Pazar, Şubat 27, 2011

değirmen sokak civarında kaçak yapılanma üzerine

birileri sit alanı dışında kullanım yapmış, ve tanıdıkları adamları olan belediye başkanlarınca hernasılsa onaylatmışlar buralardaki durumu.
bazı kapılar sonradan açılmış. normal mimaride yok. benim evin bahçesinin olmayışı da ilginç geliyor bana. normalde eski evlerin hepsinde küçük bir bahçe var.
yandaki evlerden, hacı hörün kiracısının oturduğu ev sonradan oluşturulmuş. bizim bahçe hakkımızı gaspetmiş olabilirlermi bunlar.
sokağın girişindeki evin kapısı da sonradan açılmış. asıl kapıları önde, bir de yandan açmışlar.
yani mimarilerde birileri bazı şeyler yapmışlar.
bunların anıtlar yüksek kurulundan filan eski tapularının incelenmesi gerekmez mi.
belediye eski evleri düzene sokacakmış deniyor ya.
sonradan yapılan kaçakları mı yasallaştıracaklar bu arada yoksa ciddi sit alanı çalışması mı olacak.
benden habire rahatsız olanlar, bunlar yüzünden olabilir mi acaba.
bahçemizi gaspedip, yıllarca kirayla haksız kazanç yapılmış olabilir mi
bazı belediye çalışanları da bunlara göz yummuş olabilir mi
ilginç
bakalım bir soruşturalım, kimler ilgilenecek bu sorunla, nasıl yanıt verilecek
belgelerle tahrifat olmuş mu, yoksa başka birşeyler mi var

senei 2011 geçisindeki 27.subatısında civar söylemleri

neler olmus,
başlık aynı kaptanın seyir defteri gibi oldu.
herkes kendi yasamının defterini tutuyor aslında. tutulan, kaydedilen, görünen, gösterilen, bilerek bilmeyerek geçirilenlerin hafıza kartlarındaki kayıtları
bu kayıtların değeri ne olabilir ki, çoğunu taşıyanlar bile unutuyor, unutturuluyor
öbür alem/ alemler diye bir yer var işte; orada, burada gösterilen performanslarla yer ediniliyor.
herkesin yapıp yaptırdığı da kendi elçilerinin/ alemler şehadetinde bulunulan yerde bulunma güçleriyle ilgili bişey. bu konu sanki bilinmeyen bişeymiş gibi yaklaşılıyor ama, aslında çok iyi biliyorlar. einstein, şeytanı tanrının olmadığı yer gibi tanımlamıştı sanırım. çok doğru.
işte peygamberlerinin/ elçilerinin dünya şehadetini bozanlar da, aslında onların gücünün dünya da görünümünü engellemeye çalışıyorlar. bazıları bilerek yapıyor bunu, bazıları bilmeden.
tabi burada onların adını kullanılarak yapılan adilikleri başka türlü sürdüremezler.
işte herkes kendi defterinin meleği ya da şeytanı oluyorken
biz de kağıtlarla, tuşlarla, sayfaların öne arkaya gidişleriyle uğraşıyoruz bazen. tanrımızla olan şehadetimiz açısından da yaşanılanlardan bizim hafıza kartımıza düşenleri paylaşıma koyuyoruz.
ondan bu seyir defterinin kayıtları, başka nedeni yok
26.2.2011//dün// izmire gittim geldim. sabah ezandan önce kalkmıştım, uyumadım artık, 7 gibi yola düşüp/ gölgenin yola düşüşü gibiydi/ 8.30 da ordaydım. annem yeni kalktı, evden çıkarken sular kesikti. orda annem farmville oynarken duş aldım, o da duş aldı ve bişeyler atıştırıp kipaya gittik. arabamı köpükle yıkadım gene. bir ara içinin de yıkanması gerekli, tekerlerinin havalarını ayarladık. annemin maaşıyla ilgili hesaplamalarımız yaptık bir yandan. alışveriş yaptık. piza yedik. ben çay da içtim. geçen gidişimizde makinaları bozuktu, piza yiyememiştik. alışveriş yapınca bazen birşeyler yiyoruz orda. geçen gidişimizde/ 15-20 gün oldu/ orada görüp çalışanlarla konuştuğum arka ayağına çarpılmış köpeği sordum. bilmiyordu garaj görevlisi, ilgilenilmiştir dedi. ben, o köpeciği görünce gidip, belediye veterinerini aramalarını istemiştim de. çok tatlı masum bir köpecikti. yavrulu gibiydi duruşu. insanların doğaya duyarsızlığı çok kötü gerçekten. hayvan sahiplerinin çoğu da/ özellikle köpek sahiplerinin çoğu, hayvanları kendi sapık anlayışları için kullanıyorlar. bütün hayvanları kullanıyor bu zihniyet ama köpekler hertürlü kullanıma daha açıklar. sahibi iyiyse iyi özellikler gösteriyorlar, kötüyse kötü. diğer hayvanlarda özellikle kedilerde bu olmuyor pek. o garajdaki yaralı köpecik gerçekten çok masum görünüşlüydü. umarım gerçekten birileri ilgilenmiştir. bir bayan daha ben görevlileri ararken köpecikle ilgileniyordu.
yeni aldığım kodak fotoğraf makinamla ilgili sordum orada da. canon kullanmıştım daha önce. sanyo, geçen hafta sanyo bozuldu. garantisi 1 yıl daha var diye kuşadası kipaya gittim. kipadan alındığı için. kötü kullanım göründüğü için garanti kapsamında olmayabilir dediler. seri numarası silinmiş kullanırken. kutuyu da bulamadım. soracaklardı firmaya. uygun fiyatlılardan makina baktım. 169 lira kodak c143 önerdiler. oradaki elemana fotoğraflarımın üzerinde tarih ve saatin görünmesini istediğimi söyledim. hepsinde aynı özellik olduğunu söyledi. aldık. programda yerleştiremedim. ertesi gün götürdüm, baktı bir eleman daha. sonra gene yerleşmedi. kodakla online /amlia m. ile görüştüm/ destek aradım tam gerçekleşmedi. mail gönderdim. karşıyakadaki reyon görevlileri bu makinanın öyle özelliği olmadığını söylediler. biriki makina varmış öyle. tarih kayıtlarının fotoğrafın kalitesini de düşürdüğünü söylediler. benim de nerede hangi saatte hangi fotoları çektiğim önemli. belli birileri rahatsız oldu. o reyon görevlisini de kullandılar. biriki makinada görülen bir özelliği bana kakaladılar yani. başka makina önerilebilirdi. bubün sabah kipa internet sayfasına mail için uğraştım, zor da olsa teknik servise mailimin yollandığı mesajını aldım. destek ve cihazı iade etmek istediğimi yazdım. bakalım. yarına haber gelecekmi.
evde biraz takıldık, annemin çiftliğinde köpeği vardı, 14 gün mamayla beslendi. hergün annem telefon ediyordu köpeğini beslemem için. büyüdü şimdi kemikle beslenecekmiş. sonra ben su aldım, annemi ablamlara giden yolda bıraktım, kuşadasına döndüm. eşyalarımı bırakıp kadınlar denizine bir bakındım.
bizim evin yan tarafındaki eski ev geçen gün yıkılmaya başladı. 23ü akşamı sanırım. güler hanıma sarma dolma tabağını götürmüştüm yaptığım böreklerden koyup. sokağın karşı başındalar. biraz oturup dönerken arabama baktım. duvarın yanından geçerken çıtır çıtır sesler gelmeye başladı. baktım. yukarda bir yarık oluştu. kenara doğru çekilip izlemeye başladım. yarıkdan biriki taş dökülüp, birden patır patır duvarın köşesi dökülmeye başlandı. zabıtayı aradım, ev sahiplerinin torunlarından yaşarın telefonu vardı onu aradım, sokağa çıkanlar oldu. biraz sonra ekipler geldi, iki polisle birlikte. zeki adında biri ilgileniyormuş sanırım. karanlıkta duvara dokunmaya kalktılar. ışıldağı getirdim. koca koca taşlar dökülmüş yerlere.
ertesi gün sibel hanım ve başkaları keşif yaptılar. işçilerden gelenler oldu. ev sahiplerinden gelip gidenler oldu. bir kız torun geldi, çok hüzünlüydü. anneannesi, annesi, onun çocukluğu orada geçmişmiş. söylediklerine göre 150-300 yıldır orada mesken varmış. yenilenerek kullanılmışmış son sahipleri ölünce de ilgilenen olmamış hiç. eski yapıların duvarları çok kalın en dar yerleri 50 cm kadar, alt duvarların kalınlığı 70 cm civarında, bazı yerleri daha kalın. ondan depremlere filan dayanıklıkları. ama çatlaklar oluşunca, sular yağmurlar girdikçe, harçları da yenilenmeyince dökülmeler şeklinde yıkılıyorlar. ertesi gün işçiler koruma bandı çektiler. benim evin köşesine doğru şişkinlik yapmış bir yer daha var. cuma günü kepçe gelecekti, duvarı yıkmak için. sit alanı olduğu için özel karar gerekiyormuş sanırım. ben de benim evin duvarında bir sorun yapmasınlar diye, bakınıyorum tabiiki. bazı kişiler evlerin yıkılmasını istiyor gibiler. yapılan bazı şeylerde görünüyor bu tür şeyler. ondan bir zarar görmek de istemiyorum.
izmire ondan 1 gün için gittim geldim. herhangi birşey olurmu diye. kepçe gerekirmi diye. belediyeden bir çok konuşma yaptık kim sorumlu diye, imardan serkan bey dediler, o da kaçak yapılara baktığını söyledi. ilgilenen o değilmiş. hacı hörü hanımın kiraya verdiği ev imar kaçağı olabilirmi acaba. bu çevredeki yerlerin anıtlar yapı kurulundan incelenmesi gerekli aslında. bazı kapılar sonradan açılmış sokakta, ve belediye numara vermiş onlara. normalde sit alanlarında bu tür şeyler böyle kolay yapılamaz. ama uydurup yapmışlar birileri. evlerin düzenleneceğini boyanacağını söylüyorlar ama, bu tür araştırmaları daha yaptıkları yok.
sonra bir yerlerden zeki ve ferhat beylerin telefonları verildi. zeki bey pazartesi bakacaklarını söyledi.
-yoruldum, seyir defteri, sen bekle biraz,
geçen mahalledeki üzeyirlere polis baskınlarını/ narkotik dedilerdi/ hacı hör e yakışan kiracılarına gelip giden erkekleri, benim evimin çevresinde görünmeye çalışan birilerini, arabamı koyduğum yerle ilgili olarak, hacı hörün osmanıyla köşedekilere gelen şahin adındaki kişilerin sataşmalarını, karakola bildirdiğimi vs vs sonra yazayım artık.

Pazartesi, Şubat 21, 2011

mahallede arama var/dı

öğleden sonra geldiğimde yolda polisler vardı, sivil, arabalar yolu kapatmıştı. ben ne oluyor böyle hep yolu kapatıyorlar derken, belediye başkanının kiracısı üzeyir beyler civarında olduğunu öğrendim. benim ev karşıdan görüyor onları, arada dut ağacı var. geçen hafta da yukarıda nazmiyenin orda biriki eve baskın olmuş. narkotik filan diyorlar ama ergenekonla ilişkili bişeyler de olabilir. gece bir ara çatıdan bakınırken karşıdan çatılarda el fenerli birilerinin dolaştığını gördüm. hala arama türü bişeyler mi var, yoksa ev sahipleri mi bakınıyordu anlaşılmıyordu.
bu arada benim arabam nedeniyle sataşanlar da arazideler. sokakta bazılarının beti benzi atıktı da arabamı görmeye fırsatları olmadı sanırım. benim belediyeye bizlerin ve geçici araç trafiğiyle ilgili trafik düzenlemesiyle ilgili dilekçe yazdığımı söylemiştim zaten. geçen gün de sataşma olunca karakola gidip söylemiştim. siz muhatap olmayın, problemi olan vatandaş gelip karakola bildirsin demişlerdi. 5-10 gündür hacı hör hanımla kiracısından da pek ses çıkmıyor. dut ağacı konusu olmuştu en son. millet ebümüslüm kesiliyor işine gelince ama, yıllardır, hem sol camiadan hem de devletin çeşitli kademelerinden kendi çarklarından olmayan çok fazla kişiyi intihar, kaza vs adı altında öldürdüler. bazılarının da yaşamını tüketmek için uğraştılar. belki yaşadığımız coğrafya daha güzel ve nitelikli olabilecekti..

sewen sleepers/ 7 uyuyanlar

bugün arkadaşım bayan nora ile gittik, picasaya fotolarımı koydum. yeni fotoğraf makinamı da denedik böylece.