Salı, Ağustos 12, 2008

ruhunuz hep özgür kalsın

blogda yazmaya çalıştığım gibi
90-1991 yılından bu yana sanırım zaman zaman olanaksız denilebilecek şeylerle karşılaştım
zaman içinde açıklanacaklar,
o kadar ilaç, kimyasal madde, hastalıklar, suni sorunlar vs içinde kalırken benim anladığım şey, karşılaştığım manevi yapıyı bilen bir takım kişilerin onu insani hiçbir yanı olmayan kötü çıkarları için kullandıkları, doğrusu kullanmaya çalıştıklarıdır
ben izin vermedim
bilgi, bilinç ve istencim dahilinde izin vermedim
çok fazla yöntemleri varmış öğreniliyor
ben bu kötü süreçte devrimcilerin desteğini gördüm. nasıl oldu tam anlamadım ama manevi bir şey karşılaştırdı. ayrıldığım eşim, annem, ablam, komşum, arkadaşım, öğrencim dediğim kişiler çeşitli şekillerde, bilinçli, bilinçsiz, korkutularak vs yüce çıkarların hizmetkârı olarak bu süreçte yer aldırıldılar. yapmadığım etmediğim, bana ait olmayan şeyleri bana yüklemeye ve yüce çıkarlar için tasarlanan şeyleri bana yaptırmaya dayatmaya çalıştılar.
herkes kendi tarihini yazıyor tabi
dursun karataşın adını da bu süreçte zaman zaman duyduğumu hatırlıyorum.
daha önceleri de duydum tabi, gazetecilikte okurken 78 lerde tartışmalar yaşanırken, sonrasında
91 sonrası süreçte onun adını ilk mustafa topraktan duydum, b. eğitimin ön kapısından dekanlığa giderkenki yolda karşılaştığımız(!) biz zamandı, bir villadan ve istanbuldaki karşılıklı iki dairenin olduğu bir apartmandan bahsetmişti,
aynı yerde yolun karşı tarafında çok sonraları sabahattin yavuzlar ölmeden önce onurla ve bir arkadaşıyla karşılaştığımızı anımsadım. başka bir arkadaşla o karşılaşmayı konuşmuştuk, bir şeyin zamanının geldiği gibi bir şey söylemişti
mustafa toprakla karşılaşmamızdan bir süre sonra konferans salonunun önlerinde ufuk semercioğlu ile karşılaşmıştık ve paniklemişti. ben ona neden mustafa beyle bana birşeyler söyleyip durduklarını sormuştum. sonraları onlarla ilgili olarak ufuk mossadlımıymış, mustafa bey midlimiymiş diye bir konuşma da olmuştu. ben demiştim bunu, sürekli çevremde birşeyler söylenirken. konferans salonunun önündeki karşılaşmada ufuğa mustafa beyin o evlerle ilgili birşeyler söylediğini söylemiştim. paniklemişti, "sana onu da mı söylettiler" diye. o sırada birinin kaçmasını konuştuk, ben istedim. bırakıp gidilemeyecek bir durum varmışmış, "kaçsın" dedim.
çok iyi hatırlıyorum.
benim boynuma takılan birşeyi söyledi, onu anlamadım hala neden bahsettiğini
bir süre sonra istanbulda bir çatışma oldu, tv lerden izlemiştik, karşılıklı iki daireli bir evdi sanırım dhkcliler vardı çatışan, dursun karataşın eşi de vardı
sonraları zaman zaman ismini duydum, başka isimler de dolaşıyordu arada, kimyasal sis perdelerinin arkasından hatırlamak zor oluyor
yöntemler çok şerefli ve kendilerine inançlarına yakışan tarzdaydı
devrimcilere, kendi özelimde, kimseyi aşağılayıp onursuzlaştırmadan yaşam mücadelesi sürdürdükleri için minnettarım, çok zor koşullarda insan kalmak için direnç gösteriyorlar
beni kendileriyle karşılaştırdığı için tanrıya teşekkürler
ruhunuz hep özgür ve dirençli olsun
nur içinde yat dursun karataş

Cuma, Temmuz 18, 2008

kutsal emanetlerin mekanı

hiç bir kutsal emanet aşağılayıp, onursuzlaştırmaya tenezzül edenler de olamaz
özellikle, inançları nedeniyle kendilerine söylenen herşeyi kader olarak kabul edenleri sömürmek için kullananlarda asla,
kutsal emanetlerin gerçek yeri bu sömürü ve işkencelere karşı durup, isyan edenlerde; özellikle yeniyetme başkaldırısı değil de; bilinçli istençli özgürlük ve insana yakışır, varlıklara, inanmasalarda inançlara saygı duyan, yerdedir
inançların, sewginin, varoluşun itaat ettirme ve sömürü aracı olarak kullanılmasına karşı duranlara aittir
bizim manevi olarak aldığımız mesaj budur
aslında baştan beri bu blogda yazmaya çalıştığım şeyin özü bu

sürecek

Pazartesi, Temmuz 14, 2008

ghiyo

gazetecilik ve halkla ilişkiler öğrenci derneği üyeliğim

sürecek

upsd

uluslararası plastik sanatlar derneği üyeliğim
kadın eserleri kütüphanesi

sürecek

izünider

izmir üniversiteleri öğretim üyeleri derneği üyeliğim
ömür mavioğlu
arş. gör olduktan sonra izünidere üye olduk. sonra eğitim sen. üyeliğimiz oldu.
bir ara sendika çalışmaları oldu,
ömür mavioğlu hocanın başkan olduğu zaman, onların isteğiyle ben de yedek yönetim kurulu üyeliğine seçildim. ömür hoca toplantılara katılmamı istiyordu, hatta,
yönetim kurulu üyelerinden bir bayan hocalardan birisi, sanırım avrupaya, uzunca bir süre için gitmişti
toplantı kararıyla onun yerine önetim kurulunda bulundum.
bazen rektörlükte çatısındaki restoranda tıp fakültesinde vs toplantılar oluyordu.
o sıralar bir rahatsızlığımla ilgili ömür hocanın yanına gitmiştim hastaneye, ameliyathanenin arkasındaki narkozcuların olduğu yerdeki odasında bekletmişti bir ara.
yanlış anımsamıyorsam serdar saydam adlı hocaya göndermişti.
espritüel biriydi hoca, bir ara rektörlükle ilgili sorunların içinde adı geçmişti, kıyıdan köşeden duymuştum
hoca özel bir kan tahlili istemişti.
tahlil, her zamanki kan laboratuvarında değil, diğer katlardan birindeki bir yerde olmuştu.
orda ben basın yayında okurken, hemşirelikten devrimci yol gurubunda olan bir arkadaş vardı, bahriye sanırım, tahliller onun olduğu yerde yapıldı. eski arkadaşla konuştuk bu arada.
bir iki hafta sürdü sanırım, hoca önemli birşey olmadığını söylemişti.
sonradan annem ameliyat olacağı zaman da bir akşam üstü ömür hocanın yanına gidip filmlerini göstermiştim ona da.
bir ara onun toplantılar sırasında dönüşte filan fotoğraflarını çekmiştim. nerde olduklarını bulamadım. bir akşam toplantı gecikince beni eve getirmişti, ona evdeki yiyeceklerden ikram etmiştim. salonda büyük bambu masada yemiştik, çok az birşeyler vardı, rakı içmişti bir de, peynir domates filan. toplantıda da bira şarap filan içiliyordu bazen zaten.
baya konuşmuştuk yemekte. bir söylediği hala aklımdadır, "doğa faşisttir" demişti.
ben de doğayı faşist değil vahşi olarak buluyorum hep. faşizm insan ürünüdür, bilinçli ve örgütlü bir vahşettir. itaat ettirme ve yoketme. doğal yaşamı faşizm olarak tanımlamak olamaz tabi ki.
bir de amerika ve roma ile ilgili birşeyler söylemişti. eski roma anlayışının amerikayla ilişkisiyle ilgiliydi sanırım. daha önce duymadığım bir şeydi.
epey konuştuktan sonra ömür hoca gitti.
ben bir süre daha yönetim kurulunda kaldım, sonra başkalarına geçmişti
bir ara ömür hocanın yeğeni gülden mavioğlu öğrencim oldu
onla selam filan yolladık, güldenin çok karmaşık bir ev arkadaşlığı sorunu vardı.
geçinemediği filan biriyle aynı evde yaşama zorunluluğunda hissediyordu kendini, o sıralar çok dertleniyordu, sonra zamanla o sorunlarının kalmadığını söylemişti.

sürebilir

Perşembe, Temmuz 10, 2008

filiz- astroloji- malibu

filizin evinde içmiştik
filiz özbaş, üniversitede öğretim üyesiydi, onla uzunca bir süre astroloji arkadaşlığımız olmuştu
hatta uluslarası astrolog olan arkadaşı faikle de tanışıp yazdığı astroloji kitabını satın almıştım.
beni bir kere evindeki astroloji dökümanlarını göstermeye davet etmişti, malibu ikram etmişti, tijen kendisini çağırmadığı için ona biraz bozulmuştu- tijenle birlikte çalışıyorduk bölümde o sıralar
annesinin aldığı ev olduğunu söylemişti, salon camları boydanboyaydı ve deniz görünüyordu
hatay ya da güzelyalı taraflarındaydı sanırım
sonraları bir yada iki kere enverle gittiğimiz yerlerde malibu konusu hatırlıyorum
nerden aklıma geldi, ben oradayken evine birileri gelmişti, tamir edilecek bir şeyleri için, kargocular, onun işini yapan kuzenlerinden vs

eskidenberi görüşüp konuştuğumuz arkadaşları anımsıyorum ara ara, hep birileri gelip gidip işlerini yapıyorlardı
siz başka bir konuyla ilgiliyken birileri gelip geçiyordu
birşeyleri tamirden geliyor, bir işleri yapılıyor, ısmarladıkları birşeyler geliyor, bir yakınları uğrayıp gidiyor, vs

bunları hatırlamak neye yarayacak ki
zaten 5-6 yıldanberi yapmaya çalışılan şey bu, bir şeyler yapıldığını, olayları hatırlatmak
ne elde ediliyor bununla, ya da bugüne dek elde ettikleri şeyler nedir bu şekilde
bir kaç kişiye bahsetmiştim, aydemire, "sürekli yap boz gibi bir şeyler söyleyip, imalar edip konuşuluyor, sanırım konu bir sorunu çözümlemek değil,
yaptıkları ya da yaptırdıkları işlerde haberim varmış psikolojisi oluşturmak" diye

yani insanların yıllarını harcadıktan sonra saygı bekleyemeyecekleri belli zaten, organizasyoncuların kendi kendilerine bile saygılarının olmadığı ortada, ilerde daha çok açığa çıkacak
onura söylediğim gibi, bu şekilde elde edilen şeylerin gerçek hak sahiplerine geçmesini sağlamak gerekli

sürecek..