Perşembe, Aralık 04, 2014

"bugüne kadar boşuna yaşamışım"

üniversitede bir ara fıkra anlatma furyası vardı, her yerde olmuştur benzer durumlar sanırım; hocalar bile anlatıyordu bazen, bir gün kadir hocayla dekanlığa doğru giderken başladı anlatmaya "diyelim ki ahmetle mehmet adında çok sıkı /kanka iki arkadaş varmışmış, yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş, hovardalığın her türlüsünü de beraber yaparlarmışmış; çok ilişkiler yaşamışlar ve artık hiç bir zevk almaz olmuşlar; ve birbirleriyle ilişki denemeye karar vermişler; ahmet ya da mehmet diğerinin arkasından başlamış şeye ve sonunda diğeri ahmet ya da mehmet başlamış hüngür hüngür ağlamaya, beriki üzülmüş can arkadaşını üzecek ne yaptı diye, "ya dur demiş ağlama, sen de beni yapacaksın; diğeri ahmet ya da mehmet, "yok yok demiş "bugüne kadar boşuna yaşamışım ona ağlıyorum

şimdi nereden nereye de, ben de kediler için aynısını düşünüyorum..
önceden hep bir iki kedim oldu, şöyle böyle sokakta da arada yiyecek verdiğimiz olmuştu;
ama, bu sit bölgesinde sokakta kediler var, şimdilerde otuz kadar varlar, ev de de 10 kadar
wallahi bugüne kadar boşuna yaşamışım"

Perşembe, Ekim 02, 2014

'zaten burda benden başka herkesin savcı polis tanıdığı var

onunki öz amcasıymış, komisermiş, başkomiser tevfik"
bahar kimyongürün' daha genç, daha kısa bir modeli sanki" konuşan, otopark civarındaki bazı genç kadınlarla gelip gidiyorlar, 1 ayı geçti sokağa müdavimliklerinin, bir kaç kere ilerlemiş akşam saatlerinde 10-15 kişilik guruplarla geçtikleri oldu, birisi arkadan bağladığı uzun düz saçlarıyla büyük uzun yol motosikletliydi, köşedeki lambadan uzak gölgeleri seçiliyordu
çevreye çiş miş yaparak dolaşıyorlar bazen, uyuşturucu namlılarıyla konuşuyorlar, hasan ferit gediğe benzeyene çişlettirdikleri çevreye göstere göstere çişlemeye kalktıkları için, amca tevfikin, başkomiser, yalnızca ahlakla ilgili bir bölümde görevli olmadığı düşündürülüyor
benim kapımın önüne oturmasınlar diye, tavadaki yağları döktüm, köpeğin kapısında bekliyorlar, sahipleri övenler, evlerinin yandaki virane nedeniyle yıkım tehdidi var diye başka yerlerden ev alıp gidince, rotviller galiba köpecik sfenks gibi oralarda bekliyor, eski virane bir yerde, pencerelerde ve bahçede tel yok, arada birileri gelip bişeyler verip gidiyor, karşıdaki apartmandan bazen çocuklar yiyecekler atıp kedileri onun bahçeye düşürme yarışı yapıyor sanırım, bazen kedileri parçalıyormuş, bazen sesler duyuluyor, öbür yanında alkatraz kuşçusu gibi güvercinciler var, yıkım tehdidi olan evin alt katında gizlice sanırım kalıyorlar, geçenlerde ing kargocu geldi telefonla çağırınca kapılarını açıyorlar; yoksulluk işte garibanlar, çocukları da var, belki onlar da bahçeden yiyecek atıyordur
dün ben balıklarımı indirirken, benle konuşmaya kalktı bahara benzeyen, rahatsız edip etmediğime dair, sırtımdan güm diye bir lazer geldi bu arada;
onları gönderip, sokakta şüpheli şahıslar var diye radarlı tarama yapıldığını düşünüyordum, böyle durumlarda hemen benim evden, benden, kedilerden şüpheye düşülür, basarlar lazeri dört bir yandan,
şüpheliler ellerinde benimkinden daha çok akıllı telefonlarıyla habire bişeylere basıp birileriyle konuşurlar
belki onlarla bağlantılı basılan lazerin başka anlamları vardır, oraların sahiplerini lazerli smsyle anlatmanın bir yöntemidir belki de, amca usulü
benim kameranın gelmişi geçmişi silinmiş gene dünden beri, habire telefonum da kapanıp duruyor
vardır elbet bunun da bir smsli mesajı
"sizi interpole bildiririm"in nedenini anlasınlar iyi arkadaşlar
uyuşturucucusu, fuhuşcusu, rantcısı, solcusu, 'devrimcicisi(!) çevresel gerçekliğimle dolu hemen herkesin resmi ya da fahri muhbirlikle yaşamsal desteklerinin olduğunu izliyorum
terbiyesizleşme düzeyine göre !' tutuklattırma tehdidine kadar gidiyorlar, adamları varmış, "tutuk edemediler ama eve barka yolda molda lazer bastırtıyorlar, muhtemel göbek dairesinin ismi merttir çoğunun

Perşembe, Temmuz 17, 2014

deneme sonucu lazerli cihazların etki türleri ve ilkel önlemler


sizi "interpole' bildiririm"


Cuma, Temmuz 11, 2014

geçmişe giden öykü

2 vesikalık fotoğraf, enver gösterdi; tuhaf davrandığı zamanlardı; benzer şeyler oluyordu; bana ilerde kendisini sevmeyecekmişim diye de söylemişti; kaynak doğruymuş gerçekten, gelecekten gelen çocuklardan bahsedilmişti; bir de dhkpclilere giden birisi; muhtemelen hıdır aslandı sözedilen; dayıyla ırkçılık karşıtı festivalde karşılaştığımızda/ karşılaştırıldığımızda, beni kendileriyle çay içmeye davet etmişti, plastik bardaklardan çay içiyorlardı, o olduğunu sonradan cenaze töreninde anlamıştım, ne olduğunu anlamadığım bir şekilde benden özür dilemişti; şimdilerde nedenini anlamaya başladım, o zamanki fotolar yunan gizli servisi başta olmak üzere bir sürü gizli servis ve ilgili kurumlarda, festivaldekilerde bulunuyordur, bir gün karşılaşırız,
muhtemelen aslında gelecekten gelmeyen, benim gelecekten gelen ev tapuları için çekilmiş fotoma karşılık koydukları bir başka foto, contaytene benziyordu, saçları uzunca sonradan dalga yapılmış gibi, şimdilerde çevremde göre bile bok yalamış yüzle dolaşan bir kenefi anımsatıyor, elinde kocaman doktor çantasıyla çok şevkli bir orospu gibi selmanın evinin dış kapısından girdiklerini de görmüştüm; ne oldu da bok yalamışa döndüler; belki de arabanın egsozunu yaptırırken izlediğim biriki şeyle, şimdilerde çevredeki resterasyoncularla bağlantılı bir şeydir, habire telefonlarla konuşuyor herkes;
ne olduğunu anlamadığım bir şekilde enver iki resimden tercih ettirmek istemişti, ben kendi resmimi seçmiştim, "çok temiz bakıyor, ilerde böyle olmak isterim"; o diğerinin çok faydalı olacağı düşünüldüğü için onun seçildiğini söylemişti; belli nasıl faydalı olduğu;
unutmadan yazmak istedim, atina da "zeus tapınağına" gitmiştim, parasızlıktan girememiştim tabii, orada kürt arkadaşların çok değer verdiği, fransızca konuşuyordu, ben ingilizce ve ikimizde yunanca bilmiyorduk galiba, o türkçe ben kürtçe bilmiyordum; tapınağın bahçesinde konuşmuştuk biraz, bir arkadaşı daha vardı, arada gelip çevirmenlik yapıyordu, az bişey, "etraf ne kadar tenha" demişti; tapınağın merdivenleri boyunca, uzun ve yukarı doğru 4-5 basamak, "aile fotoğrafı" çekiliyor gibi dizilmişlerdi, sessizce, bana bakıyorlardı, temiz güzel giyimli, bakımlı görünüyorlardı, biraz eski moda,
festivale giderken bahar kimyongürü tanıyordum onlardan, medyadan, hotmail hesabıma mailleri geliyordu; hatta sonradan isviçre kanton dillerinden biriyle mail yolladıkları için anlama düzeyim düşmüştü, başlık ve değinmelerden konunun ne olduğu anlaşılıyordu ama ingilizce olmayınca;
o zaman anlamayıp şimdilerde yerine oturan bir şekilde, eğer o da olsaydı kesinlikle kimlerle konuştuğumu anlayacaktım, ama kısa bir süreliğine tutuklanmıştı, festival zamanına denk gelecek bir şekilde;
çevrede başkaları vardı, musa, biraz sol yanına doğru uzunca boylu esmer biraz daha genççe biri, kadınlar, dolaşanlar, dayı benim anlamadığım bir şekilde konuşmaya başlayınca yanımıza gelen kadının fehriye erdala benzediğini düşündüm, sonradan;
şimdi dayının içinde pişmanlık rüzgarları estirenin hıdır aslanla olan bilgilerimiydi, yoksa "bu dağların gördüğü en büyük komutanlardan biri"si "sebo'nun benimle olan karşılaşmalarında, farklı düşünmekle birlikte örgütlerinin kararına uyacaklarını söylediği konuda haklılığını görmesimiydi
belki de çevresel etkiler ve yönlendirmelerle gerçekte devrimcilerin hakkı olan bazı şeyler geçip gitmişti
"seboların dağda kendilerini ziyarete gelen "yaşlı bir kadınla ilgili bilgilerine ulaşmıştım, kaç yaşlarındaydı acaba
fakültenin sincaplı yolundaydık, omzuna astığı avcı çantasıyla onur yanında ertan adlı arkadaşıyla,
bedolar bir şey "gerçekten olacak galiba" diye dolaşıyorlardı; hangi çantayı astığı neden önemliydi, onunla konuştuğumuzu söyleyince hemen onu sormuşlardı, nasıl bir çanta,
dağdakilere haber verilmesi gerekiyormuş diye koşuşturmuşlardı, ""ben korkayım onlar korkmasın.." demişti bir yaşlı kadın gençliğinde
20-25 gün kadar oluyor, bir cuma sabahıydı galiba, karşıda resterasyon yapılan büyük binanın bahçesinden bazı sesler geldi; bir gürültü, "tamam şimdi bırakın, "sen o taraftan git, biz bu yandan gideriz", "onları da alıp geliriz"
bahçede çadırlarda yatan işçilerden birinin sesini ayıdettim "ne oluyor orada.."
bir iki ses daha, "eski' ankesörün orada görüşürüz"
"kucağında kırmızı güllerle bir genç bakarak geçti, kapıdan ve yan sokaktan
"annem bir süre önce, "annelerine gazete verdi diye teşekkür için ablama çiçek getiren çocuklardan bahsetmişti, bir yaşlı dedeyle gitmişlermiş, "demek başkalarına da gazete veriyorlarmış, işe yarıyor gerçekten"
ben kediler için çok kullanıyorum, yemek yedikleri yerlere ve diğer gereksinimler için
2 olasılıktan zayıf olan; birileri önceden ayarladı ve çocukları bir yaşlı dedeyle yolladı ve ondan önce olması gereken olayı daha sonra gerçekleştirdi; paranoya gerçekleştirmek için mi; halbuki varolan herşeyin üstünü kapamaya çalışıp, yok saydırmaya uğraşırken neden böyle bir şeye gerek duysunlar, o sabah ki ve sonrasındaki paniğin gereği neydi, daha akşam olmadan kapatıp gitmişlerdi, bir ara ev sahiplerinin ve mine hanım ismindeki bir bayanın güler hanım filan bahçeye girdiklerini izlemiştim, bir kalabalık oluşturulmuştu ve akşam olmadan işçiler kapıları kapatıp gitmişlerdi
sonraki haftasonlarında birileri daha vardı kalan,
başka bir sahne, arabamın egsozu yapılırken, murat ustayla gitmiştik kayaya, suriyeli bir işçi yapmıştı, çocuğu filan vardı, sağolsun güzel iş olmuştu, beklerken kahve içmiştik, bizle oturan, arada kalkıp birileriyle konuşuyordu, telefonla filan, bir ara iran kedileri varmışmış, geçende gazetede fotoğrafı görünmüştü, hamasın türkiyedeki yöneticisi diye, yanında bir iki kişiyle ona benzer birileri,
bir ara telefonla konuşurken "eski ankesörden bahsetmişti.
buradan, önceki olayı izleyip, ne zaman çıkacakları üzerine ya da nasıl ne yöntemlerle çıkabileceklerini düşünüyorlarmıydı, ama zamanını kestiremedikleri ortada, sabahın köründe herkes uykudayken,
"aferin çocuklar, bir daha gelmenize gerek de yok, eğitiminizle ilgilenin, dedeye teşekkürler
ama bir şeyin açığa çıkmasına sevindim, "bizim satanist olaylarla ilgimiz olamaz", öyle şeyler yaparak ruhaniyete ulaşamazlar; ancak, insanlarının itikatını bozarak uyuşturucu ve fuhuşçuların esiri olmasına neden olabilirler,
onun için onca vahşete karşı bir gazete parçası için
işte bu çok iyiydi
geçmişte aileyle ilgili hikayelere çok önem verildiğini düşünmüştüm, amat abe de bir ara baya peşindeymişmiş, belki ben kuşadasına taşınmadan önce de başlamışmış, dayımlar da bişeyler duymuşmuş,
yoksa o kadar hükümete karşıyken insanın durumu, çocukları filan iyi olamazdı;
organizasyon çok geniş anlaşılıyor,
gereksiz insanları uzaklaştırmanın yöntemleri de usta işi,
benim de hatırladığım şeyler var geçmişe ilişkin bir gün size yazarım
"herkesin yaptığı kendi inancı için olsun" demiştim ingilterede
ben kendi yaptıklarımı kendi dünya şehadetim ve inancım için kabulleniyorum.

sürecek

Cuma, Mayıs 02, 2014

romanımı okuyanların ücretini yollayacakları banka hesap nosu

geçen ay denizbanktaki hesabımı da kapatınca, kredi kartlarını ödeme güçlüğü çektiğim için, yalnızca hsbc de hesabım kaldı, maaş hesabım da orada.
açık romanın ilk sayfasında bir bölüm var, orada, yazdıklarımdan yararlananların ekonomik koşullarına göre ücret ödemesini istemiştim ve denizbank hesap nosu yazmıştım. şimdi o bölümü bulup değiştiremedim, ama
şimdiki hesap nolarımı buraya yazıyorum. yazdıklarımdan yararlananların ekonomik koşullarına göre romanımın ücretini ödemesini bekliyorum

izmir hsbc bankası hesap nolarım


 861 1011294 270 00 TL SIRINYER SUBESI
Uluslararasi Hesap No (IBAN)* : TR 4500 1230 0861 1011 2942 7000



 861 1011294 770 01 USD SIRINYER SUBESI
Uluslararasi Hesap No (IBAN)* : TR 6400 1230 0861 1011 2947 7001


861 1022482 770 99 EUR SIRINYER SUBESI
Uluslararasi Hesap No (IBAN)* : TR 6600 1230 0861 1022 4827 7099 

Cuma, Nisan 04, 2014

kuşadasının kavramsal sanat olarak betimlenmesi 1

kuşadasının kavramsal sanat olarak betimlenmesi;
geçenlerde hdp den aday olan arkadaş badyguard olarak çağırdığımız bir gençle beni eve kadar bırakmıştı, bizim evin biriki alt sokağında bir seçim büroları vardı, ve ben onlara merhaba deyip bir çaylarını içerken vakit geç olmuştu
tartışmayı seven birilerinin olduğunu görmek de iyiye işaret aslında
ön parmaklıklı kapıdaki asma kilitleri ('2) görünce ve arkada bir kapı daha var; afalladılar tabiiki
sonra konuşurken "kapıya bir kilit daha takarsın" dedi
yaşama dair bişeyleri anlatıyordu
ben de "evime benden habersiz girip çıkıldığı gibi şeyler hissettiğim durumlar olduğu için, kameralar olsa bile gene de, asma kilitleri kapıya naylon poşetlerle bağladığımı ve gözüme güvenmediğim için fotoğraflarını çıkarken ve eve girerken iki yönlü olarak çekip googledaki sayfalarımda biriktirdiğimi; yüzlerce olan bu fotoları da "kuşadası" adıyla kavramsal bir iş olarak projelendirdiğimi söyledim.
insanın tüylerini diken diken edecek kadar, hani şu bana ve evime tutulan lazerli cihazların etkisi gibi, "diken batması gibi bir etkileri oluyor ve..." ; dehşet bir konu aslında;
"insanlar ve mallar üzerindeki ranttan başka bir düşünceleri ve algılamaları olmayanların" etkisiyle oluşan bir sanatsal tasarım; ve bunların büyük bir çoğunluğu bu dehşetengiz olayın sanatsal biçimlenişinin kendi savurdukları "halkçılık, eşitlik, atatürkçülük, insan haklarına saygı, v. " bir tartı olarak geleceklerinin karşısına çıkacağını anlamaktan aciz ve isteksizler.
yıllardır ne zaman bir sanat çalışması desen, vs yapmaya kalksam hemen suni sorunlar, hastalıklar ürettirerek iş yaptırmamayı marifet ediyorlar; amaçları kazanç edinmemi önlemek, zor şartlarda yaşatmak sanırım
ama, gene öğretmenliğimi hatırlatayım, "sanat yaşayan bir şeydir, yaşama dairdir
sizin bir sanatsal kapasiteniz varsa, bir yeri tıkayıp kapatsalar, o başka bir yerden "sıkılmış bir yumruk gibi gireceksin hayatın içine, ahmet kaya"
bu da benim vasiyetlerimden biridir, çektiğim bütün fotoğraflar, günceler, günce fotoğraflar, bu kapının girer ve çıkarken 2 yönlü çektiğim naylon poşet sarılı asma kilit fotoları, yüzlerce foto, ben sergileyemesem bile, yaşarken ürettiğim kavramsal bir iş olarak tarihimde yerini alacaktır; başkalarının tarihinde de
benim çektiğim fotolardan başka, başka kapılarda hazırlanmış düzeneklerle çekilmiş fotoğraflarla da bir çalışma yapılarak yerini alabilir
"tanrı istediğini al, ama bedelini öde der" denmişdi
iş yapmayı engelleyerek zor koşullarda yaşatmaktan çıkar sağlayanlara bir bedeldir belki bu da;