hiç bir kutsal emanet aşağılayıp, onursuzlaştırmaya tenezzül edenler de olamaz
özellikle, inançları nedeniyle kendilerine söylenen herşeyi kader olarak kabul edenleri sömürmek için kullananlarda asla,
kutsal emanetlerin gerçek yeri bu sömürü ve işkencelere karşı durup, isyan edenlerde; özellikle yeniyetme başkaldırısı değil de; bilinçli istençli özgürlük ve insana yakışır, varlıklara, inanmasalarda inançlara saygı duyan, yerdedir
inançların, sewginin, varoluşun itaat ettirme ve sömürü aracı olarak kullanılmasına karşı duranlara aittir
bizim manevi olarak aldığımız mesaj budur
aslında baştan beri bu blogda yazmaya çalıştığım şeyin özü bu
sürecek
Cuma, Temmuz 18, 2008
Pazartesi, Temmuz 14, 2008
izünider
izmir üniversiteleri öğretim üyeleri derneği üyeliğim
ömür mavioğlu
arş. gör olduktan sonra izünidere üye olduk. sonra eğitim sen. üyeliğimiz oldu.
bir ara sendika çalışmaları oldu,
ömür mavioğlu hocanın başkan olduğu zaman, onların isteğiyle ben de yedek yönetim kurulu üyeliğine seçildim. ömür hoca toplantılara katılmamı istiyordu, hatta,
yönetim kurulu üyelerinden bir bayan hocalardan birisi, sanırım avrupaya, uzunca bir süre için gitmişti
toplantı kararıyla onun yerine önetim kurulunda bulundum.
bazen rektörlükte çatısındaki restoranda tıp fakültesinde vs toplantılar oluyordu.
o sıralar bir rahatsızlığımla ilgili ömür hocanın yanına gitmiştim hastaneye, ameliyathanenin arkasındaki narkozcuların olduğu yerdeki odasında bekletmişti bir ara.
yanlış anımsamıyorsam serdar saydam adlı hocaya göndermişti.
espritüel biriydi hoca, bir ara rektörlükle ilgili sorunların içinde adı geçmişti, kıyıdan köşeden duymuştum
hoca özel bir kan tahlili istemişti.
tahlil, her zamanki kan laboratuvarında değil, diğer katlardan birindeki bir yerde olmuştu.
orda ben basın yayında okurken, hemşirelikten devrimci yol gurubunda olan bir arkadaş vardı, bahriye sanırım, tahliller onun olduğu yerde yapıldı. eski arkadaşla konuştuk bu arada.
bir iki hafta sürdü sanırım, hoca önemli birşey olmadığını söylemişti.
sonradan annem ameliyat olacağı zaman da bir akşam üstü ömür hocanın yanına gidip filmlerini göstermiştim ona da.
bir ara onun toplantılar sırasında dönüşte filan fotoğraflarını çekmiştim. nerde olduklarını bulamadım. bir akşam toplantı gecikince beni eve getirmişti, ona evdeki yiyeceklerden ikram etmiştim. salonda büyük bambu masada yemiştik, çok az birşeyler vardı, rakı içmişti bir de, peynir domates filan. toplantıda da bira şarap filan içiliyordu bazen zaten.
baya konuşmuştuk yemekte. bir söylediği hala aklımdadır, "doğa faşisttir" demişti.
ben de doğayı faşist değil vahşi olarak buluyorum hep. faşizm insan ürünüdür, bilinçli ve örgütlü bir vahşettir. itaat ettirme ve yoketme. doğal yaşamı faşizm olarak tanımlamak olamaz tabi ki.
bir de amerika ve roma ile ilgili birşeyler söylemişti. eski roma anlayışının amerikayla ilişkisiyle ilgiliydi sanırım. daha önce duymadığım bir şeydi.
epey konuştuktan sonra ömür hoca gitti.
ben bir süre daha yönetim kurulunda kaldım, sonra başkalarına geçmişti
bir ara ömür hocanın yeğeni gülden mavioğlu öğrencim oldu
onla selam filan yolladık, güldenin çok karmaşık bir ev arkadaşlığı sorunu vardı.
geçinemediği filan biriyle aynı evde yaşama zorunluluğunda hissediyordu kendini, o sıralar çok dertleniyordu, sonra zamanla o sorunlarının kalmadığını söylemişti.
sürebilir
ömür mavioğlu
arş. gör olduktan sonra izünidere üye olduk. sonra eğitim sen. üyeliğimiz oldu.
bir ara sendika çalışmaları oldu,
ömür mavioğlu hocanın başkan olduğu zaman, onların isteğiyle ben de yedek yönetim kurulu üyeliğine seçildim. ömür hoca toplantılara katılmamı istiyordu, hatta,
yönetim kurulu üyelerinden bir bayan hocalardan birisi, sanırım avrupaya, uzunca bir süre için gitmişti
toplantı kararıyla onun yerine önetim kurulunda bulundum.
bazen rektörlükte çatısındaki restoranda tıp fakültesinde vs toplantılar oluyordu.
o sıralar bir rahatsızlığımla ilgili ömür hocanın yanına gitmiştim hastaneye, ameliyathanenin arkasındaki narkozcuların olduğu yerdeki odasında bekletmişti bir ara.
yanlış anımsamıyorsam serdar saydam adlı hocaya göndermişti.
espritüel biriydi hoca, bir ara rektörlükle ilgili sorunların içinde adı geçmişti, kıyıdan köşeden duymuştum
hoca özel bir kan tahlili istemişti.
tahlil, her zamanki kan laboratuvarında değil, diğer katlardan birindeki bir yerde olmuştu.
orda ben basın yayında okurken, hemşirelikten devrimci yol gurubunda olan bir arkadaş vardı, bahriye sanırım, tahliller onun olduğu yerde yapıldı. eski arkadaşla konuştuk bu arada.
bir iki hafta sürdü sanırım, hoca önemli birşey olmadığını söylemişti.
sonradan annem ameliyat olacağı zaman da bir akşam üstü ömür hocanın yanına gidip filmlerini göstermiştim ona da.
bir ara onun toplantılar sırasında dönüşte filan fotoğraflarını çekmiştim. nerde olduklarını bulamadım. bir akşam toplantı gecikince beni eve getirmişti, ona evdeki yiyeceklerden ikram etmiştim. salonda büyük bambu masada yemiştik, çok az birşeyler vardı, rakı içmişti bir de, peynir domates filan. toplantıda da bira şarap filan içiliyordu bazen zaten.
baya konuşmuştuk yemekte. bir söylediği hala aklımdadır, "doğa faşisttir" demişti.
ben de doğayı faşist değil vahşi olarak buluyorum hep. faşizm insan ürünüdür, bilinçli ve örgütlü bir vahşettir. itaat ettirme ve yoketme. doğal yaşamı faşizm olarak tanımlamak olamaz tabi ki.
bir de amerika ve roma ile ilgili birşeyler söylemişti. eski roma anlayışının amerikayla ilişkisiyle ilgiliydi sanırım. daha önce duymadığım bir şeydi.
epey konuştuktan sonra ömür hoca gitti.
ben bir süre daha yönetim kurulunda kaldım, sonra başkalarına geçmişti
bir ara ömür hocanın yeğeni gülden mavioğlu öğrencim oldu
onla selam filan yolladık, güldenin çok karmaşık bir ev arkadaşlığı sorunu vardı.
geçinemediği filan biriyle aynı evde yaşama zorunluluğunda hissediyordu kendini, o sıralar çok dertleniyordu, sonra zamanla o sorunlarının kalmadığını söylemişti.
sürebilir
Perşembe, Temmuz 10, 2008
filiz- astroloji- malibu
filizin evinde içmiştik
filiz özbaş, üniversitede öğretim üyesiydi, onla uzunca bir süre astroloji arkadaşlığımız olmuştu
hatta uluslarası astrolog olan arkadaşı faikle de tanışıp yazdığı astroloji kitabını satın almıştım.
beni bir kere evindeki astroloji dökümanlarını göstermeye davet etmişti, malibu ikram etmişti, tijen kendisini çağırmadığı için ona biraz bozulmuştu- tijenle birlikte çalışıyorduk bölümde o sıralar
annesinin aldığı ev olduğunu söylemişti, salon camları boydanboyaydı ve deniz görünüyordu
hatay ya da güzelyalı taraflarındaydı sanırım
sonraları bir yada iki kere enverle gittiğimiz yerlerde malibu konusu hatırlıyorum
nerden aklıma geldi, ben oradayken evine birileri gelmişti, tamir edilecek bir şeyleri için, kargocular, onun işini yapan kuzenlerinden vs
eskidenberi görüşüp konuştuğumuz arkadaşları anımsıyorum ara ara, hep birileri gelip gidip işlerini yapıyorlardı
siz başka bir konuyla ilgiliyken birileri gelip geçiyordu
birşeyleri tamirden geliyor, bir işleri yapılıyor, ısmarladıkları birşeyler geliyor, bir yakınları uğrayıp gidiyor, vs
bunları hatırlamak neye yarayacak ki
zaten 5-6 yıldanberi yapmaya çalışılan şey bu, bir şeyler yapıldığını, olayları hatırlatmak
ne elde ediliyor bununla, ya da bugüne dek elde ettikleri şeyler nedir bu şekilde
bir kaç kişiye bahsetmiştim, aydemire, "sürekli yap boz gibi bir şeyler söyleyip, imalar edip konuşuluyor, sanırım konu bir sorunu çözümlemek değil,
yaptıkları ya da yaptırdıkları işlerde haberim varmış psikolojisi oluşturmak" diye
yani insanların yıllarını harcadıktan sonra saygı bekleyemeyecekleri belli zaten, organizasyoncuların kendi kendilerine bile saygılarının olmadığı ortada, ilerde daha çok açığa çıkacak
onura söylediğim gibi, bu şekilde elde edilen şeylerin gerçek hak sahiplerine geçmesini sağlamak gerekli
sürecek..
filiz özbaş, üniversitede öğretim üyesiydi, onla uzunca bir süre astroloji arkadaşlığımız olmuştu
hatta uluslarası astrolog olan arkadaşı faikle de tanışıp yazdığı astroloji kitabını satın almıştım.
beni bir kere evindeki astroloji dökümanlarını göstermeye davet etmişti, malibu ikram etmişti, tijen kendisini çağırmadığı için ona biraz bozulmuştu- tijenle birlikte çalışıyorduk bölümde o sıralar
annesinin aldığı ev olduğunu söylemişti, salon camları boydanboyaydı ve deniz görünüyordu
hatay ya da güzelyalı taraflarındaydı sanırım
sonraları bir yada iki kere enverle gittiğimiz yerlerde malibu konusu hatırlıyorum
nerden aklıma geldi, ben oradayken evine birileri gelmişti, tamir edilecek bir şeyleri için, kargocular, onun işini yapan kuzenlerinden vs
eskidenberi görüşüp konuştuğumuz arkadaşları anımsıyorum ara ara, hep birileri gelip gidip işlerini yapıyorlardı
siz başka bir konuyla ilgiliyken birileri gelip geçiyordu
birşeyleri tamirden geliyor, bir işleri yapılıyor, ısmarladıkları birşeyler geliyor, bir yakınları uğrayıp gidiyor, vs
bunları hatırlamak neye yarayacak ki
zaten 5-6 yıldanberi yapmaya çalışılan şey bu, bir şeyler yapıldığını, olayları hatırlatmak
ne elde ediliyor bununla, ya da bugüne dek elde ettikleri şeyler nedir bu şekilde
bir kaç kişiye bahsetmiştim, aydemire, "sürekli yap boz gibi bir şeyler söyleyip, imalar edip konuşuluyor, sanırım konu bir sorunu çözümlemek değil,
yaptıkları ya da yaptırdıkları işlerde haberim varmış psikolojisi oluşturmak" diye
yani insanların yıllarını harcadıktan sonra saygı bekleyemeyecekleri belli zaten, organizasyoncuların kendi kendilerine bile saygılarının olmadığı ortada, ilerde daha çok açığa çıkacak
onura söylediğim gibi, bu şekilde elde edilen şeylerin gerçek hak sahiplerine geçmesini sağlamak gerekli
sürecek..
Salı, Temmuz 08, 2008
kaynaklar
öğrencilerden zaman zaman "kaynak hoca" sözünü duymuştum
araba kullanmayı öğrenirken kaynaklar yolunda çalışmıştık.
ehliyet kursunun teorik derslerine milli eğitimin öğretmen kontenjanıyla gitmiştim, araştırma görevlisiydim o sıralarda,
araba kullanmada şöförlerin parasını kendimiz vermiştik, direksiyon hocası apo yu anımsıyorum, ben daha çok onla çalışmıştım. göletten kaynaklar köyüne dek olan yolda çalışmıştık. ders ücretini de candan marketin önündeki yolda vermiştim, parasını vermedi derlerse diye tedirgin olup ortalık yerde
sonraları biz bir kaç kere annemler ve komşularıyla da gitmiştik kaynaklar köyüne filan. oradaki kahvede çay içmiştik
kaynaklar yolu üzerindeki gölette mezuniyet törenleri oluyordu her yıl
birkaç gündenberi izmir kaynaklardaki arazi yolsuzluklarıyla ilgili haberler vardı
oraya ilişkin bir arkadaşım zuhalin ölen kardeşi meralle kocasının evleri olduğunu duymuştum, ben gitmemiştim. meral davet etmişti ama, eşiyle pek diyaloğum yoktu, birkaç kere karşılaşmıştık eşi varken, zuhal çağırmıştı bir kaç kez, bir sergiye gidilmişti hep beraber, zuhallerde ve annesinin evinde karşılaşmıştık, sonra ben merallarin olduğu zamanlarda gitmek istememiştim
meralin kocası reşat, mehmet boztaş vs bi iki kişinin arkadaşımıymış ne, okula mı gelmiş, öyle bir konu anımsıyorum, meral bana birkaç kere zuhalde karşılaştığımızda resim sergi vs ile ilgili birşeyler konuşmuştu
bir de zar zor hatırladım, mustafa keysan hoca, bir ara orada arazisi olduğunu söyleyip satmaya kalkmıştı, bazı hocalara da gösterdiğini söylemişti, çamlıkların arasında bir yerdi
bir gün bana da göstermişti alel acele gitmiştik bir vakte sığdırıp, orada ev ve arkadaki çam ormanlarına bakan atölye yapıp çalışmalar yapmak, sergilere katılmak istediğini, ama satmak zorunda oldukları için sanatçı bir arkadaşlarının almasını istediklerini
mustafa ve karısı bilge ile hemen hemen aynı dönemlerde resim bölümünde okumuştuk, belki arada bir yıl farkı olabilir.
çevrede yeni yapılan villa türü evler görmüştük. onun tanıdığı kişiler de vardı oralarda, onların arazisinde kulübe türü birşeyler gördüğümüzü anımsıyorum
ben alamazdım tabi, uygun değildi, fiyat 5-6-7 milyon civarıydı sanırsam
ona hayalini gerçekleştirmesinden bahsetmiştim ama bir süre sonra arazisini yeni bir araba karşılığı değiştiğini söylemişti, hayırlısı demiştik, sonra köyde satılan tarlalarının katkısıyla bir çatı katı aldıklarını söylemişlerdi, ben gidememiştim
hatta oralardaki arazilerin başkalarının üstünde kalıp satıldığıyla ilgili de birşeyler anımsıyorum
iyi ki o araziyi almaya kalkmak gibi bir şey yapmamışım,
sanırım bugünlerdeki olaylar oralarla da ilgili
araba kullanmayı öğrenirken kaynaklar yolunda çalışmıştık.
ehliyet kursunun teorik derslerine milli eğitimin öğretmen kontenjanıyla gitmiştim, araştırma görevlisiydim o sıralarda,
araba kullanmada şöförlerin parasını kendimiz vermiştik, direksiyon hocası apo yu anımsıyorum, ben daha çok onla çalışmıştım. göletten kaynaklar köyüne dek olan yolda çalışmıştık. ders ücretini de candan marketin önündeki yolda vermiştim, parasını vermedi derlerse diye tedirgin olup ortalık yerde
sonraları biz bir kaç kere annemler ve komşularıyla da gitmiştik kaynaklar köyüne filan. oradaki kahvede çay içmiştik
kaynaklar yolu üzerindeki gölette mezuniyet törenleri oluyordu her yıl
birkaç gündenberi izmir kaynaklardaki arazi yolsuzluklarıyla ilgili haberler vardı
oraya ilişkin bir arkadaşım zuhalin ölen kardeşi meralle kocasının evleri olduğunu duymuştum, ben gitmemiştim. meral davet etmişti ama, eşiyle pek diyaloğum yoktu, birkaç kere karşılaşmıştık eşi varken, zuhal çağırmıştı bir kaç kez, bir sergiye gidilmişti hep beraber, zuhallerde ve annesinin evinde karşılaşmıştık, sonra ben merallarin olduğu zamanlarda gitmek istememiştim
meralin kocası reşat, mehmet boztaş vs bi iki kişinin arkadaşımıymış ne, okula mı gelmiş, öyle bir konu anımsıyorum, meral bana birkaç kere zuhalde karşılaştığımızda resim sergi vs ile ilgili birşeyler konuşmuştu
bir de zar zor hatırladım, mustafa keysan hoca, bir ara orada arazisi olduğunu söyleyip satmaya kalkmıştı, bazı hocalara da gösterdiğini söylemişti, çamlıkların arasında bir yerdi
bir gün bana da göstermişti alel acele gitmiştik bir vakte sığdırıp, orada ev ve arkadaki çam ormanlarına bakan atölye yapıp çalışmalar yapmak, sergilere katılmak istediğini, ama satmak zorunda oldukları için sanatçı bir arkadaşlarının almasını istediklerini
mustafa ve karısı bilge ile hemen hemen aynı dönemlerde resim bölümünde okumuştuk, belki arada bir yıl farkı olabilir.
çevrede yeni yapılan villa türü evler görmüştük. onun tanıdığı kişiler de vardı oralarda, onların arazisinde kulübe türü birşeyler gördüğümüzü anımsıyorum
ben alamazdım tabi, uygun değildi, fiyat 5-6-7 milyon civarıydı sanırsam
ona hayalini gerçekleştirmesinden bahsetmiştim ama bir süre sonra arazisini yeni bir araba karşılığı değiştiğini söylemişti, hayırlısı demiştik, sonra köyde satılan tarlalarının katkısıyla bir çatı katı aldıklarını söylemişlerdi, ben gidememiştim
hatta oralardaki arazilerin başkalarının üstünde kalıp satıldığıyla ilgili de birşeyler anımsıyorum
iyi ki o araziyi almaya kalkmak gibi bir şey yapmamışım,
sanırım bugünlerdeki olaylar oralarla da ilgili