Cuma, Nisan 17, 2009

ikona çalışmaları için araştırmalar yapıyorum

kavram ressamları beni hep çekmişti
sonra kavramsal sanatçılar
burda meryem ananın çevresinde dolaşırken ikon resimleri beni daha çok çekmeye başladı
araştırmalar yapıyorum
ali ekber çiçek' "yok yüzüm peygambere" der ya bir türküsünde, işte öyle dünyalarda dolaşırken
kimsenin ne peygamberlere, ne birbirlerine, ne çocuklarına, ne de aynalarda kendilerine bakmaya yüzlerinin olmadığı dünyalarda dolaşırken, manevi ve ruhani dünyaların izlerini taşıyan ikonlar,
yazılarıyla, olaylar dizisini biçimlendirişleriyle, kenar açıklamalarıyla beni çekiyorlar.
araştırıyorum, zaten post modernist ikonlarla ilgili çalışmalarım, karışık teknik işler oluyordu
belki kendi yaşadığım manevi deneyimlerin de ikonlaştırıldığı şeyler çıkabilir.
değişik dini resimler, hz. isa ve meryem ana, ve azizler, kabe resimleri, diğer inançlarla ilgili resimler, budhist vs. ve günümüzde inançları esir edenlerin maddeyi ikonlaştırmalarıyla ilgili yorumlar

Pazar, Mart 22, 2009

istihbarat örgütleriyle ilgili

bugüne dek kendi bilgi, bilinç ve istencim dahilinde, askeri, sivil ya da özel hiç bir istihbarat örgütünde gönüllü ya da görevli maaşlı görevli olmadım. bunu daha önce de yazmıştım, geçen bazı şeylerle ilgili konuşurken onları irdelemeyi gerekli görerek bunları yazıyorum.
hiç bir zaman, çalıştığım milli eğitim kurumlarının, bankaların, pasaport ehliyet tapu vs işlemlerimle ilgili emniyet ve belediyelerin, sağlık kuruluşlarının form, belge ve dilekçelerinin dışında, herhangi bir istihbarat örgütü üyeliği, bilgi verme vs türü form evrak vs imzalayıp doldurmadım. herhangi bir istihbarat örgütüyle ya da elemanlarıyla kendi bilgi ve bilincim dahilinde herhangi bir bilgi alışverişinde bulunmadım. yazılı, sözlü, pusula vs çeşitli şekillerde hiçbir iletişimim olmadı.
yani heryerde işlerini onurlu ve kimseyi aşağılamaya tenezzül etmeden sürdürenlerin olduğu kadar, her türlü aşağılık şeyleri yapanların olduğu ve bu türler tarafından çeşitli şekillerde yaşamlarımıza zarar verildiğini bildiğim için bunları yazma gereği duydum.
bir süre önce internette bazı şeyleri araştırırken, yaka kartları filan gördüm. tanıtımla ilgili şeyler. ben buca eğitimde 2000li yılların öğretmenliğiyle ilgili sempozyumda görevli olduğumda, posterle katılmıştım, ve grafik bölümünden bazı öğrencilerle birlikte katılanların kimliklerinin, yaka kartlarının, katılım belgelerinin, afişlerin gb hazırlanmasından sorumluyduk. genelde mehmet ilerinin atölyesinde depoda bazen de diğer atölyelerde çalıştığımız oluyordu. burak isminde bir öğrenci ve bir kaç arkadaşını anımsıyorum o çalışmalara katılanlardan.
o zaman sempozyumun sorumlusu olan leman tarhanın yaka ve tanıtım kartlarının yazılmaları sırasında bir kaç kere, biri fakülte sekreterinin odasındaydı, örnek alınacak başka sempozyumlara ait kartlar vs getirdiğini anımsıyorum.
hatta bazı arkadaşlarına da örnekler getirmelerini söyldiğini söylemişti, ve o koşuşturmanın ortasında, bir sürü çeşitli yerlerden rektörlükten, fakülte için yapılan işler için dışardan gelenlerin olduğu bir zamanda onların seçimi için çağrılıp, hatta bazılarını bizim yakalarımıza takarak karşıdan bakmışlardı.
sonra gene kendi çalışmalarımız üzerinde dumuştuk sanırım.
biz işimizi yapalım diye uğraşırken bazı kişiler başka şeylerin peşine düşmüşlermiydi acaba.
yani orada geçirdiğim 18 yılı geçkin (arş gör ve yard doçluk-daha önceleri öğrencilik de var)bir sürede buna benzer başka şüphelerim de oldu. özellikle içindeyken ayırdına varmadığınız bir sürü şey sonradan "acaba" oluyor.
gidilen yerler, yemekler, kokteyller, davetler ve çevrenizdeki kişilerin davranışları, sanki çoğu kendiliğinden şeyler görüntüsü altında son derece organize olaylar oluyordu.
o sırada çevredeki kişiler, ortam vs.
çeşitli ortamlarda benzer şeylerle desteklenmişlermiydi
evde, sokakta, işte, bir işin için resmi dairelere gittiğinde, soru işeretli hepside
evde tuhaf şeyler oluyordu ya,
sözgelimi
enver bir ara sık sık tatbikatlara katılıyordu, ve herhangi bir tatbikata giderken o bölümün techizatlarından veriliyor diye eve getiriyordu. kıyafetler, bazı malzemeler, kıyafet katıldığı tatbikata göre değişiyordu, onları yıkayıp, vücuduna uygun hale getirip, daraltıp vs, ütüleyip bazen yanında götürüyordu, bazen sabah servise yetişecek diye erkenden giyinip gidiyordu. koluna ya da göğsüne takılan basın amblemleri başka şeyler oluyordu, bir kere gazetecilerin basına değil de tamamen askeriyeye ait üniforma niteliğinde diye karşı çıktıkları birşey olmuştu sanırım. öyle bir konu hatırlıyorum. çantaların içinde bazı şeyler getiriyordu. sonra başka zamanlarda da gazeteden diye, gideceği görevlerle ilgili bazı şeyler çantalar, malzemeler getirdiğini anımsıyorum. bir kere silah vs birşeyler anımsıyorum. koşuşturmalı oluyordu o zamanlar, haldur huldur koşturuyordu, bazen tabikat uzakta olunca bir kaç gün gelmiyordu.
katıldığı tatbikatlardan bazı fotoğrafları vardı.
o kıyafetlerle ilgili esprilerimiz oluyordu, bir kere ufuk hanımlarla konuşurken, bazen koluna yahudiler gibi sarı basın yazısı oluyor deyince, "sokakta kendine dikkat etsin" diye takılmışlardı.
komşulardan da espriler oluyordu. bir kere ergüllerin evinde soba yaktığımız salonda ışıkla hacerle o elbiselerle ilgili esprilerimiz olmuştu. pandomim gibiydi.
bunları yazmamın çok anlamı yok belki ama genede, bir takım mahlukatın bu tür şeyleri bilinçle organize ederek kullanmış olabilecekleri nedeniyle aklıma gelmişken yazayım dedim.
birkere denizde bir tatbikata katılmıştı, hatta amerikalılar bir gemiye isabet ettirmişlerdi,
onlar kılpayı kurtulmuşlar diye sonra telefonda anlatmıştı. telsiz telefonlardan arıyordu o zamanlar evi.
istihbarat olaylarıyla ilgili olarak nasıl açıklayacağımı bilemediğim, zaman zaman değindim aslında, bir konu daha var, çok önemli. yani maneviyatla, ruhanilerle ilgili bir şeyler bunlar, ben o dünyayla çok eskiden beri zaman zaman karşılaştığımı biliyorum. ve o yapı, dünyada olup biten düzeysizlikler nedeniyle hoşnutsuzlar, kutsallaştırılmış devletlerle (devleti insanüstü, doğaüstü, varlıklarüstü hiç değişmez görenlerle) sorunları var. yani bu konuyla ilgili bazı şeyler var. nasıl olacak bilmiyorum ama birgün onları da anlatabilirim belki de.
işte bu nedenle geçen aylarda, bilgisayarım bozulmadan önce web sayfalarından bulabildiğim dünya istihbaratlarına yazı yazmaya çalıştım. başta cia mossad olmak üzere ama anlaşılmadık sanırım, ya da haberleri olmadı daha, zaman gerekiyor belki de. ben manevi yapıyla ilgili olarak yazdım o yazıyı, bir takım yanlış inançlar ve çıkarlar adına manevi yapıların aşağılanmasına neden olacak şeyler destekler yapılmaması için yazdım. çünkü birileri azgınca onursuzluklar yapıp kendi çıkarları için manevi yapıları kullanmaya çalışıyorlar diye. umarım duyarlar.
benimle birilerinin çok uğraşmalarının bir nedeni de onlarla/ruhanilerle ilgili olarak şehadet bozmak amacıyla olabilir diye bir düşüncem var. çünkü yaşanan çok şeyi birilerinin sorumsuz, liyakatsız ve onursuzca senaryolar düzenleyip çevremizdeki adamlarına yaptırdığıyla açıklamak yetmiyor. annemi dövmüşlükten tutun da, bozuk aile durumlarına, iş yaşamında sorumsuzluklara dek yalan yanlış bir sürü şey tezgahlayıp bunlardan bir şekilde çıkarlar sağlanmasını açıklamaya yetmiyor çoğu şey. işte o nedenle
bu herkesin susup duymazlıktan bilmezlikten geldiği benle ilgili /tanrı eliyle ilgili yaşananlardan kimlerin neleri yapıp yaptırarak neler elde ettiklerinin açıklanmasını istiyorum. eninde sonunda herkesin neler yapıp, neler aldıkları açıklanacak. öyle kimyasallarla tehditlerle baskılarla bozulan ve ne yaptığının bilincinde olmayan aile fertlerine yaslanmakla, yaşlı bunaklaştırılmış kadınların eteklerinin altında saklanmakla bu önlenemeyecek. kendi istenci dışında bir sürü abuk sabuk şey yaşatılan bu kişinin bu kadarcık hakkı olsun artık.
yazdıklarım zaten çok kişinin bildiği şeyler, yazılarımı bugüne dek "açık roman" adı altında yazdıklarımın hepsini bir daha gözden geçirip, yenilemeler yaptıktan sonra, bu çalışmamı başka bir şekilde sürdürmeyi düşünüyorum.
yaptığım işle gurur duyuyorum. bu güne dek hiç yapılmamış bir edebiyat olayı olarak görüyorum. ve "aklanması gereken birisi var" demiştim yıllar önce.
yazdıklarım benim gerçeklerimdir. bana namuslu, onurlu yakışır bir yaşam sürmemi ve yapıtlarımı üretmemi destekleyenlere katkıda bulunanlara zor spas
sürebilir...

Salı, Ocak 06, 2009

yüzlerce mektup, kağıt "gerçek yaşam tanıklarımız"

"yaşam tanıklarımız"
yüzlerce hapisten yazılmış mektup daha hepsi girilemedi- yarısı anca görülüyor,
sonra benim yazdıklarım,
sonra meralle o hapisteyken olan mektuplaşmamızdan-1991,
asuman, sayra bazı mektuplar,
tomur atagökün benim işlerimi eleştirdiği bazı mektuplar-1993,
şiirler, eski not ve şiir defterleri, kartpostallar
gmailim kapalı, picasaya giremiyorum, açılınca hepsine görünürlük kazandıracağım.
"benim yaşam tanıklarıma"

Pazar, Ocak 04, 2009

eski defterler, eski mektuplar, eski rüyalar, eski hayatlar

eski defterler

neden

91 yılından beri yaşatıldıklarımı baudrillard ın simülasyonlarıyla kullandılar.

benim tarafımdan görünenlerin, belki benim tanıklarımın, benim gerçek tanıklıklarımın görünebilmesi gayretiyledir. yoksa

sözgelimi hapishane mektupları, zaten nitelik olarak kendini tüketmiş, içi boşaltılma ve hayasızlaştırma ve itaat sürecini başarıyla geçirtilmiş ve yeniden kendine kimlik kazandırılarak yeniden yaşama katılmasıyla ve kabuluyle, yaratıcılarının başarı ve onur abidesi olan bir adamın sevgisinden özleminden filan değil. ve onun gibi çok fazla olan bir sürü kişi var, bunları yaratan ideoloji bunlardan da aşağılıktır

benim 91den beri geçirdiğim maddi manevi bu işkence sürecinde, en paçavra edilmiş halimle, en kepaze çarçur edilmiş hayatımla, namusumla, onurumla kendime,

o kimselerin yaşamı namusu onuru inancı ailesi çoluğu ve çocuğunun rızkına zarar vermeden yaşamış olan ve gerçekten çok acı çeken kendime, mukadder (aybey) çağlar nüfus kimliğiyle olup, aslında bütün kimlikleri önemsemeyen, en önemli olan şeyin insanları varlıkları yaşamsal kıldığınız süreç olarak görerek

ve o kadar provakasyonların ortasında yaptığım resimlerin, ürettiğim sanatsal yapının özüyle, yazdığım yazılarımla, sürdürdüğüm hayatımla,

karşılaştığım çok az sayıdaki, sanatsal ve yaşamsal yeterliği olan devrimci, demokrat, inançlı, insan ve varlıklara olan saygımla,

kendime, yaşam inancıma ve direncime duyduğum gerçek saygının ve sewginin görüntüsü olarak açık açık sergiliyorum.

bizim kelamımız zaten hep dost yürekleredir

sürecek..

Pazartesi, Aralık 29, 2008

tapınak şöwalyeleri

bir kaç gündenberi dünyadaki istihbarat örgütlerinin linklerine bakınıyorum,
dün daha önce de adını duymuş olduğum tapınak şövalyeleriyle ilgili yazılar gördüm.
tapınak şövalyeleriyle ilgili yazılar, gizli dünya devletleriyle ilgili, siyonizmle ilgili
biraz bakındım, görebildiğim kadarıyla, benim gözattıklarımda haklılıkları tartışılabilir kin ve nefret yorumları vardı.
yani yazılara bu şekilde/kin ve nefret yorumlarını ayırıp bakarsanız, gerçeklikle yada daha doğrusu, kendi gerçekliğinizle ilişkilerini görmeye başlıyorsunuz. biraz
bugün bu konudaki bilgilerimi yazmayı düşünüyorum, karşılaştığım şeylerle bağlantılı olarak tabi

gerçek olan şu; manevi bir yapı var
ve bu maneviyatın/ saf inancın korunması için mücadele edenler

bir de herşeyi olduğu gibi maneviyatı da kendi anlamsız çıkarları için kullanmaya çalışanlar ve bu şekilde inanca da bütün varlıklara da zarar verenler
benim karşılaştıklarım, yaşatıldıklarım çoğu şey bunlarla doğrudan ilişkili
"ben kimseden el filan istemedim" ingilterede söylemiştim. gerçekten kimseden manevi birşey istemedim, sahip olduğum maneviyat kendi gerçekliğimle ilgilidir. ve bana ait özel olan şey, dünyadaki ayrımlarıyla hiç bir inanca ait olup diğer inançları aşağılayıp kötüleyen değiliz.
onun için saf inancın olduğu bütün manevi yapılar kabul ediyor.
işte benle ilgili olayların bağlantısı burda.

londrada ve atinada onlarla ilgili olduğunu düşündüğüm bir kaç ayine tanık oldum. manevi yapıları olan ve çevredeki çoğu kişinin onları görmediğini farkettiğim

sürecek..

Cumartesi, Aralık 27, 2008

bazıları ucuzlatılmış hayatların fotoromanlarıyla yaşıyor

üniversitede çalıştığım süre içinde 1 kere soruşturma yapma görevi verildi.
nerdeyse 20 yıla yakın bir sürede. ilginç bir olay, evrakları karıştırırken, daha doğrusu evimin tapusunu ararken o belgeleri buldum. kasım 2000 de, okay dayan isimli öğrencinin soruşturmasını bana vermişler, hocası turan enginoğlunun isteği olmuştu hatırlıyorum. öğrencinin çok iyi olduğunu fazla zarar görmesini istememiş. idareye bildirmiş. o sırada doğudaki görevinden izmire uğraşarak gelen, veteriner hüseyin beylerin bir arkadaşı fakülte sekreteri olmuştu. adını anımsayınca yazarım. ben görevi iade etmeyi düşünürken, turan bey de sekreterde benle konuşup görevi vermişlerdi, hatta nasıl yapacağımı sekreter arkadaş kağıdın üzerinde göstermişti. sonradan emekli olunca kuşadasında bir okula yönetici olarak atandığını öğrenmiştim ama hiç karşılaşmadık. ilginç olaylar silsilesi içinde birşeylerdi işte.
turan beyin sanırım bacanağı ya da öyle ilişkili bir yakını askeriyedeydi, son yıllarda yükseldiği önemli görevleri olduğu duyuluyordu, bölüm başkanlık odasında konuşulmuştu. okay dayan olayı sırasında duymadım, sonradan duyduk, kendileriyle pek konuşmuyordum zaten son yıllarda.
yalnız okayın babası astsubaymış duyarsa, bir subayı çocuğu nasıl böyle yapar diye çok kötü şeyler yapabilirmiş diye konuşmalar hatırlıyorum. turan beyden de, öğrencinin kendinden de duymuştum. öğrenci ağlamayı beğenemiyordu. ben de öğrencilerle dost bir hocaydım. bin bir rica ile görevlendirildik. kağıtları picasada evrakların içinde kaydettim. görülebilirler.
şimdi olayın gerçek değil bir tuzak olduğunu görüyorum. görüntü olarak gerçek ama arka planı farklı bir olay. o kağıtların arasında en son kağıdın arkasına yazdığım güvenlikçi isimleri.

bu kişiler buca eğitimde araştırma görevlileri için olan daha sonra genişletilen ilk ingilizce kurslarına da bizlerle katılmışlardı. bazen aynı sınıfta derslere sınavlara giriliyordu. feryal filan ders veriyordu bize. hatta o kurslar sırasında "ingiltereden geldiği pakistanlı -ingiliz karışımı ailesi olduğu söylenen, "ahmed" isimli çocuk gelmişti" tipik ingilize benziyordu. benim odama da getirilmişti. yanında kimya fen bölümlerinden birileri oluyordu genelde. orda hoca oldu ikisi. bir konuşma sırasında çok tuhaf birşeyler olmuştu, çocuk birşeyleri anlayıp paniklemişti, sonra benim yanıma getirmemişlerdi bir dah görmemiştim. yalnız bir süre sonra, santralde imdat vardı, o bana, birinin yabancı dilde bana telefon ettiğini bana bağlamaya çalışırken telefonda bir itiş kakış seslerle pat küt ve telefonun kapandığını söylemişti. ilişkili olabilir gibi geldi birden.
o kişiler, aynı güvenlikçiler, okulda memur olarak çalışan aliyenin oğlu öldüğünde, şüpheli bir intihar, ilk bulan kişilermiş. anlatırkenki hallerini anımsıyorum. hatta aliyeye göstermemişler. o sırada ona çok yardımcı oldular diye güvenlikçilere çok dua ediyordu. aliye şizofren hastası diye ilaçlar kullandırılan, eşinden ayrılmış, yaşamı için güvenlikçilere filan dayanan bir kadındı. 2 oğlu vardı, biri çok akıllı çok okuyacak deniyordu, bir kaç kere karşılaştığımızı biliyorum. konuşmuştuk, bir kere okulun bahçesinde yolda karşılaşmıştık, üçümüz, benim annemin de işçi olduğunu ama bunun okumama engel olmadığı üzerinde konuşmuştuk biraz. aliye çok memnun olmuştu. çocuk annesiyle ilgili sıkıntılar yaşıyordu, özellikle güvenlikçilerle ilgili filan. nasıl olduysa intiharını söylediler. bir takım ilaçları içmiş ve iç organları bile patlamış dışarı taşmışmış.

o zaman farketmedim ama, şimdi olayın başka olabileceği, hatta başka olduğunu düşünüyorum.
ve birsürü intihar ve kazanın va hastalıkların aslında o süsle kullanıldığını düşünüyorum. bir takım kişiler çok cüretkarca, sorumsuzca hayatları harcama alışkanlığındaydı. kendilerine uymayan, kendi dairelerinin dışında gelişecek olan kişileri fütürsuz harcıyorlar. bunlara dur diyecek kapasitede insanlar da yokki. kalmıyorlar zaten. susurluk kazasından önce abdullah çatlıların da buca eğitimde dolaştıklarını hatırlamıştım sonradan.
yeniden lanet okumaya başlayacam ben.
o sıralar evde sorunlar vardı, aslında heryerde vardı, şimdi görünüyor. bir akşam enver evdeki kırmızı telefon almıştım, küçük birşey, eve ilk telefon bağlanınca sevinmiştik. sıkıntılıydı, telefona açtı, ışığın benle konuşmak istediğini söyledi. biraz konuştuk, bana mehmet ağarla ilgili bir yardım istendi, ben de ilgilenmediğimi, muhataplarıyla halledilmesini filan söylemiştim sanırım. bozulduklarını anımsıyorum, konunun ne olduğunu bilmiyorum da böyle birşey işte. şimdi telefonda konuştuğum kişinin ışık olduğundan şüpheliyim. çünkü alevi olan ışık bildiğim kadarıyla olsa olsa susurlukçuların hüseyin kocadağ kısmıyla ilişkili olabilirdi. belki de birileri ellerindeki teknolojileri kullanarak sesini kullanmış, montaj yapmış olabilirler diye düşünüyorum.
ilgisi nerden çıktı
geçende adada bizim alabileceğimiz gibi 1+1 ev bakınıyorduk. değişik evlerin telefonlarından yazmıştık. çok aradım, bir kişinin dayısını mı amcasını mı ne aramışım, başka arkadaşlarının uygun olabilecek evleri olduğunu söylemişti, bir kaç kere de aradı, gidip konuşmuştuk, ünlü mevkili kişilerin geldiği restoranları vardmış ama biz yalnızca su içmiştik, konu içinde yaşamıma zarar veren ve bugüne dek herhangi bir desteklerini almadığım, kişisel iletişimimin olmadığı mhp, bbp, dyp vs gibi faşist partilerden ve diğer partilerdeki faşist kişilerden herhangi bir alışveriş yapmak istemediğimi söylemiştim. yani kişi bir kaç kere arayıp konuştuğu için gerek duymuştum buna. oy verecek parti kalmadığını söylemişti, ben shp, chp, ödp, bağımsızlar-sodep, dehap, dtp gibi partilere oy verdiğimi söylemiştim. o sırada cem uzana oymu verseymiş deyip mehmet ağara oy verdiğinden bahsedince, ben mehmet ağarı hiç sevmem "o da iğrenç birisi" demiştim, . "mehmet ağardan hesap sorulsun" imza kampanyasına da katılmıştım bu arada geçenlerde. adadan bir arkadaşla birlikte kuşadasının iyiliği için çaba gösterdiğini söyleyen o kişinin önerdiği kişilerle birki yere bakıldı, işe yarayacak değildi 2 tanesi, biri de bize uymadı. yani kafamda soru işareti işte. masumlarla uğraşabilecek kalitede olabilecek kimler olabilecek ki başka. kedimin durumu aklıma geldikçe, yani ona kadar bilinçli bir şekilde uğraşma aczi içinde olan kaç kişi olabilir. çünkü evde yalnız kalıyordu, arabada yalnız kalıyordu, dışarı bıraktığımız yoktu zaten.
1991 yılından beri hayatlarımızla oynandı, ve farkediyorum ki, benim o zamanlar karşılaştığım "tanrı eliyle" ilgili olarak da çok fazla çıkar sağladılar. bizim hayatlarımızı harcarlarken, aşağılayıp, kötü, hasta durumlara düşürmeye çalışırlarken, bir yandan da bizlere tenezül edip çeşitli çıkarlar elde ettiler. ben işte o çıkarların, kimlerin nelerin karşılığında ne paralar, neler aldığının açıklanmasını istiyorum. 1990-91den buyana hepsinin. çünkü yaşamlarımıza onursuz ve sorumsuzca saldırıp, bunların karşılığı birşeyler elde ettiler, ve ingilterede açıkça öğrendiğim kadarıyla, bunlara inançla ilgili saygısı olanlar tarafından istedikleri verildikçe, bizlerin hayatlarımızı daha kötü durumlara düşürmeye çalıştılar. o sırada duyduğum kadarıyla, şimdilerde cia mossad başta olmak üzere istihbarat örgütlerine kısaca yazmaya çalıştım, o yazıları yanıtları gelince bloga koyacağım. kimsenin benle o zaman karşılaştığım "tanrı eliyle" ilgili olarak kimseye birşey vermemesini istiyorum. çünkü bu şekilde bizim olmadığımız, yapmadığımız şeyleri bize yaptırmaya, çalışıp hem bizim yaşamlarımıza zarar veriyorlar hem de hiç hakları olmadığı halde çıkarlar elde ediyorlar. bizden çıkarlara tenezül ederken bir yandan da kendi inançları, insanları, kadınları, aileleri için layık görmedikleri şeyleri bize uygun görüyorlar. hiç hayatımızda yerleri olmayan kişiler, insanlık sömürüsüyle filan, hasta olduklarını söyleyip yardım almaya çalışarak, arabalarını bizim arabamızın ardına çıkılmayacak şekilde koyarak, balkona birşeyler düşürdüklerini söyleyerek, birşeyler sormaya kalkarak, yalanla dolanla yanaşarak, bizi tanıyan birilerinin yanında bizle görünerek vs bizimle ilişkileri varmış gibi birşeyler elde etmeye çalışıyorlar.
ben bunları istemiyorum. bu şekildeki onursuzlaştırmada elde edilen herşey herkese zarar veriyor.
verenlerin inançları insanları da paylarını alıyorlar.

sürecek.