Cuma, Ocak 21, 2011
gündelik/ haftalık/ aylık ağacı
22 january 2011 saturday
geçen ay picasaya gündelik fotoğrafları tarihleriyle yüklemeye başladım, çalışma albümlerim kapanmasın diye birkaç günde bir yeniliyorum. kendi çevreme dair çektiğim gündelik fotolar işte aralıktan bu yana neler oldu, yeni bir yıl daha geldi, yakın çevremizdeki herşey çok benzer durumda. odunlar hala odun, kalaslar kalas, kömürler kömür. yarın kömürüm bitecek de, öbür gün hava güzel olacak soba yakmaya gerek kalmayacak
bugün gurup yorum konserine gidilecekti, izmire, eğitim sen cilerden mesaj gelmişti, param olmadığını gidiş dönüş ve gereken paraları bir hafta sonra vermek kaydıyla gelebileceğimi, arabamda da benzinin olmadığını yazmıştım, sonra araba sorunu olmayacağı yazılmıştı ama herhalde organizasyon yapılamadı, haber gelmedi, biz de konsere gidemedik, radyodan dinleriz arada artık, herzamanki gibi.
kredi limitlerim mi dolmuş ne, bankalar artık kredi vermedi, kredi kartı da
ing ve denizbank kredi kartı vermedi, başka zaman olsa sıraya girerlerdi, alt tarafı 300-400 liralık olacaktı, ondan ona yatırıp biraz idare ederim diye düşünmüştüm.
denizbank kredi de vermedi, aileden birinin kefilliği gerekliymiş, kurtaran hesapları kapatmak istiyordum da, fortis de kira geliri belgesiyle verebilecek sanırım. biz kredi vs borçları annemle birlikte ödüyoruz ama benim üzerimde görünüyor borçlarımız, benim maaşımda yeterli görünmüyor sanırım. emekli olurken 1.500 kadar bir maaşım vardı. 3 yıl oldu, ben daha 1.300 gibi birşeydeyim. şimdi bir de kredi paraları vs olunca, ay sonunu getiremiyorum. maaşı alınca kedilere bir çuval mama alıyorum 45 liraya, onu bile yetiremiyorum. daha 1 ay olmadan bitirdik gene, kendi ekmek paramımı düşünecem kedilerinkini mi, annem ne yapıyor diye mi, üff yani bu parayı kim icad ettiyse, değiş tokuşlu bir ekonomik düzen daha mı iyi olurdu ki. tabi herkesin neyi değiş tokuş edeceği de önemli olurdu, bazı önemli malları olanların iktidarı büyürdü öyle de.
bir iki kere sağlık ocağına gitmiştim, aile doktoru olmuş, ama öyle bir tavrı vardı ki, esirler üzerinde fiziksel sorun oluşumuyla psikolojik açmaz arayan nazı doktorlarının eğitimini almış gibiydi. aile hekimliğine yeni geçildiği için doktorların da stresli olduğunu söylediler idareden. önce bizim sokağa mor kapıdaki tonton doktorun bakacağını söylemişlerdi, elim yandığında gitmiştim. sokağın bir bölümü ve ben de dipteki mavi kapıdaki doktora gidecekmişmişiz dendi. 2 kere gittim, yaklaşımını beğenmedim hiç, yanında hemşire de bulundurmuyor, kendisiyle konuşurken 3 ay sonra başka doktora geçebileceğimizi söyledi. 3 ay günümü göstereceğini farkettiriyordu. yani daha 2 kerede doktoru tanımak olası değil tabi. kendisinin yapısı gereği özellikle seçilerek ona verilmediysek özellikle. gerçekten sisteme yeni geçişten kaynaklanan durumlar da söz konusu olabilir. hastalık edici şeylerin benden uzaklaştırılması için isa mesihe dua etmeye başladım bir yandan. enfeksiyon eden mikropları viralleri kovmak için. ya da vücudun enfeksiyonlara karşı direncinin güçlendirilmesi gerekli. beni bu doktorlara muhtaç etmesin lütfen. amen
geçen facebook da hz muhammed sav evinin fotosunu göndermişler, kendisiyle rüyalarımda karşılaşmıştık. bizim şimdiki evimizle çok benzerliği var. görüntü olarak, bizim evden yanyana 2 tane koysan, onu farketmek çok etkileyici oldu benim için. birileri haberdardı sanırım, belediyenin evlerde değişiklik yapacağı söylenirken, çıkmaları, kaldırıp, pencereleri değiştirmek olasılığından bahsediyorlardı. o zaman da kabeye benzetecekler herhalde. onun içine de alınmıştım. bizim ev eski köy evi, çıkmalarla yapılmış, bunu bozmak tamamen yapının özelliğini yok etmek amaçlı birşey olur, bu çevrede çalışma yapanların zaten özellikleri korumak gibi niyetleri yok pek.
yandaki hacı hörü hanımla kiracısı sünni sivaslıların bağlı oldukları camiyle birlikte şehadet bozmak amacıyla kullanıldıklarını farkediyorum, davranışları müslümanlıktan iğrendirici nitelik taşıyor. daha önce böyle birşeye tanık olmamıştım. gerçekten iman ve inanç sahibi olmadıklarını iktidarların yönlendirdiği ibadet görüntülerinin olduğunu gözlemliyorum. gerçek inanç ve ibadet insanlarında sonsuzluğun bir ışıması, pırıltısı, canlılığı, sewgisi, merhameti ve mücadele ruhu olur; öyle şehadet bozmak/ bozdurmak için filan adiliklere tenezül etmezler, yapılanların kendi inançlarına değeceğini bilirler. allah korkusu denen şey odur işte. kendi hükümlerinde olmayanları kirleterek çıkar sağlamaya çalışmak inanç ve ibadete uymaz. bu şekilde elde edilen hiçbirşeyin hayrını da görmeyeceklerini bilirler.
bu çevredeki ruhaniyetle ilgili önceden bilgileri ve çalışmaları olmuş sanırım, ibadet ehli diye onlara güvenen ruhaniyet bağlılara ilişkin bilgi ve yönlendirme yapmışlar. onlardan çıkar sağlayıcı durumlar yaratılmasında kullanılmışlar. çevrede bir salapurya türü yapıdakiler var böyle kullanılan, onlar çok farkında değil olup bitenlerin; bir de bu tür dini bağlarıyla kullanılanlar. normal eski halkından pek kalan olmamış. herkes tedirgin yaşıyor, dini bağlarıyla kullanılanları da sünni sivaslılar gibi, cemaat bağı olanlar gibi, yorumsuz istenilenleri yapacaklardan seçmişler. ne zaman kendilerine ne yaptırılacağı sorunsuz oluyor bunların. belediye yolları yarım bıraktı, başkalarının geçişleri yavaşlatıldı, daha kapalı bir hale getirdiler burayı, gene de bazen trafik çok yoğun oluyor, birileri geliyor gidiyor, sokakta dolaşanlar, oralara buralara telefon edenler, çevredeki evlere girip çıkanlar, tahmin ediyorum ki bazı dolaplar çevriliyor, o tür şeylerle bağlantılı birileri. böyle kepaze sürüleri başarılı olamaz aslında da, işte bunların efendileriyle anlaşmalar yapıp adilikleriyle kazanç sağlayanlar yüzünden. başka bir nedeni yok, hepsi aynı bataklık çamurunda sidik yarıştırıp kazanç peşinde koşuyorlar. dünyanın hali neden böyle belli işte.
kendilerine verilen bilinç ve düşüncelerini kullanıp üretken olamayan güruhlar, başkalarına /sewmedikleri ırk ve inançların ürettiklerine muhtaç durumdalar. herhangi bir düşünce bilinç kaygısı olmadan ürettikleri çocuklarının bile bakımını yetiştirilmesini nerelerden öğreniyorlar. birilerinin hayatıyla ruhaniyetiyle uğraşıp şehadet bozmaya çalışırken elde edebildikleri şeyler bunlar işte. elde ettiklerini afiyetle aksırıp tıksırıncaya dek yesinler. bu zavallılıktan çıkar sağlamaya çalışan sözüm ona üretici/ileri güç durumundakilerin bozulmaları da aynı nedenlerden. çok endişelenmesinler, dünyanın gerçekten sonu geliyor. doğal yaşamı yok ediyorlar, yüksek teknolojideki fanuslarda yaşayabileceklerden başkalarına hayat bitiyor
allah beyin vermiş düşünsünler diye, düşünmeyi yorumlamayı tartışmayı yok etmeye kullanıyorlar. başka ne elde edeceklerini sanıyorlar ki, herşey herkes için daha kötü olacak tabiiki
23.1.2011
vodafone internet hattımla sorun yaşıyorum. paket mayısta bitecek, aylık 55-60 lira civarındaydı ama, sınırsız internet olarak kullanınca 100-108 lira civarında oluyor/ da, 5 gb dolduktan sonra internet hızını yavaşlatıyorlar, hatta 3 gb den sonra da biraz yavaşlatılıyor. giderek hızı düşürüyorlar, neredeyse sayfalar açılamıyor, yazdım müşteri hizmetlerine daha önce ama sınırsız internet kavramları buymuş. kendime başka bir alternatif internet hattı bakıyorum. parasal sorun yaşamasam ek bir ev hattı hemen alabilirdim. yaşamımızı iyice zorda tutmak için özel olarak da düşük ekonomide tutuluyorum, yoksa parasızlıktan birilerinin eline düşmekten değil, kötü durumda yaşatmaktan çıkar sağlamaya çalışıyorlar. direnci düşürmek için yaptıkları şeyler. dayanışma olabilecek kişileri de çevreden uzaklaştırıyorlar. resimlerimi satabileceğim bir yapılandırmadan da uzak tutuluyorum. kurdukları mafyavari çıkar ilişkileriyle besleyecekleri adamlarına fırsat sağlıyorlar. çıkar torbalarıyla beslenen kepaze sürülerinin inançlarla ilgili herhangi birşeye saygıları yok. yalnızca kendi dünyevi iktidarlarının herşeye karşın sürdürülmesini düşünüyorlar. bunun için analarının dinini bile satılığa çıkarıyorlar. insanların da bağımsız özgür hareket edebileceği ne varsa yoketme peşindeler. toplumda yetersizliklerle güçsüzleştirilmiş kişilerle varlık sağlıyorlar. muhtaç insanlar, yaratmaya çalıştıkları halk bu işte. çok dindarlar ne de olsa.
hergün bunun için ibadet ediyorlar, tanrıdan kimyasallarla hastalıklarla güçsüzleştirilmiş, kendi başına hareket edecek hali kalmamış, onun iyiliğini düşünenlerin belirlediği konular dışında düşünme tartışma durumu yaptırılamayan, kendisinin üretip yaşam oluşturmaktan aciz olacak, bir halkları olması için tanrıdan yardım istiyorlar. tanrıyla inanç kapıları bu şekilde biçimleniyor. ve uyuşturucu/ fuhuş/ silah/ organ/ vs kaçakçılıklarıyla da, organize çalışmalarıyla da uluslararası kazanç sağlıyorlar. yüce devletlerinin gücüne allahın yardımıyla güç katıyorlar. tanrı ne için var ki zaten. insan milletinin bu işlerini de yapmadıktan sonra
yılbaşında adadaydım, evde kedilerle geçirdim, bir ara kutup köpekleri/ malamat/ olan komşu arkadaşlardan nazmiye çağırdı. annesi gelmişmiş. benim evin önünden geçiyorlardı, pazardan balık bişeyler almış diye, gitmeyecektim ama annesi olunca biraz onlara takılabileceğimi söyledim. 8-9 sıraları gidip geldim. eşi de gelmiş nazmiyenin. küslermiş konuşmuyorlarmışmış ama annesi var diye gelmiş, annesiyle onları barıştırmaya çalıştık. biraz konuşuyor gibi olmuşlardı ama sonra söylediğine göre, "aynı tas aynı hamam" mış. konuşmuyorlarmış.
gece yarısı çatıdan havai fişekleri izledim, annem ablamlardaydı, onla konuştuk
tarih nosu olarak kayıt farklılığının dışında yeni bir şey yok. herşey çok rutin bir şekilde /bir değil çok yıllar geçsede/ benzerliklerle dolu. insanlar birbirlerine çok fazla benziyorlar. ellerine para geçince yeni yılın modasına uygun bişeyler giyseler de, fiziki kumaşları çok aynı gibi. herhalde düşünsel olarak çok fazla benzeyişlerden kaynaklanıyor. yeni yılın tek farklılığı da modadaki yenilikler oluyor gibi, moda yenilikleri de olmasa yeni yıl kavramını kaldırıp at.
tabi bu benim çevremdeki gözlemlenenlerden, başka yerlerde başka kültürlerde neler oluyor bilmiyorum.
25.1.2011- aralıktan beri kütüphaneye gitmiyordum, 19unda gittim, hüseyinin cafe çalışırken gördüğüm biriki kitap vardı, roman, öykü hikaye yazımı üzerine.
"story" robert mckee
"roman teorisi" philip stevick
nette bulduğum bir gün aldım isimlerini, roman teorisi varmış, onu ve w. smith in kitaplarından aldım. 2 şubata dek, ama 2 ocakta gelecek diye yazmış, sonraki gün farkedip telefon ettim.
roman teorisi kaynak kitap olduğu için fazla tutmamamı, inceleyip getirmemi istediler, gerekirse telefon ettiklerinde büyük olasılıkla getirebileceğimi söyledim.
yazın işleriyle uğraşan kişilerin kütüphanesinde olmalı, param uygun olduğunda alayım. şimdilik kütüphaneden yararlanayım.
sokaktaki çalışma devam ediyor. geçen durmuştu, 1 ay olmuş, gene başlamışlar. işçiler köşede çalışacakları için arabamı biraz yukarı çektirdiler. çarşamba günü izmire gideceğimi söyledim. sıkışıp kalmayayım diye.
eczaneden 2 seferdir tetradox alıp parasını sonra veriyorum. geçen hafta alıp 3-5 gün sonra verdim, bu gün de alıp 2 gün sonra vereyim dedim. sağolsunlar arada çok sıkışınca böyle yapmaları çok iyi geliyor. kediler baya hasta bu ara, soğuk, bir de kalabalıklar, evdekilere yutturuyorum birer tane, diğerlerine mamalarının üstüne serpiyorum. onlar sağlıklı olursa bizler de iyi oluyoruz. arada vücutlarının sabunlu su ve domestos damlatarak hazırlanan solüsyonla silinmesi de dışardan gelebilecek mikropların önlenmesinde katkıları oluyor. evde kalanlar için.
Çarşamba, Ocak 19, 2011
hot topics.me /ve gruplar
neler olup bitiyormuş diye araştırdık, ingilizcemin bu kadar kötü olabileceğine inanamazdım. google vb haberlerine baktık hep. olup bitenler iyi. dünyanın gidişatına ilişkin kapalı kapılar ardında yapılan gizliliklerin toplumlara açıklanabilir bir yanının olması muhteşem.
o araştırmalar sırasında hottopics.me sayfasıyla karşılaştım.
gruplar vardı, sayfa üyelerinin ilgileri doğrultusunda oluşturuluyordu. freespeech diyorlardı. benim de "war to fascism" ve "templier knights' confidential documents" gruplarım oldu.
kendime dair yaşamsal bulduğum araştırma konuları. oradaki dokümanları dolaşırken gördüklerimden de etkilendim belki de. "secret society" deki dökümanlar.
faşizme karşı mücadeleyi insanlık ve inanç mücadelesi olarak görüyorum. dünyadaki varlığımızın tanrısal bağlarıyla uygun görmediğim bir ideoloji. varlıklar sezgisel ve fiziksel bilinçle varolmuşlardır. faşist ideoloji, bilinçsiz insanlığın yaratıcısıdır. özbilinçle denetlenemeyen varlıkların tanrısal bağlarının yokedilmesi, bir bakıma onların yaşadığımız dünyada esaret altında tutulmaları. korkunç şeyler bunlar.
tapınakçılarla ilgili de son yıllarda araştırıyordum sürekli. yazmıştım. kendi yaşamıma dair olup bitenlerden yola çıkmıştım. onlara dair, masonlara dair, ve başka guruplar
tanrısal bağları olan bu yapının/ tapınakçıların, inançlarının kullanılarak nasıl çirkinliklerin yaşatıldığı. bunların dünyadaki iktidarlar/devletler adına yapılışı. tanrısal bağları iktidarlara uşak etme adına, her türlü aşağılıklara adiliklere yol açıcı şeyler yapıyorlardı. fuhuşçular, uyuşturucucular, silah kaçakçıları, organ tacirleri, öldürmeler
o doğrultuda hazırlanmış senaryolar hayata geçiriliyordu.
bu araştırmayı yapmaya mecburum.
çünkü benim yaşamımla da bağlar oluşturuldu
karşılaştığım ve yaşamımda sözlerini duyduğum bir yapının araştırılmasına katılmam gerekirdi zaten. sonradan sapkınlıklarla bozulan bir yapıya dair, bende olan bilginin de görülebilir olması gerekir. başka bir araştırma nedenim yok.
hangisi olursa olsun, inançları çirkinleştirmemek gerekli.
çıkar amaçlı sapkınlaştırmalara da dur denilmesi gerekli
bu bile, başlı başına bir meydan okuma, bana yüklenen bilgiyle de başka bir çarem yok.
ilgi duyan arkadaşların ellerindeki dökümanlarla o sayfalara gelmelerini beklerim
bir tartışma ve konuşma sürecini başlatabiliriz belki de
"hottopics.me" de yazacaklarımın burada da bağlantıları olacak
Salı, Ocak 18, 2011
Çarşamba, Aralık 29, 2010
günlük ağacı/ 29.12.2010// karakolluk olduk
daha önce de evden bişeyler alıp satıyor gibi bir durumlarında penceremi kapatmak istediğimde kapatamamıştım. araçlarını o kadar yanaştırıyorlar. karşı duvarın önüne doğru, hatta ortaya doğru bile koysalar bu sorun olmayacak, kendi evlerinin önünü daraltmak istemeseler bile. o gün penceremi açıp kapatmama engel oldukları için araçlarını bir daha başka yerlere, karşıya, kendi evlerinin önüne ya da sokak girişine koymalarını söyledim. 10 dakkalık işleri varmış da kötü biriymişim. laflaştık tabi ve fotoğraflar görünebilir. kendilerine de hörü hanıma da söylemiştim, bu şekilde sorun yaratmaya devam ederlerse polise haber vereceğimi hukuki sonuçları olacağını, verirsen ver diye efeleniyorlardı hep. hacı hörü hanım komşular iyi geçinmeli filan diyordu. avukatımla da görüşmüştüm savcılığa bu kişilerle ilgili dilekçe vermeyi. o olaydan sonra intihar, cinayet ya da kazayla, evinde arabasında ölü bulunan birileriyle ilgili haberler filan görmüştüm. bu tür şeylerde silah kafalarının değiştirilmesiyle ne gibi şeyler olabilir, farklılıklar filan, kriminaloji bilgim pek yok.
motorsikletlerini koymaya başladılar birkaç gün önceden beri. birşeyi tamir ediyormuş gibi ellerinde tornavidalar uğraşıyorlar bişeyler yapıyorlar, bu arada laflar, imalar, sataşmalar, benim evin kepenklerine çarpmalar, evime pencereme kıyısına yanaştıkları için de yürürken gelir geçerken nerdeyse kapımın önünden geçiyorlar filan. zaten daha önceden sorun olduğu için tatsız bir durum yani. değişik adamlar, telefonlarla konuşuyorlar, tuhaf şeyler söylüyorlar, karı alıp satmayla ilgili bişeyler bile duyurdular. geçen tamir ediyor yaygarasıyla yaptılar bunları. ilgilenmedim. bugün gene penceremin önüne dayamışlar bir tane daha motorsiklet yaygara yapıyorlar, araçlarını ordan almalarını söyledim. laubalice işleri bitince alacaklarını söylediler. pencereyi açıp süpürge sapıyla araçlarını ittim, bir taraftan bağırışıyoruz tabi. kovdum onları. evimin önünden gitmelerini polis çağıracağımı söyledim. açtılar telefonu "burda bir kadın var saldırıyor" diye polise telefon ettiler. "mukadder çağlar" diye bağırdım.
sonra yukarda beklerken polisler geldi, aşağıdan kimliğimle gelmemi söylediler, "niye zamanında gelmiyorsunuz" dedim.
indim, kimliklerle gelmemizi söylediler. bana ters davranıyorlardı o sırada biraz, mağdure con-tay-ten le konuşmuşlar. "karakola gel" dediler. bizi almaya gelmişlermiş. annemin ahmet abilerden geliyor olduğunu dün izmirden ilk defa bu evimize geldiğini ve anahtarının olmadığını hemen gelemeyeceğimi söyledim. birşeyler söylediler. "terörist mi götürüyorsunuz ya" diye bağırdım. "ben teröristmiyim, bir yere mi kaçıyorum" ben bağırırsam onlar da bağırırlarmış. zaten tepem atık, onlara penceremin önüne araçlarını koyarak beni taciz ettiklerini söyledim. o zaman bana bakışları biraz değişti. aleni görünüyor. çevrede motorsikletlerini koyabilecekleri yerler var. kimliğimi aldılar, annem gelince merkez karakola gelmemi söylediler, karakolda anlatılacağını, kendilerinin yalnızca götürme ekibi olduklarını söylediler.
epey bekledim, annemi aradım, gelemedi diye, ahmet abi gelince oyalanmış biraz. ona karakola gittiğimi kendisinin hemen gelmemesini orada beklemesini söyledim. anlattım olayı. daha önceden sorunlardan haberleri vardı zaten. hacı hörü hanımın "kızım gelecek" diye kiracılarını çıkarıp sonra bu kişilere kiraladığını konu etmiştik. rahatsızlıklarımı biliyorlar. sonra karakola gittim.
arkası yarın.. olsun.karakolda olanları yarın yazayım
giderken birkaç kere kamile ulaşmaya çalıştım. evden çıkarken ulaşamayınca face den kısa bir duyuru yazmıştım da. bir yandan da söyleniyorum, yaw assalar en son bunların haberi olacak diye. tam karakola girerken çıktı neyse. konuşarak karakola girdim, ergenokonvari davranışları, kasıtlı süreklilik taşıyan tacizleri nedeniyle soruşturma isteğimi filan. karakol önünde konuştuk biraz. annemle de konuştum. kapıda polisler vardı. evden neredeyse zor bulunan kaçırılmayacak terörist gibi götüreceklerdi ama sırt çantamdaki c4 leri aramadan beni içeri yolladılar. bakınıp kimseyi göremeyince kapı önünde bekledim. birilerine polismi diye sorunca, sivas takımındanmışlar, sivaslı (sünni) kömşunun ekibinin çok olduğunu ama benim yalnız kimsesiz geldiğimi söyledim. bana çağrı yapan polis benim de arkamda koskoca türk polisinin devletinin olduğunu söyledi. iyi amerikan polisi yoktu. dedim de. koskoca devlet polis vs penceremin kapımın önüne komşunun erkek koleksiyonu dizgisini durduramıyor/mu yalnız.
bir de "burda bir kadın var saldırıyor, hakaret ediyor" diye sözde şikayet edilen, kim olduğu bilinen birini ne olup bitti deme gereği duymadan "kimliğinizi alın karakola gideceğiz" diyebiliyor. ama con-tay-ten'in polislerle muhabbeti güçlü adamları vardı. con-tay-ten i nöbetçi amir odasında oturtmuşlardı, küçük tv bile izliyorlardı. kapıdan baktım. iki büyük amir masası vardı. polisler bazen bilgisayarda çalışıyorlardı, bazen iskambil, zıplayan top bişeyler oynuyorlardı, 2 odada bazen görünüyordu. eğitimde de sekreterler özellikle çok oynardı bu tür şeyleri. bütün devlet dairelerinde oynanıyor sanırım. ben de zorunlu toplantılarda "mayın tarlası" oynardım. asistanken. ben dolandım karakolda biraz. duvarlarda okunacak birşey yok. söyledim. neden halk güvenliğiyle ilgili bilgilenilebilecek afiş filan olmadığını, beklerken okuyup bilgilenilebilirdi. emniyet genel müdürlüğünden nasıl gelirse öyle yapılırmış. içerde kocaman "insan hakları evrensel beyannamesi" olduğunu söyledi birisi. bakındım bulamadım. bir memur, avukat görüşme odasında oturabileceğimi söyledi. iyi çay da fokurduyordu sürekli, biraz oturdum, yalnız başıma. duvarda çerçevede beyannameyi anca gördüm. tepede ve zar zor okunuyordu, zaten yakın gözlüğü de kullanmaya başladığım için uğraşmadım. sıkıldım biraz sonra, çay da içemedik, kalktım dolaşıyordum gene. kapı arkasında portmanto gibi bir yerde aynaları bile vardı. karakol bahçesinin yanında parkta top vardı, uzakta taşlar filan. o topun tarihi bir değeri olup olmadığını sordum. nöbet tutan memura. bilmediğini söyledi. girişte karakol amirinin odasıymış duvarda büyük harita gibi bir şey vardı. nasıl birşey olduğunu pek anlamadım, kapıdan görünüyordu. kuşadası haritasıymış ama farklıydı biraz, lavi havası vardı. arada dolaşırken kapı açık oldukça ona da baktım. birkaç gelen filan oldu. ben geldiğimde kapıda bir bayan vardı, onun sorununun benimkinden çok ağır olduğunu söyledilerdi, önce onla ilgili ifadeler alındı. bir polis poşetle çay şeker paketleri getirdi. bize çay mı içireceklerini sordum. su alınmamış diye olmamış. çeşmelerinden akan su içilmiyormuş galiba, damacanayla su alınması gerekiyormuş. sabaha pişecekmiş çay. orada sabahlanılacakmı diye sordum. ifade sıramız gelince alıp yollayacaklarını söylediler. ben girişte bunların amacının beni amerikaya yollamak, yada amerikan uşağı yapmak gayretlerinin mi olduğunu söylenirken. kapımın penceremin önüne gelip sataşmalarının yaşamımıza çevreyle olan iletişimimizi kopartma gayretlerinin nedenini filan, nöbetçi memur; bana kameraların olduğunu savcı incelerse gerek duyduklarını içeri atarmış, dedi. "yok canım, olmaz öyle birşey" dedim. benim kimsenin evine özel yaşamına bişey yaptığım yok ki. kendi yaşam hakkımı savunuyorum. onun mücadelesindeyim.
3 gibi evden çıkmıştım. hava kararmaya başladı, ışıklar yandı, kuşlar uçuyordu, ordaki bir memura ne güzel yerde görev yaptıklarını söyledim, deniz kenarında. aman aman diye yaka silkiyordu. beklerken 1 saat kadar geçmişti, o sırada nöbette olan memura beklerken sıkıntıdan içi bayılanlar için sağlıkçılarının olması gerektiğini de söyledim, sağlık ocağı yakın olduğu için gerek kalmıyormuş. kocası batman da olan bir kadın ve oğlu vardı, okuma yazması yokmuş diye onun ifadesiyle ilgili bişeyler konuşuyorlardı, koridorda. nihayet 5 gibi, beni ifade odasına aldılar. annemin dün geldiğini ve akrabamıza gittiği için anahtarı olmadığından evi bırakamadığımı söyledim, o nedenle sonradan geldiğimi belirttim. teşekkür ettim.
masa kenasına sıralar konmuş, ifade verirken dizleriniz kenarlara değiyor, kollarınızı masaya dayıyorsunuz, biraz bükülüyorsunuz ve ifade alan memurun koltuğu biraz daha yüksekte duruyor. işimi, eğitim durumumu, adımı soyadımı, evimi arabamı vs, beni ayten sandı sanırım önce, mukadder olduğumu söyledim. onlara daha öncede söylemiştim, benim polis çağıracağım diye söylediğimi, sonra onların polis çağırdığını. kimim çağırdığının önemi olmazmış. bakmakla yükümlü olduklarımı, kedilerle annem, dedim. temmuz ayında annemle satın alıp taşındığım
evin yandaki komşunun, kızı gelecek diye kiracılarını çıkardığını, sonra bu kişiye kiraladığını, ve 2-3 aydan beri sürekli çevreyle iletişimime zarar verecek şekilde tacizlerinin olduğunu anlattım, tartışma olduğunu, ev sahiplerine de bildirdiğimi, bu şekilde olursa polise bildirmek zorunda kalacağımızı, avukatımla savcılığa süreklilik taşıyan örgütsel tacizleri nedeniyle ergenokonvari ilişkileri nedeniyle soruşturma dilekçesi konusunu konuştuğumu. daha önce şikayet konusunu sordulardı. penceremin önünü kepenkleri açıp kapatmama engel olacakları şekilde araçlarını koyduklarını, araba ve motorsiklet, kendilerine söylediğim halde, işleri bitince gideceklerini söylenip lakayt davrandıklarını, sorun çıkarmak mı istediklerini sorduğumu, çevrede kendi evlerinin önünde araçlarını koyabilecek yerleri olduğunu söylediğimi, süreklilik taşıyan bir şekilde lafla, imalarla, pencere kepeneklerime çarparak filan taciz edildiğimi söyledim. geçen günlerde motorsikletlerini koyup gittiklerinde plastik bir tabanca atıldığını, sonraki gün gelen birnin aracını penceremin önüne koyarak elinde biriki tornavidayla tabanca kafası değiştirmekle ilgili birşeyler söylendiğini. bu tar imalar ve konuşmalarının süreklilik taşıdığını. son birkaç gündür de motorsiklet koyup, konuşmalar, telefonlar, kendi aralarında konuşmalar, karı alıp satmayla ilgili konuşmalar bile yaptıklarını ve orda pezevenklikmi yapılıyor diye sinirlendiğimi söyledim. o günde onları penceremden kovduğumu söyledim. 2-3 erkek oluyor genelde. oralarda tamir vs diye dolaşıyorlar. benim kepenklere filan çarpıyorlar vs vs. hep aynı kişiler de değiller zaten. con-tay-ten in erkek koleksiyonu çok zengin. kendini güvene almak için günün çeşitli saatlerinde gerek duydukça birileri gelip gidebiliyor.
bazı yaşıtı komşular annemi soruyorlardı bazen, gelince onlarla oturalım diye konuşmuştuk. tabi iletişimlerimizi bozucu organizasyonları var insanların. bornovada pancurcu metin olaylarıyla da hedefledikleri şeyler aynı zaten. çevreyle iletişimi koparmak. istihbaratın polisin askerin bilgisi dışında şeyler yaptıklarını düşünmüyorum zaten. bağlı oldukları birimleri bize düşmanca davrananların birimidir yalnızca o kadar. kendilerinden ergenekonvari bir yapılanmayla ilişkileri nedeniyle savcılık soruşturması istediğimi söyledim. daha önce çocuk sahibi olmak için çok uğraşma nedeniyle depresyon geçiren bir kadının sinirlenerek yaptığı bağımsız davranışlar olmadığını, akşam yatarken dışardan gürültüler geldiğini annemin sorduğunu yandaki kadının yaptığını söylediğimi, bu tür pancurları kapıları vurup çarpıp birşeyler atarak birşeyler yaptığının olduğunu, ama evine gelen birilerinin özellikle evimin penceremin açılmayacak şekilde önüne konuşlanıp laflarla imalarla sorun yarattıklarından şikayetçi olduğumu söyledim.
memur ergenekonvari diye belirtmek için yeniden çıktı aldı, öncekini yırttı. ifademi imzalattı. bana bir örnek verilecekmi diye sorunca, savcılığa yollanacağını söyledi, bir karakol tutanağı, bir de haklarımızla ilgili imzalattı. çıktım. kapıdaki nöbetçi polise sürekli dolaştığımdan bana gösterdikleri sabır için teşekkür edip iyi günler dileğimle çıktım.
ahmet abi annemi getirdi sonra eve, ertesi gün (dün) annemi izmire yolcu ettim. akşam gülsüm harita çizecekmiş diye geldi gitti. 2 tane hafif diktörtgen kareyi yanyana getirip, içlerine + işaretiyle önündeki haritadan bakarak çizmesini öğrettim.
bugün con-tay-ten in evinin önünde duran bir motorsikletle uğraştılar, karşısına başka bir motorsiklet daha koyup, yarım saate yakın benzin verip verip çalıştırdılar, bir ara benim kapının önündeki taşları takurdatıyorlardı, orda saksı örmek için beyaz taşlar vardı da, gittiler sonra, bir de hörü hanım için kocaman kamyonet geldi,
aslında toplumun faşizan şekilde yapılanmış, devlet mafyasıyla kontragerilla, gladio türü yapılanmaların içinde sivilliğini yitirtmelerinin görünmesi açısından korkunç bir olay. insanlar genelde, kılık kıyafet ve mal mülk, yiyip içtiklerinin dışında bir yere gidemeyecek haldeler. sakat kalmışlar, bağımsız düşünce üretecek halleri yok. con-tay-ten in zengin erkek koleksiyonundan sözederken, daha önce konuşurken bacalarıyla ilgili filan, hemen erkek bulup soralım, en iyi erkekler bilir, biz anlamayız vs vs gibi şeyler söylüyorlardı. hacı hörü hanım la. ben de en iyi mühendislerin kadınlardan çıktığını, kadınlardan da çok iyi mühendislerin olduğunu söylemiştim. kendi bacamı kaç saat uğraşıp kendim yapmıştım zaten. herşeyde erkeklere gerek olmadığını söyledim. çok meslekte kadınlar yapabiliyor, allah herkese beyin vermiş düşünsünler diye.
neyse, cemaat bağlantılı bir örgütlenmenin içinde oldukları kesin. sahil kenarlarında kendi adamlarının iş sahibi olmalarını da garantiliyorlardır bir yandan. yalnız onlar yok zaten civarda gözlemlediğim yaşadığım başka şeyler de oluyor. bunlar çok pervasız yalnız, arkaları çok sağlam galiba, amerikanın faşistleri besleyerek iş yaptığı çeçenistanda vs destekleri var sanırım.
bir de o silah başlarını değiştirerek devletin içinde bunların örgütlenmelerinden bağımsız olabilecek kişileri intihar, faili meçhul adları altında yokedilmesi olayları içinde bulunduklarını düşünüyorum. subaylardan, askerlerden, polislerden, değişik mesleklerden kişileri tabancayla intihar etti, arabasında vurulmuş bulundu filan diye haberlerden şüpheliyimdir zaten.
bu kontrgerilla mafyasında, satanist bir yapı hakim, daha önce yazmıştım, kedileri av yaptırarak bir de uyuşturucu kullandırarak münevver karabulut olayları gibi, gaz kaçaklarından ölümler gibi, insanları düşmanlaştırarak yiyecekleri içecekleriyle zarar verici şeyler verdirecek hale getirecek psikolojiler yaratıyorlar. bağımsız düşünme güçleri olmuyor. onlara uygun görülen cemaatlarla denetleniyorlar. ve kendilerine ne denilirse onları yapıyorlar. çok itaatkar sündük yapılarını da kendileri gibi olmayanlara düşman yaptırarak onlara verdirdikleri zararlarla tatmin edici yapı oluşturuyorlar.
kontrgerilla yapılanması da kendine ne şekilde olursa olsun, mecburiyetten, çıkardan, tehditten kaynaklı, sadık eleman sahibi olmuş oluyor. bunların istenilen yerlere, istenilen zamanlarda, istenilen şekilde davrandırılmaları da o yapının bir çalışması zaten.
farklı, aykırı, bağımsız yapıdaki kişiler, ırk ve sünniyet olarak kendilerinden değilse, ve kendi çıkarları için kullanılamayacak durumdaysa da onları yokediyorlar. kazalarla, hastalıklarla, cinayetlerle, intihar süslemeleriyle
bir tür oyun oynuyorlar sanırım
gerçek cesetlerle süslenen ekiplerin oyunları
demokratik bir gelişim yokedilmiş oluyor.
halkın sivilliğinin içine edilmiş oluyor.
itaatkar, kraldan çok kralcı, bağımsız düşünme gücünden yoksun kitleler oluşturuluyor
ve dünyayı idare eden istihbaretik oligarşik yapılar işte böylelerinden oluşuyor.
o silah başlarının değiştirilmeleri, o tür şeyler imalar edilirken telefonların edildiği yerler önemli bence. bunlara göz yumanlar, toplumdaki demokratik yapıları ve farklılıklarıyla gelişime yeniliğe açık kişilerin yokedilmesinde suç altındadırlar. hukuki olarak da bunları soruşturmayanlar suçludur. kimliği belli bir kişiye örgütlenip evinde sorun yaratarak, "burda bir kadın var saldırıyor" diye polisi yanıltmaya çalışmaları da suç.
bu kişiler, geçtiğimiz yıllardan beri, devletin içindeki bazılarına uygun olmadıkları için, intiharlar ve cinayetler adı altında yok ettirilen kişilerin vebalini taşıyan "ergenokonvari" bir yapılanmayla bağlantılılar; iletişimde bulundukları kişilerle birlikte soruşturulmaları ve incelenmeleri demokrasi açısından hayırlı olacaktır. eğer onu yapabilecek kişiler varsa tabii.
bir an için italya da yapılanlar aklıma geldi de
Cumartesi, Aralık 25, 2010
günlük ağacı-25.12.2010-sday
hz isa mesih in varlığına tanık olmak güzeldi gerçekten, dünyada güzelliği hiçbir zaman yitmeyecek bazı şeylerin olması belki de bütün kötü ve çirkinliklere dayanma gücü veren şeylerden, o gerçek bir tanrı kuzusu, bütün alemlerin sewgilisi
benim ruhani dünyaya olan sewgi saygı ve kabulüm biliniyordur artık. tanrısal alemlerde kabulleri olanları benim bu dünyadaki yetersizliklerimizle anladığımı sanıp yorumlamaya kalkmam bile söz konusu olamaz. onlara duyduğum saygı nedeniyle, inançların ruhaniyet bağlarının çirkin kötü adi aşağılık denebilecek biçimlerde yaratılana ve insanlığa yakışmayacak hallere çekilmelerine, dünyevi iktidarların çıkarları için kullanılmalarına karşı çıkarım. dünya yaşamında bizlere verilmiş olan bilincim olduğu sürece bu böyle olacak.
bütün kutsal kitapların ruhaniyet bağıyla olan ilişkileri, o muhteşem varlıkların yaşam şehadetiyle görünür. onların şehadetine girenlerin, öyle yol alanların da bu durumu aşağılık durumlara çekmeyecek kadar büyük sewgi ve saygı içinde olmaları gerekir. hiç bir ruhaniyetle bağlantılı söz/kelam/nefes te dünyanın güzelliklerine zarar verici, adi aşağılık, namussuz, tecavüzcü, haysiyetsiz, organ kaçakçısı, yurt yuva yıkıcı, şerefsiz, liyakatsız, uyuşturucu silah kaçakçılığını fuhuş ticaretini destekleyici bir ima bile görünmez.
yani çok zor bişey o bağlantılar. öyle laflarla göstermelik ibadetlerle filan kabul olmaz. ancak, anladığım kadarıyla, ibadetlerin o ruhaniyetlerin şehadetine girebilmede etkisi var. yalnız benim komşum bir kadının yaptığı gibi ibadet olursa ne denir bilmem. politik sürüklenmelerle yapılan ibadet çeşitlemelerinden diye düşünülebilir. dünyada olup biten bütün kötülüklere, uyuşturucu fuhuş ticaretlerine ses etmiyorlar da, bu sokaklarda doğmaktan başka hiçbir günahı olmayan masum kediciklere verilen yemekleri haram etmekle uğraşıyorlar. herkesin kendi evinde verdiği yemeklere hem de. onlara verilen yemek artıklarına göz koyuyorlar, dil uzatıyorlar. belediyenin kedileri sağlıklı yaşatması için sözleri diyecekleri olabilir, halk sağlığı açısından. ama bu dinci şahısların, bu yerlerde yaşamaya en az kendileri kadar yaşama hakkı olan kedilere karşı tutumu şaşırtıcı gerçekten, benim için. yan bahçedeki horozları tavukları attırdılar. köy havası oluyordu. geceleri kapalı yerlere koyma önerileri olabilirdi. vs vs
nasıl inançları oluyor bu insanların ben anlamıyorum gerçekten. bir şehadet yolcusu olduklarını söyleyip nasıl bir yandan haysiyetsizliklerle yaşam bulabiliyorlar, hiç anlamayacağım.
ruhani dünya çok farklı gerçekten. anlaması da tanımlaması da çok güç. oralardan dünyaya hediye olan ruhların dünya şehadetine sahip çıkan yolcularına çok iş düşüyor.
günlük yazacaktım sözde, kaldı gitti. yarın yazarım artık.
Salı, Aralık 21, 2010
julian assange'
trafalgar meydanında gezinip, müzelerde dolaşmışmıydın
bir gurup arkadaşınla, çevre ne kadar kalabalıktı
'pet' azizliğine uğramışlardan birisi
....
hangi tarihlerde oralarda bulunmuş olup olmaman zerre kadar önemli değil aslında
wikileaks'la geçirdiğiniz süreçle yaptıklarınızı doğru buluyorum
destekçinizim
o meydanda dolaşırken aralarında kaldığım bir gurupla diyaloğumuzu anımsattınız bana, yanımdaki birine "ne kadar onlara aitmişim gibiydi"
müzenin yukarsındaki kafe de kahve içip çatıdan çevreyi incelemek de güzeldi
ben kahvemi alırken paramı vermiştim, sonradan gelenlere kalmamıştı
....
herkesin istediğini yapıp yaptırabileceği başka yaşamlara karşı sorumsuz ve duyarsız olabileceği faşizan tutumlara karşı daha çok 'wikileaks'lar gerekli aslında.
birgün yapıp yaptırılan herşeyin açıklanabileceği düşüncesi, dünyanın gidişatı açısından iyi birşey
julian assange ve arkadaşlarını cesaretlerini kutluyorum
sanki cristmas hediyesi gibiydiler bu yıl için
robotlaşan ve faşizan ideolojilerle varlık kazananları yücelten bir yapılanmaya karşı, temiz bir nefes
umarım sizlere sahip çıkabiliriz, yitirdiğimiz çok şey oldu, sizlerle birlikte yitip giderken güzel, üretken, onurlu bir yaşam sürecine tanık olma şansını yaratabiliriz belki de
sizleri destekliyorum
ingilterede st paul katedraline de gitmiştik
birkaç kere
aileden birinin sıcaklığında bir mezar vardı, başkaları, tapınak şövalyesine ait olanlar
korkmadım oralarda dolaşırken, özlemle gittiğimizde taktis olmuştum, sıraya girmiştik, tam ortada beklerken çevremde serin alev dilleri gibi bir rüzgar dolaşıp haç şeklinde taktis edip yukarlara gitmişti, rastgele değil ne yaptığının bilincinde bir dolaşım. başımla rüzgarı takip ettiğimi anımsıyorum. aşağıdan gelip kollarımla haça doladı ve başımdan yukarı
benim anlayabildiğimin dışında nasıl bir anlam taşıyordu ki
dar merdivenlerden yukarı çıkmıştık birinde
mezarların olduğu yerlerde dolaşırken korkmamıştım hiç, loştu ve dua edenler vardı
girişte mum yakılıp dua edilen yere oturmuştum her seferinde
yukardaki terastan bakınmıştık
dışarıdaki heykellerin arasında dolaşmıştık, yollar
alışverişyapmıştım, oradan bazı şeyler almıştım, o sırada bir panik olmuştu, yetişemeyeceğimi sandığım birşeyle ilgili, çevredekiler de farketmişlerdi
benimle birlikte dolaşıp bakınan gölgeler
yuhanna ile bağlantılı birşey
"melekler şehri" filmindeki gibi, kütüphane bölmelerinden bakınanlar gibi, teraslardan bakınanlar
essex de gittiğimiz kütüphane, alışveriş yapılan bir yer, deniz kabukları
oralarda çekilen filmler ve fotoğraflar nerelerdedir