Cuma, Temmuz 11, 2014

geçmişe giden öykü

2 vesikalık fotoğraf, enver gösterdi; tuhaf davrandığı zamanlardı; benzer şeyler oluyordu; bana ilerde kendisini sevmeyecekmişim diye de söylemişti; kaynak doğruymuş gerçekten, gelecekten gelen çocuklardan bahsedilmişti; bir de dhkpclilere giden birisi; muhtemelen hıdır aslandı sözedilen; dayıyla ırkçılık karşıtı festivalde karşılaştığımızda/ karşılaştırıldığımızda, beni kendileriyle çay içmeye davet etmişti, plastik bardaklardan çay içiyorlardı, o olduğunu sonradan cenaze töreninde anlamıştım, ne olduğunu anlamadığım bir şekilde benden özür dilemişti; şimdilerde nedenini anlamaya başladım, o zamanki fotolar yunan gizli servisi başta olmak üzere bir sürü gizli servis ve ilgili kurumlarda, festivaldekilerde bulunuyordur, bir gün karşılaşırız,
muhtemelen aslında gelecekten gelmeyen, benim gelecekten gelen ev tapuları için çekilmiş fotoma karşılık koydukları bir başka foto, contaytene benziyordu, saçları uzunca sonradan dalga yapılmış gibi, şimdilerde çevremde göre bile bok yalamış yüzle dolaşan bir kenefi anımsatıyor, elinde kocaman doktor çantasıyla çok şevkli bir orospu gibi selmanın evinin dış kapısından girdiklerini de görmüştüm; ne oldu da bok yalamışa döndüler; belki de arabanın egsozunu yaptırırken izlediğim biriki şeyle, şimdilerde çevredeki resterasyoncularla bağlantılı bir şeydir, habire telefonlarla konuşuyor herkes;
ne olduğunu anlamadığım bir şekilde enver iki resimden tercih ettirmek istemişti, ben kendi resmimi seçmiştim, "çok temiz bakıyor, ilerde böyle olmak isterim"; o diğerinin çok faydalı olacağı düşünüldüğü için onun seçildiğini söylemişti; belli nasıl faydalı olduğu;
unutmadan yazmak istedim, atina da "zeus tapınağına" gitmiştim, parasızlıktan girememiştim tabii, orada kürt arkadaşların çok değer verdiği, fransızca konuşuyordu, ben ingilizce ve ikimizde yunanca bilmiyorduk galiba, o türkçe ben kürtçe bilmiyordum; tapınağın bahçesinde konuşmuştuk biraz, bir arkadaşı daha vardı, arada gelip çevirmenlik yapıyordu, az bişey, "etraf ne kadar tenha" demişti; tapınağın merdivenleri boyunca, uzun ve yukarı doğru 4-5 basamak, "aile fotoğrafı" çekiliyor gibi dizilmişlerdi, sessizce, bana bakıyorlardı, temiz güzel giyimli, bakımlı görünüyorlardı, biraz eski moda,
festivale giderken bahar kimyongürü tanıyordum onlardan, medyadan, hotmail hesabıma mailleri geliyordu; hatta sonradan isviçre kanton dillerinden biriyle mail yolladıkları için anlama düzeyim düşmüştü, başlık ve değinmelerden konunun ne olduğu anlaşılıyordu ama ingilizce olmayınca;
o zaman anlamayıp şimdilerde yerine oturan bir şekilde, eğer o da olsaydı kesinlikle kimlerle konuştuğumu anlayacaktım, ama kısa bir süreliğine tutuklanmıştı, festival zamanına denk gelecek bir şekilde;
çevrede başkaları vardı, musa, biraz sol yanına doğru uzunca boylu esmer biraz daha genççe biri, kadınlar, dolaşanlar, dayı benim anlamadığım bir şekilde konuşmaya başlayınca yanımıza gelen kadının fehriye erdala benzediğini düşündüm, sonradan;
şimdi dayının içinde pişmanlık rüzgarları estirenin hıdır aslanla olan bilgilerimiydi, yoksa "bu dağların gördüğü en büyük komutanlardan biri"si "sebo'nun benimle olan karşılaşmalarında, farklı düşünmekle birlikte örgütlerinin kararına uyacaklarını söylediği konuda haklılığını görmesimiydi
belki de çevresel etkiler ve yönlendirmelerle gerçekte devrimcilerin hakkı olan bazı şeyler geçip gitmişti
"seboların dağda kendilerini ziyarete gelen "yaşlı bir kadınla ilgili bilgilerine ulaşmıştım, kaç yaşlarındaydı acaba
fakültenin sincaplı yolundaydık, omzuna astığı avcı çantasıyla onur yanında ertan adlı arkadaşıyla,
bedolar bir şey "gerçekten olacak galiba" diye dolaşıyorlardı; hangi çantayı astığı neden önemliydi, onunla konuştuğumuzu söyleyince hemen onu sormuşlardı, nasıl bir çanta,
dağdakilere haber verilmesi gerekiyormuş diye koşuşturmuşlardı, ""ben korkayım onlar korkmasın.." demişti bir yaşlı kadın gençliğinde
20-25 gün kadar oluyor, bir cuma sabahıydı galiba, karşıda resterasyon yapılan büyük binanın bahçesinden bazı sesler geldi; bir gürültü, "tamam şimdi bırakın, "sen o taraftan git, biz bu yandan gideriz", "onları da alıp geliriz"
bahçede çadırlarda yatan işçilerden birinin sesini ayıdettim "ne oluyor orada.."
bir iki ses daha, "eski' ankesörün orada görüşürüz"
"kucağında kırmızı güllerle bir genç bakarak geçti, kapıdan ve yan sokaktan
"annem bir süre önce, "annelerine gazete verdi diye teşekkür için ablama çiçek getiren çocuklardan bahsetmişti, bir yaşlı dedeyle gitmişlermiş, "demek başkalarına da gazete veriyorlarmış, işe yarıyor gerçekten"
ben kediler için çok kullanıyorum, yemek yedikleri yerlere ve diğer gereksinimler için
2 olasılıktan zayıf olan; birileri önceden ayarladı ve çocukları bir yaşlı dedeyle yolladı ve ondan önce olması gereken olayı daha sonra gerçekleştirdi; paranoya gerçekleştirmek için mi; halbuki varolan herşeyin üstünü kapamaya çalışıp, yok saydırmaya uğraşırken neden böyle bir şeye gerek duysunlar, o sabah ki ve sonrasındaki paniğin gereği neydi, daha akşam olmadan kapatıp gitmişlerdi, bir ara ev sahiplerinin ve mine hanım ismindeki bir bayanın güler hanım filan bahçeye girdiklerini izlemiştim, bir kalabalık oluşturulmuştu ve akşam olmadan işçiler kapıları kapatıp gitmişlerdi
sonraki haftasonlarında birileri daha vardı kalan,
başka bir sahne, arabamın egsozu yapılırken, murat ustayla gitmiştik kayaya, suriyeli bir işçi yapmıştı, çocuğu filan vardı, sağolsun güzel iş olmuştu, beklerken kahve içmiştik, bizle oturan, arada kalkıp birileriyle konuşuyordu, telefonla filan, bir ara iran kedileri varmışmış, geçende gazetede fotoğrafı görünmüştü, hamasın türkiyedeki yöneticisi diye, yanında bir iki kişiyle ona benzer birileri,
bir ara telefonla konuşurken "eski ankesörden bahsetmişti.
buradan, önceki olayı izleyip, ne zaman çıkacakları üzerine ya da nasıl ne yöntemlerle çıkabileceklerini düşünüyorlarmıydı, ama zamanını kestiremedikleri ortada, sabahın köründe herkes uykudayken,
"aferin çocuklar, bir daha gelmenize gerek de yok, eğitiminizle ilgilenin, dedeye teşekkürler
ama bir şeyin açığa çıkmasına sevindim, "bizim satanist olaylarla ilgimiz olamaz", öyle şeyler yaparak ruhaniyete ulaşamazlar; ancak, insanlarının itikatını bozarak uyuşturucu ve fuhuşçuların esiri olmasına neden olabilirler,
onun için onca vahşete karşı bir gazete parçası için
işte bu çok iyiydi
geçmişte aileyle ilgili hikayelere çok önem verildiğini düşünmüştüm, amat abe de bir ara baya peşindeymişmiş, belki ben kuşadasına taşınmadan önce de başlamışmış, dayımlar da bişeyler duymuşmuş,
yoksa o kadar hükümete karşıyken insanın durumu, çocukları filan iyi olamazdı;
organizasyon çok geniş anlaşılıyor,
gereksiz insanları uzaklaştırmanın yöntemleri de usta işi,
benim de hatırladığım şeyler var geçmişe ilişkin bir gün size yazarım
"herkesin yaptığı kendi inancı için olsun" demiştim ingilterede
ben kendi yaptıklarımı kendi dünya şehadetim ve inancım için kabulleniyorum.

sürecek

Cuma, Mayıs 02, 2014

romanımı okuyanların ücretini yollayacakları banka hesap nosu

geçen ay denizbanktaki hesabımı da kapatınca, kredi kartlarını ödeme güçlüğü çektiğim için, yalnızca hsbc de hesabım kaldı, maaş hesabım da orada.
açık romanın ilk sayfasında bir bölüm var, orada, yazdıklarımdan yararlananların ekonomik koşullarına göre ücret ödemesini istemiştim ve denizbank hesap nosu yazmıştım. şimdi o bölümü bulup değiştiremedim, ama
şimdiki hesap nolarımı buraya yazıyorum. yazdıklarımdan yararlananların ekonomik koşullarına göre romanımın ücretini ödemesini bekliyorum

izmir hsbc bankası hesap nolarım


 861 1011294 270 00 TL SIRINYER SUBESI
Uluslararasi Hesap No (IBAN)* : TR 4500 1230 0861 1011 2942 7000



 861 1011294 770 01 USD SIRINYER SUBESI
Uluslararasi Hesap No (IBAN)* : TR 6400 1230 0861 1011 2947 7001


861 1022482 770 99 EUR SIRINYER SUBESI
Uluslararasi Hesap No (IBAN)* : TR 6600 1230 0861 1022 4827 7099 

Cuma, Nisan 04, 2014

kuşadasının kavramsal sanat olarak betimlenmesi 1

kuşadasının kavramsal sanat olarak betimlenmesi;
geçenlerde hdp den aday olan arkadaş badyguard olarak çağırdığımız bir gençle beni eve kadar bırakmıştı, bizim evin biriki alt sokağında bir seçim büroları vardı, ve ben onlara merhaba deyip bir çaylarını içerken vakit geç olmuştu
tartışmayı seven birilerinin olduğunu görmek de iyiye işaret aslında
ön parmaklıklı kapıdaki asma kilitleri ('2) görünce ve arkada bir kapı daha var; afalladılar tabiiki
sonra konuşurken "kapıya bir kilit daha takarsın" dedi
yaşama dair bişeyleri anlatıyordu
ben de "evime benden habersiz girip çıkıldığı gibi şeyler hissettiğim durumlar olduğu için, kameralar olsa bile gene de, asma kilitleri kapıya naylon poşetlerle bağladığımı ve gözüme güvenmediğim için fotoğraflarını çıkarken ve eve girerken iki yönlü olarak çekip googledaki sayfalarımda biriktirdiğimi; yüzlerce olan bu fotoları da "kuşadası" adıyla kavramsal bir iş olarak projelendirdiğimi söyledim.
insanın tüylerini diken diken edecek kadar, hani şu bana ve evime tutulan lazerli cihazların etkisi gibi, "diken batması gibi bir etkileri oluyor ve..." ; dehşet bir konu aslında;
"insanlar ve mallar üzerindeki ranttan başka bir düşünceleri ve algılamaları olmayanların" etkisiyle oluşan bir sanatsal tasarım; ve bunların büyük bir çoğunluğu bu dehşetengiz olayın sanatsal biçimlenişinin kendi savurdukları "halkçılık, eşitlik, atatürkçülük, insan haklarına saygı, v. " bir tartı olarak geleceklerinin karşısına çıkacağını anlamaktan aciz ve isteksizler.
yıllardır ne zaman bir sanat çalışması desen, vs yapmaya kalksam hemen suni sorunlar, hastalıklar ürettirerek iş yaptırmamayı marifet ediyorlar; amaçları kazanç edinmemi önlemek, zor şartlarda yaşatmak sanırım
ama, gene öğretmenliğimi hatırlatayım, "sanat yaşayan bir şeydir, yaşama dairdir
sizin bir sanatsal kapasiteniz varsa, bir yeri tıkayıp kapatsalar, o başka bir yerden "sıkılmış bir yumruk gibi gireceksin hayatın içine, ahmet kaya"
bu da benim vasiyetlerimden biridir, çektiğim bütün fotoğraflar, günceler, günce fotoğraflar, bu kapının girer ve çıkarken 2 yönlü çektiğim naylon poşet sarılı asma kilit fotoları, yüzlerce foto, ben sergileyemesem bile, yaşarken ürettiğim kavramsal bir iş olarak tarihimde yerini alacaktır; başkalarının tarihinde de
benim çektiğim fotolardan başka, başka kapılarda hazırlanmış düzeneklerle çekilmiş fotoğraflarla da bir çalışma yapılarak yerini alabilir
"tanrı istediğini al, ama bedelini öde der" denmişdi
iş yapmayı engelleyerek zor koşullarda yaşatmaktan çıkar sağlayanlara bir bedeldir belki bu da;

 

Pazar, Mayıs 26, 2013

yeniden açık günceye

yeniden açık günce yazılarım ve çevresel olayları romana dönüştürerek ve yaşantıların kavramsallaştığı günce fotoğraflarımın sanat işlerinde kurgulandığı projeleri sayfamda başlatacağım. bir ara blogger sayfama giremiyordum ve yaşadıklarımı yeteri kadar betimlediğimi düşünmüştüm
yetmedi, birileri kötü bişeyleri sürdürüyor, kendi başıma üstesinden gelemeyeceğim, hatta ara ara 'interpole bile yazmaya başladım.
bostan güzeli konusundaki hazırladıkları olayları ve balici serdar olayını karakolda ifade alıp tutanak yapan polis memurunu, daha önce 'hil sokağı kabusu yaratmaya çalışanların / hani benim arabamı sıkıştırıp, önünü kapatıp 'otele gel çağır" diyorlardı da/ sokaktan 'tır gibi birşey geçince sun hill otelin önüne polis arabası gelmişti, benim arabayı kapatmışlardı gene' ve tepem atık bir şekilde gidip söylemiştim; o polis memuru olduğunu farkettim, ifade alırken özetlemeye kalkıp kendi sözcüklerini kullanmıştı çoğunlukla. 'hiç tatlı değildi, orospu vs dedi vs gibi, diğer ifade alanlar o kadar değiştirme yapmamıştı; beyaz buğday tenli gibi, kumral hafif söbe yüzlü, orta boylu bir adamcık,
sokakdan birilerini geçirtiyorlar habire, küfürlü, bişeylerin elemanı gibi, bügün onlardan 5 genç, yani şu saat dün oldu; saat 2-2.buçuk civarı geçerken koşuşturup, daha önceden buralarda dolaşan madde bağımlısı gibi başka bir genci dövdüler, ben çatıda fotoğraf çekiyordum, birkaç fotolarını çektim, kamerada da görüntüleri vardır, yapmayın kavga etmeyin' diye bağırınca çocuk kaçtı, arkasından koşup diğer sokakta gürültüler geldi, sonra belediye başkanının kayınvalidesinin evinin önünden geçerken baktılar, onlara" ayıpladığımı söyledim, yakışmıyordu hiç;
çevrede demirlenmiş virane kapıları kırılmış, bir zeyna diye kara köpek dolaştırılıyor bazen, bir de 2 genç bayan beyaz sibirya gibi bir şeyi, benim evin önünden sesleri geliyordu hep, hacı hör'ün kapısına oturup konuşuyorlardı, hergün de penceremin önünde köpek pislikleri, sonra köpekle belediye başkanının kayınvalidesinin evinin önünden konuşarak köpekleriyle geçtiklerini görünce anladım, bizim değirmene girecek gibi olup beni görünce düz devam etmişlerdi; karşı bahçede 5 yavru kedi, 1 aylık kadardılar, anneleriyle oynuyorlardı, 2 gün önce yokoldular, anne kedi çok perişan, kirli travmalı dolaşıyor; demokrat geçinirken rant için yapmayacağı olmayan, uyuşturucu ve fuhuş mafyacısı birilerinin ruhuna yakışır olaylardan biri daha;
çevrede yeni türeyen gösterilenler, belediye başkanının mhp bacağının görüntüleri şeklinde davranıyorlar. üst düzey uyuşturucu ve fuhuş olayları yaptırılırken, dönemin başbakanı /ilerde başkan olacak/ habire ayran diyerek, düzeyli içkilerin içildiği yerleri bile yasaklamaya çalışıyor. değirmen civarındaki uyuşturucu konusunu görmezden geliyorlar, ücreti neydi ki bu görmezden gelmenin;
yavru kedilerin kaybolduğu bahçenin ön taraftaki demir kapısı da kırılmışmış, fotoğraflarını çekerken, içeri baktığımda, yan duvarına daha önceki yıllarda yapılmış hz. isa resminin üstünü şöyle böyle boyamışlar; brezilyadaki büyük heykele benzer yapmışlarmışmış; ilk taşındığım zamanlar görmüştüm, orada fuhuş yaptırılıp o duvara işiyorlarmışmış;
organize olaylar ve organize 'bostan güzeli olayından sonra; neler olup biteceğini tasavvur edemediğim için yeniden yazmaya karar verdim; onlar da kestiremiyor sanırım, betleri benizleri bozuk olanlar var; eninde sonunda kendilerine de değecek, anlaşılıyor
davalık olayları ve açıklamalarını da romana koyacağım;
bir de madde bağımlısı kisvesi altındaki kişilere termal laser cihazlar kullandırılıyor; sürekli eve tuttukları için, kedilerde ben de olumsuz etkileniyoruz, onlarla ilgili de yazmam gerekiyor
sonra; o büyük geminin denizin üstünde gidişini, "sokaktan biriki kişi' .. açık    bırakıyor hehe ' diyerek geçti"
işte benim bilgisayarda nereye ne yazdığımı bile benle bilenler olduğu için, yeniden yazmaya karar verdim.
o büyük gemiyle ege de dolaştığımı, internet sorunumu nasıl çözdüğümü anlatmam gerekiyor;
kim demişti onu "sen ne anlatırsan anlat, herkes için anladıkları kadardır; yani izleyicinin, okuyucunun yanından bakıldığında, her biri kendine göre tanımlayacaktır
ama, yazı kalacaktır hep, yazanın temsilcisi olarak

Çarşamba, Mayıs 04, 2011

bir sawaşçının geçişine saygıyla

"herkes birbirinin teröristi"
demiştim
dünya tarihinde biraz yol alınca terör olarak betimlenebilecek çok fazla şeyle karşılaşılıyor
katliamlar, soykırımlar, baskı ve işkenceler
ama sanki herşeyde en çok acımasız olan içinde bulunduğumuz çağ gibi birşey
büyük kentler, ülkeler, hemen hemen dünyanın heryeri kapalı hapishaneye dönüşmüş durumda, herkes gözetleniyor; daha da kötüsü, hemen herkes denetim altında tutulmak için psikolojik ve fiziksel olarak baskı altında
zihinleri bedenleri durduran, denetim altına alan ilaçlar, kimyasallar kullanılıyor
bireyin kendi zihni ve bedeni üzerindeki denetimini yokedecek herşey deneniyor
neden, birilerinin iktidardaki egemenliklerini sürdürmeleri için
demokrasi özlemleri hiçe sayılıyor, hemen heryerde
ortadoğu üzerindeki gelişmelerle bakarsak,
saddamın yıkılmasına, öldürülmesine hiç üzülmedim, diğerlerine de, mısırda libya da, yıllarca halklarına demokrasiyi çok görerek diktatörce yönettiler. onlar için üzülmemi gerektirecek ne olabilirdi ki…
usame bin ladin, bir sawaşçıydı
acımasız kuralları olan bir dünyanın sawaşçısı
bir sanatçı, kadın, solcu olarak, farklılıklara, farklı inançlara, yogaya yönelimleri olan biri olarak karşı karşıya gelmemiz kaçınılmaz olan bir sawaşçı
ancak, yıllardır yaşadıklarımız, yaşatıldıklarımız düşünülecek olursa
inancımızı, şehadetimizi bozmak, esir etmek için yapılanlar; bilinenler mechul, imalar neye hizmet ediyor belirsiz
kimlerin ne kadar bildiği belirsiz
kimlerin hangi rollerde yürüdüğü belirsiz
ben kendime dair olan bitenlerin usame bin ladinin teröristliğinden çok daha ağır olduğunu düşünüyorum, ve biliyorum
faşist ideolojinin iktidar biçimlenmelerinin dünyadaki herşeye egemen olma tutkularından inançlarımızla, varoluşumuzla payımızı aldık
usame bin ladinin yaptıklarından daha acımasız değilmiydi olup bitenler
silah kaçakçılıklarına, fuhuşa, uyuşturucuya esir edilmeye çalışılan inançlarımız, harcanan hayatlar, adilikler, onursuzlaştırmalar
ve bunların mucidleri ve uygulayıcıları yasal insanlar olarak toplumda yaşıyorlar
usame bin ladin istese babasının zenginliğinin mirasçısı olarak, çok lüks yaşayabilirdi.
doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılabilecek bir şekilde müslümanlık için sawaşa /yola çıktı.
acımasız bir sawaş.
başka inançlara, insanlara, devletlere baktığımızda çok da yadırganmayacak bir acımasızlıkta.
”herkes birbirinin teröristi”
ben, dünyadaki varlığını herhangi bir ırk, din ya da devlet bağlılığı olmadan, bir hak yolcusu olrak sürdürmek isteyen birisi olarak,
allahın adının anıldığı heryerde ve toplulukta dualara katılabiliyorum. onlardan birisi olarak katılabiliyorum. bu inancımı yüreğimde hissediyorum. ruhani dünyamda hissediyorum.
ruhani alemdeki yapıların dünya şehadetini bozan, inançlara yakışmayacak şekideki iktidar biçimlenmeleriyle, devletlerle oluşan sistemlerin yokedilmesini doğru buluyorum. gerçek inanç sahipleri böyle kabullüdür. kutsal bir savaş. kimler bunu gerçek olarak sürdürüyor, çok karmaşık ve muğlak bu da. ama olması da gerekli. demokratik bir yapılanma çözüm için en önemlisi.
bütün inançların, varlıkların ve ruhaniyetlerin temsiliyetine inanan ve kabul eden birisi olarak, usame bin ladinin inançlarını kabul etmemem de olası değil. belki, başka insanların kabulü ve sawaşma biçimleri olarak tartışılabilir.
yaşadığını ya da öldüğünü muğlak bıraktılar.
bir sawaşçının kaçırılıp kahpece yöntemlerle dize getirilmeye çalışılması ruhaniyetimizin amerikaya olan nefretimiz olacaktır.
sawaşta ölmek de var, öldürülmekde. ben yaşatıldığımız her türlü aşağılık, onursuz, kahpece, şerefsizce olup bitenlere ve bunları yapanların yaptıranların saygı gördüğü bir dünyada; usame bin ladinin geçişine saygıyla bakıyorum. kim ne derse desin bu böyle.
bütün hak sawaşçılarına saygımla..
mukadder caglar