Çarşamba, Aralık 29, 2010

günlük ağacı/ 29.12.2010// karakolluk olduk

sonunda görüken köye kılavuz karga oldu. böyle birşeyden kimler ne elde etti? daha önce yazmıştım, 2-3 ay önce yandaki eve taşınan con-tay-ten lakaplı komşuyu. bir süredir sataşma ve tacizleri oluyordu. geçenlerde fotolarını çekip koymuştum picasaya. gene motorsikletlerini koydukları bir gün de benim pencerenin önüne doğru plastik bir tabanca atılmıştı, tekmeyi basıp duvarın oraya yollamıştım, sonra da gidip fotosunu çekmiştim. ertesi gün alınmışmış ve beyaz diablo bir araç gelip benim penceremin önüne kurulmuştu. arabadan inen bir adam elinde 2 tornavidayla girmişti eve ve silah kafası değiştirmekle ilgili laflar etmişti, yukarda pencereden duyuluyordu.
daha önce de evden bişeyler alıp satıyor gibi bir durumlarında penceremi kapatmak istediğimde kapatamamıştım. araçlarını o kadar yanaştırıyorlar. karşı duvarın önüne doğru, hatta ortaya doğru bile koysalar bu sorun olmayacak, kendi evlerinin önünü daraltmak istemeseler bile. o gün penceremi açıp kapatmama engel oldukları için araçlarını bir daha başka yerlere, karşıya, kendi evlerinin önüne ya da sokak girişine koymalarını söyledim. 10 dakkalık işleri varmış da kötü biriymişim. laflaştık tabi ve fotoğraflar görünebilir. kendilerine de hörü hanıma da söylemiştim, bu şekilde sorun yaratmaya devam ederlerse polise haber vereceğimi hukuki sonuçları olacağını, verirsen ver diye efeleniyorlardı hep. hacı hörü hanım komşular iyi geçinmeli filan diyordu. avukatımla da görüşmüştüm savcılığa bu kişilerle ilgili dilekçe vermeyi. o olaydan sonra intihar, cinayet ya da kazayla, evinde arabasında ölü bulunan birileriyle ilgili haberler filan görmüştüm. bu tür şeylerde silah kafalarının değiştirilmesiyle ne gibi şeyler olabilir, farklılıklar filan, kriminaloji bilgim pek yok.
motorsikletlerini koymaya başladılar birkaç gün önceden beri. birşeyi tamir ediyormuş gibi ellerinde tornavidalar uğraşıyorlar bişeyler yapıyorlar, bu arada laflar, imalar, sataşmalar, benim evin kepenklerine çarpmalar, evime pencereme kıyısına yanaştıkları için de yürürken gelir geçerken nerdeyse kapımın önünden geçiyorlar filan. zaten daha önceden sorun olduğu için tatsız bir durum yani. değişik adamlar, telefonlarla konuşuyorlar, tuhaf şeyler söylüyorlar, karı alıp satmayla ilgili bişeyler bile duyurdular. geçen tamir ediyor yaygarasıyla yaptılar bunları. ilgilenmedim. bugün gene penceremin önüne dayamışlar bir tane daha motorsiklet yaygara yapıyorlar, araçlarını ordan almalarını söyledim. laubalice işleri bitince alacaklarını söylediler. pencereyi açıp süpürge sapıyla araçlarını ittim, bir taraftan bağırışıyoruz tabi. kovdum onları. evimin önünden gitmelerini polis çağıracağımı söyledim. açtılar telefonu "burda bir kadın var saldırıyor" diye polise telefon ettiler. "mukadder çağlar" diye bağırdım.
sonra yukarda beklerken polisler geldi, aşağıdan kimliğimle gelmemi söylediler, "niye zamanında gelmiyorsunuz" dedim.
indim, kimliklerle gelmemizi söylediler. bana ters davranıyorlardı o sırada biraz, mağdure con-tay-ten le konuşmuşlar. "karakola gel" dediler. bizi almaya gelmişlermiş. annemin ahmet abilerden geliyor olduğunu dün izmirden ilk defa bu evimize geldiğini ve anahtarının olmadığını hemen gelemeyeceğimi söyledim. birşeyler söylediler. "terörist mi götürüyorsunuz ya" diye bağırdım. "ben teröristmiyim, bir yere mi kaçıyorum" ben bağırırsam onlar da bağırırlarmış. zaten tepem atık, onlara penceremin önüne araçlarını koyarak beni taciz ettiklerini söyledim. o zaman bana bakışları biraz değişti. aleni görünüyor. çevrede motorsikletlerini koyabilecekleri yerler var. kimliğimi aldılar, annem gelince merkez karakola gelmemi söylediler, karakolda anlatılacağını, kendilerinin yalnızca götürme ekibi olduklarını söylediler.
epey bekledim, annemi aradım, gelemedi diye, ahmet abi gelince oyalanmış biraz. ona karakola gittiğimi kendisinin hemen gelmemesini orada beklemesini söyledim. anlattım olayı. daha önceden sorunlardan haberleri vardı zaten. hacı hörü hanımın "kızım gelecek" diye kiracılarını çıkarıp sonra bu kişilere kiraladığını konu etmiştik. rahatsızlıklarımı biliyorlar. sonra karakola gittim.
arkası yarın.. olsun.karakolda olanları yarın yazayım
giderken birkaç kere kamile ulaşmaya çalıştım. evden çıkarken ulaşamayınca face den kısa bir duyuru yazmıştım da. bir yandan da söyleniyorum, yaw assalar en son bunların haberi olacak diye. tam karakola girerken çıktı neyse. konuşarak karakola girdim, ergenokonvari davranışları, kasıtlı süreklilik taşıyan tacizleri nedeniyle soruşturma isteğimi filan. karakol önünde konuştuk biraz. annemle de konuştum. kapıda polisler vardı. evden neredeyse zor bulunan kaçırılmayacak terörist gibi götüreceklerdi ama sırt çantamdaki c4 leri aramadan beni içeri yolladılar. bakınıp kimseyi göremeyince kapı önünde bekledim. birilerine polismi diye sorunca, sivas takımındanmışlar, sivaslı (sünni) kömşunun ekibinin çok olduğunu ama benim yalnız kimsesiz geldiğimi söyledim. bana çağrı yapan polis benim de arkamda koskoca türk polisinin devletinin olduğunu söyledi. iyi amerikan polisi yoktu. dedim de. koskoca devlet polis vs penceremin kapımın önüne komşunun erkek koleksiyonu dizgisini durduramıyor/mu yalnız.
bir de "burda bir kadın var saldırıyor, hakaret ediyor" diye sözde şikayet edilen, kim olduğu bilinen birini ne olup bitti deme gereği duymadan "kimliğinizi alın karakola gideceğiz" diyebiliyor. ama con-tay-ten'in polislerle muhabbeti güçlü adamları vardı. con-tay-ten i nöbetçi amir odasında oturtmuşlardı, küçük tv bile izliyorlardı. kapıdan baktım. iki büyük amir masası vardı. polisler bazen bilgisayarda çalışıyorlardı, bazen iskambil, zıplayan top bişeyler oynuyorlardı, 2 odada bazen görünüyordu. eğitimde de sekreterler özellikle çok oynardı bu tür şeyleri. bütün devlet dairelerinde oynanıyor sanırım. ben de zorunlu toplantılarda "mayın tarlası" oynardım. asistanken. ben dolandım karakolda biraz. duvarlarda okunacak birşey yok. söyledim. neden halk güvenliğiyle ilgili bilgilenilebilecek afiş filan olmadığını, beklerken okuyup bilgilenilebilirdi. emniyet genel müdürlüğünden nasıl gelirse öyle yapılırmış. içerde kocaman "insan hakları evrensel beyannamesi" olduğunu söyledi birisi. bakındım bulamadım. bir memur, avukat görüşme odasında oturabileceğimi söyledi. iyi çay da fokurduyordu sürekli, biraz oturdum, yalnız başıma. duvarda çerçevede beyannameyi anca gördüm. tepede ve zar zor okunuyordu, zaten yakın gözlüğü de kullanmaya başladığım için uğraşmadım. sıkıldım biraz sonra, çay da içemedik, kalktım dolaşıyordum gene. kapı arkasında portmanto gibi bir yerde aynaları bile vardı. karakol bahçesinin yanında parkta top vardı, uzakta taşlar filan. o topun tarihi bir değeri olup olmadığını sordum. nöbet tutan memura. bilmediğini söyledi. girişte karakol amirinin odasıymış duvarda büyük harita gibi bir şey vardı. nasıl birşey olduğunu pek anlamadım, kapıdan görünüyordu. kuşadası haritasıymış ama farklıydı biraz, lavi havası vardı. arada dolaşırken kapı açık oldukça ona da baktım. birkaç gelen filan oldu. ben geldiğimde kapıda bir bayan vardı, onun sorununun benimkinden çok ağır olduğunu söyledilerdi, önce onla ilgili ifadeler alındı. bir polis poşetle çay şeker paketleri getirdi. bize çay mı içireceklerini sordum. su alınmamış diye olmamış. çeşmelerinden akan su içilmiyormuş galiba, damacanayla su alınması gerekiyormuş. sabaha pişecekmiş çay. orada sabahlanılacakmı diye sordum. ifade sıramız gelince alıp yollayacaklarını söylediler. ben girişte bunların amacının beni amerikaya yollamak, yada amerikan uşağı yapmak gayretlerinin mi olduğunu söylenirken. kapımın penceremin önüne gelip sataşmalarının yaşamımıza çevreyle olan iletişimimizi kopartma gayretlerinin nedenini filan, nöbetçi memur; bana kameraların olduğunu savcı incelerse gerek duyduklarını içeri atarmış, dedi. "yok canım, olmaz öyle birşey" dedim. benim kimsenin evine özel yaşamına bişey yaptığım yok ki. kendi yaşam hakkımı savunuyorum. onun mücadelesindeyim.
3 gibi evden çıkmıştım. hava kararmaya başladı, ışıklar yandı, kuşlar uçuyordu, ordaki bir memura ne güzel yerde görev yaptıklarını söyledim, deniz kenarında. aman aman diye yaka silkiyordu. beklerken 1 saat kadar geçmişti, o sırada nöbette olan memura beklerken sıkıntıdan içi bayılanlar için sağlıkçılarının olması gerektiğini de söyledim, sağlık ocağı yakın olduğu için gerek kalmıyormuş. kocası batman da olan bir kadın ve oğlu vardı, okuma yazması yokmuş diye onun ifadesiyle ilgili bişeyler konuşuyorlardı, koridorda. nihayet 5 gibi, beni ifade odasına aldılar. annemin dün geldiğini ve akrabamıza gittiği için anahtarı olmadığından evi bırakamadığımı söyledim, o nedenle sonradan geldiğimi belirttim. teşekkür ettim.
masa kenasına sıralar konmuş, ifade verirken dizleriniz kenarlara değiyor, kollarınızı masaya dayıyorsunuz, biraz bükülüyorsunuz ve ifade alan memurun koltuğu biraz daha yüksekte duruyor. işimi, eğitim durumumu, adımı soyadımı, evimi arabamı vs, beni ayten sandı sanırım önce, mukadder olduğumu söyledim. onlara daha öncede söylemiştim, benim polis çağıracağım diye söylediğimi, sonra onların polis çağırdığını. kimim çağırdığının önemi olmazmış. bakmakla yükümlü olduklarımı, kedilerle annem, dedim. temmuz ayında annemle satın alıp taşındığım
evin yandaki komşunun, kızı gelecek diye kiracılarını çıkardığını, sonra bu kişiye kiraladığını, ve 2-3 aydan beri sürekli çevreyle iletişimime zarar verecek şekilde tacizlerinin olduğunu anlattım, tartışma olduğunu, ev sahiplerine de bildirdiğimi, bu şekilde olursa polise bildirmek zorunda kalacağımızı, avukatımla savcılığa süreklilik taşıyan örgütsel tacizleri nedeniyle ergenokonvari ilişkileri nedeniyle soruşturma dilekçesi konusunu konuştuğumu. daha önce şikayet konusunu sordulardı. penceremin önünü kepenkleri açıp kapatmama engel olacakları şekilde araçlarını koyduklarını, araba ve motorsiklet, kendilerine söylediğim halde, işleri bitince gideceklerini söylenip lakayt davrandıklarını, sorun çıkarmak mı istediklerini sorduğumu, çevrede kendi evlerinin önünde araçlarını koyabilecek yerleri olduğunu söylediğimi, süreklilik taşıyan bir şekilde lafla, imalarla, pencere kepeneklerime çarparak filan taciz edildiğimi söyledim. geçen günlerde motorsikletlerini koyup gittiklerinde plastik bir tabanca atıldığını, sonraki gün gelen birnin aracını penceremin önüne koyarak elinde biriki tornavidayla tabanca kafası değiştirmekle ilgili birşeyler söylendiğini. bu tar imalar ve konuşmalarının süreklilik taşıdığını. son birkaç gündür de motorsiklet koyup, konuşmalar, telefonlar, kendi aralarında konuşmalar, karı alıp satmayla ilgili konuşmalar bile yaptıklarını ve orda pezevenklikmi yapılıyor diye sinirlendiğimi söyledim. o günde onları penceremden kovduğumu söyledim. 2-3 erkek oluyor genelde. oralarda tamir vs diye dolaşıyorlar. benim kepenklere filan çarpıyorlar vs vs. hep aynı kişiler de değiller zaten. con-tay-ten in erkek koleksiyonu çok zengin. kendini güvene almak için günün çeşitli saatlerinde gerek duydukça birileri gelip gidebiliyor.
bazı yaşıtı komşular annemi soruyorlardı bazen, gelince onlarla oturalım diye konuşmuştuk. tabi iletişimlerimizi bozucu organizasyonları var insanların. bornovada pancurcu metin olaylarıyla da hedefledikleri şeyler aynı zaten. çevreyle iletişimi koparmak. istihbaratın polisin askerin bilgisi dışında şeyler yaptıklarını düşünmüyorum zaten. bağlı oldukları birimleri bize düşmanca davrananların birimidir yalnızca o kadar. kendilerinden ergenekonvari bir yapılanmayla ilişkileri nedeniyle savcılık soruşturması istediğimi söyledim. daha önce çocuk sahibi olmak için çok uğraşma nedeniyle depresyon geçiren bir kadının sinirlenerek yaptığı bağımsız davranışlar olmadığını, akşam yatarken dışardan gürültüler geldiğini annemin sorduğunu yandaki kadının yaptığını söylediğimi, bu tür pancurları kapıları vurup çarpıp birşeyler atarak birşeyler yaptığının olduğunu, ama evine gelen birilerinin özellikle evimin penceremin açılmayacak şekilde önüne konuşlanıp laflarla imalarla sorun yarattıklarından şikayetçi olduğumu söyledim.
memur ergenekonvari diye belirtmek için yeniden çıktı aldı, öncekini yırttı. ifademi imzalattı. bana bir örnek verilecekmi diye sorunca, savcılığa yollanacağını söyledi, bir karakol tutanağı, bir de haklarımızla ilgili imzalattı. çıktım. kapıdaki nöbetçi polise sürekli dolaştığımdan bana gösterdikleri sabır için teşekkür edip iyi günler dileğimle çıktım.
ahmet abi annemi getirdi sonra eve, ertesi gün (dün) annemi izmire yolcu ettim. akşam gülsüm harita çizecekmiş diye geldi gitti. 2 tane hafif diktörtgen kareyi yanyana getirip, içlerine + işaretiyle önündeki haritadan bakarak çizmesini öğrettim.
bugün con-tay-ten in evinin önünde duran bir motorsikletle uğraştılar, karşısına başka bir motorsiklet daha koyup, yarım saate yakın benzin verip verip çalıştırdılar, bir ara benim kapının önündeki taşları takurdatıyorlardı, orda saksı örmek için beyaz taşlar vardı da, gittiler sonra, bir de hörü hanım için kocaman kamyonet geldi,
aslında toplumun faşizan şekilde yapılanmış, devlet mafyasıyla kontragerilla, gladio türü yapılanmaların içinde sivilliğini yitirtmelerinin görünmesi açısından korkunç bir olay. insanlar genelde, kılık kıyafet ve mal mülk, yiyip içtiklerinin dışında bir yere gidemeyecek haldeler. sakat kalmışlar, bağımsız düşünce üretecek halleri yok. con-tay-ten in zengin erkek koleksiyonundan sözederken, daha önce konuşurken bacalarıyla ilgili filan, hemen erkek bulup soralım, en iyi erkekler bilir, biz anlamayız vs vs gibi şeyler söylüyorlardı. hacı hörü hanım la. ben de en iyi mühendislerin kadınlardan çıktığını, kadınlardan da çok iyi mühendislerin olduğunu söylemiştim. kendi bacamı kaç saat uğraşıp kendim yapmıştım zaten. herşeyde erkeklere gerek olmadığını söyledim. çok meslekte kadınlar yapabiliyor, allah herkese beyin vermiş düşünsünler diye.
neyse, cemaat bağlantılı bir örgütlenmenin içinde oldukları kesin. sahil kenarlarında kendi adamlarının iş sahibi olmalarını da garantiliyorlardır bir yandan. yalnız onlar yok zaten civarda gözlemlediğim yaşadığım başka şeyler de oluyor. bunlar çok pervasız yalnız, arkaları çok sağlam galiba, amerikanın faşistleri besleyerek iş yaptığı çeçenistanda vs destekleri var sanırım.
bir de o silah başlarını değiştirerek devletin içinde bunların örgütlenmelerinden bağımsız olabilecek kişileri intihar, faili meçhul adları altında yokedilmesi olayları içinde bulunduklarını düşünüyorum. subaylardan, askerlerden, polislerden, değişik mesleklerden kişileri tabancayla intihar etti, arabasında vurulmuş bulundu filan diye haberlerden şüpheliyimdir zaten.
bu kontrgerilla mafyasında, satanist bir yapı hakim, daha önce yazmıştım, kedileri av yaptırarak bir de uyuşturucu kullandırarak münevver karabulut olayları gibi, gaz kaçaklarından ölümler gibi, insanları düşmanlaştırarak yiyecekleri içecekleriyle zarar verici şeyler verdirecek hale getirecek psikolojiler yaratıyorlar. bağımsız düşünme güçleri olmuyor. onlara uygun görülen cemaatlarla denetleniyorlar. ve kendilerine ne denilirse onları yapıyorlar. çok itaatkar sündük yapılarını da kendileri gibi olmayanlara düşman yaptırarak onlara verdirdikleri zararlarla tatmin edici yapı oluşturuyorlar.
kontrgerilla yapılanması da kendine ne şekilde olursa olsun, mecburiyetten, çıkardan, tehditten kaynaklı, sadık eleman sahibi olmuş oluyor. bunların istenilen yerlere, istenilen zamanlarda, istenilen şekilde davrandırılmaları da o yapının bir çalışması zaten.
farklı, aykırı, bağımsız yapıdaki kişiler, ırk ve sünniyet olarak kendilerinden değilse, ve kendi çıkarları için kullanılamayacak durumdaysa da onları yokediyorlar. kazalarla, hastalıklarla, cinayetlerle, intihar süslemeleriyle
bir tür oyun oynuyorlar sanırım
gerçek cesetlerle süslenen ekiplerin oyunları
demokratik bir gelişim yokedilmiş oluyor.
halkın sivilliğinin içine edilmiş oluyor.
itaatkar, kraldan çok kralcı, bağımsız düşünme gücünden yoksun kitleler oluşturuluyor
ve dünyayı idare eden istihbaretik oligarşik yapılar işte böylelerinden oluşuyor.
o silah başlarının değiştirilmeleri, o tür şeyler imalar edilirken telefonların edildiği yerler önemli bence. bunlara göz yumanlar, toplumdaki demokratik yapıları ve farklılıklarıyla gelişime yeniliğe açık kişilerin yokedilmesinde suç altındadırlar. hukuki olarak da bunları soruşturmayanlar suçludur. kimliği belli bir kişiye örgütlenip evinde sorun yaratarak, "burda bir kadın var saldırıyor" diye polisi yanıltmaya çalışmaları da suç.
bu kişiler, geçtiğimiz yıllardan beri, devletin içindeki bazılarına uygun olmadıkları için, intiharlar ve cinayetler adı altında yok ettirilen kişilerin vebalini taşıyan "ergenokonvari" bir yapılanmayla bağlantılılar; iletişimde bulundukları kişilerle birlikte soruşturulmaları ve incelenmeleri demokrasi açısından hayırlı olacaktır. eğer onu yapabilecek kişiler varsa tabii.
bir an için italya da yapılanlar aklıma geldi de

Cumartesi, Aralık 25, 2010

günlük ağacı-25.12.2010-sday

hz isa mesih in varlığına tanık olmak güzeldi gerçekten, dünyada güzelliği hiçbir zaman yitmeyecek bazı şeylerin olması belki de bütün kötü ve çirkinliklere dayanma gücü veren şeylerden, o gerçek bir tanrı kuzusu, bütün alemlerin sewgilisi

benim ruhani dünyaya olan sewgi saygı ve kabulüm biliniyordur artık. tanrısal alemlerde kabulleri olanları benim bu dünyadaki yetersizliklerimizle anladığımı sanıp yorumlamaya kalkmam bile söz konusu olamaz. onlara duyduğum saygı nedeniyle, inançların ruhaniyet bağlarının çirkin kötü adi aşağılık denebilecek biçimlerde yaratılana ve insanlığa yakışmayacak hallere çekilmelerine, dünyevi iktidarların çıkarları için kullanılmalarına karşı çıkarım. dünya yaşamında bizlere verilmiş olan bilincim olduğu sürece bu böyle olacak.

bütün kutsal kitapların ruhaniyet bağıyla olan ilişkileri, o muhteşem varlıkların yaşam şehadetiyle görünür. onların şehadetine girenlerin, öyle yol alanların da bu durumu aşağılık durumlara çekmeyecek kadar büyük sewgi ve saygı içinde olmaları gerekir. hiç bir ruhaniyetle bağlantılı söz/kelam/nefes te dünyanın güzelliklerine zarar verici, adi aşağılık, namussuz, tecavüzcü, haysiyetsiz, organ kaçakçısı, yurt yuva yıkıcı, şerefsiz, liyakatsız, uyuşturucu silah kaçakçılığını fuhuş ticaretini destekleyici bir ima bile görünmez.

yani çok zor bişey o bağlantılar. öyle laflarla göstermelik ibadetlerle filan kabul olmaz. ancak, anladığım kadarıyla, ibadetlerin o ruhaniyetlerin şehadetine girebilmede etkisi var. yalnız benim komşum bir kadının yaptığı gibi ibadet olursa ne denir bilmem. politik sürüklenmelerle yapılan ibadet çeşitlemelerinden diye düşünülebilir. dünyada olup biten bütün kötülüklere, uyuşturucu fuhuş ticaretlerine ses etmiyorlar da, bu sokaklarda doğmaktan başka hiçbir günahı olmayan masum kediciklere verilen yemekleri haram etmekle uğraşıyorlar. herkesin kendi evinde verdiği yemeklere hem de. onlara verilen yemek artıklarına göz koyuyorlar, dil uzatıyorlar. belediyenin kedileri sağlıklı yaşatması için sözleri diyecekleri olabilir, halk sağlığı açısından. ama bu dinci şahısların, bu yerlerde yaşamaya en az kendileri kadar yaşama hakkı olan kedilere karşı tutumu şaşırtıcı gerçekten, benim için. yan bahçedeki horozları tavukları attırdılar. köy havası oluyordu. geceleri kapalı yerlere koyma önerileri olabilirdi. vs vs

nasıl inançları oluyor bu insanların ben anlamıyorum gerçekten. bir şehadet yolcusu olduklarını söyleyip nasıl bir yandan haysiyetsizliklerle yaşam bulabiliyorlar, hiç anlamayacağım.

ruhani dünya çok farklı gerçekten. anlaması da tanımlaması da çok güç. oralardan dünyaya hediye olan ruhların dünya şehadetine sahip çıkan yolcularına çok iş düşüyor.

günlük yazacaktım sözde, kaldı gitti. yarın yazarım artık.

Salı, Aralık 21, 2010

julian assange'

2005 te ingiltere'demiydin sende
trafalgar meydanında gezinip, müzelerde dolaşmışmıydın
bir gurup arkadaşınla, çevre ne kadar kalabalıktı
'pet' azizliğine uğramışlardan birisi
....
hangi tarihlerde oralarda bulunmuş olup olmaman zerre kadar önemli değil aslında
wikileaks'la geçirdiğiniz süreçle yaptıklarınızı doğru buluyorum
destekçinizim
o meydanda dolaşırken aralarında kaldığım bir gurupla diyaloğumuzu anımsattınız bana, yanımdaki birine "ne kadar onlara aitmişim gibiydi"
müzenin yukarsındaki kafe de kahve içip çatıdan çevreyi incelemek de güzeldi
ben kahvemi alırken paramı vermiştim, sonradan gelenlere kalmamıştı
....
herkesin istediğini yapıp yaptırabileceği başka yaşamlara karşı sorumsuz ve duyarsız olabileceği faşizan tutumlara karşı daha çok 'wikileaks'lar gerekli aslında.
birgün yapıp yaptırılan herşeyin açıklanabileceği düşüncesi, dünyanın gidişatı açısından iyi birşey
julian assange ve arkadaşlarını cesaretlerini kutluyorum
sanki cristmas hediyesi gibiydiler bu yıl için
robotlaşan ve faşizan ideolojilerle varlık kazananları yücelten bir yapılanmaya karşı, temiz bir nefes
umarım sizlere sahip çıkabiliriz, yitirdiğimiz çok şey oldu, sizlerle birlikte yitip giderken güzel, üretken, onurlu bir yaşam sürecine tanık olma şansını yaratabiliriz belki de
sizleri destekliyorum
ingilterede st paul katedraline de gitmiştik
birkaç kere
aileden birinin sıcaklığında bir mezar vardı, başkaları, tapınak şövalyesine ait olanlar
korkmadım oralarda dolaşırken, özlemle gittiğimizde taktis olmuştum, sıraya girmiştik, tam ortada beklerken çevremde serin alev dilleri gibi bir rüzgar dolaşıp haç şeklinde taktis edip yukarlara gitmişti, rastgele değil ne yaptığının bilincinde bir dolaşım. başımla rüzgarı takip ettiğimi anımsıyorum. aşağıdan gelip kollarımla haça doladı ve başımdan yukarı
benim anlayabildiğimin dışında nasıl bir anlam taşıyordu ki
dar merdivenlerden yukarı çıkmıştık birinde
mezarların olduğu yerlerde dolaşırken korkmamıştım hiç, loştu ve dua edenler vardı
girişte mum yakılıp dua edilen yere oturmuştum her seferinde
yukardaki terastan bakınmıştık
dışarıdaki heykellerin arasında dolaşmıştık, yollar
alışverişyapmıştım, oradan bazı şeyler almıştım, o sırada bir panik olmuştu, yetişemeyeceğimi sandığım birşeyle ilgili, çevredekiler de farketmişlerdi
benimle birlikte dolaşıp bakınan gölgeler
yuhanna ile bağlantılı birşey
"melekler şehri" filmindeki gibi, kütüphane bölmelerinden bakınanlar gibi, teraslardan bakınanlar
essex de gittiğimiz kütüphane, alışveriş yapılan bir yer, deniz kabukları
oralarda çekilen filmler ve fotoğraflar nerelerdedir

reiki'

13.2.2011/ reiki/ dehliz/ mor dalgalar sonra tünel çevrei aydınlık, ilerisi karanlık görünüş, giderek aydınlandı, gümüş beyazı olup açıldı giderek, göz göründü, geniş bir aydınlık göz izliyordu. erken kalktım, ayakta o aydınlığı izledim.
6.2.2011s/ reiki bolluk bereket çalışması/ gülümseyen çocuk yüzleri arasında uyuyakalmışım. çok yorulmuştum, evdeki montaj işleriyle
30.1.2011 sunday/ gümüş mor alev çalışması// kırmızı ve turuncular, bir ara yeşil mavi mor görünüp gittiler. keskin yeşil bir kaç çizgi, yoğun olarak kırmızı ve turuncular hakim durumda; uygarlık ürünü tarlalar, köy gibi; işaret eden bir el üzerinde mor ışıltılar; göz, sürekli bakıp gözlemleyen saf temiz bir göz, dolaşıyor, hareket etmek istiyorum, gümüş beyazı gibi dalgalanmalar çevresinde fosforlu yeşil/sarı gibi; gümüş rengi işlemeli bir metal görüntü ortasında bir göz, çevreye gökyüzü gibi binlerce yıldız gibi noktacıklar gibi, açık ton üzerinde koyu mor lacivert belli bir düzende dizilmiş gibiler, durgun bir hareket, dalgalanma yok; sol yandan keskin, küçük çok parlak bir metal beyazı üçgen görünüp kayboldu.
23.1.2011-reiki/ renkler, mor dalgalanmalar, keskin yeşil renkli bir kristal göründü,
göl ırmak gibi bir yerde yıkanıp yunan arınan bir grup insan, dini bir ritüel gibiydiler, ganj gibi
bir büyük pencere, tahta, eski bir kahve ya da bekleme yeri gibi, kalabalık, çocuklar kadınlar vs, dışarıda 1-2 erkek, loş karanlık bir yerden gelecekleri/ haberleri bekliyorlar. pencerenin önünde bir kadın çocuklarıyla oturmuş dışardan bir haber bekliyor gibiydi, dışarı bakıyorlar, loş karanlık, oradan gelecek birilerini ya da haberlerini bekliyor gibiydiler. eski yıllara ait bir mekanda gibiler. geçiş yeri gibi. onları orada koruyorlar gibi, bir başka yere geçiş için bekliyorlardı. matrix gibi
yokuş bir yol çok geniş, aydınlık, iki yanda 1-2-3 katlı gibi evler, ağaçlar, balık gözü objektiften bakılıyormuş gibi
16.1.2011- ücretsiz 3.göz/ altın üçgen şifa çalışması/ kapalı yoğun bir yapıya girilme hissi, karıncalanmalar, çok ileri bir teknolojide yaşamsal elektrik mavisi bir fanus/kuvöz sezgisi, uzakta renkler, dalgalanmalar, yerinin nerde olduğu biliniyormuş, bir gemiyle ilgili bilgi/ bir yerde kalmışları alıp giderlerken görünüyorlar/ gitmek istedikleri yerlere ulaşıp ulaşmadıkları bilinmiyor, tuhaf şeyler bunlar
9.1.2011- ücretsiz kundalini şifa enerjisi çalışmasına katıldım. çok kapalı, sisli, vücut genelinde küçük karıncalanmalar oldu, sislerde büyük kurukafa gibi bir yerden girilen mağara seziliyordu, korkutucu değildi. yeraltı gibi bir yer ve atmosfer, dinlendirici bir yer gibiydi, sonlarda hafif renk ve dalgalanmalar oldu, genelde koyu ve kapalı renkler hakim
facebook daki reiki sayfasına katılımım durdu. çünkü sonraki çalışmalara katılabilmek için 150 lira ödemek gerekliymiş. özellikle şu sıralar içinde bulunduğum ekonomik sıkıntı nedeniyle katılamayacağım. 7.1.2011

mukadder caglar
Ynt: UZAKTAN ALTIN ÜÇGEN( 3. GÖZ) ŞİFA ÇALIŞMASINA KATILANLARIN HİSSETTİKLERİ
"Yanıtla #146 : 19 Aralık 2010, 22:53:11"
merhaba, 1 yıla yakın bir süredir facebook da sayfanızı paylaşıyorum ancak ilk kez bir çalışmanıza katıldım. çakralarımın kapalı olduğunu farkettim. meditasyon yaparken beni saran aydınlık eflatuna kaçan mor dalgalanmaları yakalayamadım. ama enerjiyi hissettim. hafif bir çarpıntı oldu. koyulukların arasından elektrik mavisi dalgaları farkettim. renkler tam görünmüyordu. bir ara alnımdan dalgalanmalar oldu, tepemden bir aydınlık, seçemediğim bazı figürlerin izlediği hissi oldu. göğsümden gümüş beyazı bir aydınlık, bir nehir gibi dalgalanıp geçti. bir ağaç kovuğunun içinde hareket etmeye çalışan, kendi çevresinde dönenen taze yapraklarla sarılı saf temiz canlı bir figür belirip kayboldu. seansın sonuna doğru, alnımdan altın sarısının içinde elmas gibi mor renkli dalgalanmalar oldu. rahatsızlık olmadan bir enerji hissettim ancak,
renkler ve figürler net değildi.
sanırım çalışmalara daha çok katılmalıyım. teşekkürler
__________
dün katıldığımda yalnızca kahverengi ağırllıklı renkler gördüm, önce koyu sonra daha açık tonlarda . bir ara mor silüet olan uzanmış bir figürün çevresinde altın sarısı dolaşım olmuştu.
20.12.2010 20.00
_____________
yıllardır yoga ve meditasyonla ilgileniyorum, reiki ile ilgili de bakınmıştım
bu tür çalışmalarda ilk devreleri doğal olarak geçiyorum sanırım hep, bir iletişimim oluyor.
çakralar açık olunca renkler aydınlık ve dalgalanmalar tamir edici oluyor
genelde bütün renklerle karşılaştım ancak benim genel rengim eflatun denebilecek aydınlık bir mor oluyor
reiki deneyimlerimi burdan paylaşmayı düşünüyorum,
o karşılaştığım figür, biraz peter pan, robin hood, hermes gibiydi, ve çok temizdi, saf, güzel, duru orman perisi gibi, göründü ve kayboldu, başında çevresinde filan yeşil yapraklar vardı
bedenimin içindeki ruh gibi, ağaç kovuğu gibi bir şeyin içinde döneniyordu
kendimle mi karşılaştım diye düşünüyorum
mari antonyet'in ruhumu bedenimle karşılaştırması, onu göstertmesi gibi bir şeydi belki de

Pazartesi, Kasım 29, 2010

günce-leş l

29.11.2010 05.30 monday
her şey "julian" takvimine bağlanmış gibi oldu.
ne güzel şeyler yapıyorlar, daha güzelleri olur inşallah, bizimle ilgili belgeler ne zaman açıklanacak, lütfen çok uzamasın. kimler neler yapıp yaptırarak neler kazandı vs.
hayatlarımızla onursuzca oynayarak maneviyatları ruhanileri; katliamcı, uyuşturucu, fuhuşçu düzenlere alet ederek bunlardan kazanç sağlanmasına peşkeş çekenlerin de açıklanma zamanı geldi geçiyor bile.
hele bu aşşağılık kepaze sürülerinin efendilerini destekleyenler de sonsuza dek kendi manevi bağlarını kaybetsinler
................
çevremizde olup bitenler;
geçen hafta kadınlar denizine gitmiştim, hava çok güzeldi, denize girenler güneşlenenler vardı.
2 bayanla tanışmıştık, birinin adı fatma/fatoştu. bekar, özel bir hastaneden emekli olmuş, demokrat insanların işlettiği bir yermişmiş. artık kuşadasına yerleşmış.
ondan 2-3 gün sonra gece 2 sularında kapım çalındı, ben çalışıyordum.
komşu fatoş adındaki genç bayan, enes isminde küçük bir çocuğu var. 2-3 ev yukarda oturuyorlar, "telefonuna ihtiyacım var" diye çabuk kapıyı açmamı istedi, çocuğuna birşey oldu sandım önce.
kapıyı açarken kocası da geldi, adı yusuf tu sanırım, itiş kakışa başladılar, sakinleşmelerini söyleyerek ayırmaya çalıştım, adamın kızkardeşi de geldi, beraber ayırdık, sakinleşince eşini alabileceğini söyledim ona. kadını dövmüş filan, vücudundaki izleri gösteriyordu sonra
polis çağırmamızı istedi fatoş. aradık. 2 kere hemde 20-30 dakkayı geçmişti gelmeleri
beklerken kocası geldi gene benim evin içine girip holde saldırdı fatoşa, dışarı çıkarmak için. benim evimde yapmamalarını söyleyerek dışarı çıkmasını istedim, sürekli sakinleşmeleri gerektiğini söylüyordu. vurup öldürmekten laf ediyordu, bana da söylendi, karışmayacakmışım bana da bişeyler gelirmiş bak karışmazmış sonra. kızdım ona, kapısına gelen birine kendisi ne yapardı dedim. çocukları vardı bir de doğru dürüst düşünsünler diye. sakinleşince karısı evine gidecekti nasılsa, evde bıçakla kovalamış karısını, kadın da kaçmış. ona bir çay yaptım.
bir kere daha geldi, pencereden karısıyla konuşuyorlardı, kızdım beni niye sorunlarına karıştırıyorlar diye, geçinemiyorlarsa ayrılsınlar, dövmek ne oluyormuş. sonra gitti.
sonra sokak karanlık olduğu için el fenerleriyle polisler geldi 2 kişi, kapıdan fatoşu alıp evine gittiler. polisler varken de vurdu sanırım adam çünkü bir ara evden çığlık sesleri geliyordu. sonra karakola gittiler, 4-5 gibi filan ikisi dönüyorlardı, pencereden konuştuk biraz, onlara çocukları da olduğu için sorunlarını konuşarak çözmelerini söyledim. bana da sorun yaptıkları için özür dileyip gittiler. sonraki gün fatoşa ikisiyle birlikte çay içip konuşmayı önerdim, istemeden sorunlarına girmiştim konuşmam gerektiğini düşünüyordum. olmadı. 3-4 gün geçti aradan, biraz evel fatoş geçerken konuştuk, boşanacaklarını söyledi, kocasının kız kardeşleri yüzünden geçinemiyorlarmış. ona kendileri için hayırlı olmasını söyledim. üzücü birşey kendileri tanışıp evlenmişlermiş. sürekli kötü muameleyle de evli kalınmaz ki, çözmektense ayırmayı kötü davranışları kışkırtanlar varsa bir de
sonra sibirya kurtlarının/2 ve sokak kedilerinin annesi bir arkadaşla konuştuk ayaküstü, onun da kızının sorunları vardı, damadı el kaldırıyormuş diye sorunları varmışşmış, ama ikisi de ayrılmayı düşünmüyorlarmışmış. bu durumu engellemek için çözüm arıyorlarmış.
con-tay-ten in motosikletli bir sevgilisi var galiba arada gelip gidiyor evine. biz konuşurken sanırım o adam geldi gene. daha önce hacı hörü hanım bahsetmişti evli birisi varmış da bu reddetmişmiş diye. çocukları varmış diye ayrılamamış, kumacılık mı oynuyorlar ne.
önceleri daha çok adamlar gelip gidiyorlardı, tamirciler, kardeşleri vs diye konuşuyordu o zaman
artık kim neyse zamanla açığa çıkar
24 kasımda kütüphaneden aldığım kitapların süresi doluyordu, sabahlamıştım, uyumadan kalkıp erkenden gittim, 2 tanesini verdim birini uzattım bir tane daha aldım, wilbur smith
11. tablet, kütüphaneye bedia mı ne bir bayan geldi ardımdan, kütüphaneciyle konuşmaya başladı, mustafa balbay, vs ergenekon diye bir kötü örgüt yokmuş, o iyi bişeymiş. ben de orda kitap değişimi yapıyorum, biraz konuştuk tabi. hukukçuymuş, ben, yargısız infazlar yapanların, bir sürü insanın hayatıyla oynayanların masum olamayacağını söyledim. bozuldu, balbayın zulumnamesi varmış, okumalıymışız, biz okumadan biliyoruz bazı şeylerin ne olduğunu bizlere de çok şey yaşatıldı deyince, ne yapılmışmış bana, hapise mi atmışlar, işkence mi yapmışlarmış, ergenekon adı altında millete ne zulümler oluyormuş. pınar selekten bahsetti. ben de pınar selek in balbay dan çok daha temiz birisi olduğunu söyledim. ve, örgütte yer alan herkes için aynı suçlamanın olamayacağını ama, yargısız infazların sorumlularıyla, yaşamlarımızla harcayanlara hoşgörü olamayacağını belirttim. bozulup gitti hukukçu bayan, söylene söylene. bu aralar özellikle bu tipleri peşime takıyorlar. aile çevremizde anneme filan da uğraşıyorlar. dün onun günüydü 28 kasım, medine onda kalacakmışmış gece, biraz söylendim. ne kadar masum ki. bir adamla düşüp kalkacak diye hrantın öldürülmesinde yer alanlarla ilişkisi olan birinden herşey beklenir. gece birini içeri almaya filan kalkar vs. şüphelenirim tabi. oğluna diye gitmiş sonra. derin devlet sürekli türk ırkından (çevremde dolaştırılan bazı tipleri anımsadım, bbpci turancı tipler, eski tarih kitaplarında türk diye belirtilenlere benziyorlar. bizle ilgili asıl gizlilikleri onlara yaptırıyorlar herhalde, diğerleri figüranca oynatılıyor.) olmayan herkezi kepazeye çevirme gayreti içinde. öyle ezip yoketmeye çalışıyor. tehditlerle ekonumik durumlarıyla hırslar zaaflar yaratıp kendine uşak etmeye bakıyor. bu tür insanların sanat ve edebiyata dair birşeyler üretmesini de önlemeye çalışıyorlar ki psikolojileri düzelmesin. kendilerinin belirlediği şeylerin dışına çıkılamasın. batı kültürü çalıntısı ezberler onların çok işine yarar zaten. o kültürü anlama yorumlama kabiliyetleri olmadığı için ezilirler sürekli. ezik ezik diş bilerler hep. kendi insanlarının üretme kaygılarını çocuklarla sınırlayan bir zihniyetten ne beklenebilir ki başka.
geçtiğimiz yıllarda hertürlü haysiyetsizlikle yaşamlarımıza inançlarımıza kepazelik yapan, bir sürü insanın yargısız infazlarla yokedilmesinde yer alan kadroların bizler tarafından masum ilan edilmesine çalışılıyor aslında. şerefsizler, yaptıklarının sorumluluğunu almaktan aciz bir aşağılık konumdalar. 5 paralık, 1 dolarlık, 3 euroluk, 1 liralık kaliteleri yok, pezevenklerden orospulardan aciz kepaze sürüsünün. liyakatları bu haysiyetsizlerin. ırkçı faşist ideolojiyle gerçekleştirdikleri herşeyi, devrimci geçinenlerin acıma duygularını sömürerek ve emperyalizm karşıtlığından yararlanıp temize çıkarmaya çalışıyorlar. solculardan enternasyonel değil, vatansever milliyetçiler ulusalcılar yaratmaya çalışıyorlar. bu şerefsiz kadrolarının hesap sorulmadan tekavüde ayrılıp toplumda iyi laik dindar vatandaşlarmış gibi yaşatılmalarıyla da yerlerini alacak yeni kadroların yapacakları herşeyden hesap sorulmayacağı güvencesiyle çok daha pervasız davranmalarının baştan onaylanmasına çalışıyorlar aslında.
ben onaylamıyorum, herkes bilsin. wikileaks gibi yeni oluşumlarla herşeyin açıklanmasını istiyorum. herkes neleri yapıp yaptırdıysa yüzleşmesini bilsin.
faşizmle başka türlü mücadele edilemez. faşist kadroları deşifre etmeden yerlerini alacakların yapacaklarına dur denilemez.
30.11.2010 tuesday