha hala bunu anlamazlıktan geliyorlar
anlayacakları bir gün vardır belki de
Cumartesi, Eylül 18, 2010
kuşadasında satanizm var ve yaygınlaştırılmaya çalışılıyor
faşizmle ve faşist ideolojiyle olan bağlantıları da
sistematik ve planlı bir kedi öldürme olayı var
bunun için bazı köpekleri kullanıyorlar
bu çevredeki spritüel yapıyla ilgili bir şeyler olduğunu sanıyorum
görüntüde sokaklardan kedileri azaltmak düşüncesini yaymışlar ama, bu işlerin içindeki kişilerin çevrelerinde de kediler oluyor.
yani kedileri sevmeyenler ve evinde istemeyenler bunun çözümlerini bulabilirler
hatta halka veterinerlerin ücretsiz kısırlaştırma yaptıkları anlatılabilir
farlutal isimli bir ilaç var, dişi kedilerde bir kaç hafta, haftada bir iki tane verilirse yavru yapmalarını önlüyor, veterinerlerden öğrenmiştim
çevreye yaydıkları görüntünün ötesinde bir konu var
burada, kuşadasına geldiğimden bu yana bu konuyla ilgili izlemlerimi yazacağım
tanık olduğum şeyleri
bu şekilde satanistçe av yaptırdıkları gençleri, arkadaş gruplarıyla da kullanıyorlar sanırım
düşünsel ve insancıl yanlarını kaybettirilen gençler, başkalarının hayatlarıyla oynama hazzına erdirilmeye başlanıyor.
linçler, münevver karabulut cinayeti gibi şeyler ve hatta, ankara da doğal gaz sızıntısıyla öldü denilen bir grup genç vardı, onlarınki gibi sabotajlar, av ve avlanma psikolojisi içine alınan gençlerle yaptırılıyor. toplumu hizaya getirmek amaçlı şeyler sanırım bunlar
üniversitede de gençlerde bu tür şeyleri gözlemliyordum, derslerimizi hayatlarımızı harcama hazzıyla güdülen bir takım gençler,
satanizmi birileri bilerek yönlendiriyor, aslında herkesin hayatını harcıyorlar.
ben çevremde gelip geçenlerin filan söyledikleri isimlerden filan anlıyorum bazen
aslında herkes herşeyi biliyor, bu olayların mimarları biliniyor
olaylar kurguluyorlar birilerine oynatıyorlar
zavallı aciz hallere düşürülmüş bir halk işte, bu uygulamalara faşizmden başka ne denir
düşünmekten tartışmaktan, kendisini inançlarını olduğu gibi ifade etme olanağından yoksun bırakılmış, birilerinin anti demokratik istemleri doğrultusunda hareket ettirilen, bundan zevk alması öğrettirilen
çok kişi kuşadasında köpeklere kedi avlatma olayının ne kadar çok olduğundan bahsediyor
ben köpek sahipleriyle konuşuyorum bazen, öyle şeyin olamayacağı çok günah olduğu filan söyleniyor ama izlenimler, bazı şahısların özellikle bu tür şeylerin içinde olduğunu gösteriyor
tabi bu kişiler de biliniyordur, hatta bazılarının uyuşturucu filan da kullandırıldığı söyleniyor.
satanizm ve faşizm bağlantılı hiçbir şey, yöneticilerden birilerinin duymadan halktan kişilerin kendiliğinden cüret edeceği şeyler değil
Cuma, Eylül 10, 2010
günlük ağacı
gözlemlerimi yaşatıldıklarımızı yazacağım
10 eylül 2010
kuran yakma üzerine
bizler çocukluğumuzdan bu yana, manevi değeri olan şeyleri, kuran ayetlerini vs, manevi konularda yazılı kağıtları eğer temiz bir şekilde saklayamayacaksak, yakmayı öğrendik.
temiz bir toprak varsa gömülür, temiz bir su varsa ona atılır, yada ateşte, ocakta, sobada yakılır.
onların pisletilip, yerde, çöpte süründürülmesindense bu şekilde yapmanın doğru olduğunu öğrendik. hala bu alışkanlığımla yaşarım. geçenlerde evimin önünden geçen bir kadın bir takvim yaprağı uzattı, yerde ayet yazılı bir takvim yaprağı bulmuş, sürünmesin diye verdi, bende okuyup yakılacakları biriktirdiğim yere koydum.
uluslararası bir kuran yakma olayı konu oluyor bugünlerde
tabi ordaki yakma olayının içeriği daha farklı
öyle olduğunu sanıyorum
bu olayla birlikte kendi alışkanlığımızı irdeliyorum kafamda epeydir
yaklaşım, içerik, neden yapıldığı, önemli tabi
bizler pisletilip süründürülmesin diye öyle öğretildik
birbirinden farklı şeyler bunlar
Çarşamba, Eylül 08, 2010
"aksa" ya selamımdır
evimde ibadet edilirken, kuran okunurken bile bize dair haysiyetsizlikler tasarlayanlar, şehadetimizi bozmak için çok uğraştılar. işimizde yaşamımızda ailemizde provakasyonlar yapıldı
çoğu hacı ve müslüman olanlardı bu işde yer alanlar
fuhuş endüstrisini yaşatıp kazanç sağlamak içinde yer aldılar
uyuşturucu sektöründe yer aldılar, kazanç sağladılar
silah ticaretini güçlendirdiler, çok insan katledildi, aileleri perişan oldu
maneviyatımızın bu şekilde kullanılarak bundan yarar sağlayan, kazanç edinenlerin içinde yer aldılar
bugün bayram arifesi
ben kaç yıldır bayram yapmıyorum
bayram çocukları olanlarındir diyorum, elim kirli diyorum tokalaşmıyorum bile
yarın sizin makamınıza gelecekler bunlara sebebiyet verenler
karınlarında haram lokmayla gelecekler
çocuklarına sağladıkları yıkım rızklarıyla gelecekler
fuhuş vesikalarıyla gelecekler, uyuşturucularla gelecekler, katliamlara neden olan silah ticareti kazançlarıyla gelecekler
ben hakkımı helal etmiyorum o kişilere, hiç bir zaman da etmeyeceğim
müslüman camiası içinde yer alan, yaşamımızla maneviyatımızla oynayarak çıkar sağlayan, makamınıza gelenleri hakkımı helal etmeden sizlere bırakıyorum, baş yargıçları sizlerin makamınız olsun, hz muhammed (sav) olsun
sizin adınızla yaşamlarımızı haysiyetsizleştirme yarışına girenleri, sizlerin kendi inanç şehadetlerinize bırakıyorum, yanlarında bizim yaşamlarımıza yaptıkları saldırıları var, şehadet bozma gayretleri ve bunlarla kazanç sağlamaları var
onları sizlerin maneviyatınızın ruhaniyetinizin yargısına bırakıyorum
ve, bunların efendilerini, haysiyetsizlik mimarlarını da dünyanın neresinde olursa olsun kabul edenler, destek olanlar da kendi maneviyatları ve değerleriyle karşı karşıya gelsinler
....
makamınız, haram yemeden, zina yapmadan, başka insanların evini barkını yıkmadan, çocuklarının rızkıyla şehadetleriyle oynamadan, doğayı katletme yarışına katılmadan mücadele eden, kendisine verilen bilgisini toplumla paylaşma gayretiyle yaşamış olan ve bunu tartışmalarına girmiş olan mukadderin dualarını yanınızda istediğiniz zaman bana mesajınızı yollarsınız, geçen gün bir mesaj aldım ama neyle ilgili olduğu tam açık değildi
o zamana dek bizimle ilgili şehadet bozucuların yanlarında getirdikleri olacak makamınıza gelenler,
bu yıl sizler için duasız dua ettim,
Salı, Eylül 07, 2010
hz.muhammed (sav) ve el aksa bağım
bunları çevremde olan kişilerle paylaşıyorduk, geçtiğimiz günlerden beri yaşadığım bazı olaylar /kedilere dair, ve çevreden bazı gözlemlerim bunları yazma nedenim oldular, arife gecesine uygun bir mektup belki de
bu bağıma dair şeyler zaten biliniyordu, ama herkes tarafından değil
bugün benim romanıma ulaşanlara da bilgi olsun
belki çok kişinin kendimin bile anlamakta zorluk çektiği şey; nasıl birbirinden farklı değişik inançların bağıyla ilişkim olabilirdi.
ben de bilmiyorum
bildiğim bir şey bu kabulümün dünyevilerle bir ilişkisi yok, olsaydı yoketme yarışına girerlerdi
öbür alemlerle ilişkili birşey bu
ama manevi alemler var
kendilerine ruhaniyetler verilmiş olanların bulunduğu alemler bunlar
ben her gittiğim yerde, inançda kendilerine verilen şehadetlerle bir karşılaşıyorum, onların maneviyat bağlarıyla
bir misafire hoşgeldin demek gibi bir karşılaşma belki de
çok kişi anlamaz bunun ne olduğunu,
bazıları anladılar ve yok etmek istediler, şehadet bozmak istediler; bundan yararlanan bazıları da şehadeti bozulmuş bir maneviyatı kendilerine bağımlı yaparak kullanmak istediler
bunca yıldan beri tanık olduklarım başka birşeyler değil yani
aşağıda yazacağım bazı şeyler tanıklıktır
bizlerle ilgili olan çok şey bilinçsiz, farkına varmadan, iradesiz yapılmadı
psikolojik harekat merkezleri gibi yerlerde tezgahlandırıldı ve kendilerine bağlı olan kişilerle uygulamalar yapıldı, herşeyi herkesi inançları kullandılar
toplumları etkilemek için de hakkettirişler yaptırıldı
inançları fuhuş ticaretine, uyuşturucu ticaretine, silah ticaretine amade olarak kullandılar
zaten baştan beri hedefleri oydu
gerçekte herhangi bir inancın şehadetine ait olmayanlardan bahsediyorum, belki de hiç bir zaman olamayacaklar
yalnızca iktidar çıkarlarına alet ettikleri, bu şekilde çıkar sağladıkları bir yapılanma içinde yer alıyorlar, gerçekten inanç bağı olanları da kullanıyorlar yalnız
rüyalarımda diyeyim çoğu dinci geçinen şahıslara bir kere bile nasip olamayacak kadar çok manevi olaylar yaşadım.
hz muhammed (sav) kendisiyle rüyalarımda karşılaştım, bir kaç kere net hatırlıyorum, bana gülümseyerek baktı hep, geçen yıl pıtırcığımı almaya geldiğinde de gülümseyerek bakıyordu.
çeşitli kereler kabe ye gittim, götürüldüm, haceri esved le karşılaştım
kabeyi muazzamanın içine alınmıştım bir keresinde, dışarısı altın yazdızlardan ayetlerle örtü süslüydü ama içerisi çok sade tahta odunlarla filan yapılmış çatısıyla loş temiz bir yerdi, girdiğim yerin dışında duvarlar görünmüyordu, fazla bir eşya yoktu, sanki bir geçiş yeri gibiydi.
karşımda çok dinç ve orta yaşlı bir adam yerde rahle de kuran okuyordu, ben girince kalktı ve orayı bana bırakarak duvarlardan loşluk içinde kaybolup gitti
bir kere gittiğimde çok kalabalıktı, kabenin çevresinde dönenler vardı, aralarından geçirilip haceri esvede baktırılmıştım, çok açık soft gümüşi beyaz bir ışıkla karşılaşmıştım, herkes "gördü gördü" diye seslenmişti ve kalabalıkların üzerinden uçarak geçmiştim
başka zamanlar da gittim, namaz kılındı orda kaç kere
çoğu zaman başım açık, pantolonlu ve gömleğimleydim, bazı kereler cemaatın içindeyken ibadet edilirken başımda örtüm olmuştu, bir kere çok iyi hatırlıyorum, içki içtiğim gece götürülmüştüm.
benim dini bağlarımı bilenler, espri konusu yaparlardı bunu, ben de kuranıkerimde nisa suresinde 45-47. ayet olabilir, "sizlerden biriniz içkiliyken kendinizi bilene dek, namaza durmayınız" ayetinin benim için olduğunu söylerdim.
tabi ki içki, uyuşturucu, afyon, haşhaş, hap vs insanların bilincini etkisi altına alıp normalde yapmayacakları şeyleri yapma nedeni olabileceği için yasaklanmıştır. ben yalnızca içki, özellikle şarap bazen bira ve sigara içtim. kendi bilgi bilinç, istenç ve irademle başka bir tür uyuşturucu vs kullanmadım, zina yapmadım/bazen kulak zinası göz zinası diye laf edilir ama, ben bu tür zinanın gönülden geçirmeyle ve bilinçle ilgili olduğunu düşünüyorum/; genelde eşimle, arkadaşlarımızla eşleriyle, evde kendi paramızla içtim, bazen dışarda kafelerde içtiğimiz oldu, davetler ve kokteyller de gittiğimiz yerlerden içtik tabiiki, içinde yaşadığımız toplumda
manevi boyutla olan ilişkimi etkilediklerini sanmıyorum, rüyalarımı gördüm zamanla
bu tür rüyalarımı çevremdekilerle paylaşırdım, üniversitede de, özellikle demir ali selamet hocayla bu konularda çok konuşmamız olmuştu.
yalnız o bu konuşmaları kötü mü kullandı ne, bosna, tuzla vs olaylarının onlarla da ilişkisi olduğunu düşünüyorum, öyle bir mesaj gelmişti
bunları yazmamın nedeni, yıllardır bizim çevremizdeki çoğu kişi maneviyatla olan bağlarımızı biliyordu zaten. bizim farkına varmadığımız işaretleri de biliyorlardı belki de
yani bilmeden farkına varmadan yapılan birşey yok
ruhani alemle bağım var, bu biliniyordu, ben bilmeden çok önce biliniyordu belki de
geçen birkaç haftadır kuşadasında yeni taşındığımız ev civarında tuhaf şeyler gözlemliyorum.
manevi bazı şeylerin olduğu bir yer,
kedileri köpeklere avlatma yaptırılıyordu burada, özellikle benim sokakta. sokakta kedilerin girip kaçabileceği bir yer yok ve özellikle yavru kedileri bu sokakta av yaptırmak kolay. büyük kediler köpekleri tırmalıyor diye üzülüyorlarmış. 3 tane yavru kedim yokedildi. bunu yapanların da bilmeden olduğunu sanmıyorum. o şekilde eğitiliyorlar, bilerek köpeklere av yaptırılıyor. ve bir akşam kurt köpeği üzerimize geldi, dilekçeler filan verildi, herkes kulak ağrısı yaşıyor sanırım, kulaklarının üstüne yatıyorlar
ben de yazı yazıp pencere demirime astım; "kediler hz muhammed (sav) dostudur, hadisleri vardır. bu sokakta kedileri sıkıştırıp köpeklerine av yapanların soyu ve bu olayı bilip susanlar, sonsuza dek lanetlensinler ve sonsuza dek peygamberler nurundan mahrum olsunlar. evime alışan kedilere zarar verenleri lanetliyorum" diye
gerçekten dindar, hatim yapanlardan filan çok olumsuz birşey söylenmedi, öyle bir şeyin günah olduğunu biliyorlar o kişiler, söylüyorlar. çünkü hz peygamber, "sırtınız yere gelmesin" diye sewmiştir kedileri ve yanında gömleğinin kıyısında uyuyup oturan bir kediye de saygı ve sewgiyle davranmış, uyandırmamak için çağrıldığında kalkarken gömleğini keserek kalkmıştır, tanrı kelamı taşıdığı için
hadisler vardır bu şekilde, bu davranışlar işarettir aynı zamanda
peygamber sewgisi olan biri bu hadislere karşı davranmaz
kaldı ki hiç bir peygamber ve ruhaniyet şiddeti, aşağılamayı, tecavüzü, katliamları onaylamaz.
ama hepsi de mücadele ruhudur. hepsi de dünya hayatlarında inançları için sawaşmıştır.
ama modern görünümlü askılı kıyafetli filan bazı kişiler gelip geçerken yazılarımı yırttılar, özellikle hz muhammed yazısını, yaw biz o yazının ismiyle de cismiyle de karşılaşmışız, ne yapmaya çalıştılar anlamadım. 3 kere filan yeniledim yazımı, vicdanlara sesleniş olsun diye bugün gene yırtmışlar ben de internette konuyla ilişkili yazmaya karar verdim.
bu kadar rahatsız olunacak bişey yok, çok kişi de olumsuz bakmadı yazılarıma, fuhuşçuları da üzecek bişey yoktu.
hz muhammed (sav) yazısından özellikle rahatsız olanlar oldu
neyse bu yazımı yazmama vesile oldular
bu bölümde hz. muhammed ve aksa ile ilgili rüyalarımı yazayım zamanla. zaten yıllardır bilinenleri herkes bilsin
bilsinler ki, haysiyetsizliklerde ısrar etmeleri nedeniyle sonları çok fazla hiroşimalar ve nagazakiler gibi kentler yaratmak olacaktır
gerçekten kendi inanç şehadetlerini yaşayanlara zarar veriliyor
sürecek..
Perşembe, Eylül 02, 2010
ev sorunlarına dair
tadilatı filan, az bir parayla hallederiz demişti bir arkadaş ama 3,5 bin ihtiyaç kredisi çektim, 500 kredi kartı puanı harcadım, önceden de 2 bin liramız vardı, hepsi gitti
büyük oranda evin işleri bitti, gene de yapılması gereken bazı işler var
ilk işe birlikte başladığımız mehmetali beyle banyo ve mutfağı tadilata hazırlamıştık, ben hafriyatta çalışmıştım, çuvallara doldurdum, o çuvalların atılması 220 liraya oldu
malzeme taşıması için 60 lira verdik, o arada su işleri vardı, gönül hanımın önerisiyle hacı beyin elemanları gelmişti
o sırada 2. gün apartmanda kavga ettik, bismillah dedik hemen, ilk gün gürültü oluyor dediler, oruçlularmış, bağırındılar ne zaman gelip çalışabileceğimizi sordum, sabahları saat 10 da çalışmaya başlamak için konuştuk, ama asansörleri kapatmışlar, biz akşam izkentteki eve giderken /annem, ben mehmetalibey/ annemin merdivenlerden inmasi sorunluydu.
ertesi gün gene kapatılmış, konuşmak için gittim, apartman yönetici yardımcısı kemal bey işçilerin asansörü kullanamayacağını yasak olduğunu söyledi. merdivenleri kullanacaklarmış. günah olduğunu ben öyle bişey söyleyemeyeceğimi söyledim, "utanırım böyle birşeyi söylemeye" dedim. "biz söyleyelim" diyorlardı, bir işçi arkadaş ta tanık oldu konuşmamıza, tartışıp bağırınmamıza. asansör niye yapılmış ki. limitine uygun kullanılmasıyla ilgili birşeyler deseler neyse.
işte insanlar çok halkçı, çok aydın, çok demokrat, çok inançlılar vs vs
birkaç gün sonra mehmet ali bey rahatsızlandı işi bırakmak zorunda kaldı. sıvaları yapmıştı, banyoda bir duvar eksik kalmıştı, boya badana için hacı beye sorduk, salih usta geldi, 350 liraya yaptı, fayanslar için yer seramikleri için usta bulundu 350 lira, ek çimento kum alındı 2 kere, malzemeler, gereken şeyler vs vs para gitti habire. koçtaştan aldık çok şeyi, fiyatları daha uygundu. gıda çarşısına bakmıştık fayans seramiklerin tanesi 10-12 en ucuzunun, koçtaştan 7-8-9 liraya filan olanlardan aldık.
aslında tadilatı tümden birilerine vermek daha iyiydi ama, 8,5 bin birileri de 5 bin istemişmiş, o sırada bilseydim koçtaşa verirdim onu da. çünkü işlerini çok zamanlı ve hemen yapıyorlar, uzatmıyorlar hiç. yarım çalışma yapmıyorlarmış. bütün alıyorlarmış. biz yarım yarım birilerini bulup iş yaptırmaya çalışınca çok para gitti. su tesisatı için 400 verdik, sonra ilave şeyler oldu.
kredi çekmek zorunda kalınca, odalardaki betonlar çok eskimişmiş, delikli melikli, laminant sorduk, koçtaştakini yarısı kredi kartına taksitle 750 filan verdik. evler tariş kooperatifleri olarak yapılmışmış diye duyduk sonradan.
çok sıcak oluyor diya pancur sorduk, salih ustanın önerdiği biri metin geldi, 1200 e yapacağını söyledi, arkadaşıyla çalışıyormuş dedi. malzeme almak için 500+500 peşin verdik,, ama evini taşıması nedeniyle parayı kullanmış ve bize gereken malzemeleri almak için para aradığını öğrendik. o sırada çok endişelenmiştim. herkes peşin para verilmesinin sakıncalarını anlatıyordu. salih usta da konuşarak halledildi. bugün büyük oranda bitmiş.
banyonun teknesi 70 e 70 ölçülmüştü önce, sonra 80 e 80 daha iyi olur dendi, koçtaştan şenol beyin girişimiyle değiştirildi
o sırada izkentteki evden taşındık. 25 çarşamba günü, köksal taşımacılıkla/ gönül hanımla bulduk onları da. 350 lira, banyo teknemiz yerleşmemişti, taşınıp son duşumuzu aldık annemle, son gelen elektrik faturamızı aldık, ağustos aidatımızı ödedik, geldik.
mutfakta bir dolap vardı, habire annemle onun yüzünden kavga ettik taşınıncaya dek. evi bakıp beğenirlerken o dolabi da beğenmişlermiş ve annem onun mutfak dolaplarından ayrı olduğunu söylememişmiş. sonradan yaptırmıştı. o nedenle evi satın alanlarla da annem telefonda tartışmışmış, bana söylenince ben de kızdım tabi. evi satarken söylemediği şeyi sonradan neye konu ediyor diye. şükran hanım da o dolabı kendisine satmamızı istemiş, taşındığımız gün bana da söyledi, ona da öyle söyledim. yeni satın aldığımız eve de uymuyordu zaten. annem sibelle zeliha ve şükranla vedalaştı. ben zelihanımla ve şükranhanımla hoşçakallaştım
evi satarken 1 ay ya da en kötü durumda 2 ay kalmak üzere anlaşmıştık, ev satın alınca kiracı filan sorunu olmazsa tadilatımızı en kısa zamanda yapıp taşınacağımızı söylemiştik. onlarında oğulları kiradaymışmış, kira parası ödemek istemiyorlardı. 22 temmuzda satmıştık, neyse o kadar tadilat sorununa karşın 25 ağustosta taşındık gene de
mutfak çok küçüktü, eşyaları yerleşik görelim diye dolapları yoktu. buzdolap kapısından girmemişti, sonra servisi gelip kapılarını söküp soktu
koçtaştan mini dolaplar vardı, montajıyla birlikte, lavabosu bangosu çeşmeleri vs 450 liraya oldu, onları taşındıktan sonra yaptırdık. sonra ben çok önce 2008 de kipadan aldığım ve süs oldu dediğim küçük elektrikli testeremle çekmece bölümünü çıkardım, bulaşık makinesini soktuk. birkaç raf gerekiyor gene de sonra halledeceğiz onu da
çamaşır makinesinin boşaltma borusunu takarken yanlışlık yapmışım, banyonun yan tarafındaki ışıklığa bakan odada kurulmuştu, odayı su basmış, görünce şok olduk
gitti canım laminantlar. sonra kuruladık servis filan çağırdık ama, neyse ki pek kötü bir durum olmamıştı gene de. hadi neyse.
kapıların 2 balkon, bir dış kapı kilit ve anahtar mekanizmaları değişti, zor çalışıyorlardı.
banyodaki lavabo çeşmesi kaçak yapıyordu, 2 kere ustalar geldi, sonra silikonla yapıştırıldı, olmazsa çeşme değişecek dendi, şimdi nasıl bilmiyorum
annem de o kadar çok ıvır zıvır biriktirmiş ki
bu çalışmalar sırasında ustalara yiyecek içecek bişeyler aldık tabi
taşınırken ve sonra 2 kere saadet geldi anneme yardım için, temizlik filan 50+50
taşınmadan önce 23 liralık elektrik gelmişmiş, nereye koyduk bilmiyorum, artık elektriğiniz kapanacak yazısıyla ödeyelim dedik. isim ve numara bilmiyoruz.
apartmanın tepesindeki bacaları kırıyorlardı, yenilenecekmiş, evlere dokunulmayacakmış dediler, ama bilmiyorum artık sonra birşey yaparlarmı.
hazırlıklı olmak gerekli, işçilere asansör kullandıran birine birşeyler hazırlanıyor olabilir gene de. ne kadar kötü şeyler düşündürüyorlar bana.
uydu anten bağlantısı için bir usta geldi
apartman görevlisi yönetici osman beye soruyoruz bazı şeyleri
apartmanın biraz ötesindeki yolda mhp binası varmış, gelip geçtikçe biriki molotof atılacak yer işte. ben içimden geçiriyorum ya bunu, allah gerçekten faşistlere molotof atanlara, onlarla mücadele edenlere ruh dostluğunu gösteriyor. sebebi kesinlikle benim bu düşüncelerimi gerçekleştirdikleri içindir.
bornovadaki evle ilgili aklıma geldikçe sonra yazarım, sonra fotolarını çektikçe picasa sayfasına koyarım. 67 m2 mutfak ve banyosu küçük bir yer
.......
kuşadasındaki evle ilgili sorunlar biraz yazmıştım zaten, aslında tarihsel etkisiyle güzel bir yer ancak, farklı bir kültürün ürünleri olarak kabul edildiği için hor kullanılmış, yıkılıp gitmesinden çok memnun olacak var. yandaki eski köy camisinin orda murat dede yatırı varmış dediler, benim rüyamda gördüğüm bir eren olabilir. evi ilk satın almaya kalktığımda görmüştüm. ev sonra müze oluyordu, bir ucu hiç görünmüyordu, çok uzaklara gidiyordu. evi alamayınca yalan rüyaymış demiştim,
bir de benim manevi olarak karşılaştığım ve rüyamda nurlarıyla gördüğüm hıristiyanlar var. tapınak şövalyeleriyle bağlantılı olabilirler. sanırım karşıdaki kiliseden. bahçesinde hayvanlara bakıyorlar, çok sinek filan oluyor. tuhaf tuhaf ısırıyorlar, izleri lekeleri kalıyor sonra.
kedilerle ilgili sorunlar yaşatılıyor, ve bunları yapanların bilinçsiz ve farkına varmadan yaptıklarına inanmıyorum. bu çevredeki bana bildirilen maneviyatı uzaklaştırmak hatta yoketmek amaçlı çalışmalar olduğunu gözlemliyorum. nereye göndermek, neden yoketmek istendiğini anlamıyorum
benden o nedenle de rahatsız olunduğu ortada sanırım.
arabamla ilgili sorunlar yapılıyor. italyanlardan da rahatsız olanlar var gibi. arada arabamın satılmasıyla ilgili bişeyler imalar söyleniyor.
arabamı evin sokağının girişine koyabiliyorum. en uygun yer orası. sokak yarım çıkmaz, araba geçemiyor, küçük araçlar geçiyor. arabamı yan sokağa filan koyuyordum, benim eski mahalleden komşumun dışarda olan su saatini patlatmış birisi. benim arabam yüzünden geçemiyorlarmış diye. çarpan da küçük bir araç. bir kere ambulans gelmiş benim arabamdan geçememişmiş filan, geçecekleri yer de 2-3 ev arası. o nedenle yan sokağa bırakamıyorum.kendi evimin olduğu giriş en uygun yer.
sokağın girişinde bir dükkan var, sahibi mustafaymış, aile hissedarları varmış, 4-5 kişi eve tadilat yapıyorlardı. mecburen araba koyarken konuşmak zorunda kaldık. soner isimli olan arabasını gündüz bizim sokağa koyuyordu ben yan tarafa koyuyordum. onun arabası daha küçük olduğu halde. geceleri evine gittiği halde, bir akşam konuştum. bana arabamı koyup, çıkamazsam filan dükkana gelip seslenmemi söyledi, 3-4 tane motorsikletleri oluyor. ben mecburen arabamı koynak için seslendiriliyordum. soner görünmüyor şimdi
diğerleri geçen izmirden geldiğimde kum koymuşlarmış sormuştum, geçebileceğimi söyledilerdi. kumu da sokağa baya yaygın koymuşlardı. sonra zaten hörü hanımlara kömür gelince traktör de ezmişti kumlarını. sonra izmire gitmiştim
dün geldiğimde bozuk yapıyorlardı. bugün köpekle ilgili dilekçe verip geldiğimde benim evin önünde genç bir kız ve erkek, biz komşularla köpek konusu edince, genç erkek o köşedekilerin 2 tane köpekleri olduğunu ısrarla söyledi. daha önce kedilerle ilgili konuşma olduğundan söylemeleri gerektiğini düşündüm. komşuları şikayet etmiş olma üzüntüsüyle sormaya gittim, en azından kendim konuşabilirdim. orada çalışanlardan yanında çocuğu olan birisi bir ters bir ters, abuk sabuk konuşuyor. ben belamıymışım neymişim, arabamı da evimin önüne alsaymışım, onların motorlarını engelliyormuşum, arabamı otoparka bıraksaymışım diyordu bir kadın. arabamı çıkarken onlara seslenmem gerekecekti gene. kedilerime laf etti, ben de kendi çocuğuna zarar verilmesini kabul edecekmi diye sordum, bu şekilde yaparlarsa polis çağırmak zorunda kalacaktık. neye gidip onlara soruyormuşum. arabamı geçebileceğim şekilde motorlarını koyarlarsa kendilerine bir şey sormazdım zaten, daha önce sonerle konuşurken söylemiştim, bu nedenle muhatap olmak istemediğimi, bana hiç sorun olmayacağını söylemişlerdi, hatta o sırada komşu biriki bayanla tadilat yaptıkları mutfaklarını göstermişlerdi ısrarla bakın bakın diye. arabamın önüne motorlarını koyuyorlar, ben çıkmak için onlara seslenmek zorunda kalıyorum, ya da koca araba konulacak yere motorlarını koyuyorlar ben girebilmek için onlara seslenmek zorunda kalıyorum, yan sokağa motorlarını koyabilirler, araba kadar yer kaplamıyor. sokağın başında öyle sorun yapıyorlar ya bakalım.
sonradan gittim, mustafa bey diye seslendim konuşacaktım, muhatap olmamak için arabamın giriş çıkışını engellemeyecek çekilde motorlarını koymaları için. yoklarmış başka biri çıktı pencereye, ona söyledim. arkadaşlarının ne kadar kaba konuştuğunu da, neden köpekleri varmı diye sormuşum diye bozulmuşlar sözde. ben öyle söylendiğini şikayet ettiğim için üzüldüğümden konuşmak için sorduğumu söyledim ve birşeyler soruyor durumuna düşmemek için de başka araba koyacak yerim olmadığı için arabamı koyduğum yere giriş çıkışımı engellemeyecek şekilde araçlarını koymalarını söyledim. onlara söyleyeceğini söyledi.
önümüzdeki günlerde bu konuda tavırları netleşince trafiğe gidip sokağın kullanımıyla ilgili dilekçe vermek durumunda kalabilirim ya da bana karşı kasti davranışlar nedeniyle savcılığa emniyete dilekçe verebilirim.
kedilerle ilgili ve arabamla ilgili bana bencil olduğumu söylüyorlar. kendi hayvanlarına çocuklarına zarar verilirse nasıl davranacaklarını söylemiyorlar hiç. başka uygun yer olmadığı halde araba park edilecek yere motorsikletlerini park etmeyi çok uygun buluyorlar.
faşist ideoloji bu kadar insanların beynine işlemiş işte.
kedilerle ilgili hazreti muhammed sav den hadisler vardır. sırtları yere gelmesin diye sıvazlamış ve bir kedi yanında otururken onu kaldırmamak için mintanının eteğini kesmiş. hz muhammede inandıklarını söylüyorlar ama onun hadisine sırt çeviriyorlar
yani sokakta rahatsız olanlar açığa çıkıyor bir bir.
üniversitede boşuna mı bulunduk, bunların stajını yapmıştık, kırmızı halı sereceklerini beklemedik kimsenin zaten, sokağın yolları da kazılmış bir şekilde duruyor hala, daha da kalır böyle
......
kedilere dair
annem yaşadığı sürece belki mecburiyetten
hayatın her alanında saldırıya uğradık, hem de hiç hakları olmadığı halde
kuşadasında aldığım eski köy evinde resim çalışıp kedilerle bir yaşam sürmeyi düşündüm.
birileri çok rahatsız oldular
daha önce de varlığımızdan rahatsız olanların devamı niteliğinde şeyler
yaşamımıza sorun yaratmak, toplumla bağlarımızı koparmak, yalnız bırakmak, kendi iktidarlarına esir etmek, haddimizi 'sürekli devrim' gibi bildirmek, vs vs
onlara çalışan adam da çok yani
herkes o kadar düşük hallerde ki, küçük çıkarlar için herşeyi yapar hale getirilmişler
çalışıyorlar
evin tamir gereken çok sorunu olmasına karşın güzel kendi halinde bir yer,
bahçesi yok, giriş kapısının yanındaki küçük çıkmayı 5-6 konserve ve plastik kova saksısıyla değerlendirmeye çalıştım, kedilere de orda yemek veriyorum
bazı yavru kediler alıştı, ama yok ediliyorlar
geceleri başıboş saldırgan köpekler bırakılıyor. kurt köpeği cinsi ve sırtları siyah karınları kahverengi kuyrukları kesik birkaç köpek, zaman zaman görülüyorlar.
geçen haftalarda kapımın penceremin önüne köpeklerini pislettiriyorlardı
sabahları erken saatlerde köpek gezdirenlerin komutları duyuluyordu,
yazılar yazıp yapıştırdım, köpeklerinin pisliklerini temizlemeleri, yoksa belediye barınağına bırakmaları, köpeklerini pislikleriyle sewmeleri için
sinirlenip yazılarımı yırtmışlar, köpeklerine sahip çıksınlar
bu arada benim kapımdaki kedi yavruları kaybolup gidiyordu habire
dün akşam 1.9.2010- 10.30 gibi gece başıboş bırakılan kurt köpeklerinden biri koşarak kapıdaki kedilere geliyordu, ben de çıktım, hoşt moşt derken kendimizi içeri zor attık, köpek kaçtı gitti
155i aradım, başıboş köpek saldırısı diye, 153 zabıtaya bildirmem söylendi
aradım, kayıt aldıklarını söylediler.
sabah hatırlatmamı, geceleri nöbet oluyormuş
sabah aradım, kuşadasındaki evin elektrik su faturaları vardı, izkentte sattığımız evin elektrik faturası vardı, onları ödemek için belediyeye gittim ve zabıtaya uğradım. sahipli köpek olunca birşey yapamadıklarını söylüyorlardı, yaşamımıza saldırının da polisle konuşulacağını söylediler, bana köpeklerin sahiplerini sordular, bilmiyorum ki, yanında köpekleri olanlarla konuşuyorum zaten, geçen bir genç çocuk geçiyordu zeyna adında bir dobermanıyla, onla konuşmuştum kedilere çevreye zarar vermeden hayvan sewgisini yaşaması için, benim sorunum sahipli olduğu halde başıboş bırakılan ve kedilere saldırtılan köpeklerle ilgili. danışmadaki zabıta memuruyla konuştuk biraz. belediye başkanlığına dilekçe yazmamı söylediler. 2 denemeden sonra 2 sayfalık bir dilekçe yazdım, facebook da yayınladım. bu konuyla ilgili picasa da da albüm oluşturacağım.
çevrede yaşayanlardan duyuyorum kedileri parçalattıran köpek sahipleriyle ilgili birşeyler, kimse isim vermek istemiyor. çevrede kötü bir baskı yaratmışlar, zaten halk ekonomik olarak düşük gelir düzeyinde.
vicdanlar susturulmuş, uyuşturulmuş, duyarsızlaştırılmış
gelip geçenlerin bazılarının konuşmalarını, söyledikleri isimleri de benden başka duyanlar oluyordur herhalde.
kapımın önüne elektrik direği yeri koymuşlardı, hala direği yok, sokakta aydınlatma da yok
hırsızlara dikkat diyorlar bazıları
saldırgan köpek sahiplerinin işbirlikçilerinden mi bahsediyorlar bilmem artık
.......
bakalım burada neler hazırlanmış, yavaş yavaş açığa çıkacaktır
Çarşamba, Ağustos 04, 2010
ev aldık, ev sattık ev aldık, hikayesi
albümlerimi de kontrol edemedim, herhangi bir karıştırma varmı bilmiyorum
ev alma hikayelerimiz,
kaç yıldır kuşadasında eski evlerden bakınıyorduk, fiyatları daha uygun oluyor, sit kapsamında ve küçük olduklarından, 1 buçuk yılı geçmişti ayyıldız yayınları sahibi bektaş dedenin evini alıyorduk, ama bankadan dönmüştük o sıra
ben artık izmire dönecektim, ev alamayınca
kaldığım yerde bazı sorunlarım vardı, birisi ve en önemlisi kedilerime sorun çıkarıyorlardı
sonra anlatırım diğerlerini de
son bakınırken bektaş dedenin evini yayın borcu karşılığı alanlar sanırım satmaya kalkmışlar
soruştururken 6-7 bin fazlaya aldık, (önceden 30 bin civarındaydı) bize ilk masarafı herşeyi içinde 37,5 du ama çok fazla kullanılmamış bir ev olduğu için yapılması gereken çok şey var, bazı tesisat sorunları var, yavaş yavaş yapacağız.
annemle ikimizin birikmiş bütün paramızla aldık, emekli paraları vs.
eski zamanlardan izler olan bir sokakta, 1800 lerde restore edilmiş çok güzel bir kilise binası ve duvarları var. ama çok kötü durumda bakımsız, birileri orayı ve bahçeyi kullanıyor, hayvanlara filan bakıyorlar orda. gene de çok güzel bir etkisi var
eve hemen eşyalarımı taşıdım. bir kamyonet eşyam vardı
o arada, yıllardır izkentteki evi satmak istiyorduk, alıcılar oluyordu ama birşeyler engelliyordu.
o evi 65 bine sattık, 22 temmuzdu sanırım
ev bakındık annem için bornovadan
onun geçen yıl 3. katına (90 bindi o) baktığı yerin 5. katında küçük 67 m2 gibi bir ev daha satılıyormuş o oldu, herşeyi dahil 95 bine geldi bize
35 bin fortisbank dan kredi çektim, 492 bin her ay ödeyeceğiz 10 yıl
ödeyemezsek ev fortisin olacak
işlemleri daha uzun ve yorucuydu bu evin. cuma tapu işlemleri bitmedi, pazartesine kaldı
halloldu, fortisteki işlemler bittiğinde saat 7 ye geliyordu
fortiste beklerken evi satan ihsan hanımla konuştuk biraz, kızıyla damadına torunlarına ev alsınlar diye satmış o da. çocuklara birer oda olsun istemişler. kocası 12 eylül de çamdibi son durak dedi sanırım çatışmada öldürülmüş, polismiş, ateş düştüğü yeri yakmış
iki kızıyla yaşamış
o dönemin çok insana çok acı çektirdiği, bizlerin de hala çok işkenceler gördüğümüzü söyledim. herşey silah tacirlerinin istemleri doğrultusunda gelişiyordu, bazı kişilerin eşleri çocukları ölmüş o sistemin çok umurunda olmuyordu zaten
bizim denizlide bir komşumuz vardı, hasan piriz in oğlu, arkadaşım nilsen'in abisi adını unuttum, büyük kızının adı serap dı/ ben resim yaparken modellik yapmıştı birkaç kere/, iki kızları vardı
pol-der liydi, ve 38 yaşında emekli olmak zorunda kalmıştı, çünkü 12 eylül zamanlarında göreve giderken iş arkadaşları faşist polisler yanlarına başka silahlar /yakalananlardan filan/ alıp birkaç kere ona suikast yapmışlarmış, zor kurtulup hastalık, tayin emeklilik vs bişeyler yapmışmış sanırım
ben ihsan hanımla konuşurken onları anımsadım. her ne hikmetse
o dönemleri, oraları/ çamdibi civarlarını bilen devrimci arkadaşlar o olayı anımsıyormusunuz nasıl birşeydi, gerçekten bir çatışmamıydı? yoksa nilsenin abisine yapılmaya çalışılan türden bir olay olabilirmiydi, benim kafama takıldı, konuyla ilgili süreç içersinde bana bilgi ulaştırılırsa sewinirim
çünkü ben bilmeden bir 12 eylülle bağlantılı, bir karşılaşma yaşadım
manevi olarak bana yansıyan, gerçekten halkların bir 12 eylül hesaplaşması başlamış
çok insanın yaşamıyla, geleceğiyle oynayanlara karşı bir hesaplaşma süreci bu
herşeyin açığa çıkması ve tartışılması demokratikleşme açısından gerekli
neyse, bunlar yazılacak gene
evde 2 üniversite öğrencisi varmış kirada, bekir ve taner isimli,
biz evi satın almadan önce annem, emlakçılar odası yönetiminden gönül hanım ve evi satan ayyüce emlaktan erdal beyle eve gitmiştik, bir öğrenci evdeydi, onla konuşmuştuk; evi annemin oturması için alıyor olduğumuzu ve sattığımız evi alanlarında kiradan çıkacaklarını o nedenle evi boşaltmalarını isteyeceğimizi
erdal bey "ev çok 3 günde taşırız" diyordu hep
genç de zorluk çıkarmayacaklarını, ayın 6-7 si gibi evi taşımaya çalışacaklarını söylemişti
arkadaşıyla da konuşacaktı, biz de bir badana yaptırıp, 11 inde ramazan başlamadan annemi taşıyacaktık
evi satın aldıktan sonra erdal beyle telefonla görüştük ki, evleri beğenmemişler, bizden emlakçı parası istiyorlarmış, garibanlarmış; ben gariban öğrenciyi bilirim dedim, yemeklerini yedim yemek yedirdim, evkalarda gecekondularda 6-7 kişi birlikte kalırlar, birbirlerinin çamaşırlarına çoraplarına gömleklerine varıncaya kadar giyerler, okulda da bunların konusu olur.
bornova merkezde 2 öğrenci kalıyorsa, buldukları evi beğenmiyorlarsa, gerçekten öğrenciler mi diye de düşündürürler
hakları varmı böyle birşeye dedim, ayıp, anaları mı yokmuş babaları mı, işkence de ölen babaları mı varmış; kimsenin namusuyla onuruyla oynamayan, haram yememiş mukadder hocadan evini boşaltmak için para talep ediyorlar, bir planın parçalarımı acaba diye düşündürdüler beni, staj yapıyorlarmış, iş yaşamına başlayacaklar belki de; kendileri için ve çalışacakları işyeri için bir referans yaptıkları, yaşam referansı yapıyorlar ya da yaptırılıyorlar.
ihsan hanım onlardan depozit parası almışmış, konuştuk, evden çıkarlarken vereceklerdi depozit paralarını, ben talep etmedim, gençlere verilsin emlakçı parası yapsınlar, ama parayı alıp çıkmamazlık yapmamaları için hemen verilmesin, ev tutarlarsa verilsin
yani bekliyoruz ne yapacaklar bakalım, akşama konuşulacaktı
avukatım kamil ile konuştum, tebligat çekmeyi düşünüyorum
ev hikayelerimizle ilgili ayrıntıları sonra yazacağım
gençler ev arıyorlarmış, paraları yokmuş, birinin anne babası çiftçiymiş, savcı akrabaları varmış ona danışıyorlarmış, biraz ipe un seriyor gibiler
yani topraklarının olması bile iyi, hiç olmazsa gündelikçi tarla işçisi değiller
pazartesi filan görüşeceğiz inşallah
benim başka kaynaklardan aldığım haberlere göre;
evden çıkmak için; italyada tutuklanan nizamettin toguçun serbest bırakılmasını, kapatılan roj tv stüdyolarının açılmasını ve el konulan mallarının paralarının roj tv yöneticilerine iadesini, tutuklananların serbest bırakılmasını istiyorlarmış
avrupalı dostlarımızın dikkatine ve ilgisine sunarım
ve hatta pkk nin terör örgütü listesinden çıkarılarak abdullah öcalan ın serbest bırakılması konusunu da gündeme getirmeyi düşünüyorlarmış.
bakalım ne yapacağız
ayyüce emlaktan ishak ve erdal beylerin gayretiyle sanırım gençler taşınacaklar, önümüzdeki hafta içinde taşınacakları bir evin bulunduğunu söylendi. umarım doğrudur, biz de bir badana yaptırıp annemi taşıyacağız
evden çıkmışlar, anahtarı da bize evin satışını yapan erdal beye ya da ishak beye değil de, sanırım onların daha önce ortak oldukları halil beye bırakmışlar, annem gidip ondan almış artık anahtarı. perşembe sabahı. ben erdal beyi arayıp konuşmuştum. sonra evin boya badana ve bazı tadilat işleriyle ilgili birilerinden fiyat almış annem. en ucuzu 5 milyondan başlamış. 8,5 a çıkmış. tabi bizi aşıyor. komşumuz mehmet ali beyle yapacağız artık. arkadaşım da olan nezahatın eşi. malzemeleri alacağız. o bize işçiliğini yapacak. daha uygun bir fiyat olacak o zaman. umarım hallederiz. annem biraz temiz bir eve girer artık. ve bazı şeyleri da zamanla koşullar uyduğunda taksitle filan yaptırır. eskiden laminant mı varmış.