Perşembe, Temmuz 10, 2008

filiz- astroloji- malibu

filizin evinde içmiştik
filiz özbaş, üniversitede öğretim üyesiydi, onla uzunca bir süre astroloji arkadaşlığımız olmuştu
hatta uluslarası astrolog olan arkadaşı faikle de tanışıp yazdığı astroloji kitabını satın almıştım.
beni bir kere evindeki astroloji dökümanlarını göstermeye davet etmişti, malibu ikram etmişti, tijen kendisini çağırmadığı için ona biraz bozulmuştu- tijenle birlikte çalışıyorduk bölümde o sıralar
annesinin aldığı ev olduğunu söylemişti, salon camları boydanboyaydı ve deniz görünüyordu
hatay ya da güzelyalı taraflarındaydı sanırım
sonraları bir yada iki kere enverle gittiğimiz yerlerde malibu konusu hatırlıyorum
nerden aklıma geldi, ben oradayken evine birileri gelmişti, tamir edilecek bir şeyleri için, kargocular, onun işini yapan kuzenlerinden vs

eskidenberi görüşüp konuştuğumuz arkadaşları anımsıyorum ara ara, hep birileri gelip gidip işlerini yapıyorlardı
siz başka bir konuyla ilgiliyken birileri gelip geçiyordu
birşeyleri tamirden geliyor, bir işleri yapılıyor, ısmarladıkları birşeyler geliyor, bir yakınları uğrayıp gidiyor, vs

bunları hatırlamak neye yarayacak ki
zaten 5-6 yıldanberi yapmaya çalışılan şey bu, bir şeyler yapıldığını, olayları hatırlatmak
ne elde ediliyor bununla, ya da bugüne dek elde ettikleri şeyler nedir bu şekilde
bir kaç kişiye bahsetmiştim, aydemire, "sürekli yap boz gibi bir şeyler söyleyip, imalar edip konuşuluyor, sanırım konu bir sorunu çözümlemek değil,
yaptıkları ya da yaptırdıkları işlerde haberim varmış psikolojisi oluşturmak" diye

yani insanların yıllarını harcadıktan sonra saygı bekleyemeyecekleri belli zaten, organizasyoncuların kendi kendilerine bile saygılarının olmadığı ortada, ilerde daha çok açığa çıkacak
onura söylediğim gibi, bu şekilde elde edilen şeylerin gerçek hak sahiplerine geçmesini sağlamak gerekli

sürecek..

Salı, Temmuz 08, 2008

kaynaklar

öğrencilerden zaman zaman "kaynak hoca" sözünü duymuştum

araba kullanmayı öğrenirken kaynaklar yolunda çalışmıştık.
ehliyet kursunun teorik derslerine milli eğitimin öğretmen kontenjanıyla gitmiştim, araştırma görevlisiydim o sıralarda,
araba kullanmada şöförlerin parasını kendimiz vermiştik, direksiyon hocası apo yu anımsıyorum, ben daha çok onla çalışmıştım. göletten kaynaklar köyüne dek olan yolda çalışmıştık. ders ücretini de candan marketin önündeki yolda vermiştim, parasını vermedi derlerse diye tedirgin olup ortalık yerde
sonraları biz bir kaç kere annemler ve komşularıyla da gitmiştik kaynaklar köyüne filan. oradaki kahvede çay içmiştik
kaynaklar yolu üzerindeki gölette mezuniyet törenleri oluyordu her yıl
birkaç gündenberi izmir kaynaklardaki arazi yolsuzluklarıyla ilgili haberler vardı
oraya ilişkin bir arkadaşım zuhalin ölen kardeşi meralle kocasının evleri olduğunu duymuştum, ben gitmemiştim. meral davet etmişti ama, eşiyle pek diyaloğum yoktu, birkaç kere karşılaşmıştık eşi varken, zuhal çağırmıştı bir kaç kez, bir sergiye gidilmişti hep beraber, zuhallerde ve annesinin evinde karşılaşmıştık, sonra ben merallarin olduğu zamanlarda gitmek istememiştim
meralin kocası reşat, mehmet boztaş vs bi iki kişinin arkadaşımıymış ne, okula mı gelmiş, öyle bir konu anımsıyorum, meral bana birkaç kere zuhalde karşılaştığımızda resim sergi vs ile ilgili birşeyler konuşmuştu
bir de zar zor hatırladım, mustafa keysan hoca, bir ara orada arazisi olduğunu söyleyip satmaya kalkmıştı, bazı hocalara da gösterdiğini söylemişti, çamlıkların arasında bir yerdi
bir gün bana da göstermişti alel acele gitmiştik bir vakte sığdırıp, orada ev ve arkadaki çam ormanlarına bakan atölye yapıp çalışmalar yapmak, sergilere katılmak istediğini, ama satmak zorunda oldukları için sanatçı bir arkadaşlarının almasını istediklerini
mustafa ve karısı bilge ile hemen hemen aynı dönemlerde resim bölümünde okumuştuk, belki arada bir yıl farkı olabilir.
çevrede yeni yapılan villa türü evler görmüştük. onun tanıdığı kişiler de vardı oralarda, onların arazisinde kulübe türü birşeyler gördüğümüzü anımsıyorum
ben alamazdım tabi, uygun değildi, fiyat 5-6-7 milyon civarıydı sanırsam
ona hayalini gerçekleştirmesinden bahsetmiştim ama bir süre sonra arazisini yeni bir araba karşılığı değiştiğini söylemişti, hayırlısı demiştik, sonra köyde satılan tarlalarının katkısıyla bir çatı katı aldıklarını söylemişlerdi, ben gidememiştim
hatta oralardaki arazilerin başkalarının üstünde kalıp satıldığıyla ilgili de birşeyler anımsıyorum
iyi ki o araziyi almaya kalkmak gibi bir şey yapmamışım,
sanırım bugünlerdeki olaylar oralarla da ilgili

Pazartesi, Haziran 30, 2008

trafik ihlallerini sergiliyorum

trafikle ilgili konularda zaman zaman ihlaller yaşıyorum, bunların bazıları farkına varmadan sorumsuzlukla yapılırken, bazıları bile bile kasıtlı yapılıyor,
bu ihlalleri de fotoğraflayabildiklerimi sergilemeye başladım.
özellikle otopark girişiyle ilgili çok oluyor, çoğu sanırım kasıtlı oluyor ben bir şey söyleyince bazı kişiler de ellerinde telefonları bir yerlere konuşmalara, mesajlara başlıyorlar,
herhalde diyalog kuruyor, konuşuyor diye algılıyorlar, başka türlü kendilerine bakan olmayacak belli
fotografları picasaya koyuyorum, bu konuyla ilgili notları gerekirse buraya yazarım

sürecek

fethiyedeki "tekderliler" buluşması izlenimleri

http://www.tekderliler.org/
bu yılki toplantılarına ben de katılma şansına eriştim.
beni de bir tekder sempatizanı olarak kabul ettiler. eski arkadaşımız ilhan bozkurtun çalıştığı otelde olacaktı toplantı, telefonda resepsiyondan bengü çok sıcak bir şekilde yardımcı olmaya çalıştı, hatta hazırlanıp tam ewden çıkmadan önce son bir kez arayıp, kedimle geleceğim için odamı başkasıyla paylaşmak istemediğimi, ona göre yola çıkacağımı söyledim. bana ayrı bir oda ayarlayabileceklerini söyledi, ve yandaki area otelde kaldık biz.
balkondan biraz deniz görünüyordu ve, biraz karşıdaki öğretmenevi balkonlarının görüntüsü hoşuma gitmese de denize bakmaktan ve dalgaların sesini duymaktan çok etkileri olmadı.
eski günleri, mücadelelerini, hep genç kalan arkadaşlarını ve sonra kendi büyüme yaşlanma süreçlerini gösterdikleri bir slayt gösterileri oldu. konuştular. ağlaştılar bazen
fotoğraflar çektik hep
yemekte yalnız başıma bir masaya oturmuştum, ve cesaretli bir umutla yemek arkadaşlığı, kapitalistlerin alım satım ilişkileri üzerinde konuşurken, masamıza bir grup geldi.
doğal olarak katılımcıların büyük çoğunluğu gürültücüydü
ben de konuşmalarına katıldım, hatta tartışmalara maydanoz oluyorum diye canları sıkılırsa diye, onların bizim masamıza geldiklerini söylemeyi ihmal etmedim.
maydanozun yararlı bir bitki olduğunu söylediler. nezaketle
geç saatlere kadar değişimlerle tartışmalar, konuşmalar, birbirlerini hatırlamalar sürdü.
ebru üzerine çalışmalar yapan bir arkadaşla tanıştık, hollandadaki yaşamından ve işlerinden örnekler gösterdi, herşeyi telefona benzer bir cihazda kayıtlıydı. nette cet yapmaktan, fotoğraf film çekmeye kadar birsürü işlevi vardı
mülteci olanlar vardı, bir ara ordan yola çıkıp, modern ortaçağla ilgili, umberto ecoyu, gülün adını, ikonlaşmayı konuştuk
mülteci olanlar başlarda çok zorluklar çekmişler ama sonradan çok iyi görünüyorlardı
"keşke ben de dışarda mülteci olsaydım" dedim, onlar dışarda biz bazılarımız içerde mülteci olmuştuk nasılsa
onların havaları kalanların formatından farklıydı
bir ara eğlenceler oldu, otelin yan bahçesindeki düğünün sesi biraz rahatsız etsede,
bir arkadaş çocuğunun sazlı sözlü dinletisi çok güzeldi, hatta ilerleyen saatlerde, gitar çalıp söyleniyordu, ben bir küçük birayla sarhoş kafalara uyamayacağımı söyleyip kalktım, birçoğu feci şekilde rakı içiyordu
arada kalkıp oynuyorlardı
geç gelen arkadaşlarla tanışma hatırlama faslında, beni de makina ressamlığındandı diye yutturup tanımadığı için terlettiklerimiz oldu. bazıları kimin eşi olduğumu sordu, kimsenin eşi olmadığımı tekderliler dostu olarak orada bulunduğumu söyledim
sonuçta ayrılırken beni "tekder sempatizanı" olarak kabullenmişlerdi
çocuklarıyla ilgililerdi çoğu, benim kedimle ilgilendiğim gibi tabi
çocuklarda çokça umutlar denizler vardı
gece odama çıkmadan biraz denizi dalgaları dinledim
sabah 6 suları uzaktan gelen uğultulu seslerle uyandım, dalgalar vardı
kalkıp biraz deniz kenarında dalgaların sesini ve köpüklerini izledim, fotoğraflar çektim, bir kaç tekne vardı, birkaç yüzen, yürüyüş yapanlar, bahçe bakımı yapanlar, resepsiyondaki bir arkadaş, kendine yabancı kültürden bir hayat arkadaşı bulma hayalinden bahsetti, sabah sabah onla biraz kola içtim
sonra yukarda uyuyup kalmışım, kahvaltıyı kaçırmışım, ama ilhan geç kalan birkaç kişi için kahvaltı hazırlattı, gene bazı arkadaşlarla konuşmalarımız oldu, yine mülteci olanlardan bir arkadaşın hollandadaki 12 yaşındaki kızı bilgisayarda fotoğraflarla kolaj vs yapıyormuş, fotoşopta, hayıflandım, ben hala o programı bulmaya ve çalışmaya çalıştığım için, bazı projelerim için gerekiyordu
pıtırcık odada arabadan daha rahattı, iyiki klimalı arabamız vardı artık
giderken 6 saatte gittim, çok uzun buldular, ama ilhanın tek başıma oralara gidişimden bahsetmesinden büyük bir başarı hali sezdim
dönüşte sakar geçidi yüzünden herhalde 1,5 saat daha fazla gideceğimi sandığımı söylemiştim, ama olmadı, tam 6 saatte geldim. müthişti
hatta ücretli geçide girmeyince uzun uzun dağlarda dolanıp, virajlardan geçtim, havası temizdi,
çok fotoğraf çektim, picasa sayfasında görülecek
hüseyinin ve onurun bana yaptığı cdleri dinledik hep
neredeyse 15 yıldanberi filan oralara gitmemiştim, değişiklikler olmuş
kaldığımız otel çalış plajındaydı, oraya kadar gitmişken benim mülteci arkadaşlarımdan birinin annesiyle de tanışma, karşılaşma şansımız oldu, dönüşte
onla ve küçük denizle birlikte çay içtik
deniz fotoğraf asistanı olup, o çevreden fotoğraflar çekti
onların domates ve gözlemeleriyle geldim, yolda cnseydi sanırım giderken arka yanından girmiş arabamda birşeyler atıştırmıştım, nezaketle hiç olumsuz davranmamışlardı, meğerse orası dinlenme yeriymiş, yanında durduğum tur arabaları gidince görmüştüm
gene orada bir çay içitim, pıtırcıkta arabadan indi o sırada
sonra geldik işte, kuşadası girişinde polis ve askerler bizi durdurup bekletip, birilerine yol verdiler, deniz kenarından dolaşıp yılancı burnundan geldik, perihanlar konukları gelmiş, mangal yapıyorlardı,
garaja girerken birilerinin arabalarını yarım metreden fazla biçimsiz ve engelleyici kymalarına rağmen, nasılsa girdim, söylene söylene tabi
biraz perihanların mangal partisine katıldım, bagajda çok ısınmış bir fransız şarabı vardı, umarım bozulmamıştır, onu verdim onlara sonra soğutup içeceklerdi, çocuklara kola
gidip gelmek gerçekten çok güzeldi

Cuma, Haziran 20, 2008

wega- my life is this

wega
my life is this, or,
this is my life.........

l write my life and l show my photo for every body know to me.
because of,
somebody was made samething what l don't know
already still l don't know a lot of thing
and,, l made l can do

my life in
http://picasaweb.google.com/mukadder.cagla
http://racroman-mukaddercaglar.blogspot.com/

Pazar, Mayıs 18, 2008

şahintepesi senaryoları

geçende akşamvakti sahintepesinden izmir körfezinde gün batımını izledim
izmirde şahintepesi görüntüleri
fotoğraflar çektim
güneş denizden batıyordu, batmasına yakın denizdeki yansıması kare şeklindeydi.
gökyüzü renklendi ve kent işıklanırken güneş uzaklaştı gitti
" hoşçakal günışığı"
kent akşama giderken ışıklar yanar, gökyüzü ve denizin rengi değişirken hoşçakal
yıllar önce orada enverle yaşanan, yaşatılan bir olayı dramı anımsadım.
oraya yakın yerlerde yaşadığımız doğrusu yaşatıldığımız bir olay
ayrılmadan önceki 1-2 yıl içindeydi sanırım
kötü zamanlarımızdı, ayrılmamızdan 1-2 yıl kadar öncesi, enver bazen katıla katıla ağlıyor, bazen kendinde değil gibi dayılanmalar yapıyordu, herşey çok tuhaftı
o zaman yaşadığımız çok şeyin senaryo olduğunu görüyorum şimdi. kabuslar
o zaman ayırdedemiyordum ama, şimdi uzaktan ve üzerinde herhangi bir baskı unsuru olmadan baktığımda korkunç organize şeyler olduğunu görüyorum
enver gazetede çalışırken geceleri nöbetçi olduğunda, gece çalışmaları, gazetenin baskıya girmesi filan, genelde gazetenin arabasıyla geliyordu, bazen taksilerle. "kısmet taksi" vardı sözgelimi eskiden beri, bazen taksi diye evi arar, komik olurdu. gazetenin bir aracı servis gibi gece çalışanlarını evlerine bırakıyordu. bazen matbaadaki basımla ilgili kişileri de alıyorlardı. önceleri gazetenin matbaası vardı sonra satılmıştı, başka matbaalarda basılıyordu.
birkaç yer hatırlıyorum, birisi basmanenin ilersinde fuarın ilersindeki ana yolda etki matbaacılığa yakın yerlerdeydi.
daha önceleri de benzeri şeyler olduğu için, çok anormal görünmüyordu durum. zaten kötü zamanlarımızdı. akşamları çalışanları evlerine bırakılıyorlardı
öyle söyleniyordu.
beni de yanına çağırdığı bir kaç akşam hatırlıyorum.
onun yanındayken çıkmadan içtiğimiz, istemesek de ısrarla içirildiğimiz çay kola vs ler hatırlıyorum. yaşadığım bir sürü şeye baktığımda, olayları ayırdedemediğim, etkilerini göremediğim, anlamadığım, kendimde olmadığım durumlar olduğunu düşünüyorum.
normal mukadder, yaşanan çoğu durumda bağırıp çağırıp kavga eder, gitmez, kendisi çeker giderdi.
zaten sorunlar, hastalıklar ve zihinde çalkantı yaratan kimyasallarla boğuşuyordum, sanırım artı olarak zaman zaman, uyuşukluk yapıcı, zihin silici kimyasallarla filan da karşılaştım. hani ameliyatlardan önce filan yapılan bazı iğneler varmış. ne olduklarını, nasıl olduklarını bilmiyorum, hasar boyutunun hakkında ne diyeceğimi bilmiyorum.
yaşamımız çok zor ve kötü durumlara itildi.
yalnız benim değil, hepimizin
gece çalışması dönüşlerinden
bir keresinde şirinyerde 1-2 kişi inince şahintepesine gitmeye kalktılar, istemedim, tam da nasıl oldu hatırlamıyorum. gitmek istemediğimi biliyorum, füsunlarla da gitmişler, benim de oradan gece görüntüsünü görmemi istiyormuş filan. 1-2 kişi daha vardı, orada hatırlıyorum.
uçurum kıyısında bir yer, karanlık, şöför filan kıyıda bekliyorlar, sanırım o matbaanın ordan alınan işçi gibi bir arkadaşlarımı ne
enver beni görüntüyü gösterecek diye, en kıyıya çekti, kendisi sağ tarafa doğru girintide, beni aşağıya çekiyor, aşağısı görünmüyor, oradan daha iyi görünürmüş. biraz inişli bir yerdi hatırladığım, kenarlar biraz daha yüksek kalıyordu. füsun onunla oradan şehre bakmışmış.
tartışıyoruz
gülüyorlar bize, sırıtıyorlar daha doğrusu
şöförü hatırlıyorum, sırıtıp sigara içiyor, bir yandan uzaklaşıyor, o envere karışamazmış, genççe zayıfça orta boylu birisini hatırlıyorum
enver gelmiyor, bira içmiş, elinde de kutu bira mı vardı ne.
bir ara aşağı atlamaktan bahsediyor.
diğer kişilere onu getirmelerini söylüyorum, ilgilenmiyorlar. ben enverin yanına gidince aşağı doğru itiyor gibi bir durum, aşağısı uçurum
bir kaç şey hatırlıyorum. gecenin bir saatinde uçurumun kıyısında, tenha ve berbat bir duruma getirilmişim. olayın enverle ilgili olduğunu sanıyordum, ama değilmiş,
arabada aralarında gerilimli bazı konuşmalar durumlar anımsadım.
ben ordaki işçimi arkadaşlarımı onun enveri getirmesinden minnettar kalmıştım. benim zorumla ite kaka da olsa onu çıkarmıştı. dönüşte teşekkür etmiştim. şöför dalga geçiyordu.
aslında orada bir kişi daha vardı, sonra mı gelmişti, o da gelenlerin içindemiydi ne, onun kolundan tutup enverin yanına götürürsem onu ardan çıkaracakmıymış ne. vs. net değil, öyle bir şey daha hatırlıyorum.
şimdi o olayın, belki daha bir çok olayın ve o kişilerin, şöförlerin gazete çalışanlarının gerçekde başka kişiler olup senaryolarla o durumların yaratıldığını düşünüyorum.
resmi bir kabus, uluslararası boyutları olan, anlamını ve insanlıklarını yitirmiş kişilerden oluşan kabuslar zinciri
bir koca ne hale getirilmiş, bir anne ne halde, bir abla zor durumlarda,
aile anlamını yitirmiş yani, işlevleri bitmiş, aile değerleri yok edilmiş,
ve ben karşı koyma ve direnme gücü kimyasallarla zayıflatılmış, ve çevresinde; evi, işyeri, arkadaşları sorunlar ve aldatmalarla boğuşan birisi.
düşman kalleş ve onursuz, zemin kaygan, insanlar duyarsız,
çiçeklerden ve kedilerden başka doğal birşey yok sanki
(benim ne yapıp edip, öbür boyutlarla ilişkiyi kurup, insanların bu kadar onursuzlaşmaya ve aşşağılık yönelimleri tercih etmelerine neden olan bu kıymetli şeyin ne olduğunu öğrenmem gerekiyor. hiç olmazsa öyle bir şansım var. başka karşılaşmalarımda bunu gündeme getirmem ve öbür tarafı, insanlık aleminde çok olumsuz şeylere neden olan bu "kıymetli" şeyin varlığıyla ilgili konularda yeniden değerlendirmelerde bulunmalarına ikna etmem gerekiyor. emanetler aşağılamalar ve onursuzlaştırmalarla ilgili yerlerde bulunmamalı)
yani kabuslardan kabus beğenilecek hallerimiz olmuş
şahintepesiyle ilgili başka birkaç şey daha anımsıyorum, orayla ilgili öğünerek konuşanları

uzun süre gazeteci nizamettini anımsıyorum, gizemin babası, benim kedim tombişle fotolarını çekiyorduk bazen. nizamettin, karısı ve gizemle bizede gelmişti.
gazetede çalışırken nöbetçi olduğu bir akşam nizamettin, yerde gazetelerin üzerinde artist olmak isteyen bir kadının çıplak fotolarını çekmişmiş, o nedenle enverle kavga ettiğimizi biliyorum.
enver sonradan gazetedeki kızlardan esra, füsun filan ayrobik kıyafetleriyle fotolarını çekmişmiş vs. onlar enver abilerine çok güveniyorlarmışmış. bir ara melike, füsun, esra vardı. onlarla birlikte bir yerlere gidiliyordu.
esra ve füsunun organizasyonlarda doğrudan ilişkili olduklarını düşünüyorum.
onların doğum günleri, kutlamalar vs diye evlerine filan götürüldüğümüzü anımsıyorum. bir kere füsunumu kuzeni mi ne bir nişan söz kutllaması, vs.
huzurevi taraflarından şirinyere yakın bir eve gidip, odalarına filan çıkarılışımız,
kalabalıklardı, aileleri filan. yanyana bir kaç evde onların akrabalarınınmıydı ne, çok kısa çevredeki kişileri çok fazla ayırdedemeyecek şekilde kalmalar.
esranın evlenip almanyaya gittiği söylendi sonraları.
bir kere 2. kordonmu ne ticaret odası gibi bir odanın lokal gibi yerinde gazete kutlaması oldu, tavanlar süslenmiş, füsunun ailesi de gelmişmiş, amca dayı, yenge, kuzen vs
bir ara özellikle onlarla halay çekip dansetmek için ısrarla iteklendiğimi hatırlıyorum. hatta enver beni kıyıya çekip, füsunun kendisine bir şekilde, dayısı aracılığıyla mı ne çok destek olduğunu ve onlara kaba davranmamam için özellikle rica ettiği vs, bir iki kişi daha gelip benzer şeyler söylediler, insanları kırmayalım, iyi davranalım, çok iyi kişiler vs. canım sıkılmıştı
oralarda tuhaf bir defileye gidişimizi hatırladım, o günmüydü, başka bir zaman mı
çok fazla kişiyle karşılaştığımız, doğrusu, karşılaştırıldığımız zamanlardı.
o kadar çok kişi görülür, bir sürü kişi tanıştırılır ki, hiçbirini hatırlamak olası değil
organizasyonlara bakın
zavallı ben,
hiçbir şekilde oturup kalkmayacağımız, yüzüne bakmayacağımız, hele özel yaşamımızı hiç paylaşmayacağımız nice insanla yanyana getirilmişiz
enverin bu olaylarla bağını düşünüyorum
önceleri o da farketmeden olayların içine çekiliyordu.
onun çeşme altınyunustaki türklük dünyası toplantısında bazı ciddi oluşumlarla karşılaştığını biliyorum.
1. toplantıydı sanırım, türkeşinde katıldığı toplantı,
sonrakine de katılmıştı, her seferinde çanta getirmişti, 2 çanta vardı evde, ben onları atıp, yakmıştım sonradan
o sıradaki izlenimlerimi başka bir bölümde yazmıştım.
sanırım enverin olayların içinde kullanılması, onun basın yayında öğrenciyken
oktay subayla birlikte karıştıkları bir cinayet olayından kaynaklanıyordu.
o bana anlattığında duyuldu sanırım. yunanistanlı büyük enverle karısı ergüllerin evindeydik. kiracı
o evdeyken bizim ayrılma zamanlarımızda giriş katındaki dairede göçmen kaniye hanımla, 3 kızı ve valilikteki bir birimde şöför olarak çalışan kocası ahmet bey de vardı.
biz ayrıldıktan sonra onlar yakınlarda ev alıp gitmişlerdi. kızlarından birisi hasta oluyordu, onunla ilgili hastalığıyla ilgili şeyler hatırlıyorum, kocası olmadığında yardım için seslendiklerini, bir büyükannelerinin ölümü gibi birşey de oldu sanırım, doktorlarla ilgili bir şeyler
büyük kızları bir uzman çavuşla evlenmişti
küçük kızlarından birisi forbes yolundaki şokun yanında bir mobilya vs mağazasında çalışıyordu, zaman zaman karşılaştığımızda konuşuyorduk, o mağazaya birkaç gidişimizi oralardaki kişilerle konuşmamızı hatırladım. annemle de birşeyler bakmıştık. o sırada oturduğumuz yerin öbür sokağıydı. sahiplerinden birisi benim yan dal derslerine girdiğim gülşah mı ne bir öğrencinin de yakınımıydı ne.
onların da bazı organizasyonlarda bulunduğunu anlıyorum. kendi bilinçleri ne kadardı bilmem
enver, bana oktayla yaptıkları eylemi o evde kalırken anlatmıştı, önceleri bilmiyordum.
anlatıp, yerini göstermişti,
basmane garına giden yol üzerinde, sonradan yıkıldı oralar, eski postane vardı, onun beri tarafında küçük yolun üzerinde köşede postaneye yapışık bir gazete bayi, satıcı kulübesi
oradan tilkilikteki devgenç binasına kestirme geçiş vardı.
o gazete satıcısı devgence gidenleri ihbar edip, derneğe büyük zararlar veriyormuşmuş
cezalandırılmış
enver, tam net olmamakla birlikte 9'luk baretta kullanıyormuşmuş, adam gazete paketleriyle ilgilenirken vurmuşlar ve giderlerken enver dönmüş, "bu pezevenk ölmemiştir daha" diye bir kaç kurşun daha sıkmışmış
bu olay 12 eylül gözaltılarında gizli kalmış ve hiç konuşulmamış, olayla ilgili kimse bilinmiyormuş, enver nasılsa ergüllerin evinde kaldığımız zamanlarda anlattı bunu
ben çok etkilenmiştim, şok olmuştu
önceleri bilmiyordum
sanırım o konu dinleyicilerle duyuldu ve enverin kullanılmasında öne sürüldü.
yunanistandan türkiyeye izmire okumaya gelen dilek çakmak adlı yeğeninin de kullanıldığını gördüm. fotoğraflarımız var ailesiyle filan
bu benim tahminim
bir de bizimle ilgili, annemin kötü bir şekilde kullanıldığı organizasyonlar var
hiç kimsenin kendi annesine yakıştırmayacağı şeylere yöneltilmesi, delişmen yapısının zaaflara dönüştürülüp kullanılması
yok edilen ailevi değerlerimizin sürecinde, izkentteki evimize komşu olan ahmet- nurten saatçi ailesininde çok uzun süre, yıllarca organizasyonlarda önemli yerleri oldu.
anneme teyzemiz diye girip çıkarken, onu, ailemizin dağıtılıp kötü durumlara düşürülmemizde kullandılar.
o çevrede çok kişi bunu biliyor
başka birkaç kişi daha var, onları da yazacağım
ben o kadar sorunların içinde annemle komşular, iyiler filan diye onlara yakın olmaya çalıştım. zaman zaman onları nurtenin annelerine, gölet, alışveriş vs, götürüyordum bazen.
oğulları askere giderken arabamı kullanmışlardı, garaja geçirmeye kalabalık gidilmişti
hasanağada piknik hatırlıyorum, enver de vardı o zaman,
bir iki kere şahintepesi denen yerden de geçtik sanırım.
annemi yönlendirdikleri yerler, bir kumanda, vida vs alınacak olsa, alacağı yerleri söylemeleri
annem ihtiyacını, alacağı yeri "ahmet bey söyledi, sen oradan al teyze, ben yaparım, tamir ederim dedi," vs
saçma sapan yerlere şeylere yöneltildik.
onların yüzünden evde çok huzursuzluk kavga oldu. annemi bize karşı çok kötü yönelttiler.
onlar söylüyor ve ısrarla annem bize yaptırmaya çalışıyordu,
tv çok kanallı olacakmış, 52 kanal mı ne çıkmışmış, hadi tamire
"mert" tv tamircilerine yönlendirme, uno arabamın teybiyle de ilgilendiler
onların tamir ettiği tvlerden evimin içinin gözlendiğini düşündüm. sonraları duyduğum şeylerden dolayı
kapılar pencereler kapalı ve dışardan kendi evinizle ilgili, yalnız da olsanız birşeyler söylendiğini, imalar, laf atmalar duyunca
lambaları, ampulleri çok kontrol etmiştim.
o tvlerden birisi löeve geçtiğimiz bir iki yıl içinde sattırıldı, eski verip üstüne yeni tv almak için.
nurten-ahmet saatçi ailesi, bizim ailemizle ilgili en kötü ve olumsuz şeylere büyük katkıda bulundular.
benim geçenlerde avukata söylediğim, aile diye kabul edeceğim bir yapının kalmadığı, durumda büyük payları var.
gerçek aileyi seçtim zaten. maneviyatımla ilgili bütün miraslarımın yerlerinden biri. başka bir bölümde onları yazacağım.
gerçekten dayanılması çok güç şeyler yaşadım. fiziksel ve psikolojik olarak
biliniyor artık çoğu, ve zamanla açıklanacak, vakit geçirilmeye çalışılıyor ve alıştırılmaya çalışılıyor herşey.
ben zaten baştan silindim, organizasyonların başı kendilerinden saymadan davrandılar baştan beri,
gerçekten kendilerinden değilim.
acaba, ortadoğuda kürt halkının varlığının ve kimliğinin kabul edilmeyişinin doğal sonucu olan pkk yi düşman ve terörist ilan edenler,
eşitlik ve özgürlük savaşımı veren devrimcilere saldıranlar
benim yaşadığım, yaşatıldığım, manevi bağlantıları da olan olaylarda
aşağılamalar, onursuzlaştırmalar, hiç bir varlığa yakışmayacak şeyler karşısında neler yapıyorlar.
bunları onaylayan kimse beni eşi, dostu, akrabası, kendilerine ait birisi olarak görmesin.
samimi inançları gereği, ben inanmasam da yaşanılan herşeyi kader gibi kabul edip, üstlenmeye çalışanlar, bu konunun dışındadır.